İçeriğe geç

Sessizce Sevdiğim Çocuk

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Sessizce Sevdiğim Çocuk

Bölüm 2

Her şeyin başladığı yer

5 yıl önce...

17 Eylül Pazartesi

Saat: 06:20...

...Durmadan çalan alarmımı 4. kez erteliyordum. Bu alarmı gece ayarladığımda, olduğundan daha az sinir bozucu görünüyordu. Telefonu duvara fırlatmam içinbüyük bir sebep gibi görünüyordu.

''Bak yine çalıyor. Şimdi erteledim amına koyayım ya.'' Söylene söylene tekrar erteledim. Derken annem geldi. Sinirliydi. Bir-kaç kez çağırmıştı kahvaltıya, ama duymamıştım. Odaya gelip bağırınca kalkmak zorunda kaldım.

Çünkü terlik yemek istemiyordum. Sıkıla sıkıla kalktım. Yazın ablamla vermiş olduğumuz tercih kağıdına baktım.

İçimden, ''hay a*ına koyayım ben bu işin ya, güzel liseye gideyim derken şehrin en uzak lisesine denk geldik.''

Gerçekten de öyle olmuştu. Lise bölgemdeki en yüksek puana sahipti ama bize 25 km uzaklıktaydı. Dün ücretini ödeyince içimin yandığı formalarımı giyiyordum. Bir forma neden bu kadar pahalı olabilir?...

...Altından imal ediliyor olmalıydı. ''Yazık o parayla neler yapardım.'' Bu cümleyi uyandığımdan beri tekrar ediyordum.

Çantamı hızlıca odamdan çıkarıp koridora bıraktım. Hemen aynanın karşısına geçip dalgalı siyah saçlarımı düzeltmeye çalıştım. Evde annem ve ben dışında herkes uyuyordu. Bu yüzden hiç fön makinasını açma cüretinde bulunmadım.

Hızlıca saçımı düzletip dişlerimi fırçaladım. Annemin elinde az sonra bana zorla içirteceği ballı süte bakıp suratımı ekşittim. Annem bana bakıp,'' bunu içeceksin, kaçış yok'' deyince kaçış olmadığını cidden anlamıştım.

Saat hızlıca ilerliyordu. Bir şeyler atıştırıp biraz instagrama bakındım. Kayda değer bir şey bulamayınca sofrayı toplayan anneme bakıp telefonu tuş kilidinden kapattım. Yardım ederken babamın dün akşam ayarladığı servis beni almaya geldiğini, sabahın köründe bas bas korna çalarak dile getiriyordu.

Elimdeki zeytin tabağını hızlıca dolaba koyup, anneme kocaman bir öpücük verdim. Hızlıca ayakkabımı giyip çantamı alıp çıktım.

Kulağımda 7. sınıftan beri hayranı olduğum Adele'in, sıkılmadan dinlediğim ''Send my love'' şarkısı çalıyordu. Şarkı eşliğinde camdan dışarıyı izleyip hayal kuruyordum.

Uzmanlar rüyaların çok uzun sürmediğini, aslında normal hayatta ortalama 7 saniye olarak sürdüğünü söyleseler de, hayallerin öyle olduğunu düşünmüyorum.

Çünkü ben hayal kurunca zaman hemen geçiyor. Öyle ki yaklaşık 1 saat süren yolumuz 15 dakika gibi gelmişti. Beni bırakan Suphi Amca'ya teşekkür edip hızla servisten indim.

Okula doğru yürüyen öğrencilerle yürümeye başladım. Her okulda olduğu gibi; Sıra düzeni, kuralları okuyan bir müdür, sabah okula zorla getirilmiş gibi duran öğretmenler ve tabi yine her okulda olduğu gibi; Gır-gır yapan gençler ve artık müdürün yüzünü görmekten sıkılan bazı öğrenciler...

... Yani sizin anlayacağınız burası da her okul gibi aynıydı.

Sınıflara geçtik. En arka sıraya oturmak istediğimden hızlıca geçip çantamı bıraktım. Bugün aşırı boş geçecekti. Sınıfta hâlâ çocukluğundan çıkmamış insanları ve bu insanları komik bulan diğer insanları izliyordum.

Yeni kitaplarımızı aldık ve dersin boş geçmesiyle gün hızlıca bitti. Herkes yavaş yavaş evlerine gidiyordu. İki elimi alttan kavuşturup montumu üzerine koydum. Bir yandan müzik dinlerken bir yandan sabah beni bırakan abinin almasını bekliyorum...

...Yaklaşık 1 saat geçti ama gelmedi. Okulda kimse kalmamaya başlayınca son 10 dakika daha beklemeyi düşündüm. 2 Dakika sonra babam aramaya başladı. Adamın gelmeyeceğini okulunun çok uzak olduğunu ve oraya artık beni bırakmayacağını söyledi.

Telefonu kapatıp okula uzak olan evime nasıl gideceğimi düşünmeye başladım. Okulumuz da, düşünenler sağ olsun bir bayırın tepesine inşa edilmiş. Ve buradan inmenin tek yolu bayırın etrafını dolaşan araç yolundan yürümekti. En az 20 dakika yürüdükten sonra ana caddeye ulaşabilirdim...

