İçeriğe geç

Sessiz Takıntı (Tamamlandı)

Bölüm 6 · 5 dk okuma

Sessiz Takıntı (Tamamlandı)

Bölüm 6

6. Bölüm

Bölüm-VI

İz..

"Sen...konuşuyorsun."

Araz'ın sesi gecenin içinde kaybolduğunda Hare birkaç saniye kıpırdayamadı, adamın söylediği kelimeler hâlâ kulaklarının içinde yankılanıyordu, fakat Araz bir daha konuşmadı.

Elini boynundan çekti, Hare'nin önünde birkaç saniye öylece durdu, yüzünde ne öfke vardı ne de merhamet, yalnızca karanlığın içinde sertleşmiş o tanıdık ifade, gözleri Hare'nin yüzünden dizlerine, oradan kanla kaplanmış ellerine indi.

Hare geriye doğru bir adım attı. Araz'ın bakışları onu takip etti.

“Benden nefret ediyorsun, değil mi?” Cevap gelmedi. Hare yutkundu, boynunda hâlâ parmaklarının bıraktığı baskıyı hissediyordu.

“Ben senden nefret ediyorum.” Araz'ın yüzünde hiçbir değişiklik olmadı.

Hare bir adım daha geriledi, fakat dizindeki acı yeniden saplandığında sendeledi, yere düşmeden önce Araz'ın eli koluna uzandı. Hare hemen kendini çekti.

"Dokunma.”

Araz bırakmadı. Onu ayağa kaldırdı, Hare'nin yaralı dizleri ağırlığını taşımakta zorlandı, sendelediğinde Araz kolunu daha sert sıktı.

“Canımı yakıyorsun.”

Adamın yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı. Hare kolunu kurtarmaya çalıştı.

“Yürüyebilirim.”

Araz cevap vermedi, onu arkasından sürükler gibi çekmeye başladı. Hare birkaç adım sonra sendeledi.

Ayakları taşlara takılıyor, dizlerindeki yaralar her adımda yeniden açılıyor, ıslak kıyafetleri bedenine yapışmış hâlde ağırlaşıyordu, fakat Araz'ın eli kolundan hiç ayrılmıyordu.

“Yavaşla!”

Sessizlik. Hare öfkeyle ona baktı.

“Beni duymuyor musun?”

Araz bir anda durdu. Hare onun durmasıyla öne doğru savruldu, fakat Araz kolunu bırakmadı, yalnızca başını çevirip ona baktı.

O bakışta az önce uçurumun kenarında gördüğü öfkenin hâlâ yaşadığını gördü. Hare'nin sesi kısıldı.

“Beni öldürmeyeceğini söylemiştin.”

Araz'ın çenesi gerildi. Hare onun gözlerinin içine baktı, sonra kolunu çekmeye çalıştı.

“Öyleyse neden böyle davranıyorsun?”

Araz'ın parmakları kolunda biraz daha sıkılaştı.

Hare'nin yüzü acıyla gerildi. “Tamam...”

Araz onu yeniden yürümeye zorladı bu kez Hare itiraz etmedi.

Karanlık ormanın içinde yalnızca ayak sesleri duyuluyordu, Araz'ın adımları kararlı, Hare'ninkiler ise giderek daha düzensizdi, aralarındaki mesafe hiç açılmıyordu.

Bir süre sonra Hare'nin ayağı yeniden takıldı.

Bu kez yere düşmesine ramak kala Araz onu kendisine doğru çekti.

Hare'nin bedeni adamın göğsüne çarptı. Bir anlığına ikisi de durdu.

Hare başını kaldırdığında Araz'ın yüzündeki kanın hâlâ kurumadığını gördü. Adamın bakışları doğrudan ondaydı.

Hare ilk kez kaçışının onu yalnızca özgürlüğünden etmediğini anladı. Araz'ı da değiştirmişti. Ve şimdi onu eve geri götüren şey sakinliği değil, bastırmaya çalıştığı öfkesiydi.

Araz'ın eli Hare'nin kolunu hâlâ bırakmıyordu, parmakları tenine gömülmüş, onu ormanın içinden sert adımlarla sürüklüyordu, Hare birkaç kez sendelediğinde adam durup onu beklemiyor, yalnızca kolunu biraz daha yukarı çekerek yeniden yürütüyordu.

Hare'nin dizleri her adımda sızlıyor, avuçlarından süzülen kan bileklerine kadar iniyordu, nefesi hâlâ düzensizdi, fakat artık kaçmayı düşünmüyordu, bedeninde buna yetecek güç kalmamıştı.

Bir süre sonra Hare, Araz'ın adımlarındaki değişikliği fark etti. Adamın yüzünden kan hâlâ süzülüyordu.

Kaşının üzerinden başlayan ince kırmızı çizgi gözünün kenarından geçmiş, yanağına kadar inmişti, nehir suyuyla seyrelmesine rağmen çenesinde koyu bir iz bırakmıştı. Hare istemsizce ona baktı.

“Kanıyorsun.”

Araz durmadı. Sanki sözünü duymamış gibi yürümeye devam etti.

Hare birkaç adım daha attıktan sonra tekrar sendeledi, Araz bu kez aniden durdu, kolunu daha sert kavrayarak onu kendine doğru çekti. Sendelemesine karşı bile sabrı tükeniyordu.

Hare başını kaldırdı. Araz ona baktı.

Bakışlarında hâlâ öfke vardı, fakat bu kez Hare'nin gözleri başka bir şeye takıldı.

Gömleğinin yakası nehirden tamamen ıslanmıştı, kumaş bedenine yapışmış, göğsünün ve omzunun çizgilerini belli etmişti, fakat sağ tarafında, kaburgalarının hemen altında daha eski bir yara izi görünüyordu.

