İçeriğe geç

Sessizliğimdeki Çığlık

Bölüm 4 · 5 dk okuma

Sessizliğimdeki Çığlık

Bölüm 4

Bölüm 4

Bir hafta...

Aras'ın kliniğimden ayrıldığı o günden sonra zaman, üzerime çöken ağır bir sis perdesi gibiydi. Hastalarımla görüştüm, raporlar yazdım, rutinimden şaşmadım; ama zihnimde bir şey sürekli dönüp duruyordu. Onun sessizliği.

Normalde suskunluk, terapi odasında beni zorlamazdı. Sessizliği duymaya alışkındım, çoğu hasta kelimelerle değil gözleriyle konuşurdu zaten. Ama Aras farklıydı. O, sessizliğini bana bırakıyor, sonra da defterine birkaç keskin kelime yazıyordu. Her kelimesi, havada yankılanan bir tokat gibi. Fazla, gereksiz hiçbir sözcük yoktu. Yalnızca çıplak gerçeklik.

O gün, ilk seansın ardından defterine şunu yazmıştı:

"Söylemek istemediğim için değil, söyleyemediğim için sustum."

Bu cümle zihnimden hiç çıkmadı.

Geceleri uyumadan önce aklıma geliyordu. Metroda insanların yüzlerine bakarken aklıma geliyordu. Kahvemin içinde karışan süt bile bana o cümlenin ağırlığını hatırlatıyordu. Ve düşündüm: Belki de hepimizin içinde söylemek isteyip söyleyemediği kelimeler vardı. Onun sessizliği aslında herkese aitti.

Bir hafta boyunca işte böyle ağır bir yankıyla yaşadım.

Cumartesi sabahı, ikinci seans için hazırlık yaparken kalbimin hızlandığını fark ettim. Profesyonel bir mesafeyi korumam gerekiyordu ama beynim bana oyun oynuyordu.

Saat tam on birde kapı çaldı. Aras girdi. Yine siyah giysileri içinde, yüzünde o sert çizgiler... ama bu kez gözlerinin altı morarmıştı. Uykusuz görünüyordu.

Sandalyeye oturdu, defterini açtı. Kalemi eline aldı, ama hemen yazmadı. Önce bana uzun uzun baktı. O bakış öyle yoğundu ki, sanki sözlerden çok daha fazlasını anlatıyordu.

Ben gülümsemeye çalıştım.

"Hoş geldin Aras. Nasıldı geçen haftan?"

Bir an kalemi oynattı. Sonra defteri bana çevirdi:

"Zordu. Sesim olmayınca dünya daha gürültülü geliyor."

O an boğazıma bir şey düğümlendi. Çünkü haklıydı. Konuşamayan biri için dünyanın sesi çok daha fazla çınlıyordu. İnsanların kelimeleri, televizyon, sokak, her şey üstüne üstüne geliyordu.

Ben: "Bunu hissetmen çok doğal. Belki de sessizliğin, aslında seni dinlemeyen bir dünyayı daha çıplak görmeni sağlıyordur."

Aras kaşlarını çattı, sertçe kalemi oynattı.

"Kimse gerçekten dinlemiyor. Sadece cevap vermek için bekliyorlar."

Defteri önüme koyduğunda kalbim sıkıştı. Çünkü bu cümle çok tanıdıktı. Onu ilk gördüğümden beri hissettiğim şey buydu: Dinlenmemiş bir hayat.

"Ben dinliyorum," dedim fısıldar gibi.

O an başını kaldırdı. Gözleri, öfkeyle yumuşaklık arasında gidip geldi. Sonra deftere eğildi:

"Sen dinliyorsun, ama bazen bu daha da korkutucu."

Şaşırdım. "Neden?" diye sordum.

Kalemi duraksadı, sonra yazdı:

"Çünkü ne kadar çok anlatırsam, o kadar çok açığa çıkıyorum. Ve açılmak hep kaybetmekle bitti."

O cümleyi görünce içim ürperdi. Hastalarım arasında defalarca benzerini duymuştum ama Aras'ın kelimeleri bambaşka bir yankı taşıyordu. Belki de konuşamadığı için, yazdığı her kelime daha keskin, daha doluydu.

Sessizlik.

Odanın duvarları, kalbimizin attığı ritmi duyuyordu sanki.

Ben, sesimi alçaltarak: "Burada kaybetmeyeceksin," dedim.

Bir süre bana baktı. Gözlerinde küçücük bir kırılma oldu. Sonra defteri kapattı, sanki daha fazlasını yazmak istemiyordu. Ama bakışları hâlâ konuşuyordu. Asi, inatçı ve tüm bunların yanında kırılgan gözleri.

