"Sevgili öğretmenlerimiz, iyi dersler. Ders başladı." Bu zili duyunca irkildim. Kendimi toparlayıp dizinin devamını düşünmeye başladım. Çok kalmadan hoca da geldi. Seher sessizce bana dönüp endişeli bir ses ile;
"Bugün beden eğitimi dersimiz var eşofmanlarımı eve götürmüştüm, unuttum hoca kesin puan kıracak." Dedi.
"Yok kanka bir şey olmaz" deyip umursamaz bir tavırla tahtadakileri defterime yazmaya devam ettim.
Birkaç ders sonrası beden eğitimi dersi için spor salonuna gittik. Herkes telaşlıydı. Tabii ya bugün beden eğitimi sınavı var. Herkes çoktan eşofmanını giymiş içeride ısınıyordu.
Hemen eşofmanlarımı giyip içeri girmeliydim. Erkek soyunma odasına hızlıca yürümeye başladım. Dolabın bulunduğu yere gidip eşofmanlarımı giymeye başladım.
Yan taraftan gelen, dolap kapağının çarpma sesiyle irkildim. Üstümü giymeden ne olduğuna bakmak için kabinden çıkınca resmen dilim tutuldu. Kısmi bir felç geçirdim ve asla hareket edemiyorum. Ömer buradaydı ve hararet ile bir şeyler aramaya başlıyordu. Üstüm giyinik değil ve acayip utanıyorum. Beni fark edince dönüp baktı ve gülümsedi. "Biraz daha üstünü giymezsen, soğuktan donarsın." Dedi. Allah'ım ilk defa tek başımızayız ilk defa konuşuyoruz.
Hemen içeri girip üstümü giydim. Yanına gitmeden ne aradığını sordum. Saç bandajını kaybettiğini ve bugün olacak sınavda hocanın yardımcısı olacağını söyledi. Kıkırdayarak " evet gerçekten benim de böyle dağınık saçlarım olsa, bandaj ile tutturdum." Dedim. Ne alaka Efe? Aptal mısın? Komik mi yani? Ben iç sesimle cebelleşirken o bandajını bulmuştu. "Heh buradaymış. Ohh be buldum." Dedi. Ayakkabı bağcıklarını bağlarken onu hayranlıkla izliyordum.
Ayağı kalkıp bandajı elime sıkıştırdı ve saçlarını işaret ederek "kanka, saçıma takar mısın bunu? Ben takınca saçlarım yanlardan çıkıyor." Allah'ım sana geliyorum. Ya kalbim 180 atıyor şu an. Bir şey değil çocuk duyacak. Titreyen ellerimle siyah lastik bandajı alıp kulaklarının arkasından geçecek şekilde saçlarını geriye atarak taktım. Allah'ım elim ayağım titriyor. Az önce ona dokundum. Hem de saçlarına...
Ben titremeye devam ederken omzuma vurup "sağ ol kankam, hadi çıkalım. Sınav başlayacak şimdi." Dedi. Hızlıca odadan çıkıp salona yöneldik. Resmen yankılanan seste kıyamet kopuyordu.
Bu büyük gürültü hocanın düdüğü çalması ve sıraya girmemizle sessizliğe büründü. Herkes sırayla önce ayak sonra el becerisine göre top kontrol sınavından geçiyordu.
Karşı tarafta Ömer topu karşılıyordu. Herkes gibi sıra bana da geldi. Ömer iki elini bel kemiğine dayandırmış, bana bakıp gülüyordu. Sıranın bana geldiğini ve benim neredeyse 5 dakikadır başlamadığımı gören diğer sınıf üyeleri de aynı şekilde. Hızlıca toparlanıp başladım. Karşımda Ömer var iken çok zor olacaktı ama hızlıca topu sektirip koşmaya başladık.1 tam tur atana kadar aramızda paslaşarak koşmaya başladık. Ayak topum iyi olmasa da el becerim oldukça yüksekti. İki sınav olduk ve 50'şer puan üzerinden toplam 90 puan aldım.
