İçeriğe geç

Sessiz Takıntı (Tamamlandı)

Bölüm 23 · 10 dk okuma

Sessiz Takıntı (Tamamlandı)

Bölüm 23

23. Bölüm

Bölüm XXIII

Kanın Mirası..

Hare, Oğuz'u gördüğü anda nefesini tuttu.

Bir anlığına barın uğultusu, masaların arasından yükselen konuşmalar, yağmurun camlara vuran sesi… hepsi uzaklaştı. Gözleri yalnızca kapının yanında duran adama takılı kaldı.

Oğuz.

Ama Oğuz'un bakışları Hare'nin yüzünde yalnızca bir saniye kaldı. Sonra hiçbir şey olmamış gibi çevrildi. Hare de aynı şeyi yaptı çünkü Araz birkaç adım ötedeydi.

Ve Araz'ın yanında hata yapmak, yalnızca yakalanmak demek değildi. Hare bunu herkesten iyi biliyordu.

İkisinin aynı yerde bulunması, Hare'nin şimdiye kadar kurduğu bütün dengeleri tek bir anda bozabilirdi. Oğuz başını hafifçe kaldırdı. Bakışları bu kez Hare'ye değdi. Kısa.

Hare'nin parmakları istemsizce gerildi. Ama o tek bakışın içinde eski günlerden kalan bir cümle vardı: Buradan çıkmalıyız.

Hare gözlerini kaçırdı. Araz kapıya kadar ilerlediğinde dışarı çıkacakmış gibi göründü. Fakat eli kapının koluna uzanmadı birkaç saniye öylece durduktan sonra vazgeçti. Araz başını çevirip Hare'ye baktı

Hare birkaç saniye onun gözlerinde kaldı. Sonra yüzüne hiçbir şey belli etmeden başını eğdi. Araz'ın bakışları bir süre daha üzerinde kaldı.

Karel çoktan çantaları toplamaya başlamıştı.

“Gece yola çıkacağız. Hare, senin de eşyalarını toplaman gerekiyor.” dedi.

Karel, Araz'ın yerde bıraktığı eşyaları da alıp arabaya götürmek üzere kapıdan çıktı. Araz başını hafifçe eğdi. Hare masada boş çantaya uzanırken gözleri istemsizce barın diğer tarafına kaydı. Oğuz hâlâ oradaydı. Hare bakışlarını hemen geri çekti. Bir daha bakmamalıydı.

Vera bunu fark etmişti. Elindeki bardakları gereğinden fazla gürültü çıkararak tezgâha bıraktı ve Hare'nin önüne geçti.

“Şunları da mutfağa götürür müsün?”

Hare başını kaldırdı.

“Olur.”

Tam bir adım atmıştı ki Araz'ın eli beline dolandı. Hare irkildi. Araz onu kendisine doğru çekti. Hare'nin bedeni istemsizce ona yaslandı. Adamın bakışları yüzünde gezindi sonra gözleri Hare'nin biraz önce baktığı yöne kaydı.

Hare'nin kalbi hızlandı. Araz tekrar ona baktı. Konuşamıyordu fakat sessizliği bazen kelimelerden daha rahatsız ediciydi. Hare dudaklarını araladı.

“Yol için biraz gerginim.” Araz'ın kaşları hafifçe çatıldı. Hare gülümsemeye çalıştı.

“Buraya biraz alıştım.” Araz inanmış görünmedi. Elini belinden çekmedi.

Tam tersine, onu birkaç saniye daha kendine yakın tuttu. Hare'nin yüzündeki en küçük değişimi, gözlerinin kaçışını, omuzlarının gerilişini izledi. Hare bu kez Oğuz'un olduğu tarafa hiç bakmadı. Araz'ın dikkatinin oraya yönelmesine izin veremezdi.

Adam sonunda kenarda duran boş siyah çantayı aldı. Çantayı bir elinde tuttu, diğer eliyle Hare'nin belini kavradı. Hare ne olduğunu anlayamadan onu merdivenlere doğru yönlendirdi.

“Ben kendim çıkarım.” Araz durmadı.

