İçeriğe geç

Sessiz Takıntı (Tamamlandı)

Bölüm 2 · 6 dk okuma

Sessiz Takıntı (Tamamlandı)

Bölüm 2

2. Bölüm

BÖLÜM-II

Sığınak..

Hare gözlerini açtığında ilk fark ettiği şey sessizlik oldu.

Öyle sıradan bir sessizlik değildi bu; dışarıdan geçen bir arabanın motoru, uzaklardan gelen bir insan sesi, borulardan akan suyun uğultusu bile yoktu, sanki bulunduğu yer dünyanın geri kalanından koparılmış ve bütün sesler kalın duvarların arkasında boğulmuştu.

Birkaç saniye boyunca tavana baktı.

Tavan koyu griydi ve köşelerdeki gölgeler, odanın loş ışığı altında birbirine karışıyordu. Yatağın karşısındaki duvara büyük, siyah bir televizyon monte edilmişti; ekran kapalıydı ve parlak yüzeyi odadaki her şeyi bulanık bir yansıma halinde geri veriyordu. Yatağın iki yanında küçük ahşap komodinler vardı. Sağ taraftakinin üzerinde yalnızca bir lamba, boş bir bardak ve kapalı bir saat duruyordu.

Perdeler ağır ve koyuydu. Pencerenin ardında ne olduğunu göstermeyecek kadar kalındı.

Hare yavaşça doğruldu. Başının arkasında keskin bir ağrı hissettiğinde eliyle ense kökünü tuttu ve gözlerini kapattı. Sonra hatırladı.

Yağmur. Sokak. Adam. Takipçi. Ve karanlık.

Nefesi bir anda kesildi. Yataktan kalkmaya çalışırken ayakları yere değdi, fakat başı döndü ve eliyle yatağın kenarına tutunmak zorunda kaldı. Birkaç saniye bekledikten sonra yeniden doğruldu ve odanın içinde gözlerini gezdirdi. Hare'nin bakışları kapıya kaydı. Kapının yanında biri oturuyordu, gölgelerin arasında silüet.

Bir sandalye üzerinde, sırtını duvara yaslamış, ellerini dizlerinin üzerinde birleştirmişti. Karanlık kıyafetleri odanın gölgelerine karışıyor, yüzünün yarısı loş ışığın dışında kalıyordu. Hare'nin gözleri önce onun ellerine, sonra yüzüne çıktı.

Adam kıpırdamadan ona bakıyordu. Hare'nin kalbi hızlandı.

"Sen..."

Adam hiçbir şey söylemedi. Hare yataktan biraz daha uzaklaştı.

"Buraya nasıl geldim?"

Sessizlik.

Araz'ın gözleri yüzünden ayrılmadı. Hare'nin bakışları bir an kapıya kaydı.

"Kapı neden kapalı?"

Araz yavaşça ayağa kalktı. Hare istemsizce geriledi. Araz kapıya doğru yürüdü, fakat Hare'ye yaklaşmadı; elini kapının koluna götürmek yerine parmaklarını kilidin bulunduğu yere koydu ve birkaç saniye orada tuttu. Sonra Hare'ye baktı.

Hare ne anlatmaya çalıştığını anlamaya çalıştı.

"Kilitlemişsin."

Araz cevap vermedi. Hare'nin sesi yükseldi.

"Beni buraya sen getirdin."

Sessizlik.

"Değil mi?"

Araz'ın başı çok hafifçe eğildi. Hare'nin gözleri doldu.

"Beni hemen geri götür."

Araz kıpırdamadı.

"Lütfen."

Bu kez Hare'nin sesi kırılmıştı.

Araz'ın bakışları birkaç saniyeliğine yumuşadı, fakat kapının kilidine baktıktan sonra yeniden Hare'ye döndü.

"Sen konuşamıyorsun."

Cümle ağzından küçük bir farkındalık anı ile kendiliğinden çıkmıştı. Araz'ın çenesi hafifçe gerildi. Hare onun yüzüne dikkatle baktı.

"Gerçekten konuşamıyor musun?"

Araz cevap vermedi. Hare'nin içinden soğuk bir ürperti geçti. Araz kapıya yöneldi, Hare hemen arkasından baktı.

"Dur."

Araz durdu.

"Beni burada bırakma." Dedi hemen Hare.

Araz birkaç saniye hareketsiz kaldı, sonra kapıyı açtı.

Hare kapının ardındaki koridora baktı; uzun, karanlık ve neredeyse tamamen sessizdi, duvarlarda birkaç tablo dışında hiçbir şey yoktu ve koridorun sonunda aşağıya doğru uzanan merdivenler görünüyordu. Araz dışarı çıktı ve Hare hemen ayağa kalktı.

