İçeriğe geç

Sessiz Takıntı (Tamamlandı)

Bölüm 18 · 7 dk okuma

Sessiz Takıntı (Tamamlandı)

Bölüm 18

18. Bölüm

Bölüm XVIII

Geride Kalan..

Hare'nin kaşları hafifçe çatıldı.

Adam birkaç saniye sustu. Sanki devam etmek için kendisini zorlaması gerekiyordu.

“O zamanlar annenle baban iş dünyasına yeni giriyordu. Varlıklıydılar ama...” Dudaklarını birbirine bastırdı. “O dünyanın nasıl çalıştığını bilmiyorlardı.” Hare kıpırdamadı.

“Özal biliyordu.”

Adamın gözlerindeki yorgunluk daha da belirginleşti.

“Piyasada onun girmediği alan yoktu. İnsanlar onunla çalışmazdı. Çalışmak zorunda kalırdı. Ferit Bey'in bunu kabul etmemesiyle başladı her şey.” Hare'nin nefesi yavaşladı.

“Önce aralarında ticari anlaşmazlıklar çıktı. Sonra mesele kişiselleşti.” Kemal bakışlarını yere indirdi.

“Özal, Ferit Bey'i izlememiz için birkaç adam görevlendirdi. Evinizi, iş yerini, gittiğiniz yerleri... Her şeyi takip ediyor, ona rapor veriyorduk.”

Hare'nin parmakları yanlarında yavaşça kıvrıldı.

“Sonra bir gün...” Kemal sustu.

Tamirhanenin bir köşesinden metal bir parçanın yere düşme sesi geldi. Adam irkildi ama devam etti.

“Nedenini hâlâ bilmiyorum. Özal beni ve birkaç kişiyi çağırdı.”

Hare'nin gözleri adamın yüzüne kilitlendi.

“Evinizi yakmamızı istedi.” Sözcükler havada asılı kaldı. Kemal'in sesi daha da alçaldı.

“Ferit Bey'in ölmesini istiyordu.” Hare'nin dudakları aralandı. Adam devam etti.

“Biz de yaptık.” Hare'nin gözleri dolmaya başladı.

“Geceydi. Her şey çok hızlı oldu. İçeri girdik, yangını başlattık ve çıktık. Özal'ın istediği şey basitti. Ferit Bey ölecek, ailesi de onunla birlikte yok olacaktı.”

Kemal gözlerini Hare'den kaçırdı.

“Ama sabah olduğunda bir şey fark ettik.” Hare'nin nefesi titredi.

“Senin cesedin yoktu.” O an Hare'nin gözlerinden ilk yaş süzüldü. Kemal onu gördü fakat bakışlarını kaçırmadı.

“Özal bunu öğrendiğinde çıldırdı. Çünkü sen hayattaysan...” Yutkundu. “Bizi tanıyan tek tanık sendin.”

“Beni aradı.” dedi Hare. Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı. Kemal başını salladı.

“Yıllarca.” Bir an sessizlik oldu.

“Aradık. Şehir şehir baktık. Hastanelere, yetimhanelere, kayıp çocuk kayıtlarına... Her yere.” Hare'nin yanağından ikinci bir yaş süzüldü.

“Ama seni bulamadık.”

Kemal'in yüzündeki yara izinin altındaki kaslar gerildi.

“Çünkü sen de kendini bulamıyordun.” Hare gözlerini kırpıştırdı.

“Yangından sonra hafızanı kaybetmişsin.”

Kemal'in sesi neredeyse bir itiraf gibiydi.

“Her şeyi unutmuşsun.” Hare'nin göğsü sıkıştı.

“Bizi de.” Kemal başını hafifçe eğdi.

“Bu yüzden hayatta kaldın, Hare.” Hare artık gözyaşlarını tutamıyordu. Kemal'in bakışları yüzünde kaldı.

“Sen geçmişini hatırlamadığın sürece Özal'ın seni bulması mümkün değildi.”

Tamirhanenin açık kapısından içeri soğuk bir rüzgâr girdi. Hare kollarını kendine sardı.

