İçeriğe geç

Sessiz Takıntı (Tamamlandı)

Bölüm 22 · 13 dk okuma

Sessiz Takıntı (Tamamlandı)

Bölüm 22

22. Bölüm

XII. Bölüm

Bir hata..

Yağmurun sesi neredeyse yok denecek kadar hafifti.

Buz mavisi odanın içine süzülen solgun gece ışığı, duvarlarda silik gölgeler bırakıyordu. Hare gözlerini yavaşça açtı. Birkaç saniye tavana baktı. Sonra başını çevirdi. Araz hâlâ yataktaydı.

Üstü çıplaktı. Bir kolu başının yanında, diğeri yastığın üzerinde duruyordu. Uyurken bile yüzündeki sertlik kaybolmamıştı. Göğsü ağır ve düzenli nefeslerle yükselip alçalıyordu.

Hare birkaç saniye onu izledi. Dün geceyi hatırladı. Dudaklarının sıcaklığını. Sessizliğini. Yavaşça yataktan çıktı.

Çıplak ayakları soğuk zemine değdiğinde ürperdi. Neredeyse çıplak olması bedenini olduğundan daha da zayıf gösteriyordu. Son günlerde yüzü incelmiş, omuzları keskinleşmişti. Kaburgaları teninin altında belirginleşiyordu.

Hare birkaç adım attı ve odanın köşesindeki eski aynanın karşısında durdu. Kendi yansımasına baktı. Bir süre hiçbir şey yapmadı sonra ellerini kollarında gezdirdi. Kapanmış kesiklere baktı.

Dizlerindeki yaralar artık geçiyordu. Bacaklarındaki morlukların çoğu sarıya dönmüş, bazıları neredeyse tamamen kaybolmuştu.

Gözlerini avucuna çevirdi.

Bıçağın bıraktığı iz hâlâ oradaydı. İnce, kızarık bir çizgi. Parmağıyla üzerinden geçti canı hafifçe yandı. Sonra karnına baktı.

Kaburgalarının arasındaki gölgeleri sayar gibi parmaklarını teninin üzerinde gezdirdi. Eskisinden çok daha zayıftı.

Aynadaki kadın, birkaç ay önceki Hare'ye benzemiyordu. Bakışları boynuna kaydı. Diğer yaralar solarken oradaki iz hâlâ tazeydi. Morarmıştı. Hare parmaklarını kaldırıp boynuna dokundu.

Dokunduğu anda arkasında hafif bir hareket duyuldu.

Aynadan baktı. Araz uyanmıştı, yatakta doğrulmuş, sessizce onu izliyordu. Hare birkaç saniye onun bakışlarıyla aynadan buluştu.

Araz'ın gözleri yüzünde değildi. Boynundaki morlukta takılı kalmıştı. Hare elini orada tuttu.

“Bunu sen yaptın.” Araz cevap vermedi. Yataktan kalktı.

Ayak sesleri soğuk zeminde ağır ağır yaklaşırken Hare yerinden kıpırdamadı. Araz arkasında durdu. İki eli yavaşça Hare'nin beline dolandı. Hare'nin nefesi bir anlığına kesildi.

Araz başını eğdi. Dudakları boynundaki morluğun hemen üzerine değdi. Hare gözlerini kapattı. Öpücük kısa sürdü.

Ardından Araz dişlerini tenine hafifçe bastırdı. Hare'nin parmakları aynanın kenarına tutundu.

“Canımı yakıyorsun.” Araz geri çekilmedi. Hare aynadaki yansımalarına baktı. Kendisini Araz'ın kollarının arasında gördü.

Zayıf. Yaralı. Ve buna rağmen onun kollarından çıkmıyordu. Araz'ın çenesi omzuna yaslandı. Hare onun gözlerini aynadan yakaladı.

Bir süre ikisi de konuşmadı. Dışarıda yağmur hâlâ usulca yağıyordu. Hare yeniden kendi yansımasına baktı.

