Sabah çok erken kalkmak zorunda kalkmamak harika bir şeydi. Kalkıp kahvaltı yaptıktan sonra servisim beni almaya geldi. Bu sefer yalnız değildim. Aynı okula giden bir-kaç öğrenci vardı. Kimseyi tanımadığımdan sessiz bir şekilde camdan dışarıyı izliyordum. Çok kalmadan okula vardık. Benim için yeni Çoğu insan için çoktan başlamış yeni bir eğitim hayatı başlıyordu. Okula girer girmez müdür yardımcısının odasına gidip sınıfımı sordum.
9/F. Bu sınıfta tam bir seneye yakın zaman geçirecektim. Hemen hızlıca yukarı çıkıp derse çoktan başlayan sınıfımın kapısını çaldım. Hocanın tahtaya yazdıklarına bakılırsa, ders İngilizce idi. Harika. Yeni okulumdaki ilk günüm en sevdiğim ders ile başlamıştı. Hemen hızlıca kendimi tanıtıp yanı boş olan esmer ve tesettürlü kızın yanına oturdum.
Üzerimde birkaç gözün beni izlediği hissedince utandım. Hoca dikkatleri üzerine toplayıp derse devam etti. Teneffüs olunca yan tarafımdaki kız kendini tanıtmaya başladı.'' Merhaba ben Seher'' dedi. Tokalaşmak için kaldırdığı eli sıkıp, ''Memnun oldum ben de Efe '' karşılığını verdim. Gülümseyip elini çektikten sonra biraz sohbet ettik. Öğle arası geldiğinde beraber bir şeyler yemek için kantine indik.
Tatlı samimi bir insana benziyordu. Böylece sınıftaki diğer insanlardan bir adım öne geçti.
Ben geleli birkaç gün olmadan sınıf listesine yeni biri eklendi. Sanırım okulu değiştiren sadece ben değildim. Sınıf listesini bırakan nöbetçi öğrenci gittikten 2 dakika sonra kapı tekrar tıklandı ve içeriye orta boylu bir kız girdi. ''Merhaba arkadaşlar. Buraya merkeze yakın başka bir liseden geldim. Adım Buse.'' dedikten sonra tek koluyla taktığı çantasını eline alıp bana döndü; '' Merhaba, arka sıramda birileri oturuyor mu?'' Bana cevap vermeye bırakmadan Seher lafa atladı ve , '' AA yok orası boş oturabilirsin'' dedi.
Buse hızlıca oturup masaya kitapları koymuştu bile. Çok zaman geçmeden onunla da dost olduk. Seher ile aşırı samimi olup okulda en hızlı kaynaşan ikili olmuşlardı bile.
''Konular çok hızlı anlatılıyor, gerçekten anlamakta zorluk çekiyorum artık''...
...Bu haklı isyanın sesi yaklaşık 2 aydır sınıf başkanlığı yapan Duygu'dan yayılıyordu. Ders Biyoloji ve Biyoloji hocamız 15 dakikadır derse girmemişti. Sınavlara sadece 1 ay kalmış ve olabildiğince fazla konulardan sorumlu tutuluyorduk.
Biz öğrenci milleti olarak ders çalışmayı pek sevmiyoruz. Dersin boş geçeceğini anlayan Seher az önce kantinden aldığı elmalı sodayı masasının altından çıkarıp şişede kalan kısmını fondip yapıp arka masaya geldi. Evet, şimdi hayatımda duyduğum en amaçsız oyunu oynayacaktık.
Doğruluk mu? Cesaret mi?
Şişeyi masaya koyup hızlıca kurallardan bahsetti. ''Sınıfta ya da okulda yapılmayacak şeyleri söylemek yasak. Yalan söylemek yok.''
