İçeriğe geç

Sessiz Takıntı (Tamamlandı)

Bölüm 21 · 9 dk okuma

Sessiz Takıntı (Tamamlandı)

Bölüm 21

21. Bölüm

XXI. Bölüm

Dokunuşun ardından..

Dudakları birbirine değdiği anda Hare'nin zihnindeki bütün sesler sustu.

Ne Karel vardı artık, ne barın gürültüsü, ne de az önce gözlerinin önünden geçen o korkunç geçmiş. Yalnızca Araz'ın ellerinin yüzünün iki yanında bıraktığı sıcaklık ve aralarındaki o kısa, ağır sessizlik vardı. Hare nefesini tuttu. Araz geri çekilmedi.

Öpücük, başladığı andaki şaşkınlığın aksine yavaşça derinleşti; aceleden uzak, yıllardır söylenememiş bir şeyin sonunda kelimelere ihtiyaç duymadan ortaya çıkışı gibiydi. Hare'nin parmakları istemsizce Araz'ın gömleğine tutundu. Kumaş avucunun altında buruştu.

Araz'ın nefesi yüzüne değiyordu.

Hare gözlerini kapattığında içinden geçen ilk şey, onun gerçekten burada olduğuydu. Yıllardır zihninden silinmiş bir adam şimdi birkaç santim uzağındaydı.

Ve ilk kez, sessizliğinin ardında ne kadar çok şey sakladığını hissediyordu.

Hare'nin yanağından yeni bir yaş süzüldü. Araz'ın başparmağı o yaşı yavaşça sildi.

Hare dudaklarını ondan ayırdığında gözlerini hemen açamadı. Göğsü hızlı hızlı inip kalkıyordu.

Bir süre ikisi de konuşmadı sonra Hare gözlerini açtı. Araz'ın bakışları hâlâ üzerindeydi. Hare'nin sesi neredeyse fısıltıydı.

“Nasıl bu hale geldi her şey?” Araz cevap veremedi ama ellerini yüzünden çekmedi.

Hare bu kez ağlamamak için dudaklarını birbirine bastırdı. Çünkü artık onun sessizliğini eskisi gibi görmüyordu.

O sessizlikte kaybettiği yılları duyabiliyordu.

Yatak odasının loş ışığı, Hare'nin titreyen omuzlarına ve Araz'ın devasa gölgesine vurduğunda, aralarındaki hava elektrik yüklü bir sessizlikle doluydu.

Hare, az önceki fırtınanın ardından gelen o garip, sarsıcı sessizliğin içinde, Araz'ın kendisine bakışındaki o karanlık ve yakıcı arzuyla sarsılıyordu. Araz'ın varlığı odadaki tüm oksijeni tüketiyor gibiydi. Dudakları tekrar aynı yoğunluk ile birleşti.

Hare, adamın dudaklarının sertliğini ve sıcaklığını hissederken, Araz'ın boğazından gelen o derinden gelen, hırıltılı nefes sesleri kulaklarında yankılanıyordu. Kelimeler yoktu ama nefesi her şeyi anlatıyordu; her soluk alışında Hare'nin ismini fısıldayan o hırıltılı, aç ve arzulayan ses...

Hare, adamın boynuna tutunurken, Araz'ın bu sessiz ama gürültülü tutkusuna teslim olmaya başladı.

Öpüşme yavaş yavaş derinleşti; dudaklar birbirine daha sıkı kenetlendi, diller aralarındaki mesafeyi kapatmak için sabırsızlandı. Araz'ın burnundan çıkan o kesik ve hırıltılı nefesler, Hare'nin zihnini bulandırıyordu. Her hırıltı, her derin nefes çekişi, Hare'nin vücudunda bir yangın başlatıyordu.

Araz'ın elleri Hare'nin beline indiğinde, tutuşu daha sahiplenici ve sert bir hal aldı. Hare'yi kendine daha sert bastırırken, yatağa doğru geri geri gitmeye başladılar.

Hare'nin adımları sendelerken, Araz'ın devasa cüssesi onu bir koruma kalkanı gibi sarmalamıştı. Yatağın kenarına çarptıklarında, temasın ateşi artık kontrol edilemez bir noktaya ulaşmıştı.

Araz'ın dudakları Hare'nin dudaklarından ayrılıp boynuna, o mühürlü bölgeye doğru kaydığında, Hare'nin boğazından kontrolsüz bir inilti döküldü. Araz büyük bir zevkle boynunda ki kendine ait mührü yeniledi. Aynı mor ize daha canlı şekilde tekrar sahip olmasını sağladı. Nefesi boynunda bir fırtına gibi esiyor, hırıltılı solukları Hare'nin tenini yakıyordu.