Ben bir psikiyatristim. Teşhis ve ilaç odaklı çalışıyorum. Ancak hastalarıma psikoterapi de veriyorum. Onları dinlemek ve iç dünyalarını kavramak odak noktam.

Seans bittiğinde ayağa kalktı. Çıkmadan önce defterini bana göstermeden kısa bir şey yazdı. Sonra döndü, bana baktı ve defteri önüme bıraktı.

"Gelecek hafta da geleceğim. Çünkü ilk defa biri benim sessizliğimden korkmadı."

Hafif bir tebessümle reçetesini yazıp verdim.

Ve çıktı.

Kapı kapandıktan sonra bir süre yerimden kalkamadım. Gözlerimi deftere diktim, ellerim titriyordu. Yıllardır onlarca, yüzlerce hastam oldu. Ama ilk defa birinin suskunluğu bana bu kadar yüksek bir çığlık gibi gelmişti.

Kapı kapandı. Odanın sessizliği bir süre daha Aras'ın varlığını taşıdı. Koltuğunun kokusu, defterinin üzerinde kalan taze mürekkep izi... Ben masamda öylece oturdum.

Defteri kapatmadan önce son yazdığı cümleye bir kez daha baktım:

"Gelecek hafta da geleceğim. Çünkü ilk defa biri benim sessizliğimden korkmadı."

Bu cümle, zihnimin en derin yerine kazındı.

İçimden bir ses, bunun yalnızca bir hasta notu olmadığını fısıldıyordu. Bu, hayatta kalmaya çalışan bir ruhun bana uzattığı ipin ucuydu.

O gece eve döndüğümde saat çoktan on biri geçmişti. Anahtarımı kapıya sokarken, koridorun loş ışığı beni rahatsız etti. Evim her zamanki gibi düzenliydi, kitaplar raflarda sıralı, masa üzerinde notlar... ama sanki her şey biraz yabancıydı. Aras'ın sessizliği zihnime o kadar işlemişti ki, kendi evimde bile sesleri farklı duymaya başlamıştım.

Kaynayan su fokurtusu, pencereden giren rüzgârın uğultusu, buzdolabının içten gelen uğuldaması... Sanki her şey daha gürültülüydü.

Çayımı demledim, koltuğa oturdum. Not defterimi açtım ama bir şey yazamadım. Çünkü kendi kelimelerim bana yapay görünüyordu. Aras birkaç cümleyle içimi paramparça ederken, benim satırlarca yazdıklarım neden bu kadar boş geliyordu?

Belki de gerçekten haklıydı. Belki çoğu insan sadece cevap vermek için dinliyordu. Belki ben bile...

Gözlerim kapanmaya başladığında saat sabaha karşı üçtü. Uykuya direndim. Çünkü her kapattığımda gözlerimin önüne Aras'ın bakışları geliyordu: Öfkeli, ama o öfkenin ardında görünmez bir çırpınış.

Ve ilk defa kendime sordum:

"Benim de sesim kaybolsaydı, kim beni gerçekten duyardı?"

Hafta boyunca diğer hastalarımı dinledim. Travmalar, korkular, kayıplar... Ama her biri bana Aras'ın defterinden taşan sessizliği hatırlatıyordu. Konuşan herkes aslında kendi sustuklarını gizliyordu.

Bir hasta intihar düşüncelerinden bahsetti. O an aklıma Aras'ın "Açılmak hep kaybetmekle bitti" sözü geldi.

Bir başka hasta, annesinin gölgesinde büyümekten şikâyet etti. Bu kez de Aras'ın yüzünde gördüğüm kırık çocukluk yankılandı zihnimde.

Aras yalnızca bir hasta değildi artık. Aras, bütün hastalarımın ve belki de benim içimde sakladığım bütün çığlıkların yankısıydı.

İkinci seansın ertesi günü gece yarısı bir rüya gördüm.

Bir kapının önünde bekliyordum. Kapı kilitliydi. Anahtar cebimdeydi ama elimi cebime götüremiyordum. Arkadan bir ses geldi: derin, kalın bir nefes sesi. Döndüm. Kimse yoktu. Ama gölgeler hareket ediyordu.

Uyandığımda kalbim çılgınca atıyordu. Ter içinde kalmıştım. İlk düşündüğüm şey Aras'tı. Onun kelimesiz cümleleri artık rüyalarıma bile sızıyordu.

Bir hafta sonra üçüncü seans için takvimime baktığımda içimde tuhaf bir heyecan vardı. Ama aynı zamanda korku. Çünkü artık şunu biliyordum: Ben yalnızca bir psikiyatrist değildim. Ben de onun sessizliğine esir olmuştum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.