...Kara kara düşünüp aşağı inerken okulumuzun az sonra tanışacağım müdür yardımcısı arkamdan bayadır korna çalıyor ama ben müzik dinlediğim için duymuyorum. Ve tabi yanıma yaklaşıp durana kadar da görmüyorum.

Bana direkt neden hala burada olduğumu ve bayırı neden yürüyerek indiğimi sordu. Durumu anlatınca arabasına alıp beni şehir merkezine götürebileceğini söyledi. Arabada okulun müdür yardımcısı olduğunu söyleyince telefonumu hızlıca saklamaya çalıştım.

Bileklerimi kapatan montumun altına sakladığım telefona bakıp '' Siz öğrenciler hiçbir zaman kurallara uymuyorsunuz'' dedi. Sanırım biraz utanmıştım. Camdan hızlıca geçen arabaları ve ağaçları izlerken neredeyse akşam olmuştu. Şehir merkezine yaklaşınca utana-sıkıla teşekkür edip hızlıca arabadan indim.

Işıkların karşısına geçip taksi beklemeye başladım. Önüme gelen ilk taksiyle şehir merkezine 20 dakika uzaklıktaki evimize vardım. Hızlıca duş alıp pijamalarımı giydim.

Odamda biraz kitap okuduktan sonra annemin yemeğe çağırma sesiyle irkildim. Sofrayı hazırlamaya yardıma gittiğimde babamın biriyle bağırarak konuştuğunu duyuyordum. Anneme ne olduğunu sormadan babamın telefondaki adama; ''Sen nasıl çocuğumu dağ başında bırakıp almazsın? İstediğin ücrette de anlaşmıştık. Ya başına bir şey gelseydi ? Seni ve şirketinizi dava edeceğim.''

Cümlelerini duyuyordum. Babam epey sinirliydi. Telefonu kapatıp ellerini yıkamaya gitti. Az sonra gelecek abim ve ablamı bekliyorduk. Babam sofraya dönünce annem sinirinin yatışması için ablamın yaz okulundan down sendromlu bir öğrencisinin evimize gönderdiği ve ablama aşkını ilan ettiği ayıcık ve güllerden bahsetti.

Ablam yaklaşık 3 senedir çocuk gelişimi ve rehabilitasyon uzmanıydı. Yaz-kış tatil yapmaz, okullara eğitim vermeye giderdi. Öğrencilerinin çoğu down sendromlu ya da zihinsel engelli idi. Herkes ablamla gurur duyuyordu. Annemin bu yaklaşımı babamı gülümsetmişti. Hepimiz toplanınca yemek yemeğe başladık. Babam hala adama saydırıyordu.

Artık okula gidip daha yakındaki bir okula transfer yapmam gerektiğini söyledi. Biraz burukluk vardı içimde, sanki her şey yolunda gitmeyecekmiş gibi hissediyordum. Annemle masayı topladıktan sonra siyah büyük kupanın içine biraz süt ve kahve koyup odama yöneldim. Çok güzel bir sonbahar akşamıydı. Kafamı camdan çıkarıp biraz kahve içtim.

Soğuk olunca içeri girip bilgisayarımı açtım. Çok fazla sıkılmaya başlamıştım. Burası Ankara. Ailem ile mutlu şekilde İstanbul'da yaşarken birden devlet memuru babamın tayininin çıkmasıyla 4 yıl önce buraya taşındık. Ablam Üniversiteyi bitirir bitirmez 3 yıl önce geldi. Abim özel güvenlik ve Ankara'ya gelir gelmez iş bulması zor olmadı. Annem ise eskiden Nişantaşı'nda bir moda evinde çalışıyordu.

Ankara'ya geldiğimizden beri çalışmıyor ama o da baya alışmıştı buraya. Uzun lafın kısası ben dışında herkes alışmıştı buraya. Tek alışamayan bendim...

... Odamda bulunan büyük akvaryumun sesi ve etrafa saçtığı mavi ışık ile adeta huzur veriyordu. Hızlıca uykuya dalıp sabah annem ile okul-nakil işlemi için şehir dışındaki okuluma gittik. Müdür bunun onaylanmasının 1 hafta bulabileceğini söyledi. Baya üzülmüştüm. Nakil alacağım okula başladığımda çoğu dersin konularından geri kalacaktım. Eve dönüp hızlıca bir şeyler yedikten sonra bahçede sararan ve dökülmeye başlayan ağaçların yapraklarını temizlemeye indim.

Üzerimde en sevdiğim eşofmanlar ve müzik ile hızlıca temizledim. Daha akşam olmasına çok vardı. Biraz sokağa çıkıp gezmek istiyordum. Az sonra bir markete girip biraz yiyecek abur-cubur aldım. Annemin telefonumu aramasıyla kulağımdaki müzik sustu. Akşama teyzemlerin geleceğini söyledi. Almam gereken birkaç şey söyledi.

Bölüm sonu

3 yorum