Ertesi sabah Lina, diğer günlerden biraz farklı uyandı. Belki rüyasında gördüğü şeydi, belki gece boyunca defterine döktüğü duygular bir şeyleri temizlemişti. Ama içinde minicik bir kıvılcım vardı. O kıvılcım “bugün farklı olabilir” diyordu.
Ders programına göz attığında gözü bir derste takılı kaldı: Klinik iletişim dersi. Onun da orada olduğunu biliyordu. Her zaman sol arka sırada otururdu, kulaklıkları boynunda, defteri açık. Ve evet, Lina da genelde o sınıfın en ön sırasındaydı. Ama bu kez, tam ortaya oturdu. O'na daha yakın.
Ders başlamadan birkaç dakika önce sınıfa adım attı. Kalabalığın içinden geçerken omuzları hafifçe gerildi ama bu sefer geri adım atmadı. Yerine oturduğunda tam karşısındaki sırada oturan arkadaşı Gülce ona döndü.
“Yine uykusuz bir gece miydi?” diye sordu gülümseyerek.
Lina başını salladı, ama bu kez gülümsedi de. “Biraz... ama daha iyiyim.”
Ders boyunca öğretmen sınıfla bol bol iletişim çalışması yaptı. Grup çalışmaları, göz teması alıştırmaları… Lina normalde bu tür şeylerden kaçmak isterdi. Ama bugün, sanki evren onun önüne küçük küçük fırsatlar bırakıyordu.
Ve o fırsatlardan biri, dersin sonunda oldu.
Öğretmen bir çift seçti: “Lina ve Umut, siz birlikte yapın.”
Umut. O.
Bir an için zaman durdu. Kalbi hızlandı, ama bu kez kaçmadı. Göz göze geldiler. Umut hafifçe başını eğdi ve yumuşak bir sesle,
“Hazırsan başlayalım mı?” dedi.
Lina’nın içinden bir dalga gibi geçen tüm korkular, o cümlede anlamını kaybetti. İlk kez bir yabancı gibi değil, aynı dünyadan bir parça gibi hissetti.
“Hazırım,” dedi.
Ve gerçekten de öyleydi.
mut hafifçe başını sallayıp ona doğru döndü. Gözlerindeki ifade ne alaycıydı ne de aceleci. Tam aksine, dikkatli ve nazik bir merak taşıyordu.
“Harika,” dedi. “Sanırım iletişim pratiği yapacağız. Rol oyunu gibi…”
Lina başını salladı. “Evet. Bir hasta yakınıyla empati kurma üzerineydi, değil mi?”
Küçük tahta kartlara yazılı senaryolardan birini çektiler. Lina hasta yakını rolündeydi, Umut ise hemşire. Aralarındaki masa bir anda sahneye dönüşüverdi. O anın ciddiyetini, ikisi de hissediyordu.
Umut hafifçe öne eğildi, gözlerini Lina’nın gözlerinden ayırmadan konuşmaya başladı:
“Merhaba, ben hemşire Umut. Sizi biraz üzgün görüyorum. Yardımcı olabilir miyim?”
Lina, bir an tereddüt etti ama sonra içine çektiği havayla birlikte oynamaya değil, gerçekten hissetmeye başladı.
“Evet... kardeşim içeride, ameliyatta. Çok uzun sürdü. Kimse bir şey söylemiyor.”
Sesi doğal çıktı. Tıpkı bir hasta yakını gibi değil, bir kız gibi… korkan ama güçlü olmaya çalışan bir kız.
Umut dikkatle dinledi, başını anlayışla eğdi.
“Bu belirsizlik sizi çok yıpratıyor olmalı. Yanınızda olduğumuzu bilmenizi isterim. Arka planda tüm ekip elinden gelenin en iyisini yapıyor.”
Lina gözlerini kaçırmadan devam etti. Oynuyordu, evet. Ama bir yandan da Umut’un gözlerinde gerçek bir iletişim kurmanın heyecanı vardı.
“Keşke içeri girip görebilsem. Ne yapıyorlar, iyi mi… bilmiyorum.”
O anda, Umut’un sesi bir ton yumuşadı. Gerçek bir içtenlikle konuştu:
“Bu bekleme süresi gerçekten zor. Ama yalnız değilsiniz. Size bilgi vermek için buradayız. Belki biraz su alıp dönebilirsiniz, isterseniz birlikte geçelim bekleme alanına.”
O cümledeki "birlikte geçelim..." sözcükleri, Lina'nın göğsünde bir yerlere dokundu. Sadece rol yapmıyorlardı; Lina'nın hayatında ilk kez biri, onun “yanında olmayı” teklif ediyordu — ister gerçek, ister kurmaca.
Rol bitince sınıftaki diğer arkadaşları alkışladı. Öğretmen, “Harika bir etkileşimdi. Hem empati hem güven duygusu net hissedildi,” dedi.
Lina defterine yazamayacağı kadar doluydu. Ama o anda, yüzündeki hafif gülümsemeyi tutamadı.
Ve Umut hafifçe yana eğilip mırıldandı:
“Gerçekten iyiydin. Hissettirdin.”
Lina’nın yanaklarına sıcaklık yayıldı ama bu kez başını eğmedi. Göz göze geldi.
“Teşekkür ederim… sen de,” dedi.
Selaaam ilk iki bölümü birlikte attım çünkü gelen etkileime göre devamını atacağım umarım çokça seversiniz>
