İçeriğe geç

Sessiz Takıntı (Tamamlandı)

Bölüm 11 · 8 dk okuma

Sessiz Takıntı (Tamamlandı)

Bölüm 11

11. Bölüm

BÖLÜM-XI

Beyazın Altında..

Hava kararmaya başladığında evin içindeki ışık da değişmişti.

Pencerelerin ardında günün son soluk renkleri çekilirken kar, gökyüzünün mavisini üzerine alıyor, birkaç saat önce bembeyaz görünen orman şimdi buz mavisi bir sessizliğin içinde kayboluyordu. Şöminenin ateşi odanın duvarlarında titrek gölgeler oluşturuyor, içerideki sıcaklık dışarıdaki soğuğa rağmen ağır bir uyku gibi çörekleniyordu.

Hare koltuğun köşesine çekilmişti.

Bacaklarını uzatmış, ellerini kucağında birbirine kenetlemişti. Gün içinde yaşananlardan sonra bedeni hâlâ tam olarak sakinleşmemişti; nefesi zaman zaman fark etmeden hızlanıyor, gözleri şöminenin alevlerinde sabitlenmesine rağmen zihni aynı birkaç görüntünün etrafında dönüp duruyordu.

Karel masanın üzerinde duran temiz sargıları hazırlarken Araz sessizce karşı tarafında duruyordu. Karel'in bakışları Hare'nin bacaklarına indiğinde yüzündeki ifade değişmedi ama Araz'ın Karel'e attığı kısa ve sert bakış yeterli oldu. Karel bunu anladı.

“Tamam.”

Başını çevirip arkasını döndü.

Hare altında ki kumaş ucunu biraz yukarı çektiğinde eski sargıların altından sızmış kan çoktan tenine işlemişti. Beyaz bezlerin üzerinde koyulaşan kırmızı, karın üzerinde bıraktığı iz kadar belirgindi.

Karel'in hazırladığı yeni sargıları alan Araz koltuğa ayak ucuna oturdu ve dikkatle eski bandajı açtı.

Hare dişlerini sıktı. Araz yaraya dokunduğunda omuzları istemsizce gerildi ama bu kez elini çekmedi.

Dışarıdaki karanlık camlara iyice yerleşmişti. Bir süre yalnızca şöminenin çıtırtısı duyuldu. Sonunda Hare'nin sesi alçaldı.

“Beni neden arıyorlar?” Araz'ın elleri bir an durdu.

Karel hâlâ arkasını dönmüş haldeydi. “Çünkü seni suçlu gösterecek kadarını bıraktılar.”

Hare kaşlarını hafifçe çattı. Araz yarayı temizlemeye devam etti. “Kim?”

Karel cevap vermeden önce kısa bir süre sustu.

“Senin geçmişinden insanlar.” Hare'nin bakışları şömineye kaydı.

Bu kez sessizlik daha uzun sürdü. Hare babasının düşmanları olduğunu her zaman biliyordu. Hare on yaşına kadar zengin ama tehlikeli bir hayat yaşamıştı. “Babamla mı ilgili?”

Araz'ın elleri hareketsiz kaldı sonra başını yavaşça kaldırıp Hare'ye baktı ve çok hafifçe başını salladı. Hare'nin yüzündeki ifade değişti.

“Ne yaptılar?”

Karel arkasını dönmedi. “Aileni öldürenler yalnızca o gece ortaya çıkmadı.”

Araz yeni sargıyı yaranın etrafına dolarken Hare'nin gözleri onun ellerine takıldı. Parmakları sakin ve dikkatliydi fakat Hare ilk kez o sessizliğin altında başka bir şey olduğunu fark ediyordu; sanki Araz'ın bildiği her şey, söylemediği her cümle kadar ağırdı.

“Beni neden takip ediyorlar?” Karel yavaşça nefes verdi.

“Çünkü sen onların bıraktığı tek tanıksın.”

Hare'nin yüzündeki şaşkınlık yavaşça derinleşti.

“Ben hiçbir şey görmedim.”

“Gördün.” Karel bu kez döndü. “Hatırlamıyorsun.”

