İçeriğe geç

Sessiz Takıntı (Tamamlandı)

Bölüm 12 · 8 dk okuma

Sessiz Takıntı (Tamamlandı)

Bölüm 12

12. Bölüm

BÖLÜM-XII

Eşik..

Araz başını kaldırdı ve yavaşça eve baktı. Hare'nin nefesi kesildi.

Bir anlığına bakışlarının doğrudan kendisine değdiğini düşündü. Perdeyi elinden bıraktı ve refleksle geriye çekildi. Sırtı duvara çarptığında eli ağzına gitti.

Kalbi göğsünün içinde öylesine hızlı atıyordu ki sesini onların da duyabileceğini sandı. Perdenin arkasına biraz daha sokuldu. Dışarıda Araz hâlâ kıpırdamıyordu.

Hare birkaç saniye bekledi, sonra cesaretini toplayıp yeniden baktı. Bahçede artık kimse yoktu yalnızca geride kalmış ayak izleri.

Kar yağıyordu, sadece kar.

Ama az önce gördüğü şey gözlerinin önünden gitmiyordu. Siyah kumaşın altında taşınan insan bedeni, karın üzerinde ilerleyen ayak izleri ve Araz'ın başını kaldırıp eve bakışı birbirine karışıyordu.

Hare'nin nefesi düzensizleşti. Odada kalmak bir anda dayanılmaz hale geldi. Kapıya baktı, düşünmek istemiyordu sadece çıkmak istiyordu.

Sessizce kapıya yöneldi. Parmakları kilide uzandığında titriyordu. Birkaç kez çevirmeyi denedi, mekanizma dönmedi. Panik yükseldikçe hareketleri sertleşti. Yatağa döndü lambayı hızlıca eline aldı, vücudu titriyordu. Kilide lambayla sertçe vurdu.

Sonunda kilidin içinden küçük bir ses geldi, kapı açıldı. Hare önce yalnızca birkaç santim araladı. Koridor karanlıktı. Duvarların üzerinde pencerelerden sızan soluk mavi ışıklar uzanıyor, evin geri kalanı gecenin içine gömülmüş gibi görünüyordu. Birkaç saniye bekledi, ardından kapıyı arkasından sessizce kapattı.

Araz yoktu. Karel de yoktu.

Bu düşünce içindeki korkuyu azaltmak yerine daha da büyüttü.

Merdivenlere doğru ilerledi. Her adımında bacaklarındaki sargılar geriliyor, yaraların altında sıcak bir sızı dolaşıyordu. Birkaç basamak indikten sonra durup arkasına baktı. Koridor hâlâ boştu. Son basamağa geldiğinde evin alt katındaki karanlık karşısında bir an tereddüt etti sonra mutfağa yöneldi.

Mutfağa girdiğinde ilk fark ettiği şey sessizlik oldu. Şömine uzaktan hâlâ belli belirsiz yanıyordu fakat mutfağın içi soğuktu. Pencereden süzülen ay ışığı tezgâhın üzerinde ince, buz mavisi bir çizgi bırakmıştı. Hare birkaç saniye kıpırdamadan durdu. Sonra çekmeceleri açmaya başladı.

İlki. Boş. İkincisi. Çatallar. Üçüncüsü. Bezler, küçük mutfak eşyaları. Dördüncüsü. Hiçbir şey.

Nefesi hızlandı. Çekmeceleri kapatırken elleri birbirine çarpıyor, çıkan küçük sesler mutfağın sessizliğinde büyüyordu. Dolap kapaklarını açmaya başladı. Bardaklar, tabaklar, kavanozlar, kutular... Aradığı şeyi bulamıyordu.

Bir dolabın kapağını öfkeyle kapattı. Başka birini açtı. Sonra tezgâhın altındaki dolaba eğildi ve sonunda onu gördü.

Dolabın arkasına, diğer mutfak eşyalarının gerisine sıkıştırılmış eski bir bıçak vardı. Sapı koyu renkti, metal kısmı karanlıkta bile belli oluyordu. Hare'nin eli bir an havada kaldı. Sonra bıçağı kaptı.