Araz'ın dişleri hafifçe tenine değdiğinde, Hare'nin tüm bedeni bir yay gibi gerildi. Ateş artık sadece bir his değil, damarlarında akan bir lav seliydi.

Yatağa yavaşça uzandıklarında, Araz'ın ağırlığı Hare'nin üzerine çöktü. Karanlık ve tutku birbirine karışmıştı.

Araz'ın sessizliği, Hare'nin her bir hücre sarsıntısına eşlik eden en vahşi senfoniye dönüşmüştü. Yatağın yumuşak yüzeyinde birbirlerine kenetlenmiş haldeyken, aralarındaki çekim artık yavaş bir keşif değil, durdurulamaz bir sarmal halini almıştı.

Alkolün etkisiyle zihni puslu, bedeni ise normalden çok daha hassas ve yakıcıydı. Damarlarında dolaşan o sıcaklık, sadece içtiği içkiden değil, Araz'ın üzerindeki baskısından da geliyordu.

Adamın siyah pantolonu ve kazağı altındaki o sert ve kaslı vücut, Hare'nin her hareketine tepki veriyor, aralarındaki ateşi daha da körüklüyordu.

Araz'ın elleri, Hare'nin üzerindeki bol kazağın altından tenine sızdığında, Hare'nin bedeni sanki bir elektrik akımına kapılmış gibi sarsıldı.

"Araz..." diye fısıldadı Hare, sesi alkolün ve tutkunun etkisiyle boğuk ve titrek çıkmıştı.

Araz cevap vermedi ama bu isteğe verdiği tepki sarsıcıydı. Hare'nin belini kavrayan elleri daha da sıkılaştı, onu kendine öyle bir bastırdı ki, aralarındaki kumaş katmanları bile bu devasa gücü engellemeye yetmedi.

Araz'ın hareketleri bir an için duraksadı ama bu bir geri çekilme değil, bir hazırlıktı. Hare'nin üzerindeki o bol kazağı, sanki aralarındaki son engeli de yok etmek istercesine, büyük bir kararlılıkla ve hızla sıyırıp çıkardı.

Kazağı bir kenara fırlattığında, Hare'nin çıplak omuzları ve göğüsleri loş ışıkta parladı. Araz durdu ve Hare'yi öyle bir bakışla süzdü ki; sanki karşısında bir insan değil de, evrendeki en değerli, en kusursuz ve en kutsal eseri duruyordu.

Gözlerindeki o karanlık hayranlık, Hare'nin nefesini kesti.

Ardından, o vahşi tutkunun ortasında şaşırtıcı bir yumuşaklıkla Hare'nin dudaklarına eğildi. Bu seferki öpücük, az önceki hırçınlıktan uzaktı; sanki tenine saygı duyarmışçasına, nazik ve derin bir arzuyla doluydu.

O dudakları Hare'nin dudaklarını mühürlerken, elleri Hare'nin teninde bir gezgin gibi dolaşmaya başladı.

Araz'ın büyük ve sıcak avuçları, Hare'nin karnında yavaşça ilerledi. Göbek deliğinin etrafındaki kıvrımları hissetti, parmak uçlarıyla tenindeki her bir detayı incelerken Hare'nin hafifçe titrediğini duyumsadı. Eli, kaburgalarının üzerinden yavaşça ve ritmik bir şekilde yukarıya, Hare'nin göğüslerine doğru tırmandı.

Her bir santimi sanki bir haritayı keşfeder gibi, büyük bir dikkatle ve sahiplenici bir dokunuşla tarıyordu.

O sırada Araz, kendi kazağını tek hızlı bir hareketle çıkardı ve bir kenara fırlattı. Aynı anda Hare, adamın tenindeki o izleri fark etmişti; on iki yıl önceki o korkunç yangından kalma, vücudunun çeşitli yerlerine dağılmış o eski yanık ve kesik izlerini... Hare'nin parmakları, Araz'ın kaslı göğsündeki o pürüzlü ve hikaye anlatan yara izlerine doğru kaymak istediğinde, Araz'ın sert ve baskın bir hareketiyle karşılaştı.

Araz, Hare'nin ellerini yakaladı. Hare'nin parmakları izleri keşfetmek yerine, adamın tutkusuna boyun eğmek zorundaydı.

Araz, Hare'nin bileklerini kavradı ve onları yatağın üzerinde, Hare'nin başının hemen üzerinde birleştirerek sabitledi. Bu hareket hem bir kısıtlama hem de mutlak bir teslimiyet çağrısıydı.

Araz'ın hırıltılı nefesleri Hare'nin yüzüne çarparken, dokunuşları durmadı. Elleri Hare'nin bacaklarına doğru indi. Hare'nin bacaklarını yavaşça, sanki en narin çiçeği açtırıyormuş gibi araladı.