On iki yıl boyunca kendisine ait sandığı hayatın, aslında hatırlayamadığı bir gecenin üzerine kurulmuş olduğunu ilk kez gerçekten anlıyordu.

Ve karşısındaki adam... O gecenin içinden çıkıp gelmiş bir tanıktı. O gecenin katiliydi.

Kemal'in son sözcüğü havada asılı kaldığında Hare birkaç saniye boyunca hiç kıpırdamadı. Yüzündeki ifade boşalmıştı. Gözleri adamın üzerinde sabitlenmiş, sanki karşısındaki insanı değil de on iki yıl önce yanıp kül olmuş bir gecenin kendisini görüyordu. Sonra nefesi kesik bir biçimde içine çekildi.

Bir damla yaş yanağından aşağı süzüldü. Hare onu silmedi. Bir sonraki anda Kemal'in üzerine yürüdü.

Adam ne olduğunu anlayamadan Hare iki eliyle yakasına yapıştı. Parmakları kumaşı öyle sert kavradı ki eklemleri bembeyaz oldu.

“Sen miydin?” Kemal'in gözleri kapandı.

“Ben—”

“Sen miydin?!”

Hare onu sertçe kendine çekti. Sesi tamirhanenin duvarlarında yankılandı.

“Benim evimi yakan sendin!”

Kemal sendeledi. Hare bırakmadı. Araz bulunduğu yerde doğruldu.

Bakışları Hare'nin ellerine, Kemal'in bedenine, ardından yeniden Hare'nin yüzüne kaydı. Müdahale etmiyordu. Henüz. Fakat bütün bedeni, tek bir hareketle aralarına girecekmiş gibi gerilmişti. Kemal ellerini kaldırdı.

“Özür dilerim.” Hare'nin yüzü buruştu.

“Özür mü?” Kısa, kırık bir kahkaha çıktı ağzından.

“Özür diliyorsun.” Bir anda adamı tekrar itti.

“Annem öldü!” Kemal'in sırtı tezgâha çarptı.

“Babam öldü!” Sesi parçalanıyordu artık. Gözyaşları durmadan akıyordu.

“Ben on yaşındaydım, özür mü? Siktir git!” Kemal'in yüzü çöktü.

“Biliyorum.”

“Hayır, bilmiyorsun!”

Hare'nin parmakları yakasında daha da sıkıldı.

“Sen bilmiyorsun. Sen sabah kalkıp hayatına devam ettin. Ben ne yaptığımı bile bilmeden yıllarca onların yokluğuyla yaşadım!”

Kemal'in gözlerini kaçırdı.

“Bana inanmanı istemiyorum. Sadece—”

“Sus!” Hare'nin sesi çatladı. Gözlerinden yaşlar çenesine düşüyordu.

“Ne kadar özür dilersen dile, ne kadar pişman olduğunu söylersen söyle... Annemi geri getirmeyecek. Babamı geri getirmeyecek.”

Nefesi titredi.

“Benim çocukluğumu geri getirmeyecek.”

Kemal başını eğdi. Hare onu birkaç saniye daha tuttu. Sonra parmakları yavaşça gevşedi.

Ama geri çekilmedi. “Benden af dileme.”

Sesi artık çok daha alçaktı.

“Çünkü sana verecek hiçbir şeyim yok.”

Ellerini yakasından çekti. Kemal olduğu yerde kaldı.

Hare birkaç adım geriledi. Göğsü hızla inip kalkıyordu. Yüzü gözyaşlarıyla ıslanmıştı.

Araz ona doğru bir adım attı. Hare başını çevirdi.

“Yaklaşma.” Araz durdu.

Hare gözlerini kapattı. Birkaç saniye boyunca yalnızca nefes almaya çalıştı. Sonra yeniden Kemal'e baktı.

“Beni öldürmeye çalıştığınız gece,” dedi, “hayatta kalan tek şeyin ben olduğumu sanıyordum.”

Dudakları titredi.

“Meğer o geceden geriye siz de kalmışsınız.”

Bakışları sertleşti. “Ne yazık.”