Hare'nin gözleri ona çevrildi. Şöminenin alevi Karel'in yüzünün bir tarafını aydınlatırken diğer tarafı gölgede bırakıyordu.

“Yangın gecesi yaşananların tamamını bilmiyorsun Hare. Sana anlatılan hikâye, gerçeğin yalnızca bir kısmıydı.” Hare'nin boğazı düğümlendi.

Araz sargıyı bağladıktan sonra ellerini çekti. Birkaç saniye Hare'ye baktı.

“Onlar mı yaptı?”

Araz'ın çenesi gerildi sonra başını aşağı yukarı hareket ettirdi. Hare'nin gözleri doldu ama bu kez ağlamadı. Bakışlarını ateşe çevirdi.

“Peki neden şimdi?”

Karel koltuğun karşısına oturdu.

“Çünkü seni buldular.”

Ateşten küçük bir kıvılcım yükseldi ve odunların arasında kayboldu.

“Ama ele geçiremediler. Bu yüzden kendileri yakalamak yerine önce suçlu göstermeyi seçtiler.”

Hare gözlerini kapattı.

"Böylece polis onların işini yapacak." Diye devam etti Karel.

Dışarıda rüzgâr yükselmişti. Kar taneleri pencereye çarpıyor, camın ardından belli belirsiz beyaz çizgiler halinde kayıyordu.

“Peki Araz?”

Karel'in bakışları Araz'a döndü. Hare de ona baktı.

“Sen beni bu yüzden mi kaçırdın?”

Araz cevap vermedi. Uzun süre Hare'nin gözlerinin içine baktı. Sonra başını çok hafifçe onaylar şekilde yana çevirdi ve tekrar ona baktı.

Karel sessizce ekledi: “Onlardan saklamak için.”

Hare'nin kaşları çatıldı. “Beni korkutarak mı?”

Karel cevap vermedi.

"Önümde bir adamı öldürerek mi?"

Araz'ın bakışları Hare'nin yüzünde kaldı bu kez başını eğdi. Sanki bunun başka bir açıklaması yokmuş gibi. Hare acı bir nefes verdi.

Karel Araz'a baktı ardından Hare'ye.

"Olay plansız gelişti. "

Hare kaşlarını çatarak Karel'e baktı ardından Araz'a döndü.

“Bunu yapmanın başka yolu yok muydu?”

Araz'ın yüzünde ilk kez belli belirsiz bir pişmanlık gölgesi geçti fakat yine konuşmadı. Hare gözlerini ondan kaçırdı.

"Zaman yoktu." Dedi Karel.

Şöminenin sıcaklığı yüzüne vuruyordu ama elleri hâlâ soğuktu. Bir süre kimse konuşmadı.

Güneş tamamen kaybolmuştu. Pencerenin ardında artık yalnızca buz mavisinin içine gömülmüş bir gece vardı.

Hare aşağı doğru baktığında, yeni sarılmış bacağındaki beyaz sargıyı gördü. Temizdi.

En azından şimdilik, sonra dışarıdaki karı düşündü.

Bembeyazlığın üzerine yayılan kendi kanını. Ve ilk kez, Araz'ın onu bu evde tutmasının yalnızca kendisiyle ilgili olmadığını anlamaya başladı. Belki de dışarıda onu bekleyen şey, bu evden çok daha kötüydü.

Hare o gece anlatılan hiçbir şeyi bütünüyle kabul edemedi. Karel'in söyledikleri mantıklıydı, televizyon ekranında gördükleri inkâr edilemeyecek kadar gerçekti ve yine de zihninin içinde bir yer, bütün bunların arasındaki eksik parçayı bulmaya çalışıyordu. Hatırlamaya çalıştıkça düşünceleri birbirine karışıyor, yangının kızıl görüntüsü, karanlık sokak, peşinden gelen adam ve Araz'ın yüzü aynı gecenin içinde birbirine karışıyordu.

Bir şeyleri unutmuştu. Bundan artık emindi ama neyi unuttuğunu bilmiyordu.

Karel bir süre sonra önüne küçük bir tabak bıraktı. Birkaç parça ekmek ve kurutulmuş etten oluşan basit bir şeydi.