Hare'nin bacakları iki yana açılırken, aralarındaki o yakıcı boşluk iyice belirginleşti. Araz'ın gözlerindeki o karanlık pırıltı, artık sadece arzu değil, saf ve yıkıcı bir saplantıydı.

Araz, Hare'nin bacakları arasına yerleşmişken, Hare'nin üzerindeki o son katmana, eşofmanına odaklandı. Hare'nin titreyen bacaklarını aralayan elleri, kumaşı sert ve kararlı hareketlerle aşağı doğru çekti. Hare, Araz'ın baskın gücüyle sarsılırken, eşofmanı da üzerinden sıyrılıp yatağın bir kenarına savruldu.

Şimdi Hare, sadece ince bir iç çamaşırı ile Araz'ın karşısında savunmasız ve tamamen çıplak bir halde duruyordu.

Araz'ın bakışları Hare'nin her bir kıvrımında, her bir milimetresinde geziniyordu; sanki onu sadece gözleriyle değil, ruhuyla da mühürlemek istiyordu. Bu bakışlardaki takıntı o kadar somut ve elle tutulur bir hal almıştı ki, Hare'nin teni bu yoğunluktan dolayı karıncalanıyordu.

"Araz..." Hare'nin boğazından dökülen inilti, odadaki sessizliği bir bıçak gibi kesti.

Araz'ın elleri tekrar Hare'nin teninde can buldu. Bu seferki dokunuşlar daha talepkârdı, daha açtı. Avuçları Hare'nin yumuşak göğüslerini kavradığında, Hare'nin sırtı yatakta kavis yaptı. Araz'ın parmakları, Hare'nin hassas teninde adeta bir mühür basar gibi geziniyor, onu her dokunuşuyla kendi varlığına hapsediyordu.

Ardından Araz'ın eli yavaşça yukarıya, Hare'nin narin boynuna tırmandı. Parmakları boğazının etrafını sardığında Hare'nin nefesi bir anlığına duraksadı.

Araz parmaklarını hafifçe sıktı; bu bir boğma eylemi değildi, ancak Hare'nin nefesini tam sınırda tutan, ona hayatta olmasının ve bu anı yaşamasının tek sebebinin Araz'ın bu baskın varlığı olduğunu hatırlatan bir mülkiyet gösterisiydi.

Hare, boğazındaki bu hafif baskıyla birlikte hem korku hem de tarif edilemez bir hazla sarsıldı. Araz'ın varlığının baskınlığı, her bir hücresine sızıyordu.

O sırada Hare, bacaklarının arasında Araz'ın pantolonunun üzerinden bile hissedilebilen sertliği ve sıcaklığı duyumsadı. Araz'ın bedeni, Hare'nin yumuşaklığıyla çarpıştığında aralarındaki gerilim artık patlama noktasına gelmişti.

Hare birden donakaldı.

Zihninde bir şey kırıldı, odanın sıcaklığı kayboldu. Araz'ın yakınlığı, tenine değen nefesi, yatağın altında ezilen kumaşın sesi... Hepsi silinirken yerine keskin bir kan kokusu doldu.

Önce ellerini gördü. Parmaklarının arasında koyu kırmızı lekeler vardı. Kan, derisinin çizgilerine dolmuştu; ne kadar ovalarsa ovalasın çıkmayacakmış gibi görünüyordu.

Hare'nin nefesi kesildi. Gözlerini kırptı, görüntü değişmedi. Sonra oda geldi. Esir tutulduğu o ev. Dar duvarlar, havasız koridorlar, kapalı kapılar... Sanki duvarlar yeniden üzerine doğru eğiliyor, tavan alçalıyordu.

Ardından toprağın kokusunu aldı, ıslak ve ağırdı. Gözlerinin önünde kazılmış bir mezar belirdi. Kenarında diz çökmüş bir kadın vardı. Siyah saçları ormanda ay ışığında rüzgarla dans ediyordu.

Hare onun yüzünü seçmeye çalıştı fakat görüntü bulanıktı. Bir sonraki anda kadın hareketsizdi. Toprak üzerine kapanıyordu.

Görüntü yeniden değişti.

Yerde beyaz ışık altında yatan bir adam, gözleri kapalıydı. Hare ona doğru bir adım attı ama ayakları sanki yere çivilenmişti. Boğazı'nın altından sızan kanı izledi.

Görüntüler artık birbirinden ayrılmıyordu. Hepsi üst üste biniyor, zihninin içinde parçalanmış bir film gibi dönüp duruyordu.

Göğsü daraldı sanki görünmez bir ağırlık kaburgalarının üzerine oturmuştu. Elini göğsüne bastırdı.

