Bölüm-XVI
Kapan..
Vera birkaç saniye boyunca Hare'yi izledi. Ardından, aşağıdaki masaya bir kez daha göz ucuyla baktı ve hiçbir şey söylemeden elini uzattı.
Parmakları Hare'nin bileğini değil, elini kavradı. Hare istemsizce gerildi fakat Vera'nın tutuşunda onu zorlayan bir sertlik yoktu. Kadın yalnızca başıyla barın arkasını işaret etti.
“Gel.”
Parmaklarını onun parmaklarının arasına geçirip hafifçe çekti. Hare direnmedi. Kadın onu barın arkasına götürürken neon ışığın altından geçtiler; kırmızı ışık bir an Vera'nın yüzüne, ardından Hare'nin boynundaki morluğun üzerine vurdu.
“Bana bak,” dedi Vera, sesi alçak ve sakindi. “O tarafa değil.” Hare istemsizce başını çevirdi.
Araz ve Karel aynı masada ikisi de onlara bakıyordu.
İlk kez aşağı kata indiğinden beri üzerlerinde toplanan bakışların ağırlığı Hare'nin omuzlarına çöktü. Karel'in bakışları daha çok boynunda oyalanıyor, Araz ise yüzünden gözlerini ayırmıyordu.
Masadaki bardaklardan biri parmaklarının arasında duruyordu. Hare, o mesafeden bile onun ifadesindeki sertliği seçebiliyordu. Vera onu biraz daha kendine doğru çekti.
Barın arkasındaki dar alana geçtiklerinde dışarıdaki sesler biraz boğuldu. Raflarda sıralanmış şişeler sarı ve kırmızı neonların altında parlıyor, camların içindeki renkler birbirine karışıyordu. Kahve makinesinin buharı havaya yayılan sıcak kokunun arasına karamel, narenciye ve alkolün keskinliğini katıyordu.
Tezgâhın üzerinde yarım kesilmiş limonlar, birkaç kâse buz ve gece boyunca defalarca kullanılan metal shakerlar duruyordu. Vera bir şişe aldı.
“Cosmopolitan biliyor musun?” Hare başını hafifçe salladı.
“Votka, cranberry, lime ve biraz portakal likörü. Tatlı-ekşi. Rengi güzel olduğu için insanlar tehlikesini unutuyor.”
Başka bir şişeye uzandı.
“Baileys. Kahve gibi görünür, tatlıdır. Alkolü hissetmeden içmek isteyenlerin favorisi.”
Hare onu dinlemeye çalışıyordu. Gerçekten çalışıyordu.
Vera'nın ellerine bakıyor, onun şişeleri açıp kapatmasını, ölçüleri göz kararı ayarlamasını izliyordu.
Birkaç dakika önce tanımadığı bir yerde, tanımadığı insanların arasında uyanıyordu. Şimdi ise biri ona içeceklerden bahsediyordu. Konu basitti. Önemsizdi.
Tam da bu yüzden zihnini tutabileceği tek şey buydu.
“Bir de Mojito var,” dedi Vera. “Nane, lime, rom, şeker ve soda. Ferah görünür. Sonra başına ne geldiğini anlayamazsın.”
Hare bakışlarını kadının yüzünde tutmaya çalıştı. Ama gözünün kenarından masayı görüyordu.
Karel bu kez Araz'a doğru eğilmişti. Sesleri barın gürültüsü içinde seçilmiyordu. Karel birkaç cümle söyledi. Araz'ın yüzü değişmedi. Sadece bakışları, bir anlığına Karel'e kaydı. Sonra yeniden Hare'ye döndü. Karel bir şey daha söyledi, Araz cevap vermedi.
Başını hafifçe kaldırdı ve Hare'nin gözlerinin içine bakmaya devam ederek bir kez başını eğdi. Sessiz bir onay.
Hare'nin parmakları tezgâhın kenarında sıkıldı. Vera buzları çıkardı. Hare bu kez gözlerini kaçırmadı Vera'ya bakmaya devam etti ama arkasındaki masada, Araz'ın bakışlarının hâlâ üzerinde olduğunu hissedebiliyordu.
Barın önündeki sessizlik, kapının üzerindeki küçük zilin çalmasıyla bozuldu. İçeri giren adamın üzerindeki kalın monttan uzun yoldan geldiği belliydi. Karın soğuğunu beraberinde getirmiş, kapıyı arkasından kapattığında dışarıdaki beyazlık bir anlığına camın üzerinde görünür olmuştu. Tezgâha yaklaşıp eldivenlerini çıkardı.
“Bir viski.” Vera başını kaldırdı.
“Hangisi?”
Adam rafı işaret etti. “Tek Malt. Buzsuz.”
Vera şişeye uzandı. Bardağı tezgâha koyup içkiyi ölçerken adamın bakışları o sırada Hare'ye kaydı.
“Sen yeni kız olmalısın.”
Önce yüzüne baktı sonra boynuna. Bakışı orada takılı kaldı.
