İçeriğe geç

SESSİZCE KAYBOLANLAR

Bölüm 3 · 15 dk okuma

SESSİZCE KAYBOLANLAR

Bölüm 3

GİZLİ KAPI

Kamerada gördüğü o silüet karşısında Veronica'nın kanı çekilmişti.

Simsiyahtı. Üzerindeki kıyafetlerin tamamı karanlığın içinde kayboluyor, kapüşonu yüzünü neredeyse tamamen gizliyordu. Fakat Veronica, onu tanımakta hiç zorlanmamıştı.

Michael.

Michael, kitapların ve eski dosyaların arasında bir şey arıyordu.

Veronica bir süre ekrana bakakaldı.

Orada ne arıyor olabilir?

Bodrum katında yıllar boyunca tam yedi cinayet işlenmişti. Yetimhanede herkes o bölgeden uzak duruyordu. Hatta çalışanların bile oraya yalnızca zorunlu olduklarında indiği söyleniyordu. Michael'ın ise gecenin bir saatinde oraya girebilmesi için gerçekten önemli bir sebebi olmalıydı.

Peki ne?

Bir şey mi biliyordu?

Yoksa katille bir bağlantısı mı vardı?

Veronica'nın aklından onlarca ihtimal geçiyordu ama hiçbirine güvenemiyordu. Bildiği tek şey, Michael'ın orada bulunmasının normal olmadığıydı.

Kamerayı yerinden çıkardı ve hızla yatakhaneye döndü.

Kapıyı sessizce açtığında Diana yeni uyanmıştı.

— Sabahın köründe nereye gittin? diye sordu uykulu bir sesle.

Veronica bir an duraksadı.

— Tuvalete.

Yalanı ağzından çıkar çıkmaz kendini kötü hissetti.

Diana daha fazla soru sormadan yatağına döndü. Veronica ise fırsattan yararlanıp kamerayı kimsenin fark etmeyeceği şekilde dolabının arkasına sakladı.

Birkaç dakika sonra ikisi birlikte kahvaltı salonuna indiler.

Henüz masalar tamamen dolmamıştı.

Tam o sırada Michael ve Lucas içeri girdi.

— Günaydın, dedi Lucas.

— Günaydın, diye karşılık verdi Diana.

Michael ile Lucas onların yanına oturdu.

Veronica, Michael'a bakmamaya çalışıyordu. Fakat gözleri istemsizce onun ellerine kaydı.

Ve o anda fark etti.

Michael'ın elinin üzerinde derin bir kesik vardı.

Veronica'nın kaşları hafifçe çatıldı.

Bu ne zaman oldu?

Dün gece mi?

Yoksa bodrum katında mı?

Michael'ın kamerada gördüğü hâlini düşündü. Kitapların arasında eğilmişti. Bir şey arıyordu. Eğer o sırada elini yaraladıysa...

Veronica düşüncelerinin içinde kaybolmuşken Lucas'ın sesiyle kendine geldi.

— Veronica? İyi misin?

— Evet. İyiyim.

Lucas dikkatle ona baktı.

— Emin misin?

— Eminim. Aslında sana bir şey sormak istiyorum.

Lucas'ın yüzündeki ifade değişti.

— Elbette. Sorabilirsin.

Veronica, sorusunu mümkün olduğunca sıradan göstermeye çalıştı.

— Dün gece siz neredeydiniz?

Lucas birkaç saniye düşündü.

— Michael'la mı?

— Evet.

Lucas anlam verememişti.

— Yatakhanedeydik. Bir süre konuştuk. Sonra ışıklar söndü. Biz de uyuduk.

Veronica başını salladı.

Michael ve Lucas aynı yatakhanede kalıyordu. Bu yüzden Lucas'ın vereceği cevap önemliydi. Eğer Michael gerçekten gece yatakhanedeyse, Veronica'nın kamerada gördüğü kişi nasıl o olabilirdi?

Ama görüntüyü kendi gözleriyle görmüştü.

Üstelik Michael'ın elindeki yara da ortadaydı.