“Dur...” Sesi titriyordu. Kime söylediğini bilmiyordu. Belki o eve, belki geçmişine, belki de zihninin içinde hâlâ sessiz duran o çocuğa.

Araz'ın yüzü gözlerinin önünde belirdiğinde bile Hare onu seçemedi.

“Dur.”

Hare gözlerini tekrar açtı, bu kez karşısında yalnızca Araz vardı. Odanın loş ışığı, yüzünün bir tarafını gölgede bırakıyordu. Hare birkaç saniye ona baktı, gerçek olduğunu anlamaya çalışır gibi. Sonra elini göğsünden çekti. Nefesi hâlâ düzensizdi ama yavaşlamaya başlamıştı.

Araz'ın bakışları üzerinden ayrılmıyordu. Hare'nin gözlerinden yaşlar yeniden aktı. Odanın loş ışığı yüzünün bir tarafını gölgede bırakıyor, karanlık gözleri hiç kıpırdamadan onu izliyordu.

Araz'ın elleri bileklerinden yavaşça ayrıldı.

Onu serbest bıraktığı anda Hare'nin parmakları titredi. Araz geri çekilmek yerine bedenini ona doğru eğdi ve kollarını Hare'nin etrafında kapattı. Bir an sonra Hare, adamın göğsüne çekilmişti.

Araz'ın çıplak teninin sıcaklığı, az önce üzerine çöken o soğuk korkuyla çarpıştı.

Hare'nin yüzü boynunun yanına gömüldü. Araz'ın nefesi saçlarının arasında dolaştı. Derin, ağır ve düzensizdi. Göğsü her nefeste Hare'nin yanağına yükselip iniyordu.

Bir eli Hare'nin sırtında kaldı. Diğeri saçlarının arasına girdi.

Parmakları saçlarını yavaşça geriye doğru taradı. Hare'nin gözlerinden yaşlar sessizce akmaya devam etti.

Araz başını onun saçlarına yasladı. Boğazından zorlanarak, neredeyse duyulmayacak kadar kısık bir ses çıktı.

“Şşş...” Tek bir heceydi. Pürüzlü, hırıltılı ve güçlükle çıkarılmıştı ama Hare onu duydu.

Hare gözlerini kapattı. Araz onu daha sıkı kavradı.

Sanki bıraktığı anda Hare yeniden o eve, o mezarın başına, o kanın içine dönecekmiş gibi...

Yatakta yan yana uzandılar. Araz onu göğsüne çekmiş, kollarını bedeninin etrafında kapatmıştı. Hare'nin nefesi yavaş yavaş düzene girmeye başladı.

Bir süre sonra Hare'nin eli istemsizce hareket etti. Parmakları Araz'ın göğsünde dolaşırken eski, pürüzlü bir yara izine takıldı. Hare durdu.

Parmak uçlarının altında tenin düzgünlüğünü bozan uzun bir çizgi vardı. Başını kaldırıp yaraya baktı. Ve dünya yeniden değişti. Odanın loşluğu kayboldu. Araz'ın sıcaklığı uzaklaştı.

Parmaklarının altında artık eski bir yara izi değil, soğuk metalin sertliği vardı. Hare nefesini tuttu.

Gözlerinin önünde başka bir gece açıldı.

Duman gözlerini yakıyordu.

Ev simsiyah bir karanlığın içinde yanıyor, alevlerin turuncu ışığı gecenin üzerine vurup her şeyi birkaç saniyeliğine aydınlatıyor, ardından yoğun duman yeniden her şeyi yutuyordu. Çatırdayan kirişlerin sesi, kırılan camların gürültüsüne karışıyordu.

Hare'nin küçük bedeni yerde hareketsiz yatıyordu. Nefes almak gittikçe zorlaşıyor, göğsü her solukta biraz daha ağırlaşıyordu. Bilinci yavaş yavaş karanlığa çekilirken bir ses duydu.

“Hare!”

Gözlerini güçlükle araladı. Dumanların arasından biri ona doğru geliyordu.

Siyah saçları dağılmış, yüzü is ve külle kaplanmıştı. Alevlerin arasından yaklaşan Araz'dı.

Yanına çöktü. Elleri Hare'nin küçük bedenini kavradı, onu yerden kaldırıp kucağına çekti. Hare başını güçlükle onun göğsüne yasladı.

Araz yüzünü ona yaklaştırdı.

Sesini kullanabildiği son anda, yıllar boyunca Hare'nin hatırlamayacağı o cümleyi fısıldadı.

“Gözlerini kapatma. Sesimi duy, Hare. Beni dinle...seni buradan çıkaracağım. Ne olursa olsun, sesimi bırakma.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.