Gerçekten çok sıkılmıştım. Ben de hemen oynamayı kabul edince şişe sırayla dönmeye başladı. Saçma sorular, saçma görevler verilse de eğleniyordum. Ondan buna dönerken Buse'nin Seher'e sorduğu bir soru ve Seher'in vereceği cevabın hayatımın bu kadar değiştireceğini hiç düşünmemiştim.
''Sınıfta en çekici ve yakışıklı bulduğun erkek kim ?'' Sorusuna Seher çok düşünmeden ''Ömer'' cevabını verdi. Kaşlarımı çatıp sınıftaki gürültüden Ömer'i bulmaya çalışıyordum. Bunca ay beraber aynı sınıfta okuduğum çocuğu ilk defa fark ediyordum. Yani tabi ki daha önce de görmüştüm ama Seher böyle dedikten sonra bambaşka biri olarak gördüm.
Aslında insanlara hangi gözle bakarsanız, o gözle görürsünüz. Seher bunu söyledikten sonra tüm sınıf tıpkı filmlerde olan slowmotion sahnelerindeki gibi yavaşladı. Sesler boğuk gelmeye başladı. Sadece Ömer'i ve etrafına saçtığı o güzel gülüşünü görüyordum.
''Efeeeeeeee !!!! Nereye daldın heyyyyyy'' Seher'in beni dürtmesi ve silkmesiyle kendime geldim. Ama hala tuhaf hissediyordum. Hızlı adımlarla tuvalete koşmaya başladım. Sınıftan çıktığımda en son sınıf başkanının arkamdan ''Heyy nereye gidiyorsun?'' diye bağırdığını duyuyordum.
Herkes derste olduğu için tuvalette teneffüs kargaşası yoktu. En azından kendime gelebilirdim. Kapıyı kapatıp hala sırrı çözülmeyen tekme izli aynaya baktım. Kızarmıştım... Esmer tenim resmen kızarmıştı. Bana ne oluyordu böyle. Gerçekten bir erkekten mi hoşlanıyordum. Hayır ya. Bu sadece bir beğeni ne alakası var değil mi?
Kendimi iki yıldır böyle kandırıyordum. Benim bir kız ile en uzun ilişkim 1 haftaydı. Ben onları sevemiyordum. Kırmaktan korkup hep arkadaş kalmaya çalışır, hep kanka gözüyle bakardım. Bu yüzden arkadaşlarımın çoğunluğu kız olurdu.
Elimi yıkarken sınıftan Veysel bana bakmak üzere adımla seslendi. Kapıyı tıklayıp açtı. ''iyi misin kanka? N'oldu birden miden falan mı bulandı?'' Soru yağmuruna ''Tamam kanka, iyiyim.'' Cümlesiyle bir son verdim. Endişeli bir sesle ''Sınıfa dönmemiz gerek hoca geldi.'' dedi. Sınıfa dönüp masama oturdum. Biraz sakinleşmem ve cam tarafında bulunan sıralarda oturan Ömer'e asla bakmamam gerekiyordu.
Dersleri hızla işleyip evime gitmek istiyordum. Son dersin çıkış zili çalınca hızlıca çantamı toparlayıp servise yürüdüm. Eve gelir gelmez odama girip bilgisayarımı açtım. Sanırım hazırdım. İnternette hızlıca eşcinsellik testlerine bakıyordum. En sonunda bir tane buldum. Başlatmalı mıydım? Korkuyordum... Belki kendim olmaktan belki de kendim olmanın bana vereceği zararlardan.
Yapamıyordum. Yaklaşık yarım saattir farenin ok işaretini '' teste başla '' butonunun üzerinde gezdiriyordum. Baya terlemiştim. En iyisi duş almak ve bir kahve ile başlamak olacaktı. Hızlıca internet sayfasını kapatıp havlumu aldım ve ağır adımlarla banyonun yolunu tuttum. Duş aldıktan sonra mutfakta kurabiye yapan annemi öptüm ve ders çalışmam gerektiğini söyledim. Tamam dercesine kafasını salladı. Kahveme biraz süt koyup odama girdim.