Veronica'nın kafası daha da karışmıştı.

Kahvaltıdan sonra Diana ile birlikte bahçeye çıktılar. Bir süre sessizce yürüdükten sonra Veronica dayanamadı.

— Bence katil aramızdan biri.

Diana bir anda durdu.

— Saçmalama.

— Neden?

— Çünkü aramızdan biri bunu nasıl yapabilir? dedi Diana. Bize her gün bakıyorlar. Bizimle konuşuyorlar. Arkadaşlarımız onlar. Bir insan bu kadar iyi nasıl rol yapabilir?

Veronica cevap vermedi.

Diana devam etti.

— Hem düşün. Katil gerçekten aramızdan biri olsaydı, arkadaşlarını nasıl öldürebilirdi? Her gün yüzlerine bakıp hiçbir şey olmamış gibi nasıl davranabilirdi?

Veronica onun söylediklerini haklı buluyordu.

Evet.

Diana haklıydı.

Ama o zaman Michael'ın bodrumda ne işi vardı?

Ve daha önemlisi...

Orada ne arıyordu?

Katili mi arıyordu?

Yoksa katile yardım mı ediyordu?

Belki de bodrumda kendi geçmişiyle ilgili bir şey arıyordu.

Ama ne?

Veronica bunun cevabını bilmiyordu.

Diana ile biraz daha bahçede oturduktan sonra ayağa kalktı.

— Biraz işim var. Sonra görüşürüz.

— Tamam, dedi Diana.

Veronica yatakhaneye döndü.

Üzerini değiştirdikten sonra yetimhaneden dışarı çıktı.

Fakat gittiği yerin asıl sebebi yetimhanenin hemen aşağısındaki orman değildi.

Ormanın derinliklerinde bulunan mezarlıktı.

Veronica bu mezarlığı yıllardır uzaktan biliyordu ama daha önce hiç içine girmeye cesaret edememişti.

Yetimhanenin bulunduğu dağlık bölgede yakınlarda başka bir mezarlık yoktu. Yetimhanede büyüyen çocukların çoğunun ailesi yoktu. Ölenlerin ardından onları sahiplenebilecek bir akraba da bulunmuyordu.

Bu yüzden yıllar içinde ölen çocukların neredeyse tamamı buraya gömülmüştü.

Fakat mezarlığın asıl garip tarafı buydu:

Burada neredeyse hiç yetişkin mezarı yoktu.

Taşların üzerinde genellikle çocukların ve gençlerin isimleri vardı.

Daha da tuhaf olan ise mezar taşlarının üzerindeki bilgilerdi.

Normalde bir mezar taşında kişinin anne veya babasının adı bulunması beklenirdi.

Buradaki taşlarda ise birçok kez aynı ifade yer alıyordu:

Clara Ross Yetimhanesi.

Sanki bu insanlar bir aileye değil, doğrudan yetimhaneye aitti.

Veronica mezarlığın içine doğru ilerledi.

Bir süre sonra gözleri yan yana duran yedi mezara takıldı.

Son bir yıl içinde hayatını kaybeden yedi arkadaşının mezarları...

Hepsi yan yanaydı.

Veronica'nın nefesi kesildi.

Bir yıl.

Tam yedi kişi.

Ve hepsi on sekiz yaşından küçüktü.

Fakat mezarlığın daha eski bölümlerine baktığında başka bir şey fark etti.

Orada da aynı yaşlarda insanların mezarları vardı.

Veronica yavaşça mezar taşlarından birine yaklaştı.

Tarihi okudu.

Sonra bir diğerine baktı.

Ve bir diğerine...

Çoğu ölüm tarihi 2000'li yılların başlarına aitti.

En son eski mezarın tarihi ise 2009 yılındandı.

Veronica'nın yüzü bir anda değişti.

Çünkü o tarihi çok iyi biliyordu.

2009.

Kendisinin yetimhaneye getirildiği yıl.

Daha doğrusu, doğduktan yalnızca iki gün sonra yetimhaneye bırakıldığı yıl.