Bu kez yaralarını değil, arkasındaki adamı inceliyordu. Ve ilk defa kendine şu soruyu sordu;

İyileşiyor muydu gerçekten, yoksa sadece Araz'ın yanında acı çekmeye alışıyor muydu?

Araz'ın kolları Hare'nin belinde biraz daha sıkılaştı.

Eskiden aynaya baktığında gördüğü kızın gözlerinde hâlâ bir şeyler vardı. Şimdi ise gözlerinin altında uykusuzluğun gölgeleri, teninde kapanmaya çalışan yaralar ve zihninden bir türlü silinmeyen görüntüler vardı. Kan. Cesetler. Kapalı odalar. Kendi çığlıkları ve sonra Araz geliyordu. Sessizce. Her zaman olduğu gibi.

Hare'nin belinden başlayan eli yavaşça yukarı çıktı. Parmakları kaburgalarının üzerinden geçerek boynuna ulaştı. Araz'ın diğer eli hâlâ belindeydi.

Boynunu kavradığında Hare'nin başı istemsizce yana doğru eğildi. Aynadaki görüntü değişti. Araz'ın gölgesi onun arkasında yükseliyordu. Hare'nin gözleri kendi gözleriyle buluştu. Araz, az önce bıraktığı morluğun üzerine yeniden eğildi. Dudakları tenine değdiğinde Hare'nin nefesi titredi. Bu sefer tenine dokunan dişleri değil diliydi. Onu yavaşça yaladı.

Hare gözlerini kapattı. Boğazından istemsiz, çok hafif bir ses çıktı ve o anda gözlerini açtı. Aynaya baktı, kendi yüzüne. O ifadeye. O küçücük teslimiyet anına. İçinde bir şey geri çekildi.

Bu ben değilim.

Ama aynadaki kız hâlâ oradaydı. Kaçmıyordu. Ağlamıyordu. Araz'ın kollarından kurtulmaya çalışmıyordu.

Tam tersine... Gözlerini kapatmış, onun dokunuşunun verdiği o karanlık rahatlığa sığınıyordu.

Kendi zihninin içinden yükselen düşünceyi kabul etmek istemedi. Belki insan zihni, korktuğu şeye alıştığında ona sığınak demeyi öğreniyordu. Araz'ın parmakları boynunda kaldı. Hare gözlerini aynadan ayırmadı.

Bir zamanlar Araz'dan kaçmak isteyen kızla şimdi onun kollarında duran kız arasında hiçbir benzerlik yoktu.

Hare bunu ilk kez o kadar açık gördü. Aynadaki kız kırılmıştı. Hem de yalnızca Araz tarafından değil.

Gördüğü her ölüm, hatırladığı her parça, geçirdiği her panik nöbeti, geceleri ansızın zihninde beliren o cesetler... Hepsi ondan bir parça koparmıştı.

Araz ise o kırık parçaların arasında hâlâ dokunabildiği tek şeydi. Belki de sorun tam olarak buydu.

Araz başını kaldırdı. Aynadaki gözleri Hare'nin gözlerini buldu, Hare bakışlarını kaçırmadı.

Kapı bir kez çalındı.

Hare başını aynadan çevirdi. Araz'ın bakışları da kapıya kaydı. Belindeki eli yavaşça ayrıldı. Odadaki sessizlik bir anda değişmişti.

İkinci bir vuruş gelmedi.

Araz yatağın ucuna doğru ilerledi. Orada duran siyah kazağı aldı ve Hare'yi tekrar belinden yakalayarak kazağı kadının üzerine geçirdi. Kumaş dizlerinin biraz üzerine kadar iniyordu.

Araz kapıya yöneldi.

Kapıyı açtığında karşısında barda çalışan, reşit olmayan kız vardı. Kızın bakışları önce Araz'a, ardından odanın içine kaydı. Hare'yi görünce gözlerini hemen başka yöne çevirdi.

Araz kapının eşiğinde durdu.

Bir eli kapının kenarındaydı. Diğerini duvara yaslamıştı. Uzun bedeni kapının neredeyse tamamını kapatıyor, içeriyi görmeyi imkânsız hâle getiriyordu. Başını hafifçe yana eğdi.