"Dur."

Adam dönüp ona baktı ve Hare kapıya doğru bir adım attı.

"Lütfen..."

Araz kapıyı yavaşça kapattı. Kilidin sesi duyuldu.

Klik.

Hare birkaç saniye boyunca kapıya baktı. Sonra koştu ve kapının kolunu çevirdi. Açılmadı. Bir kez daha, bu sefer daha sert. Yine açılmadı.

"Hayır..."

Kapıya omzuyla yüklendi. Yumrukları ile vurdu ve tekmeler attı.

"Yardım edin!"

Sesi odanın içinde yankılandı, cevap yoktu.

Hare yeniden kapıya vurdu.

"Yardım edin! Biri yardım etsin!"

Yalnızca kendi sesinin yankısı geri döndü.

Kapının altından bile ışık sızmıyordu. Hare yavaşça geri çekildi.

"Kahretsin! Kahretsin."

Odaya baktı.

Pencere.

İlk düşüncesi buydu.

Hemen pencereye koştu. Perdeyi iki eliyle birden çektiğinde gözleri karanlığa alışmakta zorlandı. Dışarıda geniş bir bahçe uzanıyordu.

Bahçenin çevresi yüksek taş duvarlarla çevrilmişti. Duvarların üzerinde aralıklarla küçük lambalar yanıyor, ağaçların uzun dalları rüzgârla hareket ettikçe gölgeleri çimenlerin üzerinde birbirine karışıyordu.

Daha ileride başka bir yapı vardı. Büyük bir ev.

Hayır. Bir malikâne.

Hare pencereye biraz daha yaklaştı. "Ben neredeyim?"Kendi kendine mırıldandı. Şehrin ışıkları görünmüyordu.

Yakındaki ıssız malikâne dışında hiçbir bina, hiçbir yol, hiçbir insan yoktu. Yalnızca bahçe, taş duvarlar ve ağaçların arkasında uzanan karanlık.

Pencereyi açmayı denedi, kol hareket etmedi. Bir kez daha denedi. Kilitliydi.

Hare perdeyi kenara itti ve pencerenin çerçevesini inceledi. Tırnaklarını araya sokup zorladı, fakat hiçbir şey değişmedi.

"Tamam..." Kendi kendine fısıldadı. "Tamam, düşün."

Odanın içinde dolaşmaya başladı. Komodinleri açtı. Çekmeceleri tek tek kontrol etti. Boş.

Yalnızca birkaç kitap, bir tarak ve bir mendil vardı. Yatağın altına baktı. Hiçbir şey yoktu.

Banyoya girdi, dolapları açtı. İlaçlar, havlular, sabun, metal bir tırnak makası. Hare'nin eli bir anda onun üzerinde durdu. Küçüktü. Ama keskindi.

Tırnak makasını avucuna aldı. Bir anlığına gözlerini kapattı. Derin bir nefes aldı. Umutsuzluğa kapılmanın sırası değil. Sakin kal.

Sonra banyodan çıktı ve kapıya baktı. Kilidi açmak için işe yarar mıydı? Muhtemelen hayır. Ama başka hiçbir şeyi yoktu.

Tırnak makasını kapının kilidine sokmayı denedi ve olmadı. Tekrar denedi. Metal birkaç kez kilidin içinde sürtündü, sonunda elinden kaydı ve yere düştü. Hare öfkeyle eğilip onu aldı.

"Kahretsin..."

Televizyonu fark etti, yatağın karşısındaki duvara monte edilmişti. Belki telefon vardı, belki sabit hat. Belki herhangi bir iletişim yolu.

Televizyonun yanındaki küçük kumandayı aldı ve düğmelere basmaya başladı. Ekran açılmadı. Bir kez daha bastı. Hiçbir şey.

Fişi kontrol etti ama fiş takılıydı. Televizyonu açmayı denedi, bütün düğmelere sayısız kez bastı. Yine olmadı.

"Çalışmıyorsun..."

Kumandayı yatağın üzerine fırlattı. Sonra odadaki her şeyi yeniden aramaya başladı. Telefon yoktu. Bilgisayar yoktu. Kesici bir alet yoktu. Pencere açılmıyordu. Kapı kilitliydi.

Ve dışarıda onu kimsenin bulamayacağı kadar büyük bir bahçe vardı.

