~
: Set Arkası
: Tuana Tütüncüoğlu
Instagram : Cennetedusendamla
Hayatım boyunca tek bir amacım vardı. Oyuncu olmak. Bu hayatı sevmem için tek neden olacaktı. Ama çok sonradan öğrendim ki hayatın benim için çok farklı planları vardı.
-
Elimdeki kanlar ile yere yığıldım.
"Bu, bizim hayattaki tek şansımız belki de. Sen ölürsen, bende seninle ölürüm. Yaşama sebebimi kaybedemem. Bana bunu yapamazsın."
Önümde, kanlar içinde yatan adam bana gülümsedi.
"Benim bitmekte olan hayatım sana can verecek. Ben öleceğim ve sen yapraklarının arasından tekrar doğacaksın. İşte bu yüzden, ölmeye herşeyden ve herkesten daha çok ihtiyacım var."
Gözlerimden süzülen yaşlar boynuma aktı. Ağzımı açmama rağmen tek bir kelime bile söyleyemedim.
"Belki başka bir evrende tekrar buluruz birbirimizi. Ama emin ol, doğru evren bu değil ve biz doğru olmayan bu evrende birlikte olamayız."
Hıçkırıklarımın arasından kanlı gömleğine gömdüm başımı.
Birkaç saniye olduğum gibi kaldım.
Ardından o klasik ses duyuldu.
"Tamam!"
Gülümseyerek kalktım. Önümdeki adama kırmızı boyayla kaplı elimi uzattım kalkmasına yardım etmek için.
"İyi işti Deniz."
Deniz bana muzip bir gülümsemeyle baktı.
"Aynen öyle, güzellik."
Yüzümdeki gülümsemeyi silmeden yanıma gelen kadının elindeki havluyu alıp ellerimi sildim.
Ardından bana doğru yürüyen yönetmene baktım.
Bu adamı sevmiyordum. Nedense bana yan gözle bakıyormuş gibi geliyordu ve bu düşüncem bile kan dondurucuydı.
"Bugün de her zamanki gibi harika bir iş çıkardın, Cemre. Diğer sahne yarın çekilecek. Gidebilirsin."
"Teşekkür ederim."
İğrendiğim bir adama en fazla ne diyebilirdim ki?
Tam kıyafetlerimi almaya gidecekken kolumdan tuttu ve ben tekrar durdurdu.
Endişeyle yutkundum.
"Bu arada, birkaç gün sonra oyuncu seçimleri başlayacak. Değerli bir üye olduğun ve dizinin başından beri bizimle olduğun için senin de seçmelere çıkacak insanların yanında olmanı istiyorum. Sana kalmış, ama bu şans eline bir kere geçer. Ne diyorsun?"
Heyecanla karşımdaki benim yaşıtlarımda olan adama baktım.
"Böyle bir teklifi geri çeviren kişi aptal olmalı herhalde, değil mi? Tabiki isterim, bilgileri bana daha sonra atarsanız çok sevinirim."
Son söylediklerimden sonra beni tekrar durdurmasına izin vermeden kaçarcasına giyinme odasına (kulis!!) yöneldim.
-
Bir süre sonra setten çıktım. Evim buraya gerçekten çok uzaktı. Otobüs durağına doğru yürümeye başladım.
Otobüse bindiğimde annem aramaya başladı.
Evet, 19 yaşımda olmam annem için bir şey ifade etmiyordu ve setten çıkar çıkmaz beni arıyordu.
Son zamanlarda kadın cinayetleri artmıştı ve annemin en korktuğu şey bir cinayete kurban gitme ihtimalimdi.
Aramayı açmadım. Yorgunluktan başım çatlıyordu ve bu kafayla yarım saat annemi dinlemek istemiyordum.
Ama hayır, annem pes etmedi.
Vapura binerken hala telefonum çalıyordu. İnsanlar bile bana bakıyordu artık. Annem beni mesaj yağmuruna tutmuştu sanki.
Sinirle telefonumu açtım. "Annem" kişisinden 47 mesaj ve 12 arama diyordu.
Korkarak annemi aradım.
İhi"Bir saattir sana ulaşmaya çalışıyorum, Cemre. Eylül'ü bile aradım, haberi yokmuş. Kızım neden açmıyorsun telefonunu, bir saatte yakın süredir sana ulaşmaya çalışıyorum. Şaka mısın kızım sen bana? Ya başına bir şey gelse, ben de baban da yaşayamayız. Abin bile köpürdü. Ne yapıyorsun sen bunca saattir?"
Derin bir nefes aldım. Uzun bir konuşma olacaktı.
-
Evimin kapısını çaldığımda kimse açmadı. Sinirle bir kere daha vurdum. En sonunda anahtarımı çıkarıp kendim açtım kapıyı.
Kimse yoktu.
Hızlıca evi dolaştım.
Korku, tüm bedenimi ele geçirmişti sanki. Annemle sadece yarım saat önce konuşmuştuk. Bu kadar kısa sürede nereye kaybolabilirlerdi ki?