Veronica ailesini hiçbir zaman tanımamıştı.

Onu bırakan insanların kim olduğunu bile bilmiyordu. Bu yüzden onları hiçbir zaman aramamıştı. On yedi yıldır burası onun evi, yetimhanede büyüyen çocuklar da onun ailesi olmuştu.

Ama şimdi mezar taşlarına bakarken ilk kez geçmişinin ne kadar karanlık olabileceğini düşünüyordu.

Yetimhaneye geldiği yıl, yıllardır devam eden ölümler de sona ermişti.

En son çocuk, Veronica yetimhaneye getirilmeden yalnızca bir gün önce ölmüştü.

Sonra...

Uzun yıllar boyunca hiçbir şey olmamıştı.

Ta ki son bir yıla kadar.

Veronica'nın yedi arkadaşı birer birer ölmeye başlayana kadar.

Bu artık bir tesadüf olamazdı.

Demek ki bu cinayetler yeni başlamamıştı.

Katliamın geçmişi, Veronica'nın doğumundan bile önceye uzanıyordu.

Ve belki de daha korkuncu...

Katil, Veronica yetimhaneye gelmeden önce de buradaydı.

Veronica'nın elleri titremeye başladı.

Mezarlığın ortasında tek başına dururken aklına korkunç bir ihtimal geldi.

Burada ölen insanların ortak bir özelliği vardı.

Hepsi gençti.

Ve Veronica'nın on sekizinci yaşına girmesine yalnızca sekiz ya da dokuz ay kalmıştı.

Bir anda boğazı düğümlendi.

Ya sıradaki kişi bensem?

Bu düşünce zihnine girdiği anda bütün bedeni buz kesti.

Artık katili bulmak onun için yalnızca arkadaşlarının intikamını almak değildi.

Hayatta kalmak zorundaydı.

Veronica mezarlıktan hızla çıktı.

Yetimhaneye döndüğünde yüzü bembeyazdı.

Onu gören Diana hemen yanına koştu.

— Veronica? Ne oldu sana?

Diana onu bahçedeki banka oturttu.

— İyi misin?

— İyiyim. Sadece biraz yoruldum.

Diana ona inanmış gibi görünmüyordu.

— Eğer bir şey olduysa bana anlatabilirsin.

Veronica cevap vermek yerine başını çevirdi.

Tam o sırada gözü Diana'nın yatağındaki yastığa takıldı.

Yastığın altında daha önce de gördüğü bir kâğıt vardı.

Veronica bunu daha önce önemsememişti.

Ama artık hiçbir şeyi görmezden gelemiyordu.

Diana'ya döndü.

— Yanlış anlamazsan bir şey soracağım.

Diana'nın yüzü gerildi.

— Ne?

— Yastığının altındaki o kâğıt ne? Daha önce de gördüm ama sormak istemedim.

Diana bir anda panikledi.

Veronica bunu fark eder etmez içindeki şüphe yeniden canlandı.

Ne saklıyor?

Diana birkaç saniye boyunca sessiz kaldı.

Sonunda kâğıdı yavaşça çıkardı.

— Anneme yazdığım bir mektup.

Veronica'nın yüzündeki ifade yumuşadı.

— Annene mi?

Diana başını salladı.

— Onun mezarına götüreceğim. Ona şimdiye kadar söyleyemediğim her şeyi yazdım.

Veronica sessiz kaldı.

Diana'nın annesi Emily Brown'du.

Emily, yıllar önce Diana'nın babası James Moran'dan boşandıktan sonra başka biriyle evlenmişti. Yeni eşi Diana'yı istememiş ve sonunda Emily, kızını yetimhaneye bırakmak zorunda kalmıştı.

Diana, annesinin daha sonra defalarca onu ziyarete gelmesine rağmen onunla görüşmeyi reddetmişti.

Yıllarca annesiyle konuşmamıştı.

Ta ki iki yıl öncesine kadar.

2024 yılında Diana'ya annesinin öldüğü haberi gelmişti.

