Diğerlerinin gelmesine daha 1 saat var diye düşünürken hızlıca internet sayfasını tekrar açtım. Aynı şekilde testlerin olduğu sayfaya geldim. Kafamı bilgisayarımın klavyesine koyup 3 saniye düşündüm.
Kafamı kaldırıp testi başlatmam bir oldu. İlk soru öpüşen birkaç birey verip rahatsız olup olmadığımı soruyor. Gerçekten rahatsız edici bir şey olmaması beni epey ürkütmüştü. İki erkeğin ya da kadının öpüşmesi gerçek hayatta görmediğim bir şey idi. Fakat buna rağmen bana tuhaf gelmedi. Soruları tek tek ilerledim. Orta kısımlardaki bir soruda bana en sevdiğim ayakkabı markasını sorunca bunun bir test adıyla yayınlanan anket olduğunu anladım. Sinirle bilgisayarın kapağını kapatıp içeride yemeğe seslenen annemin yanına gitmek için odamdan çıktım.
Yemek boyunca herkes gününü anlatırken benim içimde büyük bir sıkıntı vardı. Elimle desteklediğim kafamı kaldırıp babama baktığımda bana neyin var gibi soracağını anladım. Ve ben bu olaydan nefret ederim. Hemen on dakikadır oynadığım yemeği yemeye başladım. Bir yandan da ablamın down sendromlu öğrencisinin ona yaptığı evlenme teklifi hikâyesini dinliyordum. Babam beni unutup ablama döndü ve küçük bir kahkaha atarak '' Artık kabul etmen gerekiyor sanırım, istemeye de gelirse vereceğim valla süründürdün çocuğu'' Herkes kahkahalarla yemeği sonlandırırken, annemin yaptığı kurabiyelerden birkaç tane alıp odama gittim.
Az sonra annem bir bardak çay ile gelip balıklarıma verdiği isimleriyle konuşmaya başladı.
'' Bak bak Haydar ne kadar da yaramazlaştı böyle, iyi şımarttık bunları... Bak bak bak! Suphi'yi dövüyor bir de.'' Annem bu dünyanın en merhametli annesiydi sanırım. Hayranlıkla çiçeğe böceğe verdiği isimleri ve onlarla olan konuşmaları dinliyordum. Annem ile çoğu konuda baya iyi anlaşırız. Ama bilgisayarımdan dantel örneklerine bakmasından hiç hoşlanmazdım. Sürekli yanlışlıkla bilgisayarımın arka planı yapıyor ve ben buna çok kızsam da aşırı eğleniyorduk. Artık ona telefondan bakması gerektiğini söylesem de daha büyük olduğu için bilgisayardan bakmak istiyor.
Az sonra balıklara yem verip saçlarımı koklayarak öptü. Sonra kapıyı kapattı içeri girdi. Bu kadına bayılıyordum. Her şeyi ile mükemmel bir insan. Bu konuda hepimiz çok şanslıydık.
Biraz hava almak için camı açtım ve yıldızlara bakmaya başladım. İki gün önce yağmış kar yerde adeta buz olmuştu. Çok temiz bir hava gelmesiyle birlikte aşırı bir soğuk da geliyordu. Üşümüştüm. Hemen camı kapatıp sıcacık olan yorganımın altına girdim. Telefonumu masadan kaldırıp İnstagram'da dolaşmaya başladım. Ve tabi elim arama çubuğuna, oradan da Ömer yazmaya gitti. Ben değil elim. Profiller arasında dolaşırken tanıdık bir yüz buldum. Bu o idi.
Yine kocaman gülüşü, çatık kaşları ve dağınık saçlarıyla dikkat çekiyordu. Hesabı gizliydi ve sınıftan birkaç kişinin takip ettiğini gördüm. Elbette istek atmak istedim ama atamadım. Korktum. Ona bakmaktan korktum. Fotoğraflarda direkt bana bakacak diye biliyordum. Profilini kapatıp telefonumun ana sayfasına geldim. Annemin WhatsApp aile grubumuza attığı kandil mesajını okudum. Mesajda '' Korkma, Çünkü Allah korkanların değil ayakta duranlarla olacaktır.'' Bu sadece mesajın başıydı ve hoşuma gitmesi bir yana bana güç vermişti.