Araz'ın gözleri Hare'den ayrılmadı. Bu kez onun öfkesine değil, yeniden çözülebilecekmiş gibi duran bedenine bakıyordu.

Hare ise ilk kez geçmişinden nefret edecek kadar değil, onu hatırlayacak kadar öfkeliydi.

Kemal bir süre daha Hare'nin karşısında durdu. Söyleyecekleri bitmişti; fakat yüzündeki ifade, asıl yükün henüz diline gelmediğini söylüyordu. Hare'nin gözleri hâlâ yaşlıydı. Çenesindeki titremeyi bastırmaya çalışıyor, öfkesini ayakta tutan son şeyi de kaybetmemek için kendini zorlayarak nefes alıyordu.

“Pişmanım, yaptığım her şeyin bedelini ödedim. Ancak zaten sen kurtuldun hemde..”

Kemal birden Hare'ye uzandı. Parmakları Hare'nin koluna kapanırken Hare irkildi. Adam onu kendine doğru çekti; Hare'nin dengesi bozuldu.

Araz'ın başı aynı anda kalktı.

O ana kadar tamirhanenin karanlık köşesinde sessizce duran adam, bir anda hareket etti. Kemal'in eli Hare'nin üzerinden koparıldı.

Araz onu omzundan yakalayıp bütün ağırlığıyla geriye savurdu. Kemal'in bedeni metal tezgâha çarptı. Tezgâhın üzerindeki anahtarlar, somunlar ve paslı parçalar yere saçıldı. Cızırdayan floresanın altında metal sesleri birbirine karıştı.

Hare birkaç adım geriye sendeledi. Araz ile Kemal arasında kaldı.

Araz'ın elindeki tornavidayı o anda fark etti. Adam onu başından beri elinde tutuyordu. Sanki sıradan bir aletmiş gibi.

Şimdi ise parmakları sapın etrafında sıkılmıştı. Kemal doğrulmaya çalıştı.

“Bekle—” Araz üzerine yürüdü.

Tek bir hareket.

Tornavidanın ucu Kemal'in çenesinin hemen altından girdi. Kemal'in sesi boğazında kesildi.

Hare'nin gözleri büyüdü.

Araz'ın kolu yukarı doğru sertçe ilerledi.

Metal, etin içinden geçerken korkunç derecede kuru bir ses çıktı. Kemal'in başı geriye savruldu.

Tornavidanın ucu kafatasına ulaştığında bedenindeki bütün direnç bir anda kayboldu. Bir an boyunca kimse hareket etmedi. Sonra kan gelmeye başladı.

Çenesinin altından ince bir çizgi hâlinde başlayan kırmızı, saniyeler içinde boynuna yayıldı. Gömleğinin yakası koyulaştı. Birkaç damla Araz'ın elinin üzerine düştü. Araz tornavidayı çekti.

Kemal'in bedeni metal tezgâhın önüne ağır bir şekilde yığıldı. Zemine düşen kan, karanlık betonun üzerinde küçük, parlak bir gölet oluşturmaya başladı.

Beyaz ışık, yerdeki bedeni, Araz'ın kanlı elini ve Hare'nin yüzünü aynı anda aydınlattı.

Hare kıpırdamıyordu. Gözleri Kemal'in üzerinde değildi artık. Araz'ın elindeydi.

Yüzünde çığlık yoktu. Sadece gözlerinin içinde, bütün bunların artık birbirinden ayrılmadığı korkunç bir yorgunluk vardı.

Yangın. Kan. Ölü insanlar. Araz.

Hepsi aynı karanlığın farklı yüzleri gibi görünmeye başlamıştı. Açık garaj kapısından içeri kar taneleri süzülüyordu. Bazıları yerdeki kanın kenarına düşüyor, beyazlıkları birkaç saniye içinde eriyip kayboluyordu.

Araz Hare'ye baktı. Hare de ona.

Ve tamirhanenin cızırdayan floresanının altında, ikisinin arasında artık söylenebilecek hiçbir şey kalmamıştı.

Tamirhanenin kapısı yeniden açıldı. Karel içeri girdiğinde ilk önce Hare'yi gördü. Sonra yerdeki bedeni. Adımlarını durdurmadı.