Hare'nin beli üzerindeki eli kararlıydı. Onu bırakmadan merdivenlere çıkardı. Hare başını öne çevirdi. Yine de Oğuz'un bakışlarını üzerinde hissediyordu.

Tek bir kez bile arkasına bakmadı.

Araz'ın yanında yürürken yüzündeki ifadeyi değiştirmemeye çalıştı, ne kadar zor olsa da. Merdivenlerin son basamağına geldiklerinde Araz kapıyı açtı. Hare içeri girdi, adam da arkasından geldi.

Kapı kapandığında dışarıdaki bütün sesler boğuklaştı. Araz çantayı yere bıraktı sonra Hare'ye döndü. Hare birkaç adım ilerledi, Araz kıpırdamadı sadece onu izledi.

Hare yatağın kenarındaki kıyafetlere uzandığında Araz'ın bakışlarının hâlâ üzerinde olduğunu hissetti. Başını kaldırdı.

Araz'ın yüzünde soru vardı. Sessiz, sabırlı ve ağır bir soru. Hare gözlerini kaçırdı.

Çünkü Oğuz'u saklamak için söyleyeceği ilk yalanın, Araz'ın anlayabileceği en küçük çatlağa bile dönüşmesinden korkuyordu.

Araz bir adım attı, Hare'nin nefesi kesildi. Adam bir adım daha yaklaştı. Bu kez Hare geri çekilmedi. Araz'ın eli yeniden beline geldi, parmakları yavaşça sıktı.

Hare gözlerini kapattı. Dışarıda bir araba kapısı çarptı, Araz'ın bakışları bir anlığına pencereye kaydı sonra tekrar Hare'ye döndü.

Gece bitmeden yola çıkacaklardı. Ve Hare, bu odadan çıktığında Oğuz'un burada olduğunu hiç olmamış gibi saklamak zorundaydı. Çünkü Araz gerçeği öğrenirse, bu kez kaçması gereken kişinin kim olacağını Hare bile bilmiyordu.

Araz bir süre yalnızca onu izledi. Hare'nin bacağı yatağın kenarına değdiğinde geri çekilebileceği yer kalmadı.

Araz'ın parmakları belinde gezdi; ardından kolunun üzerinden, omzuna doğru ağır ağır ilerledi. Hare'nin bedeni istemsizce gerildi.

Araz elini Hare'nin yüzüne kaldırdı. Başparmağı yanağının üzerinden geçti. Hare nefesini tuttu. Adam eğildi ve onu öptü.

Hare ilk anda dondu. Kolları iki yanında kaldı sonra gözlerini kapattı ve çok yavaş bir şekilde karşılık verdi.

Fakat zihni öpücüğün içinde değildi. Aşağıda onu bekleyen ihtimali düşünüyordu. Kaçması gerekiyordu, bir bahane bulmalıydı.

Araz onu yatağa doğru yönlendirdi. Hare dizlerinin yatağa değdiğini hissettiğinde ellerini adamın göğsüne koydu.

“Araz…”

Adam durmadı. Hare onu hafifçe itti. “Bekle.”

Araz'ın bakışları yüzünde kaldı. Ellerinden biri Hare'nin belindeydi; diğer eli saçlarının arasına girdi ve saçlarından kavradı. Hare'nin nefesi sıklaştı.

Araz yeniden ona yaklaştı. Hare başını yana çevirdi. Kendini toparlamaya ve o yakıcı havadan bir an olsun uzaklaşmaya ihtiyacı vardı.

"Araz... Dur..." diye fısıldadı Hare, nefes nefese. Sesi titriyordu ve Araz'ın o karanlık bakışlarından kaçmaya çalışıyordu.

"Dur lütfen... Duşa girmem lazım... Temizlenmem gerek..."

Araz durdu. Hare'nin bileklerini tutan elleri gevşemedi ama hareketi kesildi. Gözleri, Hare'nin gözlerine kilitlendi. Araz'ın o yoğun, karanlık gözleri Hare'nin içinde bir şeyler arıyordu; sanki Hare'nin bu itirazının altında yatan asıl sebebi, o küçük sapmayı, o beklenmedik değişkeni çözmeye çalışıyordu.

