İçeriğe geç

Sessiz Takıntı (Tamamlandı)

Bölüm 10 · 5 dk okuma

Sessiz Takıntı (Tamamlandı)

Bölüm 10

10. Bölüm

Bölüm-X

İnkar..

Karel'in son kelimesi mutfağın içinde asılı kaldı.

“Cinayetten.”

Hare'nin yüzündeki ifade değişmedi. Sanki kelimenin anlamı birkaç saniye boyunca zihnine ulaşamamıştı. Elindeki fincanı hâlâ tutuyordu. Parmakları kupanın etrafında donmuş, gözleri Karel'in yüzüne kilitlenmişti. Sonra kaşları hafifçe çatıldı.

“Ne?” Karel cevap vermedi. Hare'nin bakışları yavaşça Araz'a kaydı.

Araz olduğu yerde duruyordu. Üzerindeki montun omuzlarında hâlâ erimeye başlamamış birkaç kar tanesi vardı. Yüzünde her zamanki o okunmaz ifade vardı. Hare tekrar Karel'e baktı.

“Ne dedin?”

“Polis seni cinayetten arıyor.” Hare'nin dudakları aralandı. Bir an gülmek ister gibi oldu ama gülmedi.

“Beni mi?” Karel başını hafifçe salladı.

“Evet.”

Hare'nin yüzündeki şaşkınlık yerini yavaş yavaş inanmazlığa bıraktı.

“Ben kimseyi öldürmedim.” Karel'in bakışları yumuşadı.

“Biliyorum.”

Hare hemen başını iki yana salladı. “Hayır.” dedi. “Hayır, bir dakika.” Fincanı masaya bıraktı. Ellerinin titrediğini yeni fark etmişti.

“Bana ne anlatıyorsun sen?” Hare'nin sesi bir anda yükseldi. Sandalyenin arkasına tutundu. Gözleri büyümüş, nefesi hızlanmıştı.

“Ben kimseyi öldürmedim.” Bu kez cümleyi daha sert söyledi. Sanki tekrar ettikçe bunun bir saçmalık olduğu kanıtlanacakmış gibi.

Karel sessiz kaldı. Hare'nin bakışları Araz'a döndü. Araz hâlâ konuşmuyordu. İşte o sessizlik Hare'nin içindeki korkuyu öfkeye çevirdi.

“Bunu ona sor.” dedi Hare, Araz'ı kast ederek. Karel bir şey söylemedi. Hare Araz'a döndü.

“Konuşsana.”

Araz'ın gözleri Hare'nin üzerinde sabit kaldı. Hare birkaç saniye bekledi, cevap gelmedi.

“Sen öldürdün.”

Araz'ın yüzünde küçük bir değişiklik oldu. Çenesindeki kas gerildi. Hare bunu gördü, Araz başını çok hafifçe eğdi. Ama yine konuşmadı.

Hare'nin nefesi kesildi, adımları öfkeyle Araz'a yaklaştı.

“Ben gerçekten aranıyor muyum?”

Karel iç çekti.

“Görüntüleri görmen daha iyi olur.”

Hare'nin kaşları çatıldı. “Ne görüntüsü?”

Karel televizyonun kumandasını aldı. “Haberdeki görüntüler.” Karel televizyonu açtı.

Ekran bir anda mutfağın sessizliğini bozdu. Hare istemsizce başını çevirdi. Karanlık bir ara sokak ekrana geldi. Görüntü biraz bulanıktı. Yağmurlu geceydi. Sokak lambasının sarı ışığı kaldırımın yalnızca bir bölümünü aydınlatıyordu.

Sonra Hare göründü.

Kızın yüzü ekranda belirdiği anda nefesi kesildi. Kendisine bakıyordu. Kendisi olduğunu biliyordu. Ama görüntüdeki kız ona yabancı geliyordu. Hare ekrana doğru bir adım attı. “Bu...”

Sesi çıkmadı. Karel televizyonun sesini biraz yükseltti. Haber spikerinin sesi mutfağa yayıldı.