Kız alçak sesle konuştu.

“Her şey hazır. Vera onu bekliyor.” Hare'nin kaşları çatıldı.

Vera.

Kapı kapanmadan önce Hare onu tekrar gördü. Küçük kız koridorda birkaç adım ilerledikten sonra arkasına bakmadan uzaklaştı.

Hare yatağın yanındaki dolaba yöneldi. Kazağın altından hızlıca bir tayt çıkardı ve bacaklarına geçirdi.

Araz da siyah, sade bir kazak geçirmişti üzerine. Saçları hâlâ dağınıktı.

Hare'nin aklı artık tamamen Vera'daydı. Karel'in ona zorla o izi bıraktığını ona zorla sahip olduğunu biliyordu. İçinde öfke tekrardan kaynadı. Odadan çıktılar.

Araz'ın eli Hare'nin bileğinden ayrılmadı. Koridor boyunca ilerlerken parmakları ne sertti ne de gevşek; kaçmasına izin vermeyecek kadar kararlı, canını acıtmayacak kadar kontrollüydü.

Hare birkaç kez elini çekmeyi düşündü ama her seferinde vazgeçti.

Merdivenlerin başına geldiklerinde aşağıdan kahve kokusu yükseldi. Taze ekmek, tereyağı ve kızarmış etin ağır kokusu barın gece boyunca içine sinmiş alkol kokusuna karışıyordu.

Merdivenlerden birkaç basamak İndikten sonra görüş açısına sadece Karel girdi. Masada oturuyor, dudakları arasında sigaradan bir nefes çekiyordu. Hare durdu.

“Vera nerede?” Araz cevap vermedi.

Hare'nin sesi bu kez daha sert çıktı. “Vera'yı soruyorum.” Araz'ın bakışları yüzünde birkaç saniye gezindi. Sonra bileğindeki tutuşu bıraktı ama elini sırtının hemen altına koyarak onu merdivenlerden aşağı yönlendirdi.

Dokunuşu tartışmayı bitirecek kadar kesindi. Hare sustu. Barın altındaki kafe bölümü geceye göre neredeyse başka bir yer gibiydi.

Ortadaki masada kahvaltı hazırlanmıştı. Hare masaya baktı ama hiçbir şey iştahını uyandırmadı.

Masanın diğer ucunda Karel oturuyordu. Çenesindeki gerilmiş kaslar, dudaklarının kenarındaki ince çizgi ve Hare'yi gördüğünde gözlerinde beliren o soğuk ifade… Hare onu görür görmez omuzları gerildi.

Karel de bakışlarını kaldırdı. İkisi birkaç saniye boyunca birbirine baktı. Hare'nin aklına dün gece söylediği sözler geldi. Vera'nın yüzü geldi sonra boynunda kalan morluk.

Hare'nin midesi yeniden düğümlendi. Araz sandalyeyi çekti. Hare ona baktı.

“Vera nerede?” Araz'ın eli sandalyenin arkasında kaldı, Araz cevap vermedi.

Hare istemeyerek sandalyeye oturdu. Gözleri sürekli kapıya kayıyordu. Karel ise hiçbir şey söylemeden kahvesinden bir yudum aldı. Bu sessizlik Hare'nin sinirlerini daha da gerdi.

Tam yeniden konuşacakken koridordan ayak sesleri duyuldu. Hare başını çevirdi, Vera içeri girdi.

Hare'nin yüzündeki bütün ifade bir anda değişti. Önce rahatlama geldi ardından şaşkınlık. Vera'nın üzerinde sade kıyafetler vardı. Saçları toplanmıştı. Yüzünde ise tuhaf biçimde sakin bir gülümseme vardı.

Masaya yaklaştı, Hare gözlerini ondan ayırmıyordu. Boynunu aradı, morluğu görmek istedi. Dün geceden kalan bir iz, bir yara, herhangi bir şey… Fakat Vera'nın yüzünde korkuya benzeyen hiçbir şey yoktu.