Kadının bu anlık geri çekilişini, bu direncin altındaki gizli anlamı tartıyordu. Gözleri Hare'nin irislerinde gezinirken, zihni bir avcı gibi Hare'nin ruhunu analiz ediyordu.

Ancak bu analiz uzun sürmedi. Araz'ın zihnindeki mantık, yerini saniyeler içinde bastırılamaz bir içgüdüye ve saplantılı arzuya bıraktı. Hare'nin gözlerindeki o tereddüdü okumayı bıraktı ve bakışları hızla aşağı kaydı; Hare'nin nemli ve titreyen dudaklarına saplandı.

Hare'nin ne dediği, ne istediği artık onun için bir anlam ifade etmiyordu. Tek bildiği, Hare'nin ona ait olduğu ve bu arzunun durdurulamaz olduğuydu.

Hare'nin cümlesini tamamlamasına bile izin vermeden, Araz tekrar üzerine atıldı. Bu seferki öpücük bir talep değil, bir emirdi.

Hare'nin dudaklarını sanki onları mühürlemek istercesine avucunun içine aldı. "Hayır, Araz... Dinle beni " diye itiraz etmeye çalıştı Hare, ellerini adamın geniş göğsüne dayayıp onu itmeye çalışarak. Ama Araz, Hare'nin bu zayıf direncini sanki hiç yokmuş gibi yok saydı.

Araz, Hare'yi yatağa sertçe, sarsıcı bir hamleyle geri yatırdı. Hare'nin sırtı yatakla buluştuğunda çıkan ses, odadaki gerilimi daha da tırmandırdı. Araz hemen üzerine eğildi; ağzı ve dili Hare'nin dudaklarını, boynunu ve çenesini adeta bir fırtına gibi geziyordu.

Hare'nin itirazları, adamın dilinin ve dudaklarının yarattığı o yoğun baskı altında boğulup gidiyordu. Her bir itirazı, Araz'ın daha da sertleşmesine neden oluyordu.

Hare ne olduğunu bile anlayamadan, Araz'ın elleri Hare'nin üzerindeki giysilere yöneldi. Hare'nin itiraz eden kelimeleri, Araz'ın hırıltılı solukları ve sert hareketleri arasında kayboluyordu.

Araz, sanki Hare'nin tenine ulaşmak için aradaki her türlü engeli yok etmesi gereken bir savaşçı gibi hareket ediyordu. Hare'nin kıyafetlerini hırpalayarak, bir yandan öpmeye ve mülkiyetini ilan etmeye devam ederken, saniyeler içinde Hare'yi soyup atmaya başladı.

Hare'nin direnci, Araz'ın bu durdurulamaz, saplantılı akışında eriyip gidiyordu. Sonunda Hare, yatağın ortasında, sadece ince bir iç çamaşırı ile Araz'ın o karanlık ve aç gözleri altında savunmasız bir halde kalmıştı.

Araz'ın sertliği ve durdurulamaz baskısı tam da en yoğun noktasındayken, Hare'nin yanaklarından süzülen o tek damla yaş, odadaki tüm o yakıcı ateşi bir anda buz kesti. O yaş damlası, Araz'ın zihnindeki o karanlık arzu fırtınasını dindirdi ve yerini sarsıcı bir duraksamaya bıraktı.

Araz, sanki bir hata yapmış gibi aniden öpmeyi bıraktı. Hare'nin dudaklarından yavaşça geri çekilirken, o karanlık gözleri Hare'nin yüzünde asılı kaldı. Hiçbir şey söylemedi, hiçbir açıklama yapmadı; sadece sessizce, o derin ve tekinsiz bakışlarıyla Hare'yi izledi.

O sessizlik, fırtınadan önceki o ağır ve boğucu sessizlikten farksızdı.

Araz, Hare'nin ne hissettiğini sormadı, çünkü sormayı bilmiyordu. Sadece Hare'yi yatağın içinde savunmasız bir halde bırakmak istemedi.