Hare pencerenin önüne yeniden geldi. Bu kez dışarıya daha uzun baktı. Gökyüzünün rengi değişmeye başlamıştı. Öğleden sonra ışığı yavaş yavaş çekiliyor, ağaçların gölgeleri uzuyor ve bahçenin uzak köşeleri karanlığın içinde kayboluyordu.

Hare'nin midesi kasıldı. Gün bitiyordu. Hiçbir çıkış ya da umut bulamamıştı. İçinde kusma isteği yükseldi.

Dilsiz takipçi hâlâ dönmemişti, bu iyi bir şey olmalıydı. Belki kaçabilirdi. Pencereyi tekrar denedi. Olmadı.

Kapıya gitti ve kulağını dayadı.

Sessizlik.

Bir süre bekledi, sonra kapının altından dışarı baktı. Koridor karanlıktı. Hare geri çekildi. Tam o sırada dışarıdan çok hafif bir ses duyuldu.

Ayak sesleri. Hare dondu. Bir an panikledi. Ses yaklaşmıyordu. Aksine kapının önünde durmuştu. Hare'nin nefesi kesildi. Kilidin içinde anahtar döndü.

Klik.

Kapı açıldı, Araz içeri girdi ve elinde bir tepsi vardı. Üzerinde sıcak bir yemek, bir bardak su ve birkaç parça ekmek bulunuyordu. Hare çoktan geriye çekilmişti. Odanın ortasında durmuş ona baktı. Sonra tepsiye, sonra yeniden Araz'a.

Araz kapıyı arkasından kapattı. Hare hemen birkaç adım daha geri çekildi.

"Senin yüzünden buradayım." Araz durdu.

"Benden ne istiyorsun?" Hare'nin sesi yükseldi.

"Ben sana hiçbir şey yapmadım!"

Araz tepsiyi masanın üzerine bıraktı. Hare bir anda masaya uzanıp tabağı aldı ve bütün gücüyle yere vurdu. Seramik parçalanarak odanın içine dağıldı. Yemek halının üzerine saçıldı, Araz kımıldamadı. Hare'nin göğsü hızla inip kalkıyordu.

"Onu öldürdün." Dedi suçlayıcı, nefret dolu bir sesle. Araz'ın gözleri Hare'nin üzerinde kaldı.

"Sokakta onu öldürdün."

Sessizlik.

"Sonra beni kaçırdın."

Araz birkaç saniye boyunca ona baktı. Hare'nin gözlerinden yaşlar süzüldü.

"Ben senden korkuyorum."

Araz'ın bakışları yüzünden ayrılıp yerdeki kırık tabağa indi, sonra yeniden Hare'ye döndü. Hare başını iki yana salladı.

"Yaklaşma."

Araz yaklaşmadı.

Hare'nin elleri titriyordu. "Polis seni bulacak."

Araz'ın yüzünde hiçbir değişiklik olmadı.

"Beni burada sonsuza kadar tutamazsın. Sen bir cinayet işledin, bunun peşini bırakmazlar."

Araz başını hafifçe eğdi ve Hare onun bu hareketine daha da öfkelendi.

"Bir şey söyle!"

Araz sustu.

"Bağırıyorum, sana kızıyorum ve sen..." Hare'nin sesi titredi. "Sen sadece bakıyorsun."

Araz'ın gözleri bir anlığına kapandı. Sonra tepsinin üzerinde duran ekmeği aldı ve masanın kenarına bıraktı. Dökülmeden kalan tek şey bir parça ekmekti.

Hare ona baktı. "Yemeyeceğim."

Araz hiçbir şey yapmadı.

"Duymadın mı?" Dedi ses tonunu arttırarak.

Sessizlik.

Hare yatağın kenarına oturdu. Araz birkaç saniye daha onu izledi. Yerdeki her bir seramik parçasını yavaşça topladı, sonra kapıya yöneldi. Hare başını kaldırdı.

"Dilsiz."

Adam durdu.

Hare'nin gözlerinde bu kez öfke değil, korkuyla karışık bir merak vardı.

"Beni burada ne kadar tutacaksın?"

Araz cevap vermedi, yalnızca Hare'nin gözlerine baktı.

Uzun, sessiz ve anlaşılması güç bir bakıştı bu; yüzünde hiçbir duygu okunmuyor, fakat gözlerini ondan ayırmayışı Hare'nin sorduğu sorunun cevabını çoktan vermiş gibi hissettiriyordu.

Sonunda bakışlarını çekti.

Kapıya yöneldi, açtı ve hiçbir şey söylemeden odadan çıktı.

Kapı arkasından kapandı.

Klik.

Bölüm sonu

3 yorum