Emily Brown yalnızca kırk yaşındaydı.

Başarılı bir terzi ve tasarımcıydı. Kariyeri boyunca birçok etkinliğe katılmış, kendi tasarımlarıyla adını duyurmuştu.

Diana'nın annesiyle ilgili konuşmaktan kaçınmasının sebebi artık daha anlaşılırdı.

Onu seviyordu.

Hem de sandığından çok daha fazla.

Annesini reddettiği yıllar boyunca içinde biriken pişmanlığı, şimdi yazdığı mektupla dışarı çıkarmaya çalışıyordu.

Veronica daha fazla soru sormadı.

Diana'yı üzmek istemiyordu.

Ancak aklına başka bir ayrıntı takıldı.

Diana'nın babası James Moran da artık hayatta değildi.

Emily'den boşandıktan sonra İtalya'ya taşınmış ve orada yalnız yaşamaya başlamıştı. Ölüm haberi 2023 yılında gelmişti.

Yani Diana, anne ve babasını yalnızca bir yıl arayla kaybetmişti.

Belki de bu yüzden annesiyle ilgili konuşmak onun için bu kadar zordu.

Veronica sessizce dolabına yöneldi.

Kimse fark etmeden kamerayı cebine koydu.

Ardından yeniden bodrum kata indi.

Kamerayı daha önce bulunduğu yere yerleştirdi.

Ama bu kez oradan hemen ayrılmadı.

Michael'ın ne aradığını öğrenmek istiyordu.

Kitapların ve eski dosyaların bulunduğu bölüme doğru ilerledi.

Rafları tek tek kontrol etti.

Dosyalara baktı.

Kitapların arasına göz gezdirdi.

Sonra bir şey gördü.

Kırmızı bir kurdele.

Veronica olduğu yerde dondu.

Kurdeleyi eline aldı.

Kalbi hızla çarpmaya başladı.

Bu kurdele...

Cinayete kurban giden arkadaşlarının üzerinde bulunan kurdelenin aynısıydı.

Burada ne işi var?

Michael daha dün buradaydı.

Ve şimdi Veronica'nın elinde, öldürülen çocuklarla bağlantılı olduğu açıkça görünen bir kurdele vardı.

Artık hiçbir şey tesadüf gibi görünmüyordu.

Veronica kurdeleyi cebine koydu ve oradan çıkmak üzereyken gözünün ucuyla bir şey fark etti.

Kitaplıkların hemen yanında, duvarla neredeyse aynı renkte olan bir kapı vardı.

İlk bakışta fark edilmesi imkânsızdı.

Fakat kapı tamamen kapanmamıştı.

Arada yalnızca birkaç santimlik bir açıklık vardı.

Veronica yavaşça yaklaştı.

Elini kapının kenarına götürdü.

Kapının arkasından karanlık görünüyordu.

Aşağı doğru uzanan birkaç basamak seçebiliyordu.

Merdivenler.

Yer altına iniyordu.

Veronica'nın kalbi yeniden hızlandı.

Orada ne var?

Bir depo olabilir miydi?

Eski belgelerin saklandığı bir arşiv?

Yoksa...

Katilin yıllardır kimsenin bilmediği gizli alanı mı?

Veronica kapının önünde öylece kaldı.

Bir eli kapının üzerinde, diğer eli cebindeki kırmızı kurdelenin üzerindeydi.

İçeri girmek istiyordu.

Ama aynı zamanda bunun haKamerada gördüğü o silüet karşısında Veronica'nın kanı çekilmişti.

Simsiyahtı. Üzerindeki kıyafetlerin tamamı karanlığın içinde kayboluyor, kapüşonu yüzünü neredeyse tamamen gizliyordu. Fakat Veronica, onu tanımakta hiç zorlanmamıştı.

Michael.

Michael, kitapların ve eski dosyaların arasında bir şey arıyordu.

Veronica bir süre ekrana bakakaldı.

Orada ne arıyor olabilir?