Telaşla annemi aradım.
"Efendim kızım?"
"Nerdesiniz anne? Sen benimle dalga mı geçiyorsun? Yarım saat olmadı konuşalı ya, yarım saat! Neredesiniz siz?
Arkada fonda hafif bir gürültü vardı. Birkaç kişi konuşuyordu.
"Eylül'lere geldik kızım. Seni bu nedenle aramıştım, hatta mesajlarımın başına da yazdım. Okumadığın ne kadar belli oluyor.
"Anne Eylül'ler bize çok uzak! Ben eve geldim, geri mi döneyim? İnsan haber verir, şaka gibisin gerçekten."
"Gelme kızım! Gelme, saatlerce boş boş otur evde. Eylül de seni soruyordu. Derim ona da."
Evet, Eylül bebeklikten ailelerimizin tanıştığı tek gerçek arkadaşım.
İtiraz edemedim. Başım çatlayacak gibi ağrıyordu. Zaten Eylül'ün yakışıklı olduğu kadar gıcık olan abisini görmek dahi istemiyordum.
"Tamam söylersin Eylül'e. Kapatıyorum."
Cevap vermesine izin vermeden kapattım. Ardından kendimi yatağıma attım. Saatlerce uyumak istiyordum.
-
Birkaç hafta sonra...
-
Bugün seçmeler vardı. Güzel giyinmem gerekiyordu, güzel gözükmem gerekiyordu ama doğrusu hiç içimden gelmiyordu.
Eski sevgilimi unutamamıştım.
Depresyonum, bir ayı aşkın bir süredir devam ediyordu. Unutmaya çalışıyordum ama hayır, aklımdan çıkartamıyordum.
Yani, beş yıllık ilişkinizi ne kadar sürede unuturdunuz sizce? Yada sizi göz göre göre aldatan, bu durumu saklamayan, ağlayarak nedenini sorduğunuzda "Sıkılmıştım senden. Yeni birine ihtiyacım vardı." diyen eski sevgilinizi?
Ama hayır, sadece onun inadına mutlu olmam, güzel olmam gerekiyordu.
Beni bu kadar etkilediğini anlamaması gerekiyordu.
Sadece onun için güzel gözükmeliydim.
Dakikalarca dolabımın önünde durdum. Giyinmek için kıyafet seçtikten sonra makyaj masama oturdum.
Bir süre sonra evden çıktım. Otobüsten indikten sonra ajansa doğru yürümeye başladım.
Ben geldiğimde tüm hazırlıklar tamamlanmış, jürilerin yerlerine geçmesi bekleniyordu. Hızla bana ayrılmış koltuğa oturdum. Birkaç dakika sonra bütün jüriler yerine geçmişlerdi.
Heyecanla sırtım gerildi. Evet çoğu kişi için hiçbir şey anlam ifade etmeyen bir şeydi belki ama ben oyuncu olmanın her detayına hayrandım. İşimi olması gerektiği gibi yapmam gerekiyordu.
Ardından seçmeler başladı.
Benim herhangi bir görevim yoktu, sadece düşüncemi söyleyebilirdim.
Asıl erkek başrolü seçerken bana ihtiyaçları olacaktı.
Birkaç kişi geçti. Bazıları fena batırmış, bazıları da bizi mest etmişti. Sadece düşüncemi söylemeye hakkım vardı benim. Ama gerçekten bu masada oturmak bile iyi hissettiriyordu.
Oyuncu çıktıktan sonra birkaç dakika geçti. Daha sonra yönetmen bana döndü.
"Cemre, bu gelecek kişiye odaklanmalısın. Daha önce gelen hiçbir başrölü kendine yakın hissetmediğini söyledin. Bu gelecek kişi de başrol. Dikkatli izle, dinle. Çünkü gerçekten çok önemli sahneleriniz var, biliyorsun. Sana güveniyoruz."
Kafamı 'tamam' anlamında salladım.
İçime bir heyecan doğmuştu. Daha sonra kapı açıldı.
İçeriye giren kişi, en yakın arkadaşım Eylül'ün 'yakışıklı olduğu kadar gıcık olan' abisiydi.
Kaan Aksel Güner.
-
Selam. Yeni kurgumla karşınızdayım. Diğer kurgularım başka bir siteden yapıyordum. Ama bu sefer bu site üzerinden gerçekten çok inandığım ve güvendiğim bir konu ile geldim. Hem kurguma, hem de sizlere inanılmaz güveniyorum özetle.
Daha çok pilot bölüm gibi yazmak istemiştim. Daha en baş gibi. Ama kendimi tutamayıp ilerledim baya.
Instagram hesabım : Cennetedusendamla
Daha paylaşım yapmadım ama kurgum ilginizi çektiyse takip ederseniz çok sevinirim çünkü paylaşım yapmaya başlayacağım.
Buraya kadar bile okumanız benim için çok ablam ifade ediyor gerçekten.
Teşekkür ederim:)