“Vera…” Vera başını kaldırdı. Gülümsedi.

“Günaydın.” Hare'nin boğazı düğümlendi.

“İyi misin?”

Vera cevap vermeden önce Karel'e baktı. O bakış birkaç saniye sürdü sonra masanın diğer tarafına eğildi ve Karel'in dudaklarına kısa bir öpücük bıraktı.

Hare'nin nefesi kesildi. Dünya bir anlığına sessizleşti. Karel'in yüzünde şaşkınlık yoktu. Sanki böyle bir davranışı bekliyormuş gibi yalnızca Vera'yı izledi. Vera doğruldu, Hare hâlâ kıpırdamıyordu.

“Sen…” Kelime dudaklarından güçlükle çıktı. Vera ona baktı.

“Ne oldu?” diye sordu Vera.

Hare'nin gözleri Karel'e kaydı sonra yeniden Vera'ya döndü.

“Dün gece sana zarar verdi.”

Vera'nın gülümsemesi çok hafifti. “Biliyorum.” Hare'nin kaşları çatıldı.

“O zaman neden…” Cümlesini tamamlayamadı. Vera masanın kenarına yaslandı. “Her şeyi dışarıdan gördüğün gibi düşünme.”

“Boynundaki izi gördüm.”

“Geçer.” Hare'nin bakışları sertleşti.

“Mesele o değil.” Araz o ana kadar sessizce oturuyordu. Şimdi elini masanın üzerine koydu. Parmaklarının masaya bir kez vurması bile Hare'nin susmasına yetti.

Mesaj belliydi. Yeter.

“Dün gece ne olduğunu biliyorum.” dedi Hare tekrar. Karel sandalyesinde geriye yaslandı. Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir ifade oluştu.

Hare bunu görünce içi yeniden buz kesti. Vera ise ona bakmaya devam ediyordu. Gözlerinde garip bir sakinlik vardı.

Hare'nin içinden soğuk bir ürperti geçti.

Karel, Hare'ye bakmadan sordu: “Şimdi hâlâ onun iyi olmadığını mı düşünüyorsun?”

Hare cevap vermedi.

Çünkü Vera o sırada Karel'in yanına geçmişti. Karel'in omzuna elini koymuş, yüzündeki o sakin gülümsemeyi koruyordu. Karel de bir süre daha gözlerini Hare'nin üstünde tuttu ardından sandalyenin hemen yanında duran kadını kavrayarak kendine çekti ve tekrar onu öpmeye başladı. Artık daha derin daha tutkulu öpüyordu. Hare donakaldı.

Karel, Vera'nın dudaklarından ayrılmadı. Öpücük kısa başlamıştı fakat birkaç saniye içinde sertleşip ağırlaştı. Eli Vera'nın beline kapanırken onu kendine çekti; Vera'nın yüzündeki sakinlik, Hare'nin gördüğü şeyden duyduğu rahatsızlığı daha da büyüttü.

Tam o sırada Araz'ın eli Hare'nin bileğini kavradı. Hare irkildi, başını kaldırıp ona baktı.

Araz'ın yüzünde hiçbir ifade yoktu. Sadece gözleri vardı. Sert, sessiz ve onu orada tutmaya kararlı. Karel ve Vera ayrıldığında Hare ancak o zaman nefes aldığını fark etti.

Vera masanın kenarına birkaç eşya bıraktı.

“Saçlarını boyamamız gerekiyor,” dedi.

Hare kaşlarını çattı. “Neden?”

Araz masaya baktı, sonra Hare'ye.

“Kimliğin artık güvenli değil,” dedi Karel.

“Polis seni hâlâ arıyor.” Vera başını salladı.

“Güvenliğin için.”

Dışarıdan yağmurun sesi yükseldi. Karel pencereye baktı. “Yollar açılmak üzere. Yakında çıkacağız.”

Kahvaltı yavaştı, Hare'nin iştahı yoktu ancak Araz'ın bakışları yüzünden yine bir şeyler atıştırmıştı.

