Bölüm-IX
Suçlanan..
Hare kapının kapanmasının ardından birkaç saniye olduğu yerde kaldı. Koridorun diğer tarafında ayak sesleri duyuldu. Önce Araz'ın ağır adımları, ardından Karel'in daha rahat ve düzensiz yürüyüşü.
Hare yavaşça kapıya yaklaştı ve kulağını ahşaba dayadı. Sesler çok uzaktan geliyordu.
“...bu kadar sessiz kalman hâlâ rahatsız edici.”
Karel'in sesiydi. Hare nefesini tuttu.
Araz'ın cevabı duyulmadı, eğer verdiyse.
“Peki. Hiçbir şey söyleme. Zaten senden uzun bir cümle beklemiyorum.” Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Karel'in sesi yeniden geldi.
“Yakında çıkacaksan hazırlık yapmamız gerekecek.” Hare'nin kaşları hafifçe çatıldı.
Ayak sesleri yeniden duyuldu. Bu kez daha yakındı. Hare hemen kapıdan uzaklaşıp yatağın içine girdi. Kapı açıldı, Araz içeri girdi. Hare ona baktı ama hiçbir şey sormadı. Araz kapıyı kapattı ve kilitledi.
Araz yatağın diğer tarafına geçti ve uzandı. Sırtını dönmedi. Tavana bakıyordu. Hare de yatağın üzerinde ona doğru döndü. Bir süre ikisi de konuşmadı.
Odanın içinde yalnızca şöminenin uzaktan gelen çıtırtısı ve rüzgârın pencereye vuran hafif sesi vardı. Hare gözlerini tavana dikti.
“Biliyor musun...” Araz başını çevirmedi.
“ Yangından sonra hayatımda bir daha hiçbir şey yolunda gitmedi.” Sessizlik. Hare dudaklarını birbirine bastırdı, söylediklerinin cevapsız kalmasına alışkındı artık. Yine de bu kez susmak istemedi.
“Bazen o geceden sonra değişen, bana kalan bir şey var mı diye düşünüyorum.” Araz'ın bakışları yavaşça ona döndü. Hare tavana bakmaya devam etti.
“ Hala bilmiyorum ama o geceden bana sen mi kaldın?” Araz hiçbir şey söylemedi. Bir süre yalnızca birbirlerine baktılar.
Hare onun yüzünde bir cevap aradı. Bulamadı. Tam gözlerini kaçıracakken Araz elini kaldırdı. Hare istemsizce gerildi fakat Araz yalnızca parmak uçlarını onun gözlerinin altında, yanağının hemen üzerine hafifçe dokundurdu. Kısa bir temas.
Sanki yüzündeki yorgunluğu orada görmüş gibi. Hare kıpırdamadı. Araz elini geri çekti. Ardından gözlerini kapatıp başını yastığa yasladı. Sonra iki parmağıyla gözlerini işaret etti.
Uyu.
Hare birkaç saniye ona baktı. “Emir mi bu?”
Araz'ın yüzünde hiçbir değişiklik olmadı.
Hare'nin dudaklarının kenarı belli belirsiz kıpırdadı. “Anladım.”
Başını yastığa bıraktı aralarında yine sessizlik vardı. Ama bu kez sessizlik eskisi kadar ağır gelmiyordu.
Hare gözlerini kapattığında, Araz'ın hâlâ ona baktığını bilmiyordu. Araz, Hare'nin uykuya daldığını anlayınca bakışlarını yeniden tavana çevirdi.
Sabah olduğunda Hare gözlerini yavaşça açtı. Yanındaki taraf boştu. Bir anlık şaşkınlığın ardından doğruldu. Araz yoktu.
Odanın içinde alışık olduğu ağır sessizlik de yoktu. Bu kez başka bir şey vardı. Koku.
Sıcak ekmek, kahve ve pişen bir şeyin kokusu odanın altından içeri kadar ulaşmıştı.
Hare yataktan kalktı ve pencereye yaklaştı. Kar durmuştu.
Fakat gece boyunca yağan kar bütün ormanı değiştirmişti. Ağaçların gövdeleri neredeyse yarıya kadar beyazlığın içinde kalmış, bahçe duvarları bile tamamen kaybolmuştu. Hare bir süre dışarı baktı. Sonra kapıya döndü ve elini kapı koluna koydu. Yavaşça çevirdi. Açıldı.
Hare birkaç saniye yerinden kıpırdamadı. İlk kez kapı kilitli değildi, koridora çıktı. Aşağıdan sesler geliyordu.
Bir fincanın masaya bırakılma sesi. Karel'in kahkahası. Ardından Araz'ın sessizliği. Hare merdivenlerden aşağı indi. Mutfağa yaklaştıkça kahve kokusu daha da belirginleşti. Kapının eşiğinde durdu.