Bodrum katında yıllar boyunca tam yedi cinayet işlenmişti. Yetimhanede herkes o bölgeden uzak duruyordu. Hatta çalışanların bile oraya yalnızca zorunlu olduklarında indiği söyleniyordu. Michael'ın ise gecenin bir saatinde oraya girebilmesi için gerçekten önemli bir sebebi olmalıydı.

Peki ne?

Bir şey mi biliyordu?

Yoksa katille bir bağlantısı mı vardı?

Veronica'nın aklından onlarca ihtimal geçiyordu ama hiçbirine güvenemiyordu. Bildiği tek şey, Michael'ın orada bulunmasının normal olmadığıydı.

Kamerayı yerinden çıkardı ve hızla yatakhaneye döndü.

Kapıyı sessizce açtığında Diana yeni uyanmıştı.

— Sabahın köründe nereye gittin? diye sordu uykulu bir sesle.

Veronica bir an duraksadı.

— Tuvalete.

Yalanı ağzından çıkar çıkmaz kendini kötü hissetti.

Diana daha fazla soru sormadan yatağına döndü. Veronica ise fırsattan yararlanıp kamerayı kimsenin fark etmeyeceği şekilde dolabının arkasına sakladı.

Birkaç dakika sonra ikisi birlikte kahvaltı salonuna indiler.

Henüz masalar tamamen dolmamıştı.

Tam o sırada Michael ve Lucas içeri girdi.

— Günaydın, dedi Lucas.

— Günaydın, diye karşılık verdi Diana.

Michael ile Lucas onların yanına oturdu.

Veronica, Michael'a bakmamaya çalışıyordu. Fakat gözleri istemsizce onun ellerine kaydı.

Ve o anda fark etti.

Michael'ın elinin üzerinde derin bir kesik vardı.

Veronica'nın kaşları hafifçe çatıldı.

Bu ne zaman oldu?

Dün gece mi?

Yoksa bodrum katında mı?

Michael'ın kamerada gördüğü hâlini düşündü. Kitapların arasında eğilmişti. Bir şey arıyordu. Eğer o sırada elini yaraladıysa...

Veronica düşüncelerinin içinde kaybolmuşken Lucas'ın sesiyle kendine geldi.

— Veronica? İyi misin?

— Evet. İyiyim.

Lucas dikkatle ona baktı.

— Emin misin?

— Eminim. Aslında sana bir şey sormak istiyorum.

Lucas'ın yüzündeki ifade değişti.

— Elbette. Sorabilirsin.

Veronica, sorusunu mümkün olduğunca sıradan göstermeye çalıştı.

— Dün gece siz neredeydiniz?

Lucas birkaç saniye düşündü.

— Michael'la mı?

— Evet.

Lucas anlam verememişti.

— Yatakhanedeydik. Bir süre konuştuk. Sonra ışıklar söndü. Biz de uyuduk.

Veronica başını salladı.

Michael ve Lucas aynı yatakhanede kalıyordu. Bu yüzden Lucas'ın vereceği cevap önemliydi. Eğer Michael gerçekten gece yatakhanedeyse, Veronica'nın kamerada gördüğü kişi nasıl o olabilirdi?

Ama görüntüyü kendi gözleriyle görmüştü.

Üstelik Michael'ın elindeki yara da ortadaydı.

Veronica'nın kafası daha da karışmıştı.

Kahvaltıdan sonra Diana ile birlikte bahçeye çıktılar. Bir süre sessizce yürüdükten sonra Veronica dayanamadı.

— Bence katil aramızdan biri.

Diana bir anda durdu.

— Saçmalama.

— Neden?

— Çünkü aramızdan biri bunu nasıl yapabilir? dedi Diana. Bize her gün bakıyorlar. Bizimle konuşuyorlar. Arkadaşlarımız onlar. Bir insan bu kadar iyi nasıl rol yapabilir?

Veronica cevap vermedi.

Diana devam etti.

— Hem düşün. Katil gerçekten aramızdan biri olsaydı, arkadaşlarını nasıl öldürebilirdi? Her gün yüzlerine bakıp hiçbir şey olmamış gibi nasıl davranabilirdi?

