
"Şarkılar acıyı iyileştirmezdi, biliyordum. Sadece siz hıçkıra hıçkıra ağlarken, dünyadaki diğer sesleri bastırıp acınıza saygı duruşunda bulunurdu."
Sabahın köründe, kafenin kapısını açarken parmaklarım soğuktan titriyordu. İçerideki sandalyeleri masaların üzerine dizerken tek bir şey düşünüyordum: Muzaffer Beyin kirayı isteyen o buz gibi mesajı. Eğer bugün o parayı bulamazsam, Barlasla geçirdiğim son kışın anılarını barındıran o tavan arasından da atılacaktım.
Saat öğlene doğru yaklaşırken, kafenin patronu asık suratıyla mutfaktan çıktı. Derin bir nefes aldım, kulaklığımı boynuma sabitleyip adımlarımı ona doğru yönlendirdim. Kalbim göğüs kafesimi dövüyordu.
"Şefik Bey...Bir dakika bakabilir misiniz?" dedi sesim, benden bağımsız bir çaresizlikle kısılarak.
Şefik Bey elindeki adisyon koçanından başını bile kaldırmadan, "Ne var Neva? İşin gücün yok mu senin, baksana masalara" dedi ters bir sesle.
"Şey...Ev sahibi kirayı istiyor da. Acaba bu aylık maaşımdan biraz avans istemem mümkün mü? Çok sıkıştım."
Şefik Bey nihayet başını kaldırdı. Gözlerinde ne bir acıma duygusu vardı ne de anlayış. Beni tepeden tırnağa süzdü. "Avans mı?" dedi alaycı bir gülüşle. "Daha işe gireli kaç gün oldu ki avans istiyorsun? Burası hayır kurumu değil Neva. Beğenmiyorsan kapı orada, dışarıda bu işi yapmak için can atan onlarca insan var."
Yüzüme yiyen o tokat gibi sözlerle yutkundum. Gözlerimin dolduğunu hissettiğim an başımı öne eğdim. Beni bir kalemde silen anne ve babamın karşısında bile bu kadar küçülmemiştim. Ama hayat, insanı sığınacak bir yuvası kalmadığında en zayıf yerinden vuruyordu.
"Peki, kolay gelsin," diyebildim sadece.
Arkamı dönüp lavaboya koştum. Kapıyı arkamdan kilitleyip sırtımı soğuk fayansa dayadım. Gözyaşlarım benden izin almadan yanaklarımdan süzülürken hemen telefonuma sarıldım. Kulaklığı kulaklarıma tıktım ve listemdeki en yaralayıcı melodiyi açtım.
Şarkının her bir kelimesi içimdeki Neva'nın çığlığı gibiydi. Gözlerimi kapatıp başımı duvara yasladım. Kimsem yoktu. Ne gidecek bir ailem, ne omzuna yaslanıp ağlayabileceğim bir dostum, ne de beni o kaldırımdan kurtaracak Barlas'ım...Sadece şarkılar vardı. Beni yargılamayan, benden bir şey istemeyen, sadece acıma ortak olan o sesler.
Aynaya bakıp gözlerimi sildim. Yüzüme buz gibi su çarpıp o maskeyi yeniden taktım. Gitmek zorundaydım, o masalara bakmak zorundaydım. Çünkü o tavan arası, benim Barlasla yarım kalan hikayemin son sığınağıydı. Ve ben orayı kaybetmemek için her şeye katlanırdım.