Parmakları sapın etrafına öylesine sıkıldı ki eklemleri beyazladı. Bıçağın ağırlığı beklediğinden farklıydı. Hafifti. Fazla hafif. Ama elindeki tek şey buydu.

Hare mutfağın ortasına çekildi. Sırtını duvara vermeye çalıştı fakat bacaklarından biri sızlayınca yüzü buruştu. Dişlerini sıktı, bıçağı biraz daha kaldırdı.

Dış kapının kilidi döndü. Hare'nin bütün bedeni gerildi. Kapı açıldı, Karel içeri girdi.

Üzerindeki koyu renk mont karla kaplanmıştı. Omuzlarında ve saçlarının arasında erimeye başlamış beyaz taneler vardı. Nefesi hızlıydı; sanki dışarıda uzun süre koşmuş ya da ağır bir şey taşımış gibi göğsü düzensiz biçimde inip kalkıyordu. Kapıyı arkasından kapatırken başını kaldırdı.

Ve Hare'yi gördü.

Karel olduğu yerde kaldı.

Hare mutfağın ortasında, iki eliyle kavradığı bıçağı göğsünün önünde tutuyordu. Yüzü solgundu. Gözleri korkuyla büyümüş, nefesi dudaklarının arasından kesik kesik çıkıyordu.

Karel'in yüzündeki şaşkınlık kısa sürdü. Ellerini yavaşça iki yana bıraktı ve olduğu yerde kaldı.

“Hare.”

Hare'nin eli titredi.

“Yaklaşma.”

Karel bir adım atacakmış gibi oldu ama durdu.

“Yaklaşmıyorum.”

Hare'nin gözleri onun üzerindeki kar tanelerine kaydı. Sonra tekrar yüzüne döndü.

“Sen dışarıdaydın.”

Karel cevap vermedi. Hare'nin bakışları onun arkasındaki kapıya kaydı. Dışarıdaki karanlık hâlâ oradaydı. “Tek başına mı geldin?”

Karel birkaç saniye sustu.

“Şu an önemli olan bu değil.”

Hare'nin kaşları çatıldı. Bıçağın ucunu biraz daha kaldırdı. “Benim için önemli.”

Karel'in gözleri bıçağa indi.

“Onu biraz aşağı indir.”

Hare başını iki yana salladı. “Hayır.”

“Ellerin titriyor.”

Karel'in bakışları yeniden Hare'nin yüzüne çıktı. Sesi hâlâ sakindi fakat bu sakinlik Hare'nin korkusunu azaltmıyordu.

“Bacağın yeniden kanayacak.”

Hare o an aşağı baktı. Sargının kenarında beliren küçük kırmızılığı gördü. Acıyı fark ettiğinde yüzü gerildi ama bıçağı indirmedi. “Umurumda değil.”

Karel birkaç saniye ona baktı.

“Umurunda olmalı.”

Hare'nin nefesi hızlandı. Gözleri bir an mutfağın kapısına, sonra Karel'e kaydı. “Onu gördüm.”

Karel'in yüzü değişti.

“Karda..” Bir an sessizlik oldu. “Bahçede. Ne gördüğümü biliyorsun.”

Karel hiçbir şey söylemedi. Hare'nin dudakları aralandı. Sesini kontrol etmeye çalıştı ama kelimeler titreyerek çıktı.

“Siyah bir şeyin içine sarılmıştı.”

Karel'in bakışları Hare'nin ellerine indi.

“Bıçağı bırak.”

Hare'nin gözleri doldu fakat bu kez ağlamadı.

“Beni öldürmeyeceğinizi nereden bileceğim?”

Karel cevap vermedi bunun yerine bir adım attı. İşte o sessizlik Hare'nin içindeki son güven kırıntısını da yerinden söktü.

"Yaklaşma!"

Karel olduğu yerde durdu.

“Eğer seni öldürmek isteseydik, bunu sorgulayacak kadar uzun yaşamazdın.”

“Katilsiniz.” dedi Hare, bu kez daha çok kendi kendine söyler gibi. Bıçağı iki eliyle sıkıca kavradı. Karel yavaşça nefes aldı.