Veronica onun söylediklerini haklı buluyordu.

Evet.

Diana haklıydı.

Ama o zaman Michael'ın bodrumda ne işi vardı?

Ve daha önemlisi...

Orada ne arıyordu?

Katili mi arıyordu?

Yoksa katile yardım mı ediyordu?

Belki de bodrumda kendi geçmişiyle ilgili bir şey arıyordu.

Ama ne?

Veronica bunun cevabını bilmiyordu.

Diana ile biraz daha bahçede oturduktan sonra ayağa kalktı.

— Biraz işim var. Sonra görüşürüz.

— Tamam, dedi Diana.

Veronica yatakhaneye döndü.

Üzerini değiştirdikten sonra yetimhaneden dışarı çıktı.

Fakat gittiği yerin asıl sebebi yetimhanenin hemen aşağısındaki orman değildi.

Ormanın derinliklerinde bulunan mezarlıktı.

Veronica bu mezarlığı yıllardır uzaktan biliyordu ama daha önce hiç içine girmeye cesaret edememişti.

Yetimhanenin bulunduğu dağlık bölgede yakınlarda başka bir mezarlık yoktu. Yetimhanede büyüyen çocukların çoğunun ailesi yoktu. Ölenlerin ardından onları sahiplenebilecek bir akraba da bulunmuyordu.

Bu yüzden yıllar içinde ölen çocukların neredeyse tamamı buraya gömülmüştü.

Fakat mezarlığın asıl garip tarafı buydu:

Burada neredeyse hiç yetişkin mezarı yoktu.

Taşların üzerinde genellikle çocukların ve gençlerin isimleri vardı.

Daha da tuhaf olan ise mezar taşlarının üzerindeki bilgilerdi.

Normalde bir mezar taşında kişinin anne veya babasının adı bulunması beklenirdi.

Buradaki taşlarda ise birçok kez aynı ifade yer alıyordu:

Clara Ross Yetimhanesi.

Sanki bu insanlar bir aileye değil, doğrudan yetimhaneye aitti.

Veronica mezarlığın içine doğru ilerledi.

Bir süre sonra gözleri yan yana duran yedi mezara takıldı.

Son bir yıl içinde hayatını kaybeden yedi arkadaşının mezarları...

Hepsi yan yanaydı.

Veronica'nın nefesi kesildi.

Bir yıl.

Tam yedi kişi.

Ve hepsi on sekiz yaşından küçüktü.

Fakat mezarlığın daha eski bölümlerine baktığında başka bir şey fark etti.

Orada da aynı yaşlarda insanların mezarları vardı.

Veronica yavaşça mezar taşlarından birine yaklaştı.

Tarihi okudu.

Sonra bir diğerine baktı.

Ve bir diğerine...

Çoğu ölüm tarihi 2000'li yılların başlarına aitti.

En son eski mezarın tarihi ise 2009 yılındandı.

Veronica'nın yüzü bir anda değişti.

Çünkü o tarihi çok iyi biliyordu.

2009.

Kendisinin yetimhaneye getirildiği yıl.

Daha doğrusu, doğduktan yalnızca iki gün sonra yetimhaneye bırakıldığı yıl.

Veronica ailesini hiçbir zaman tanımamıştı.

Onu bırakan insanların kim olduğunu bile bilmiyordu. Bu yüzden onları hiçbir zaman aramamıştı. On yedi yıldır burası onun evi, yetimhanede büyüyen çocuklar da onun ailesi olmuştu.

Ama şimdi mezar taşlarına bakarken ilk kez geçmişinin ne kadar karanlık olabileceğini düşünüyordu.

Yetimhaneye geldiği yıl, yıllardır devam eden ölümler de sona ermişti.

En son çocuk, Veronica yetimhaneye getirilmeden yalnızca bir gün önce ölmüştü.

Sonra...

Uzun yıllar boyunca hiçbir şey olmamıştı.

Ta ki son bir yıla kadar.