Neonun kırmızı ışığı, morluğu olduğundan daha koyu gösteriyordu. Adamın yüzündeki rahat ifade yavaşça silindi. Kaşları çok hafif çatıldı. Bir şey sormak ister gibi dudaklarını araladı fakat vazgeçti. Öksürür gibi boğazını temizledi. Gözlerini hemen başka tarafa çevirdi.
Vera bardağı ona uzattı.
Adam parayı tezgâha bıraktı. Bardağı aldı ama içmedi. Birkaç saniye önceki hâlinden farklı olarak aceleyle arkasını döndü. Kapıya doğru ilerlerken bir kez bile geri bakmadı.
Tam o sırada tezgâhın önünde Karel belirdi. Adamın çıktığı kapıya kısa bir bakış attı. Sonra Hare'ye baktı.
Gözleri yüzünde yalnızca bir an kaldı. Boynuna indi. Dudaklarının kenarında belli belirsiz, sıcaklıktan tamamen yoksun bir kıvrım oluştu.
“Görünüşe göre,” dedi sakinlikle, “..mesaj yerine ulaşmış.” Hare'nin çenesi gerildi, Karel gözlerini yüzüne kaldırdı.
“Fazla açıklama gerektirmiyor artık.”
Hare'nin parmakları tezgâhın kenarında sıkıldı. İçinden yükselen öfkeyi yüzüne taşımadı. Vera ise Karel'e dönüp soğukça baktı.
“Bir şey mi içeceksin?”
Karel, sanki az önce hiçbir şey söylememiş gibi menüye göz attı. “Bourbon.”
Vera şişeye uzandı.
Karel tezgâha yaslandı. Araz hâlâ birkaç metre ötede, kendi masasında oturuyordu. Sigarasından ağır bir nefes çekti. Duman yüzünün önünde dağıldı. Bu kez Hare'ye bakmadı.
Vera bardağı önüne bıraktı. Karel, Vera'nın hazırladığı bardağa göz ucuyla baktı ancak almadı. “Masaya gidecek. Sen götür.”
Vera birkaç saniye ona baktı. Sonra bardağı alıp uzaklaştı. Karel, onun uzaklaşmasını bekledi. Ardından bakışlarını Hare'ye çevirdi. Karel'in sesi alçaldı.
“Cesursun.” Hare cevap vermedi, Karel'in gözleri elbisede oyalandı.
“Ya da henüz neyin içinde olduğunu anlamadın.”
Hare bakışlarını ondan ayırmadı. “Beni korkutmaya mı çalışıyorsun?”
“Hayır.” Karel bardağın kenarına parmağıyla bir kez vurdu.
“Sonuçları anlatıyorum.” Hare'nin yüzü değişmedi. Karel devam etti.
“Cinayet suçuyla aranan birinin burada olduğunun duyulması sence ne kadar sürer?”
Hare'nin nefesi hafifçe sıkıştı.
“İnsanlar merak eder. Sonra konuşur. Sonra biri polise haber verir.” Bir an durdu.
“Ve polis geldiğinde kimse senin burada isteyerek olup olmadığını sormaz.”
Hare'nin gözleri daraldı. Nefesi boğazında bir ağırlık gibi tıkandı.
Tam o sırada barın önündeki karanlıkta mavi-kırmızı ışıklar belirdi; bir polis aracı yolun kenarında durdu. Hare'nin bakışları istemsizce cama kayarken Karel de araca baktı ve dudaklarının kenarında, sanki beklediği bir şey nihayet gerçekleşmiş gibi keyifli, soğuk bir gülümseme belirdi.
“Ben suçlu değilim.” dedi Hare sertçe gözleri polis aracından Karel'e çevrildi. Karel'in bakışları da dışarıdan tekrar Hare'nin boynundaki ize kaydı.
“Bunu onlara anlatırsın.” Sesi sakinleşti. Bakışları tekrar karlı yola kaydı.
“Tabii önce seni dinlemek isterlerse.”
Hare birkaç saniye sustu. Sonra başını hafifçe kaldırdı. “Dinlerler.”
Karel başını yavaşça yana eğerek ona bakmayı sürdürdü.
“Polis..”
Hare'nin sesi bu kez daha kararlıydı. “Beni dinler. Çünkü ortada bir cinayet varsa soruşturmak zorundalar.”
Karel'in yüzünde kısa, soğuk bir ifade belirdi.
“İşte sorun da bu.” Hare kaşlarını çattı.
“Sen hâlâ meselenin polis tarafından yakalanmak olduğunu sanıyorsun.” Karel tezgâha biraz daha yaslandı.
“Meselenin polis olduğunu düşünüyorsan, hiçbir şey anlamamışsın.” Hare'nin çenesi gerildi.
“Beni burada zorla tutuyorsunuz. Dışarıda polis var. Gitmem için bir engel yok. Her şeyi anlatırım. Hangisini seçmem gerektiğini düşünmem bile gerekmiyor.”