Vera elinde ki boşalan bardağı masaya bıraktı sonra Hare'ye bakarak başını kaldırdı. “Arka tarafa geçelim.”

İkisi masadan ayrıldı. Barın arkasındaki dar bölümde kahvaltıdan kalan tabaklar, bardaklar ve tavaya yapışmış yağ kokusu birbirine karışıyordu. Ön taraftaki konuşmalar burada yalnızca boğuk sesler hâlinde duyuluyordu.

Vera tabağı elinden alıp lavaboya bıraktı. Hare onun yanında durdu. Birkaç saniye boyunca konuşmadı. Sonra gözleri istemsizce Vera'nın boynuna kaydı. Mor iz hâlâ oradaydı.

“Vera...”

Vera durdu. Hare'nin sesi bu kez daha alçaktı.

“Dün gece gerçekten ne oldu?”

Vera cevap vermedi. Hare ona döndü. Vera'nın yüzündeki sakin ifade ilk kez çatladı.

“Sana sormak lazım.” dedi Vera, gözleri Hare'nin boynuna çevrildi. Ve tam o anda dışarıda gök gürledi.

Hare, Vera'nın boynundaki morluğa baktı. Vera ise onun boynundaki yeni izi görmüştü. İkisi de birkaç saniye boyunca konuşmadı.

Vera tabağı lavaboya bıraktı.

“Sen de ondan kaçmıyorsun.” Hare'nin kaşları çatıldı.

“Ne demek istiyorsun?”

Vera bu kez doğrudan gözlerinin içine baktı.

“Boynundaki izi gördüm. Yeni olduğu belli.”

Hare'nin eli istemsizce boynuna gitti.

“Hayır..bu farklı..”

Vera'nın dudaklarında acı bir gülümseme belirdi.

“Ben de dün gece benimkinin farklı olduğunu düşünüyordum.” Hare sustu.

Vera musluğu açtı. Suyun sesi aralarındaki sessizliği doldurdu.

“Fark şu,” dedi Vera. “Sen hâlâ bunun seni değiştirmediğine inanmak istiyorsun.” Hare'nin gözleri boynundaki ize kaydı.

“Beni değiştirdi.” Vera başını kaldırdı. Hare'nin sesi daha da alçaldı.

“Ve bundan korkuyorum.” Vera birkaç saniye onu izledi.

Sonra yaklaşarak Hare'nin boynundaki morluğa baktı. “En kötüsü bu değil.”

Hare gözlerini ona çevirdi. Vera'nın bakışları Hare'nin gözlerinde sabitlendi.

“Bir gün bundan korkmamaya başlayacaksın.” Hare cevap veremedi.

Çünkü o cümle, zihninin çoktan bildiği bir şeyi yüksek sesle söylemişti.

Ön taraftan bir sandalye sesi geldi. Hare yerinden kıpırdamadı.

“Vera.”

“Efendim?”

“Sen gerçekten mutlu musun?” Vera'nın yüzündeki gülümseme bu kez tamamen kayboldu. Uzun bir sessizlik oldu. Sonra başını hafifçe eğdi.

“Mutluluk olduğunu sanmıyorum.”

Hare bekledi, Vera gözlerini kaldırdı. Dışarıda yağmur yeniden hızlandı. Vera da konuyu değiştirdi.

“Saçlarını boyamamız gerekiyor.” Hare'nin kaşları hafifçe çatıldı. Vera, tezgâhın altındaki küçük dolabı açtı. İçinden siyah bir boya kutusu çıkardı ve masanın üzerine bıraktı. Hare kutuya baktı.

“Siyah mı?”

“Evet.”

Vera onun saçlarını parmaklarının arasından aldı. Birkaç tutamı ışığa doğru kaldırdı.

“Açık tenin var. Yakışır.”

Hare dolap üstünde küçük aynadaki yansımasına baktı. Bir zamanlar kendi görüntüsünü tanırdı. Şimdi aynada gördüğü kadın ona aitmiş gibi gelmiyordu. Solgun yüz. İncelmiş beden. Kapanan yaralar. Boynundaki morluk.