Veronica'nın yedi arkadaşı birer birer ölmeye başlayana kadar.

Bu artık bir tesadüf olamazdı.

Demek ki bu cinayetler yeni başlamamıştı.

Katliamın geçmişi, Veronica'nın doğumundan bile önceye uzanıyordu.

Ve belki de daha korkuncu...

Katil, Veronica yetimhaneye gelmeden önce de buradaydı.

Veronica'nın elleri titremeye başladı.

Mezarlığın ortasında tek başına dururken aklına korkunç bir ihtimal geldi.

Burada ölen insanların ortak bir özelliği vardı.

Hepsi gençti.

Ve Veronica'nın on sekizinci yaşına girmesine yalnızca sekiz ya da dokuz ay kalmıştı.

Bir anda boğazı düğümlendi.

Ya sıradaki kişi bensem?

Bu düşünce zihnine girdiği anda bütün bedeni buz kesti.

Artık katili bulmak onun için yalnızca arkadaşlarının intikamını almak değildi.

Hayatta kalmak zorundaydı.

Veronica mezarlıktan hızla çıktı.

Yetimhaneye döndüğünde yüzü bembeyazdı.

Onu gören Diana hemen yanına koştu.

— Veronica? Ne oldu sana?

Diana onu bahçedeki banka oturttu.

— İyi misin?

— İyiyim. Sadece biraz yoruldum.

Diana ona inanmış gibi görünmüyordu.

— Eğer bir şey olduysa bana anlatabilirsin.

Veronica cevap vermek yerine başını çevirdi.

Tam o sırada gözü Diana'nın yatağındaki yastığa takıldı.

Yastığın altında daha önce de gördüğü bir kâğıt vardı.

Veronica bunu daha önce önemsememişti.

Ama artık hiçbir şeyi görmezden gelemiyordu.

Diana'ya döndü.

— Yanlış anlamazsan bir şey soracağım.

Diana'nın yüzü gerildi.

— Ne?

— Yastığının altındaki o kâğıt ne? Daha önce de gördüm ama sormak istemedim.

Diana bir anda panikledi.

Veronica bunu fark eder etmez içindeki şüphe yeniden canlandı.

Ne saklıyor?

Diana birkaç saniye boyunca sessiz kaldı.

Sonunda kâğıdı yavaşça çıkardı.

— Anneme yazdığım bir mektup.

Veronica'nın yüzündeki ifade yumuşadı.

— Annene mi?

Diana başını salladı.

— Onun mezarına götüreceğim. Ona şimdiye kadar söyleyemediğim her şeyi yazdım.

Veronica sessiz kaldı.

Diana'nın annesi Emily Brown'du.

Emily, yıllar önce Diana'nın babası James Moran'dan boşandıktan sonra başka biriyle evlenmişti. Yeni eşi Diana'yı istememiş ve sonunda Emily, kızını yetimhaneye bırakmak zorunda kalmıştı.

Diana, annesinin daha sonra defalarca onu ziyarete gelmesine rağmen onunla görüşmeyi reddetmişti.

Yıllarca annesiyle konuşmamıştı.

Ta ki iki yıl öncesine kadar.

2024 yılında Diana'ya annesinin öldüğü haberi gelmişti.

Emily Brown yalnızca kırk yaşındaydı.

Başarılı bir terzi ve tasarımcıydı. Kariyeri boyunca birçok etkinliğe katılmış, kendi tasarımlarıyla adını duyurmuştu.

Diana'nın annesiyle ilgili konuşmaktan kaçınmasının sebebi artık daha anlaşılırdı.

Onu seviyordu.

Hem de sandığından çok daha fazla.

Annesini reddettiği yıllar boyunca içinde biriken pişmanlığı, şimdi yazdığı mektupla dışarı çıkarmaya çalışıyordu.

Veronica daha fazla soru sormadı.

Diana'yı üzmek istemiyordu.

Ancak aklına başka bir ayrıntı takıldı.

Diana'nın babası James Moran da artık hayatta değildi.