Uzun, düzensiz bir izdi. Yeni değildi.

Sanki bir bıçak ya da çok daha ağır bir şey tenini yıllar önce derin biçimde parçalamıştı. Hare'nin bakışları orada kaldı.

“Bu ne?”

Araz'ın gözleri Hare'nin baktığı yere indi. Bir saniye bile geçmeden gömleğini düzeltti. Yara yeniden kumaşın altında kaldı. Hare kaşlarını çattı. Adam kolunu yeniden tuttu ve yürümeye devam etti.

Bu kez Hare soru sormadı, Araz'ın konuşmak istemediği şeylerin, konuştuğu şeylerden çok daha tehlikeli olduğunu artık biliyordu.

Eve ulaştıklarında Hare'nin bacakları neredeyse tamamen tükenmişti, merdivenlerin başında sendelediğinde Araz onu kolundan yakaladı, fakat bu kez onu odasına götürmek yerine evin daha önce görmediği dar bir koridora çevirdi.

Hare başını kaldırdı.

“Burası neresi?” Cevap gelmedi.

Koridorun sonunda küçük, ağır bir kapı vardı. Araz kapıyı açtı.

İçerisi evin geri kalanından farklıydı, taş duvarlar çıplaktı, küçük bir pencerenin önünde demir parmaklıklar vardı, raflarda cam şişeler, bezler ve metal aletler duruyordu, odanın ortasında eski, koyu renkli bir masa vardı. Hare kapının eşiğinde durdu.

“Beni burada mı öldüreceksin?”

Araz ona baktı. Sonra kolundan çekip içeri aldı.

Hare sandalyeye oturmak zorunda kaldı, Araz kapıyı kapattı. Kilitlemedi.

Bu, Hare'yi daha çok tedirgin etti. Araz raflardan birkaç şey aldı, masanın üzerine bıraktı, ardından Hare'nin dizlerinin önüne çöktü.

Hare geri çekilmeye çalıştı. “Gerek yok.”

Araz başını kaldırdı. Bakışları sertti. Hare sustu.

Adam dizindeki yaraya baktı, ardından bezlerden birini aldı ve kanı temizlemeye başladı, hareketleri nazik değildi, aksine yaranın acısını umursamıyormuş gibi sertti. Hare dişlerini sıktı.

“Canımı yakıyorsun.”

Araz'ın eli bir an durdu. Sonra devam etti. Hare gözlerini ondan ayırmadı. Adamın yüzünde ne özür vardı ne de pişmanlık. Yalnızca soğuk bir kararlılık.

Sanki onu yaralayan da, şimdi yarasını temizleyen de aynı adamdı. Ve Hare ilk kez bunu anladı. Araz onu korumuyordu, henüz değil.

Önce onu kendi ellerinin arasında tutmayı öğreniyordu.

Araz, yarasını sardıktan sonra Hare'nin kolunu yeniden kavradı ve onu odadan çıkardı, Hare'nin adımları hâlâ ağırdı, dizlerindeki ağrı her basışta yeniden kendini hatırlatıyordu, fakat bu kez Araz onu sürüklemiyordu, yalnızca düşmesine izin vermeyecek kadar sıkı tutuyordu.

Koridora çıktıklarında Hare'nin bakışları istemsizce duvarların arasında dolaştı.Sonra durdu. Siyah kapı.

Daha önce geçtiği o kapı, evin diğer bütün kapılarından farklı duran, ağır ve sessiz kapı.

Fakat bu kez bir şey değişmişti. Kapının altından ince, soluk bir ışık sızıyordu. Hare'nin kaşları çatıldı. Daha önce orada hiçbir ışık yoktu.

“Orada ne var?”

Araz'ın adımları durdu. Hare onun yüzüne baktı. Adam kapıya değil, doğrudan Hare'ye bakıyordu.

Sessizlik. Hare bir adım attı.

“Bana neden cevap vermiyorsun?”

Bir adım daha.

"Konuşabiliyorsun." Dedi.

Işık kapının altındaki ince çizgide hâlâ titriyordu. Hare elini kaldırıp kapıya doğru uzattı. Parmakları tokmağa birkaç santim kala Araz'ın eli bileğine kapandı. Hare irkildi.

Adam onu bir anda kendisine doğru çekti. Bu kez hareketinde önceki o kontrollü sakinlik yoktu.

Sertti. Hare'nin sırtı göğsüne çarptı.

“Acıyor-"

Adamın parmakları bileğini daha da sıkılaştırdı. Hare başını çevirip yüzüne baktı. Araz'ın gözleri kapıdaydı. İlk kez Hare'ye değil, o kapının ardındaki şeye bakıyordu.

Ve yüzündeki ifade Hare'nin daha önce hiç görmediği kadar karanlıktı. Hare'nin sesi kısıldı.

“Beni neden durduruyorsun?”

Araz cevap vermedi. Yalnızca Hare'yi kapıdan uzaklaştırdı. Fakat Hare geri çekilirken bir şeyi fark etti. Kapının altındaki ışık bir anlığına söndü.

Sonra içeriden çok hafif bir ses geldi.

Tık.

Araz'ın eli Hare'nin bileğinde aniden sabitlendi. Hare'nin gözleri kapıya döndü. İkisi de kıpırdamadı.

İkinci ses gelmedi. Ama artık Hare emindi.

O kapının ardında yalnızca Araz'ın sakladığı bir oda yoktu.

Bir şey vardı.

Ve o şey, Araz'ın bileğini böyle sıkmasına yetecek kadar önemliydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.