“...olay gecesi son kez bu bölgede görülen genç kadın için arama çalışmaları sürüyor...”

Hare ekrandan gözlerini ayıramıyordu. Görüntüde arkasından bir adam çıkmıştı. Onu takip ediyordu. Hare'nin yüzündeki kan çekildi. “Hayır...”

Adam ona yaklaşıyordu. Hare ekrana biraz daha yaklaştı. “Bu o.”

Karel sustu.

“Bu adam beni takip ediyordu.” Görüntü devam etti. Hare ara sokağa girdi. Adam da arkasından girdi. Sonra görüntü kesildi, siyah ekran. Hare'nin yüzündeki ifade dondu. “Devamı?” Karel cevap vermedi.

“Devamı nerede?”

Televizyonda başka bir görüntü başladı. Bu kez Hare sokaktan koşarak çıkıyordu. Tek başına. Araz tarafından bayıltılmadan saniyeler öncesinde. Nefesi kesilmiş, saçları dağılmıştı. Kız ekrana baktı, gözleri büyüdü. “Hayır.”

Bir adım geri attı. “Hayır, hayır...”

Kendi görüntüsünü izliyordu ama görüntünün öncesi yoktu. Sonrası yoktu.

Sadece o vardı. Koşuyordu. Kaçıyordu.

Ve birkaç dakika sonra öldürülmüş bir adam bulunmuştu. Haber spikerinin sesi yeniden duyuldu.

“Polis, olayın ardından bölgeden ayrılan genç kadının cinayetle bağlantılı olabileceği ihtimali üzerinde duruyor.”

Hare'nin dudakları titredi. “Cinayet...” Kelimeleri tekrar etti. Sonra acı bir gülüş çıktı.

“Ben...” Gülüşü yarıda kaldı. “Ben kaçıyordum.” Karel ona baktı.

“Beni takip ediyordu.” Hare'nin sesi gittikçe yükseldi. “Beni takip ediyordu!” Televizyon hâlâ açıktı. Haber görüntüleri devam ediyordu. Hare bir anda Araz'a döndü.

“Sen biliyordun.” Araz'ın gözleri ona döndü.

“Sen bunu biliyordun.”

Araz kumandaya uzandı televizyon kapandı. Ekran karardı. Hare birkaç saniye siyah ekrana baktı. Sonra yavaşça Araz'a döndü.

Yüzündeki şaşkınlık tamamen kaybolmuştu yerini öfke almıştı.

Hare masadaki sandalyeyi itti. Sandalye geriye sürüklenip devrildi. “Bunu biliyordun!”

Karel ona doğru yaklaştı. Hare'nin gözlerinden yaşlar akmaya başlamıştı ama ağlamasına izin vermiyordu. Gözlerini kırpmadan Araz'a bakıyordu.

“Beni buraya getirdiğinde biliyordun.” Araz'ın bakışları sertleşti. “Polisin beni aradığını biliyordun.” Sessizlik.

“Beni katil sandıklarını biliyordun.” Bir adım daha attı. “Ve bana hiçbir şey söylemedin.”

Gözyaşlarından biri yanağından aşağı süzüldü. Hare onu eliyle sildi sonra Araz'a baktı.

“Beni kaçırdın.” Araz kıpırdamadı.

“Beni zorla buraya getirdin.Beni haftalardır burada tutuyorsun.” Sesi titriyordu. Bir adım daha attı.

“Ve şimdi öğreniyorum ki dışarıda herkes beni bir katil sanıyor.” Hare’nin sesi son kelimede çatladı. Bir an kimse hareket etmedi.

Sonra elindeki fincanı masaya bıraktı. Bu kez dikkatlice değil. Fincan sertçe yüzeye çarptı elinde parçalara ayrıldı. Kahve taşarak masaya yayıldı. Karel araya girmek istedi.

“Hare, sakin—”

“Hayır.” Tek kelimeyle onu susturdu.

Gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı ama yüzündeki ifade ağlayan birinin değil, öfkesini güçlükle ayakta tutan birinin ifadesiydi.

"Bunu bana neden yaptın?!"

Cevap gelmedi. İşte o sessizlik Hare’nin son direncini de kırdı. Kapıya yöneldi, Araz odunları içeri taşırken kapının kilitlenmediğini fark etmişti.

Karel arkasından seslendi ama Hare durmadı. Kapıyı açtığı anda keskin soğuk yüzüne çarptı. Dışarı çıktı.Kar dizlerinin üstüne kadar yükseliyordu.

İlk birkaç adımı tökezleyerek attı. Sonra hızlandı. Koşmaya çalışıyordu ama bacakları onu taşımıyordu. Her adımda karın içine gömülüyor, yaralı bacağı sızlıyordu. Arkasından kapının açılma sesi geldi.

"Hare, dur!" Karel bağırdı ama Hare dönmedi.

Bir adım daha attı ayağı kara takıldı. Dengesi bozuldu. Tam düşecekken arkasından gelen Araz onu yakaladı. Hare bütün gücüyle kurtulmaya çalıştı. Araz kolunu sıkıca tuttu.

"Bırak!" Hare onu itti. Bir kez sonra tekrar. Araz bırakmadı.

Hare geriye doğru çekildiğinde ikisinin de dengesi bozuldu. Karın üzerine birlikte düştüler. Araz sırtıyla yere çarparken Hare onun üzerinden yuvarlanıp birkaç karış öteye savruldu. Bir an ikisi de hareket etmedi. Hare’nin nefesi kesilmişti. Sonra ayağa kalkmaya çalıştı ama bacağı dayanmadı. Yeniden bu sefer daha sert şekilde kara düştü. Araz hemen doğruldu.

“Hare!”

O anda ilk ve son kez sesi yükseldi. Yine sanki ses boğazından dikenli tellerle sökülüp alınıyor gibi çıkmıştı. Hare başını kaldırdı, gözlerinden yaşlar akıyordu.

Araz ona ulaştığında Hare bir kez daha kurtulmaya çalıştı fakat gücü tükenmişti.

"Hayır! Hayır."

Araz onu yerden kaldırırken Hare’nin bacağındaki sargı tamamen açılmıştı, beyaz karın üzerine kan damladı sonra biraz daha kanadı. Hare aşağı baktı. Yüzündeki öfke bir anda çözüldü, artık direnmedi.

Başını Araz’ın omzuna bıraktı. Nefesi hâlâ düzensizdi. Parmakları istemsizce onun montuna tutundu. Ağlaması sessizdi.

Hıçkırıklarını bastırmaya çalışıyor, fakat her nefeste omuzları hafifçe sarsılıyordu.

Araz onu daha sıkı tuttu, Hare yüzünü boynunun yanına gömdü. Bir süre öyle kaldılar.

Karel kapının önünde onları izliyordu, kar yağmaya devam ediyordu.

Hare’nin kanı, bembeyaz zeminde giderek büyüyen küçük kırmızı lekeler bırakıyordu. Araz sonunda onu kucağına aldı ve eve doğru yürüdü.

Hare bu kez karşı koymadı. Titrek bir nefes aldı sonra nefes daha.

“Hayatımı aldın.” diye mırıldandı.

Araz'ın yüzünde çok hafif bir değişiklik oldu, Hare bunu gördü. Araz başını çok hafifçe eğdi. Kabul etmekten çekindiği bir gerçek değildi bu durum.

Araz onu sessizce taşıdı. Kar, ayaklarının altında ezilirken geride yalnızca dağılmış izler kalıyordu.

Ve ilk kez, onu kaçıran adamın kollarında ağlarken bile, asıl korktuğu şeyin Araz olmadığını anladı. Dışarıdaki dünyanın onu artık kim olduğuyla değil, işlediğine inandıkları cinayetle hatırlayacak olmasıydı.

Bölüm sonu

1 yorum