Ve gözlerinin içinde artık eskisi gibi olmayan bir şey. “Zaten kendimi tanımıyorum.”

Vera'nın eli saçlarının arasında durdu. Hare devam etti. “Bunu da değiştirirsek...”

Cümlesi yarım kaldı. Vera onu birkaç saniye sessizce izledi ardından vakit kaybetmeden saçlarını boyadı. Sonra Hare'nin omzuna dokundu.

“Arkanı dön.” Hare ona baktı.

“Neden?”

“Dön.” Hare yavaşça arkasını döndü.

Vera saçlarını ensesinden ayırdı. Siyah saçların arasından ince, neredeyse görünmeyecek kadar küçük bir tutam seçti.

Hare aynadan onu izliyordu.

“Ne yapıyorsun?”

“Bir hata.” Hare kaşlarını çattı.

Vera küçük tutamı hızlıca yıkamaya başladı.

“Bunu kimse görmeyecek.”

“Vera...”

“Kimse.” Vera'nın sesi bu kez daha kararlıydı. Boyanmayan renk saçın arasına yayıldı. Hare aynaya baktı. İlk bakışta hiçbir şey değişmemiş gibiydi. Sonra Vera saçlarını bıraktı.

Boyanmayan kendi rengi saç tutamı tamamen kayboldu.

Yalnızca Hare başını çevirdiğinde ya da saçları dağıldığında belli olacaktı. Hare parmaklarını ensesine götürdü.

“Bunu neden yaptın?”

Vera aynadan onun gözlerine baktı.

“Sen bileceksin.” dedi. Hare yavaşça başını çevirdi. Vera'nın yüzündeki ifade ilk kez tamamen ciddiydi.

“Her şey değişmiş olabilir. Yüzün, saçların, hayatın... hatta kendin hakkında bildiğin şeyler bile.”

Boyanmayan tutamı iki parmağının arasına aldı. “Burası senin.” Hare'nin gözleri doldu.

“Kimse görmeyecek.” Vera saçlarını yeniden bıraktı.

“Gerekirse sen bile unutacaksın. Ama bir gün aynaya baktığında ve karşındaki kadını tanıyamadığında...”

Parmakları Hare'nin ensesindeki gizli tutama dokundu.

“...orada hâlâ senden kalan bir şey olduğunu bileceksin.” Hare hiçbir şey söylemedi. Aynaya döndü.

Siyah saçlar yüzünü tamamen değiştirmişti. Boyanmayan tutam görünmüyordu. Ama Hare artık onun orada olduğunu biliyordu.

Belki de ilk kez uzun zamandır, aynadaki görüntüsünde kendisine ait küçük bir şey vardı. Vera boya malzemelerini toplamaya başladı.

“Hazır."

Hare hâlâ aynaya bakıyordu. “Vera.”

“Efendim?” Hare birkaç saniye sustu.

“Teşekkür ederim.”

Vera'nın eli havada durdu. Sonra küçük bir gülümseme belirdi yüzünde.

Koridorun diğer tarafından ayak sesleri geliyordu.

Vera boya malzemelerini toparlayıp küçük kutuya geri yerleştirdi. Hare ise hâlâ aynanın karşısındaydı. Parmakları ensesindeki gizli tutamı yokladıktan sonra saçlarını omuzlarının üzerine bıraktı.

“Gel,” dedi Vera. “Biraz şekil vereyim.”

Hare itiraz etmedi. Vera parmaklarını siyah saçların arasında gezdirip bazı tutamları geriye aldı, bazılarını yüzünün iki yanına bıraktı. Hare aynadan kendini izliyordu.

Yeni saç rengi yüzünü daha keskin gösteriyordu. Açık teniyle siyahın arasındaki zıtlık, onu olduğundan daha uzak, daha yabancı gösteriyordu.

“Böyle daha iyi,” dedi Vera.

Hare aynadan gözlerini ayırmadı.