“Biraz ye.”

Hare tabağa baktı ama hemen dokunmadı. Karel karşısındaki koltuğa oturup onu izlememeyi tercih etti. Bu kez şakaları da yoktu.

Hare sonunda küçük bir parça ekmek aldı, fakat birkaç lokmadan sonra iştahı kesildi. Ağzında tatsız bir ağırlık oluşmuştu.

“Yarın çıkıyoruz, değil mi?” dedi Karel. Araz başını hafifçe salladı. “Ya kar böyle devam ederse?”

Araz bu kez başını iki yana çevirdi. Karel pencereye baktı. “Tahmin ettiğim gibi.” Karel kahvesinden bir yudum aldı. “Başka yol kullanmamız gerekecek.”

Karel göz ucuyla Hare'ye baktı. “Onu da götüreceğiz.” Araz'ın bakışları Hare'ye kaydı. Birkaç saniye ona baktıktan sonra başını hafifçe eğdi.

“Yaramaz bir çocuk." Dedi Karel.

Hare'nin gözleri Karel'e çevrildi bakışlarında öfke vardı ancak bunu yansıtacak güce sahip değildi.

Dışarıda kar yağmaya devam ediyordu. Akşamdan beri hiç durmamıştı. Pencerenin camına çarpan taneler şöminenin ışığında kısa bir an parlıyor, sonra karanlığın içinde kayboluyordu. Bahçedeki her şey yavaş yavaş silinmişti; ağaçların dalları ağırlaşmış, taş duvarlar karın altında kaybolmuş, yollar çoktan beyaz bir boşluğa dönüşmüştü.

Gece ilerledikçe Hare'nin gözleri ağırlaştı. Tam o sırada Araz yanına geldi. Hare başını kaldırdığında onun yüzünde yine aynı sessiz ifade vardı. Bir şey söylemeden eğildi ve onu kucağına aldı.

Hare'nin kaşları çatıldı. İtiraz etmek istedi fakat bacaklarındaki sızı daha düşüncesini tamamlamasına izin vermeden bedenine yayıldı. Gün boyunca kanamış yaralar yeniden zonkluyordu. Hare dudaklarını araladı ama ses çıkarmadı. Araz bunu bir cevap olarak kabul etmiş gibi onu taşıdı.

Siyah kapının önünden geçerken Hare'nin gözleri normalden biraz fazla takıldı. Ses ya da ışık yoktu. Yatağın kenarına geldiğinde Hare onun omzunda hafifçe görünen yara izine bakarak sessizce konuştu.

“Bana hiçbir şey anlatmıyorsun.” Araz onu yatağa bıraktı.

“Sonra da benim sana güvenmemi bekliyorsun.”

Araz birkaç saniye ona baktı. Yüzünde yine hiçbir cevap yoktu. Hare onun gözlerinde bir şey aradı; pişmanlık, öfke, korku ya da en azından bir açıklama. Hiçbirini bulamadı.

Araz'ın bakışları kısa bir an Hare'nin yüzünde kaldı. Sonra geri çekildi, kapıya yöneldi.

Hare arkasından baktı. “Bir gün söyleyecek misin?” Araz durdu ama dönmedi.

Birkaç saniye sonra kapı açıldı ve dışarı çıktı kapıyı henüz kapatmamışken Karel odaya geldi. Kapının önünde durup Araz'ın ardından baktı, sonra Hare'ye döndü.

"Tatlı rüyalar."

Karel başka bir şey söylemeden kapıyı kapattı ve kilidi çevirdi. Metal dilin yuvasına oturduğu o küçük ses, gecenin sessizliğinde gereğinden fazla belirgin geldi.

Hare tavana bakarak uzun süre uyumaya çalıştı. Uyuyamıyordu. Dışarıda kar yağmaya devam ediyordu. Pencerenin önünden geçen beyazlık, odanın karanlığında hareket eden gölgeler gibi görünüyordu. Hare gözlerini kapattı.

Ailesini düşündü, yangını düşündü, Araz'ı düşündü. On iki yıl önce onu gerçekten tanıyıp tanımadığını düşündü.