Emily'den boşandıktan sonra İtalya'ya taşınmış ve orada yalnız yaşamaya başlamıştı. Ölüm haberi 2023 yılında gelmişti.

Yani Diana, anne ve babasını yalnızca bir yıl arayla kaybetmişti.

Belki de bu yüzden annesiyle ilgili konuşmak onun için bu kadar zordu.

Veronica sessizce dolabına yöneldi.

Kimse fark etmeden kamerayı cebine koydu.

Ardından yeniden bodrum kata indi.

Kamerayı daha önce bulunduğu yere yerleştirdi.

Ama bu kez oradan hemen ayrılmadı.

Michael'ın ne aradığını öğrenmek istiyordu.

Kitapların ve eski dosyaların bulunduğu bölüme doğru ilerledi.

Rafları tek tek kontrol etti.

Dosyalara baktı.

Kitapların arasına göz gezdirdi.

Sonra bir şey gördü.

Kırmızı bir kurdele.

Veronica olduğu yerde dondu.

Kurdeleyi eline aldı.

Kalbi hızla çarpmaya başladı.

Bu kurdele...

Cinayete kurban giden arkadaşlarının üzerinde bulunan kurdelenin aynısıydı.

Burada ne işi var?

Michael daha dün buradaydı.

Ve şimdi Veronica'nın elinde, öldürülen çocuklarla bağlantılı olduğu açıkça görünen bir kurdele vardı.

Artık hiçbir şey tesadüf gibi görünmüyordu.

Veronica kurdeleyi cebine koydu ve oradan çıkmak üzereyken gözünün ucuyla bir şey fark etti.

Kitaplıkların hemen yanında, duvarla neredeyse aynı renkte olan bir kapı vardı.

İlk bakışta fark edilmesi imkânsızdı.

Fakat kapı tamamen kapanmamıştı.

Arada yalnızca birkaç santimlik bir açıklık vardı.

Veronica yavaşça yaklaştı.

Elini kapının kenarına götürdü.

Kapının arkasından karanlık görünüyordu.

Aşağı doğru uzanan birkaç basamak seçebiliyordu.

Merdivenler.

Yer altına iniyordu.

Veronica'nın kalbi yeniden hızlandı.

Orada ne var?

Bir depo olabilir miydi?

Eski belgelerin saklandığı bir arşiv?

Yoksa...

Katilin yıllardır kimsenin bilmediği gizli alanı mı?

Veronica kapının önünde öylece kaldı.

Bir eli kapının üzerinde, diğer eli cebindeki kırmızı kurdelenin üzerindeydi.

İçeri girmek istiyordu.

Ama aynı zamanda bunun hayatındaki en büyük hata olabileceğini de hissediyordu.

Çünkü eğer Michael gerçekten burada bir şey arıyorsa...

Ve eğer bu kurdele gerçekten cinayetlerle bağlantılıysa...

O kapının arkasında bulacağı şey, bütün sorularının cevabı olabilirdi.

Ya da...

Katilin onu bulması için gereken tek şey.

Veronica gözlerini karanlık merdivenlerden ayırmadı.

Şimdi önünde yalnızca tek bir soru vardı:

İçeri girmeli miydi, yoksa buradan hemen çıkmalı mıydı?yatındaki en büyük hata olabileceğini de hissediyordu.

Çünkü eğer Michael gerçekten burada bir şey arıyorsa...

Ve eğer bu kurdele gerçekten cinayetlerle bağlantılıysa...

O kapının arkasında bulacağı şey, bütün sorularının cevabı olabilirdi.

Ya da...

Katilin onu bulması için gereken tek şey.

Veronica gözlerini karanlık merdivenlerden ayırmadı.

Şimdi önünde yalnızca tek bir soru vardı:

İçeri girmeli miydi, yoksa buradan hemen çıkmalı mıydı?

Bölüm sonu

1 yorum

  • Bu bölüm gerçekten çok güzel akıcı ve diğerlerinden daha uzun olduğu için çok mutluyum. 🥰