Sınava bir-kaç hafta kalmış ama benim hiç çalışasım yoktu. Youtube'dan otomatik oynatma ile şarkıları dinliyordum. Sonra tesadüfen bir şarkı açıldı. Baya şaşırmıştım. Asında şarkıya değil, şarkının arka planında oynayan filmin fragmanına. Troye Sivan- Bite (İsak and Even). Bu şarkıyı birkaç kez baştan oynatıp film sandığım dizi hakkında yorumlardan bir sürü bilgi topladım. Diziyi buldum. Dizi adı: SKAM. Bu diziyle LGBT'yi ve hayatımda atacağım en büyük adımlardan olan kendimi kabullenmeyi öğrenecektim. Dizi 3 sezondan oluşuyor ve ikinci sezon tamamen İsak ile Even arasında geçen ilişkiyi anlatıyor.
Babamın ani baskınlarına karşı kapımı kilitledim. Diziyi açtım ve izlemeye başladım. İki yakışıklı gencin oynadığı dizi bana aşırı bir özgüven ve heyecan katıyordu.
Dizinin 3. Bölümünü bitirmeme ve çok uykum olmasına rağmen bana verdiği heyecan ile yerimde duramıyor, dizinin kalan bölümlerini diğer günlere bırakmak istemiyordum.
Ama yarın okulun olması son derece büyük bir neden olmalıydı. Bilgisayarımı kapatıp, yatağıma geçtim. Gözlerimi kapattığımda artık bu sadece Efe olmadığımı anladım.
Ben farklıydım. Ne kadar geç anlasam bile, ben farklıydım. Küçükken rüyama giren One direction şarkıcılarından Harry Styles'dan ya da aylar önce bize gelen kuzenime bakarken ona karşı olan heyecanımdan anlamalıydım. Ben farklıydım ve kendim olup değişmeyecektim. Ben hep bendim. Bu güzel düşüncelerimi ve Ömer'i düşüne düşüne uykuya dalmıştım bile.
Sabah olunca servise hoplaya zıplaya gidiyordum. Herkes bana tuhaf bir şekilde baksa bile, istifimi hiç bozmuyordum. Çünkü ben çok mutluydum. İçimdeki insanı bulmuştum...
Müdürün bağırmasından hep çok rahatsız olurdum. Sırada beklemekten, kıyafet kontrolünden geçmekten nefret ederdim. Ama bugün umurumda değildi, çok mutluydum.
Hızlıca yukarıya sınıfıma gittim. Buse ve Seher çoktan oturmuş konuşuyorlar. Sınıfa girer girmez yanlarına oturdum. Seher'in heyecanlı bir şekilde anlattığı dedikoduyu dinlemeye başladım. 10. Sınıftan Cihan ve Gamze ayrılmışlar. Peki bu benim ne kadar umurumdaydı.
O anlatırken sınıfta heyecanla birini bekliyordum. Yokluğunu hiç bu kadar hissetmemiştim. Elimi çenemle destekleyip bir yandan kapıya bakıyorum, bir yandan ise Seher'in dedikodularını dinliyordum. Allah'ım bu kız hiç mi susmaz. Her zaman konuşan birini benim bu kadar sevmem de muammaydı. Ben bunları düşünürken sınıfın kapısı açıldı. Kalbim durduk yere hızlanıyordu.
Açılan kapıdan içeri giren kişinin yüzüne baktım. Bu oydu.
Dağınık saçları, ten rengi, gülümseyişi, dişleri, çenesinde belirmiş küçük tüyler... Harikaydı. Hayranlıkla dalıyordum kahverengi gözlerine. Ama o gözler bana bir türlü bakmıyordu. Kendimi tuhaf hissediyordum. Kendimi kabullenişim birine hayran olmam ile başlamıştı. Bu dünyanın en güzel şeylerinden olabilirdi.