“Anlatırsın.” dedi Karel.
“Ve seni de anlatırım.” dedi Hare hemen arkasından.
Bu kez Karel'in ağzının bir kenarı çok hafif kıvrıldı. “Beni anlatman umurumda değil.”
“Yalan.” dedi Hare. Karel'in bakışları sertleşti.
“Polise yakalanmaktan korkmuyorum ben, Hare.”
İlk kez adını söylerken sesi neredeyse tehlikeli bir fısıltıya dönmüştü. Devam etti.
“Peki öyleyse..” Karel doğruldu rahatça arkasına yaslandı. “Git.”
Hare şaşırdı. Karel kapıya doğru küçük bir hareket yaptı. “Şimdi çık. Kapı orada.”
Hare'nin bakışları istemsizce kapıya kaydı. Karel tekrar ona döndü. “Polise git..” dedi.
“Onlara her şeyi anlat.” Hare kıpırdamadı.
“Sonra bekle.” Karel'in yüzündeki ifade tamamen değişti. “Bir saat.” başını hafifçe düşünür gibi eğdi. “İki.” Masaya yaklaştı. “Belki daha az.”
Hare'nin gözleri yeniden onun gözlerine kilitlendi. Karel'in bakışları sertleşti.
“Onlar, seni bulmak için peşinden koşmuyor, Hare.” Kısa bir sessizlik bıraktı.
“Polisin seni yakalamasını bekliyorlar.” Hare'nin yüzündeki ifade değişti. Karel'in sesi alçaldı.
“Sen o kapıdan çıkıp onların kurduğu ağa girdiğin anda, ölen ailene kavuşman bir günden kısa sürer.”
Hare'nin çenesi gerildi parmakları istemsizce masada sıkılaştı.
“Beni öldürmek isteseler şimdiye kadar öldürürlerdi.”
“Hayır.” Karel'in cevabı gecikmedi. “Öldüremediler çünkü seni kaybettiler.”
Hare sustu.
“Sen o geceden sonra ortadan kayboldun. Başka bir şehirde yaşadın. Başka bir hayat kurdun. Her şeyi hafızandan sildin. Onlar da seni öldüğünü sandıkları birinin peşinde yıllarca zaman kaybetti.”
Hare'nin gözleri öfkeyle sertleşti.
“Ya bütün bunlar sadece beni burada tutmak için uydurduğun bir hikâyeyse?” Karel birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Ardından çok sakin bir sesle konuştu.
“Bunu öğrenmenin tek bir yolu var.”
Hare nefesini tuttu bakışları tekrar dışarıda uzaklaşmak üzere olan polis aracını buldu.
“Diyelim ki doğru söylüyorsun. Yine de polis beni koruyabilir.”
Karel başını hafifçe eğdi ve yüzünde samimi gerçek bir kahkaha belirdi. Hare'nin nefesi yavaşladı, Karel gözlerini ondan ayırmadı.
“Seni Araz koruyor. Polis sadece onlara seni bulmanın yolunu verir.”
Hare'nin yüzündeki öfkenin yerini kısa bir tereddüt aldı. Karel bunu gördü. “Denemek istiyorsan acele et.“ dedi.
Hare arkasına döndü.
Hızlı adımlarla kapıya doğru yürüdü. Barın gürültüsü arkasında kaldı. Kapıyı açtığında yüzüne karla karışık keskin bir soğuk vurdu. Dışarıda, yolun karşısında bir polis aracı duruyordu.
Mavi-kırmızı ışıklar karın üzerine vuruyor, beyaz zemini aralıklarla aydınlatıyordu. Hare birkaç saniye olduğu yerde kaldı. Gerçekti. Polis gerçekten oradaydı.
Arkasından Karel'in sesi geldi.
“Polise git, Hare." Dedi.
“Beni anlat. Araz'ı anlat. Burada seni zorla tuttuklarını söyle.” Hare kapı eşiğinde durdu. Karel yerinden kıpırdamıyordu sonra kapı kolunu biraz daha itti. Dışarı adımını atmak üzereydi. Tam o anda Karel'in sesi değişti.
“Sonra onlara Araz'ın, annenin kolyesini nerede bulduğunu da anlatırsın.” Hare dondu.
Elinin kapı kolundaki parmakları gevşedi. Yavaşça arkasına döndü. Karel'in yüzünde hiçbir ifade yoktu.
“Yangından on iki yıl sonra,” dedi, “o kolyeyi sana kimin gönderdiğini de sorarsın.” Hare'nin yüzündeki bütün renk çekildi. Dışarıdaki polis ışıkları camdan içeri vurdu. Karel gözlerini ondan ayırmadı.
“Ama merak ediyorsan ben sana söyleyeyim.” Dudakları hafifçe kıvrıldı.
“Onu Araz'a veren kişi,” dedi, “Aileni öldüren adamın kendisiydi.” Oturduğu yerde doğruldu.
“Ve şimdi gidersen on iki yıl sonra yarım kalan işini tamamlayacak.”