“Şu an korkuyorsun.”

Hare acı bir gülümseme gösterdi.

“Bunun için çok geç kaldınız.”

Karel'in yüzündeki ifade sertleşti ama yaklaşmadı. “Bıçağı kullanmak zorunda kalacağın bir yere getirme kendini.”

Hare cevap vermedi.

“Bacakların seni taşımaz.”

Hare'nin gözleri bir an aşağı kaydı. “Yine de deneyeceğim.”

Karel başını hafifçe eğdi.

“Deneyeceğini biliyorum.”

Dışarıda rüzgâr yeniden yükseldi. Kar pencereye sertçe vurdu. Birkaç saniyeliğine mutfaktaki tek ses, camın ardından gelen o kuru uğultu oldu.

Sonra Hare arkasından gelen sesi duydu.

Çok yakındı. Bir nefes kadar yakın.

Karel'in bakışları Hare'nin omzunun üzerinden kaydı. Hare bunu fark etti. Başını çevirmeye çalıştı.

Geç kaldı.

Bir kol beline dolandı diğer el bileğini kavradı.

Araz onu arkasından kendisine çektiği anda Hare'nin nefesi kesildi. Bıçak elinde kaldı fakat kolu artık istediği gibi hareket etmiyordu. Sırtı Araz'ın göğsüne yaslandı. Hare bütün gücüyle kurtulmaya çalıştı, omuzları gerildi, ayakları zeminde kaydı.

“Bırak beni!”

Araz'ın kolları daha da sıkılaştı. Hare'nin elindeki bıçak titredi. Karel bir adım öne çıktı.

“Bırak bıçağı.”

Hare başını iki yana salladı. Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı fakat bu kez korkusunu bastırmaya çalışmıyordu. Araz'ın yüzünü göremiyordu. Yalnızca arkasındaki sıcaklığı ve göğsüne çarpan kendi düzensiz nefesini hissediyordu.

Karel'in sesi yeniden duyuldu.

“Hare, kendine zarar vereceksin.”

Hare gözlerini kapattı. Araz'ın tutuşu değişmedi.

Bıçak hâlâ elindeydi.

Ve evin dışındaki kar, bütün gece olduğu gibi sessizce yağmaya devam ediyordu; dünyanın geri kalanını beyaza gömerken mutfağın içinde üç kişinin arasındaki mesafeyi, artık yalnızca bir bıçağın uzunluğu belirliyordu.

Araz'ın tutuşu değişmedi. Hare bir kez daha kurtulmak için bileğini sertçe çektiğinde bıçak aralarındaki dar boşlukta savruldu. Hare'nin eli istemsizce daha sıkı tutmak için bıçağı kavradı fakat Araz onu bırakmadı. Metal önce Araz'ın omzunu kesti ardından Hare'nin avucunda bıçağın keskin kısmını sıkıca tutmasıyla derin bir kesik açıldı

Hare'nin nefesi acıyla boğazına düğümlendi.

Araz'ın omzundan koyu renkli bir çizgi halinde kan süzüldü. Aynı anda Hare'nin parmaklarının arasından zemine kan sızdı. Bıçak taş zemine çarptığında çıkan ses mutfağın içinde yankılandı.

Karel anında eğilip bıçağı aldı.

“Yeter.” Sesi bu kez sertti.

Araz Hare'nin bileğini bıraktı fakat diğer kolu hâlâ belindeydi. Hare geri çekilmeye çalıştığında acıyla sendeledi. Araz onu tekrar yakaladı; bu kez daha sert, daha kararlıydı. Hare'nin kollarını arkasında tuttu ve onu kendisine doğru çekti.

“Bırak!” Hare'nin sesi çatladı. Araz cevap vermedi.

Onu mutfaktan çıkarırken Hare bütün gücüyle ayaklarını yere bastı fakat yaralı bacakları çok geçmeden teslim oldu. Araz'ın kolu beline daha sıkı dolandı. Hare'nin nefesi kesildi.

Karel arkalarından baktı.

“Bir gün,” dedi dişlerinin arasından, “bir gün şu evde normal bir gece geçireceğiz.”