Hare'yi, sadece ince iç çamaşırı ile kucağına aldı. Hare'nin hafifliği ve titreyen vücudu, Araz'ın kaslı kollarında bir sarsıntı yarattı. Onu sanki kırılacak bir porselen değil de, mülkiyetine geçmesi gereken kutsal bir emanet gibi taşıyarak banyoya götürdü.

Cam kabinin içine Hare'yi bıraktığında, Hare'nin çıplak ve savunmasız vücudu kabinin soğuk havasıyla buluştu. Araz'ın üzerinde de tişörtü yoktu; geniş, yara izleriyle dolu göğsü ve kaslı omuzları loş banyo ışığında daha da heybetli görünüyordu. Hare, kabinin içinde hafifçe titrerken, Araz'ın bakışlarındaki o avcı tonu değişti. Artık arzu değil, saf bir şüphe ve sarsılmaz bir sezgi vardı.

Araz, Hare'nin gözlerindeki o kaçamak bakışları, o anlık duraksamayı ve o yaş damlasını bir ipucu olarak kaydetmişti. Hare'nin ondan sakladığı bir şey vardı; bir sır, bir korku ya da bir gerçeklik... Ve Araz, o gizemi çözmek zorundaydı.

Araz, kabine doğru ağır adımlarla yürüdü. Hare'nin kaçacak yeri yoktu. Kadın geri çekildikçe Araz üzerine yürüyor, aradaki mesafeyi her adımda daha da daraltıyordu.

Hare'nin sırtı kabinin soğuk duvara dayandığında, Araz durdu. İki büyük ve güçlü elini Hare'nin başının iki yanına duvara dayayarak onu kendi devasa gövdesiyle arasına hapsetti. Onu duvara sıkıştırdığında, Hare'nin tüm dünyası Araz'ın o baskın ve karanlık varlığından ibaret kalmıştı.

Araz başını yana eğdi ve tek bir hamleyle suyu açtı.

Soğuk su, Hare'nin başından aşağı bir şelale gibi dökülmeye başladı. Suyun ani ve sert etkisiyle Hare irkildi, nefesi kesildi. Su tenine çarptıkça sarsılan Hare, bu ani ve kontrolsüz sarsıntıdan kurtulmak, suyun şiddetinden kaçmak için içgüdüsel bir hamle yaptı. Saklanacak bir yer arar gibi, hemen Araz'ın o sıcak, sert ve yara izleriyle dolu çıplak göğsüne sığındı. Ancak bu şekilde tenine değen soğuk sudan kaçınabiliyordu.

Araz eğildi. Dudakları Hare'nin boynuna, az önce bıraktığı morluğun hemen yanına kısa bir an dokundu. Hare'nin nefesi titredi. Araz geri çekildiğinde gözleri hâlâ onun üzerindeydi sonra hiçbir şey söylemeden banyodan çıktı.

Hare birkaç saniye olduğu yerde kaldı. Duştan yükselen suyun sesi, kapının kapanmasıyla birlikte daha da belirginleşti. Ellerini göğsüne bastırarak derin bir nefes almaya çalıştı. Kalbi hâlâ düzensiz atıyordu.

Suyu kapattı. Titreyen parmaklarla havluya uzandı ve bedenine sardı. Banyodan çıktığında yatak odası sessizdi.

Araz yoktu.

Yatak düzeltilmişti. Yerde duran çanta da ortadan kalkmış, Hare'nin bütün eşyaları içine yerleştirilmişti. Adam hiçbir şey söylemeden hazırlığını tamamlamıştı. Hare çantaya baktı.

Tam o sırada kapı açıldı. Vera içeri girdi ve kapıyı hemen arkasından kapattı. İkisinin de yüzündeki ifade aynı anda değişti.

Vera'nın bakışları önce Hare'nin üzerindeki havluya, sonra odadaki boşluğa kaydı.

“Gitti mi?”

Hare başını salladı. “Evet.”

Vera birkaç saniye sustu. Ardından sesi alçaldı.

“O adam Oğuz'du, değil mi?”