Karel masanın başında oturmuş, bir elinde kahve fincanı tutuyordu. Önündeki masada ekmek, peynir, yumurta ve sıcak bir tencere duruyordu. Araz karşısında oturuyordu. Kahvesinden sessizce bir yudum aldı. Karel Hare'yi fark etti.
Kaşlarını kaldırdı. “Günaydın.”
Hare birkaç saniye cevap veremedi, Karel masaya baktı. “Rahat ol. Zehirli değil.” Araz gözlerini kaldırıp Karel'e baktı. Karel hemen omuz silkti.
“Şaka yapıyorum.” Hare yavaşça mutfağa girdi.
Karel önündeki sandalyelerden birini ayağıyla çekti.
“Gel. Kahvaltı yap. Dün gece Araz seni aç bıraktıysa bugün onun suçunu ben temizleyeyim.”
Hare'nin bakışları Araz'a kaydı, Araz hiçbir şey söylemeden kahvesini içmeye devam etti. Karel sırıttı. “Bak, yine savunmaya geçmedi. Bu adamın en güzel yanı bu.”
Hare istemeden sandalyesine yaklaştı. Karel tabağa bir parça ekmek koyarken ekledi:
“Konuşmuyor diye kızma. Kahvaltıda da böyle. İnsan bazen yanında birinin olduğunu unutuyor.”
Araz'ın bakışları yeniden Karel'e döndü. Karel gülümseyerek kahvesinden bir yudum aldı.
“Tamam, tamam. Sabah sabah sinirlerini bozmayacağım.”
Hare ilk kez bu evde sabahın gerçekten bir sabah gibi hissettirdiğini düşündü. Günden güne ev değişiyordu sanki.
Kahvaltının ortasında şöminedeki ateş yavaşça küçüldü. İçerideki sıcaklık da çekilmeye başladı. Araz sandalyesinden kalktı.
Karel kahvesinden bir yudum alırken ona baktı.
“Odun mu?”
Araz cevap vermedi. Yalnızca kapının yanından botlarını giydi ve kısa bir an Karel'e baktı. Sessizliğin altında bir uyarı yatıyordu.
Kapıyı açtığında içeri keskin bir soğuk doldu. Dışarısı hâlâ bembeyazdı. Kar durmuştu ama ormanın üzerine çöken sessizlik değişmemişti. Araz dışarı çıktı ve kapıyı kapattı.
Karel kahvesini karıştırırken Hare'ye baktı.
“Merak etme,” dedi sakin bir sesle. “On dakika içinde döner.”
Hare gözlerini kendi kahve kupasına dikti.
“Ben merak etmiyorum.”
Karel gülümsedi. “Tabii.”
Şöminedeki son odunlardan biri çatırdayarak çöktü. Hare dudaklarını birbirine bastırdı ve Karel'e baktı.
“Araz neden beni burada tutuyor?”
Karel hemen cevap vermedi. Anlaşılan bu soruları bekliyordu çünkü hiç şaşırmadı. Kahvesini karıştırdı, ona baktı.
“Bunu ona sorman daha mantıklı.”
Hare, “O konuşmuyor.” dedi.
“Evet. Bu konuda oldukça istikrarlı.”
Hare kupayı bir kenara bıraktı. “Beni burada tutmaya devam edecek mi?”
Karel bu kez şaka yapmadı, Hare'ye baktı.
“Bilmiyorum.” Hare inanmadı.
“Sen onun arkadaşısın.”
“Bu, onun kafasının içini okuyabildiğim anlamına gelmiyor.” Sonra Karel biraz masaya doğru eğildi.
“Ama seni öldürmek isteseydi, şimdiye kadar bunu yapmış olurdu.”
Hare gözlerini adama dikti.
“Araz beni on iki yıl önce tanıyordu.” dedi.
Karel'in yüzündeki rahat ifade bir anda silindi.
Elindeki fincan dudaklarına kadar yükselmişti fakat bir yudum almadan durdu. Bakışları Hare'nin üzerinde birkaç saniye sabit kaldı. Hare bunu fark etti. “Biliyorsun.”
Karel fincanı yavaşça masaya bıraktı.
“Bunu sana onun anlatması gerekiyor.” Hare'nin kaşları çatıldı. “O bana hiçbir şey anlatmıyor.”
“Biliyorum.” Karel'in sesi bu kez şakacı değildi. Hare biraz daha yaklaştı. “Sen biliyorsun.”
Sessizlik mutfağın içine çöktü. Şömineden gelen çıtırtılar bile bir anlığına daha belirgin duyuldu. Karel bakışlarını fincanına indirdi. “Bazı şeyleri.”