“Alışabilecek miyim?”

Vera'nın elleri bir an saçlarının arasında durdu. “Alışmak zorunda değilsin.”

Hare ona baktı.

“Bazen insanın değişen her şeye alışması gerekmez.” Vera saçlarını son kez düzeltti. “Sadece değiştiğini kabul etmesi gerekir.”

Ön taraftan Karel'in sesi duyuldu.

“Vera.”

Vera derin bir nefes aldı. “Geliyor.”

Hare onun yüzündeki o küçücük değişimi fark etti. Az önceki sıcaklık yeniden kaybolmuş, yerine o sakin ifade gelmişti. Birlikte arka taraftan çıktılar.

Barın ana bölümüne girdikleri anda Karel başını kaldırdı. Bakışları önce Vera'ya, ardından Hare'ye kaydı. Hare birkaç adım gerisinde durdu.

Siyah saçları omuzlarından aşağı dökülüyor, yüzünü çevreleyen koyu tutamlar açık tenini daha da solgun gösteriyordu. Karel'in kaşlarından biri hafifçe kalktı.

“Fena değil.”

Vera hemen cevap verdi. “Biliyorum.”

Karel'in dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

“Alışması biraz zaman alır.” Hare cevap vermedi. Çünkü o sırada Araz'a baktı. Araz hiçbir şey söylemiyordu. Gözleri Hare'nin üzerinde kalmıştı.

İnce bedeni siyah kazağın içinde daha da narin görünüyordu. Siyah saçlar omuzlarından dökülüyor, açık teniyle neredeyse bütün görüntüyü iki renge indiriyordu.

Araz'ın bakışlarında değişen tek şey, onu biraz daha uzun süre izlemesiydi. Sonra gözleri Hare'nin gözlerine çıktı. Hare, nedenini bilmese de bakışlarını kaçırdı.

Karel masanın yanındaki siyah çantayı yere bıraktı ve fermuarını açtı.

“Yollar açılmış.”

İçinden birkaç eşya çıkardı. Ardından silahını alıp çantanın içine yerleştirdi.

“Bu gece burada kalmayacağız.” Vera'nın yüzündeki ifade değişti.

“Ne kadar yol?”

“Bilmiyorum.”

Karel siyah çantanın fermuarını kapattı. İçindeki silahın ağırlığını son kez kontrol ettikten sonra çantayı yere bıraktı.

“Karın ne kadar yağdığına bağlı. Yol kapanırsa bekleriz. Açık kalırsa devam ederiz.”

Araz tepki vermedi. Pencerenin ardından dışarı baktı. Yağmur hâlâ yağıyordu ama gece boyunca biriken karın üzerinde artık su birikmeye başlamıştı. Yol açılıyordu.

Araz bakışlarını kapıya çevirdi ardından doğrudan oraya yürüdü.

Karel onu izledi ama bir şey söylemedi. Araz kapının koluna uzandı. Tam kapıyı dışarı doğru açtığı anda karşıdan gelen bir bedenle sertçe çarpıştı. Adam hazırlıksız yakalanıp geriye doğru sendeledi. Omzunu kapıya çarptı.

Araz ise yalnızca yarım adım geri çekildi. Barın içindeki konuşmalar bir anda kesildi. Vera'nın Hare'nin saçlarını düzelten elleri havada kaldı.

Hare başını kapıya çevirdi. Karel ağır ağır doğruldu. Araz ise karşısındaki adama baktı.

Adam nefes nefese kalmıştı. Üzerindeki koyu renk mont yağmurdan sırılsıklamdı. Saçlarından yüzüne su damlıyordu.

Birkaç saniye boyunca kimse konuşmadı. Sonra adamın bakışları Araz'ın omzunun üzerinden barın içine kaydı.

Hare'yi gördü.

Adamın yüzündeki ifade bir anda değişti. Hare ise o gözleri tanıyordu.

Oğuz.

Araz, tepkisizdi sadece başını çok hafif yana eğmiş, adamın Hare'ye bakışını izliyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.