Tam sözlü puanımızı ise yapacağımız 3 adet basket etkiliyordu. Toplam 4 denemede 2 adet basket atabildim. Son basketimi atmak üzere potaya yükseldiğimde İstanbul'da ortaokul arkadaşımın bana hediye ettiği ve o zamandan beri çok nadir çıkarttığım bilekliğim koptu. Mat siyah rengindeki boncukları her yere dağılmaya başladı. O kadar üzülmüştüm ki.
Benim için çok değerli bu yılların hediyesine sahip çıkamadığım için kendimi paralayacaktım az daha...
... Hemen hızlıca toplamaya başlasam da çoğu kaybolmuştu. Hoca da bilekliğimi görünce yaklaşık 20 puanımı kıracağını söyledi. Çok üzülmüştüm. Toplamayı bırakıp izin istedim ve sınıfa çıktım. Gerçekten çok üzülmüştüm. Ve başım inanılmaz ağrıyordu.
Biraz dinleneyim derken uyumuşum.
Az sonra beden dersi bitti herkes sınıfa gelmeye başladı. Ben kafamı masaya koyup uyumaya devam ettim. En son Seher elini omzuma koyup sıvazladı. Ben de tepkisiz uyumaya devam ettim. Derken " Efe kalksana sana bir şey vereceğim." Diye bir ses duydum. Bu Ömer idi. Hemen irkildim. Meğer omzumu sıvazlayan Ömer imiş. Hemen doğrulup yana kaydım ama oturmayacaktı. Cebinden az önce kopardığım bilekliği beyaz bir ipe geçirmiş şekilde bana verdi. " Kanka çoğunu bulamadım, bunları evde sen tekrar sağlam bir lastiğe geçirirsin" dedi. "Ne kadar ince düşünceli bir insansın sen" diyemezdim.
" Çok teşekkür ederim, bu benim için çok değerliydi." Evet, bu cümleyi söylemek daha mantıklı oldu. Sırıtıp masasına yöneldi. Onun benim için toplanıp yaptığı bilekliğime baktım. Uzun süre inceledikten sonra cebime koydum. Son bir ders daha çekecek halde değildim. Başım çok fena ağrıyordu. Eve gitmek istiyordum. Ama servisin gelmediğini düşünerek bu derste de uyumayı düşünüyordum. Dersimiz rehberlik ve tek olan şey sınıf hakkında boş boş konuşmak. Zaten normalde de olsa uyurdum. Hoca geldi ve diğer hocaların şikâyeti üzerine yerlerimizi değiştireceğini söyledi. Hayır, olamaz ama ben Seher'den başka biriyle anlaşamazdım.
Hoca derste çok konuşanları tahtaya çıkardı karışık şekilde dizeceğini belirtti.
Veysel sınıfın en çok konuşanı olduğu için onu çok ilgilendirmeyen birinin yanına bırakmak mantıklı olsa da yerimden olmak istemiyordum. Veysel, Seher'in yanına geçince ayakta kalmış oluyordum. Hocanın "Efe sen Özcan'ın yerine geç" demesiyle çantamı toparladım. İçimden kendimle savaşıyordum. "Özcan kim ya nerede oturuyor bu salak? Bıktım artık bu saçmalıklardan. Benim yerim mükemmeldi. En yakın arkadaşımdan ayrılıyorum. Nasıl konsantre olacağım derse?'' Resmen kendi içimde savaş vardı.
Arkamı tam döndüğümde ve Özcan'ın oturduğu yere baktığımda ise savaş birden sona erdi. Tam Ömer'in arkasında. Evet, tam arkasında oturuyordu bu Özcan. Sevinçten ne yapacağımı bilmiyordum.
Çok mutluydum. Ve artık manzaram belliydi. Sınıfımı ve sıramı daha çok sevmeye başladım.