Hare'nin yüzündeki bütün renk çekildi.

“Adını söyleme.”

“Biliyorum.” Vera bir adım yaklaştı. “Ama artık bunu saklamanın anlamı yok. Oğuz buraya senin için gelmiş.” Hare cevap vermedi.

“Gitmen gerekiyor.”

Hare başını iki yana salladı. “Hayır.”

Vera'nın kaşları çatıldı. “Ne demek hayır?”

“Şimdi gidersem Araz anlar.”

“Zaten anlıyor!”

Vera'nın sesi yükseldi, fakat hemen kendini toparlayıp kapıya baktı.

“Daha ne kadar saklayabileceğiz? Oğuz'u gördün. O da seni gördü. Araz senin yüzündeki değişikliği bile fark ediyor.”

Hare havlunun kenarını sıkıca tuttu.

“Beni burada saklayabiliyor eğer Oğuzla gidersem...” Vera ona inanamayarak baktı.

“Sen gerçekten bunu söylüyor musun?”

Hare sustu.

“Onun yanında güvende olduğunu mu düşünüyorsun?”

“Bunu kast etmedim..”

“Hayır, kast ettin.” Vera'nın sesi bu kez öfkeliydi. “Korkuyorsun. Ama aynı zamanda ona güveniyorsun. İşte sorun bu.”

Hare gözlerini yere indirdi.

“Beni bu durumdan çıkarabilecek tek kişi o olabilir.”

Vera inanamaz gözlerle ona baktı gözleri acıyan bakışlarla havlu dışında kalan çıplak vücuduna kaydı.

“Üstüne suçu atan adam Özal Karan'dan korkuyor olabilirsin Hare, ancak suçu işleyen adamın da Araz olduğunu unutuyorsun.”

Sessizlik çöktü. Koridorun dışından uzak ayak sesleri duyuldu. İkisi de aynı anda kapıya baktı. Vera'nın yüzündeki öfke bir anda yerini kararlılığa bıraktı.

“Dinle beni. Oğuz buraya kadar geldiyse artık geri dönüş yok. Ya şimdi gidersin ya da Araz'ın ne olduğunu öğrenmesini beklersin.”

Hare başını kaldırdı. Vera sözlerine devam etti.

“Eğer ortada hiçbir tehlike kalmasaydı, Araz artık senin gitmene izin verir miydi?” Vera birkaç saniye ona baktı.

“Onu şuanda terk edemem.” dedi Hare. Gidecekti ancak şimdi değil.

Vera başını birkez aşağı yukarı salladı sonra arka cebine elini attı.

“Öyleyse bunu gördüğünde belki edebilirsin.”

Cüzdanından küçük, siyah bir kimlik çıkardı. Hare'nin önüne geldi. Kimliği masanın üzerine bıraktı. Hare önce anlamadı. Sonra gözleri yazılara takıldı.

ARAZ KARAN.

Altındaki satırda tek bir isim vardı.

Baba: Özal Karan.

Hare'nin nefesi kesildi. Parmakları havada kaldı. Vera hiçbir şey söylemedi. Hare kimliğe bir kez daha baktı.

Özal.

Yıllardır zihninde yalnızca bir yüzle, kanla ve ateşle birlikte yaşayan o isim. Ailesinin ölümünün arkasındaki adam.

Ve şimdi o adamın soyadı, birkaç dakika önce boynuna dokunan adamın kimliğinin üzerinde duruyordu.

Araz.

Özal Karan'ın oğlu.

Hare'nin dudakları aralandı ama sesi çıkmadı.

Vera, Hare'nin kolunu tuttu.

“Şimdi neden gitmen gerektiğini anlıyor musun?”

Hare kimliğe bakmayı sürdürdü. Az önce güvenli sandığı oda bir anda küçülmüş, duvarlar üzerine doğru yaklaşmıştı.

Dışarıdan bir ayak sesi daha geldi. Bu kez daha yakındı. Hare başını kapıya çevirdi, Vera da döndü. İkisi birkaç saniye boyunca kıpırdamadı.

Kapının kolu yavaşça aşağı indi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.