Kimse cevap vermedi. Oturma odasına geldiklerinde Araz Hare'yi koltuğa bıraktı fakat ayağa kalkmasına fırsat vermeden üzerine yerleşti. Hare geriye doğru çekildiğinde Araz iki kolunu kavrayıp onu koltuğun üzerinde tuttu. Hare'nin omuzları koltuğun arkalığına yaslandı. Araz bedenini onun üzerine doğru eğmişti; kaçabileceği hiçbir boşluk bırakmıyordu.

Hare kıpırdandı. Araz'ın elleri kollarında biraz daha sıkılaştı.

“Canımı acıtıyorsun.”

Araz'ın bakışları gözlerine kilitlendi. Bu kez geri çekilmedi. Hare bunu gördüğü anda sustu.

Onun yüzünde ilk kez farklı bir şey vardı. Öfke değildi. Sabırsızlık da değildi. Daha soğuk, daha kesin bir kararlılıktı. Sanki biraz önce yaşananlardan sonra onu incitmemek için kendisini frenleme ihtiyacı artık kalmamıştı.

Karel mutfağın girişinde durdu. Omzundaki montu çıkardı ve sandalyenin üzerine fırlattı.

“Harika.”

Cebinden sigara paketini çıkardı. Bir sigara yaktı, derin bir nefes çekti.

“Ceset gömüyoruz, eve dönüyoruz, kızın elinde bıçak buluyoruz, sonra birbirimizi kesiyoruz.” Dumanı tavana doğru bıraktı. “Gerçekten çok sakin bir gece.”

Hare'nin gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Başını çevirmek istedi fakat Araz'ın bakışlarından kaçamadı. Araz hâlâ gözlerinin içine bakıyordu. Omzundaki kesikten kan gömleğinin koyu kumaşına yayılmıştı fakat sanki bunu fark etmiyordu bile.

Karel birkaç saniye onları izledi. Sonra sigarasını dudaklarının arasından çekip başını iki yana salladı.

“Sanırım güven problemlerimizi çözmemiz gerekiyor artık.”

Hare ona öfkeyle baktı, Karel omuz silkti.

“Her gün başka bir olay çıkıyor.”

Araz'ın gözleri bir an Karel'e kaydı. Karel sigarasından bir nefes daha aldı.

Hare'nin gözlerinden yeni bir yaş süzüldü. Bu kez Karel'in yüzündeki alaycı ifade biraz olsun kayboldu.

“Tamam,” dedi daha alçak bir sesle. “Şaka bir yana... artık gerçekten durman gerekiyor.”

Hare cevap vermedi, Araz'ın elleri hâlâ kollarındaydı.

Hare onun yüzüne baktı. Korkuyordu. Bunu artık saklamaya çalışmıyordu. Yaşlar sessizce yanaklarından inerken gözleri Araz'ın yüzünde takılı kaldı. Araz da gözlerini ondan ayırmadı.

Camların ardında dünya yeniden beyaza gömülürken odanın içinde yalnızca şöminenin çıtırtısı, Karel'in sigarasından yükselen ince duman ve Hare'nin düzensiz nefesi vardı.

Bu kez karın altında kalan yalnızca ayak izleri değildi.

Hare'nin onlara duyduğu son güven de çoktan gömülmüştü.

Araz onun gözlerindeki acıyı ve korkuyu görüyordu; korkunun kendisine nasıl geçtiğini, küçük bedeninin titreyerek kendi soğuk vücuduna karşı sıcaklığının altında sarsıldığını hissediyordu. Hare koltuğa sıkışmış, onun kolları arasında hareket edemez haldeydi.

Araz'ın bakışları yüzünden ayrılmadan ağzını zorla araladı. Çıkarmaya çalıştığı her ses, sanki boğazından cam parçaları geçirilerek sökülüyormuş gibi canını yakıyordu.

“Annem…”

Sesi çatladı, bir an nefesi kesildi.

“O ceset…”

Kelime dudaklarında asılı kaldı.

“Annemdi.”

Bölüm sonu

1 yorum