Yalnızca birkaç saniye boyunca Kemal'e baktı. Ardından bakışları Araz'a kaydı. Araz'ın elindeki tornavidayı gördü.

“Siktir.”

Sesindeki öfke kısa ve düzdü. Şaşkınlık yoktu. Araz cevap vermedi.

Karel birkaç adım daha attı. Cesedin başında durup eğilmedi bile. Yalnızca etrafa baktı. Devrilmiş aletler, yerdeki kan, açık garaj kapısı ve dışarıda yağan kar. Sonra Hare'ye döndü.

Kız hâlâ olduğu yerdeydi.

Gözleri açık, yüzü bembeyazdı. Ellerini iki yanında tutuyor, sanki biraz daha hareket ederse içinde kalan son şey de parçalanacakmış gibi duruyordu.

Karel'in yüzündeki sertlik bir anlığına değişti.

“Vera nerede?” Hare cevap vermedi. Araz konuşmadı. Karel bu kez Araz'a baktı.

“Sen bunu onun gözü önünde mi yaptın?”

Sessizlik. Karel çenesini sıktı.

“Kızın aklını tamamen kaybetmesini mi istiyorsun?”

Yaklaşarak Hare'nin karşısında durdu.

“Bana bak.” Hare bakmadı. Karel sesini yükseltmedi.

“Bak, Hare.” Hare sonunda gözlerini kaldırdı.

Karel'in yüzünde korkutucu olan şey öfke değildi.

Sakinliğiydi. “Şimdi buradan çıkıyoruz.”

Hare'nin dudakları aralandı. “Ben...” Sesi çıkmadı.

Karel onun ne söyleyeceğini beklemedi.

“Bunu şimdi konuşmayacağız.” Bakışları yerdeki cesede kaydı. “Önce seni buradan çıkaracağız.”

Hare'nin gözleri yeniden Kemal'e gitti. Bir anlığına bedenine baktı. Karel görüş açısını kapattı Hare gözlerini kapattı.

Karel yerdeki birkaç aleti kenara itti. Hare'nin gözleri tekrar ona döndü. Karel bu kez doğrudan konuştu. “Bunu halledeceğiz. ”

Araz sessizce başını eğdi. Tam o sırada kapı yeniden açıldı.

Az önce Hare'yi tamirhaneye çağıran genç kız kapıda belirdi. Belki on altı yaşlarında ki o kızdı. İçeri adım attığında yerdeki bedeni gördü. Durmadı.

Bakışları yalnızca bir an cesede kaydı. Sonra hiçbir şey olmamış gibi Karel'e baktı. Karel onu baştan aşağı süzdü.

“Onu odasına götür.” Kız başını salladı. Karel Hare'yi işaret etti. “Şimdi.”

Kız Hare'ye yaklaştı, Hare yerinden kıpırdamadı. Karel'in sesi bu kez daha yumuşaktı.

“Git.” Hare birkaç saniye boyunca Araz'a baktı. Adam hâlâ aynı yerdeydi.

Elindeki tornavidayı bırakmıştı fakat yüzünde en küçük bir pişmanlık yoktu. Hare sonunda başını eğdi.

Genç kız koluna dokunmadan önünden yürümeye başladı. Hare onu takip etti.

Kapıya ulaşmadan Karel arkalarından seslendi.

“Vera'yı da yanına göndereceğim.”

Hare hiçbir şey söylemeden merdivenlere yöneldi. Genç kız onun arkasından çıktı. Kapı kapandığında Karel birkaç saniye sessiz kaldı.

Araz'a baktı. Sonra yerdeki cesede.

“Bunu sonra ikimiz halledemez miydik.” dedi sitemli şekilde.

Araz'ın bakışları hâlâ merdivenlerin kaybolduğu yerdeydi. Karel bunu fark etti.

“Araz.” Araz yavaşça ona baktı.

“İşi bitirmemiz gerekiyor.” Araz birkaç saniye Karel'i izledi. Sonra başını eğdi.

Tamirhanede yeniden cesedin sürüklenme sesi ve floresanın cızırtısı kaldı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.