Zihnini zorladıkça bazı görüntüler beliriyordu fakat hiçbiri tamamlanmıyordu. Bir el. Bir ses. Dumanın arasından görünen bir yüz. Sonra karanlık. Hare gözlerini yeniden açtı.

Pencerenin dışında kar yağıyordu öyle yoğun yağıyordu ki dünya sanki yavaş yavaş kendi izlerini siliyordu. Belki de zihni de aynısını yapmıştı.

Bazı şeyleri gömmüş, bazılarını beyazlığın altında bırakmıştı ve şimdi ne kadar kazarsa kazsın, neyin kendisine ait olduğunu ayırt edemiyordu.

Bir süre sonra yorgunluk düşüncelerinin üzerine çöktü. Hare fark etmeden uykuya daldı. Gece yarısını çoktan geçmişti. Hare önce ne olduğunu anlamadı. Bir ses duymuştu.

Metal bir şeyin yere düşmesine benzeyen kısa, sert bir ses. Gözlerini araladı oda karanlıktı.

Hare birkaç saniye kıpırdamadan dinledi sonra dışarıdan çok hafif bir fısıltı geldi.

Karel.

Hare doğruldu. Ses kapının arkasından geliyordu.

Kelimeleri seçemiyordu sadece Karel'in alçak ve aceleci sesini duyabiliyordu.

Hare yataktan kalktı. Bacaklarındaki ağrıya rağmen kapıya kadar yürüdü ve kulağını ahşaba dayadı. “...şimdi olmaz...” Karel'in sesi çok kısıktı.

Bir sessizlik sonra Araz'ın ayak sesleri.

“İlk fırsatta kaçmaya çalışacak.” dedi. Adım sesleri fısıltılı konuşmayı takip etti.

“Yarası iyileşmeden bile denedi. Yolda fırsat bulursa yine deneyecek.”

Hare kapının deliğine eğildi fakat koridor karanlıktı. Yalnızca hareket eden iki gölge seçebildi. Karel uzaklaşırken bir şey daha söyledi. “...dışarıda...” Sonrası anlaşılmadı. Hare'nin kalbi hızlandı.

İki adamın ayak sesleri merdivenlerden aşağı indi. Sonra dış kapı açıldı. Hare birkaç saniye bekledi ardından yavaşça pencereye doğru ilerledi ve perdeyi iki parmağıyla araladı.

Dışarıda kar fırtınasına yakın bir yoğunlukta yağıyordu. Bahçeyi aydınlatan tek şey evin dışındaki solgun lambaydı. Işığın altında kar taneleri sürekli hareket ediyor, yere düşen her şey birkaç saniye içinde beyazlığın altında kayboluyordu.

Önce Karel göründü. Elinde bir kürek vardı.

Karın içinde ağır ağır ilerliyordu. Attığı her adımın ardından derin ayak izleri kalıyor, fakat birkaç saniye sonra yeni yağan kar bu izlerin kenarlarını doldurmaya başlıyordu.

Hare gözlerini kıstı. Karel bahçenin biraz ilerisine geldiğinde durdu. Elinde közü karanlıkta parlayan sigarası vardı. Sonra arkasından Araz çıktı. Hare'nin nefesi kesildi. Araz'ın kollarında siyaha sarılmış uzun bir şey vardı. İlk bakışta ne olduğunu anlayamadı. Sonra şekil belirginleşti.

Bir insan.

Araz bedeni kollarında taşıyordu.

Siyah kumaşın altından yalnızca bir el görünüyordu. El, karın beyazlığına karşı neredeyse korkunç bir renkte duruyordu.

Hare'nin parmakları perdeye sıkıca kenetlendi. Araz ağır adımlarla ilerledi.

Karel karanlık ormanlık yere doğru yöneldi. Kar dizlerine kadar yükseliyordu. Araz bir süre sonra durdu. Tam bahçenin ortasında. Karel küreğini yere bıraktı.

Araz'ın kollarındaki siyah örtü rüzgârla hafifçe hareket etti. Hare nefesini tutmuştu.

Sonra Araz başını kaldırdı ve yavaşça eve baktı.

Bölüm sonu

1 yorum