“Ne kadarını?” Karel başını kaldırdı.
Bir süre Hare'ye baktı. Sanki vereceği cevabın ne kadarının doğru, ne kadarının fazla olacağını tartıyordu. Sonunda hafifçe başını iki yana salladı.
“Sana söyleyebileceğim kadarını değil.”
Hare'nin yüzündeki merak yerini hayal kırıklığına bıraktı. Karel bunu gördü ama geri adım atmadı.
Çünkü bazı geçmişler anlatılınca yalnızca geçmiş olarak kalmazdı. Bazıları, anlatıldığı anda yeniden yaşanmaya başlardı.
Tam o sırada dış kapının açıldığını duyuldu.
Soğuk hava bir anda mutfağa doldu. Araz içeri girdiğinde omuzlarında birkaç kar tanesi vardı.
Karel ona baktı sonra, sanki konuşmaları yarıda kalmış gibi, gayet doğal bir ses tonuyla:
“Hayır Hare, kaçmana yardım edemem. O benim dostum. Ona ihanet edemem.”
Hare'nin ağzı açık kaldı. Bir an ne diyeceğini bilemedi. Araz'ın bakışları önce Karel'e döndü. Ardından yavaşça Hare'ye kaydı.
Hiçbir şey söylemedi ama o bakış yeterliydi.
Hare'nin kendini açıklamak zorunda kalacağını ikisi de biliyordu. “Ben...” Sesi takıldı.
Karel kahvesinden bir yudum aldı. Hare ona öfkeyle baktı.
“Öyle bir şey istemedim.”
Karel'in dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı. Hare hemen Araz'a döndü. “Gerçekten istemedim.” Araz hâlâ ona bakıyordu.
Hare'nin yüzü gerildi. Araz cevap vermedi kollarındaki odunları aldı ve tek tek şöminenin içine attı. İlk odun ateşin üzerine düştüğünde alevler yükseldi.
Karel sessizce kahvesini karıştırdı. Hare ise hâlâ Araz'ın bakışlarını üzerinde hissediyordu. Bir süre kimse konuşmadı.
Sonra Karel, sanki aklına yeni gelmiş gibi, gözlerini pencereye çevirdi. “Gerçi...” dedi.
Kaşığın fincanın içinde çıkardığı hafif ses kesildi.
“Bu havada buradan birlikte gitmek biraz zor olacak.” Araz'ın başı yavaşça Karel'e döndü. Karel hiç oralı değilmiş gibi devam etti.
“Yollar kar altında kalmıştır. Ertelemek gerekebilir.” Araz'ın kaşları çatıldı.
Bakışları sertleşti. Karel'e birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden baktı. Karel de ona baktı. Aralarında Hare'nin anlayamadığı kısa bir sessizlik oluştu.
Karel'in yüzündeki o rahat ifade hâlâ yerindeydi ama gözlerinde başka bir şey vardı. Araz'ın bakışları, Yeter, der gibiydi.
Karel ise çok hafif omuz silkti. Hare'nin zihninde bir şey yerine oturdu. Dün gece kapının arkasında duyduğu ses.
'Yakında çıkacaksan hazırlık yapmamız gerekecek.'
Demek gerçekten gideceklerdi ve bu duruma Hare de dahildi. Araz'ın bakışları yeniden ona döndüğünde Hare'nin yüzündeki ifade değişmişti. Artık şaşkın değildi daha çok, cevabını bildiği bir soruyu sormaya hazırlanıyordu.
“Gideceğiz?” Araz cevap vermedi. Hare gözlerini ondan ayırmadı. Hare sandalyesinde biraz doğruldu.
“Peki...” dedi yavaşça. “Benim de seninle geleceğimi düşündüren ne?” Araz'ın bakışları sabitlendi. Hare'nin sesi bu kez daha kararlıydı.
“Ben sana kendi isteğimle geleceğimi ne zaman söyledim?”
Karel'in yüzündeki gülümseme kayboldu. İlk kez tamamen ciddileşti. Fincanı masaya bıraktı.
“Hare...” Kız ona döndü, Karel birkaç saniye sustu.
Sonra sakin bir sesle konuştu.
“Başka çaren yok.” Hare'nin kaşları çatıldı.
“Ne demek bu?” Karel cevap vermeden önce Araz'a baktı. Araz hâlâ sessizdi ancak, Sus, der gibi başını belli belirsiz iki yana salladı. Karel'in gözleri yeniden Hare'ye döndü.
“Polis her yerde seni arıyor.” Hare'nin yüzündeki ifade dondu. Karel son cümleyi ağır bir sessizlikle tamamladı.
“Cinayetten.”