İçeriğe geç

Sessiz Takıntı (Tamamlandı)

Bölüm 15 · 9 dk okuma

Sessiz Takıntı (Tamamlandı)

Bölüm 15

15. Bölüm

Bölüm-XV

İlhak..

Odanın içindeki hava, bir önceki anın boşluğundan tamamen arınmış, yerini ağır ve boğucu bir gerginliğe bırakmıştı.

Araz'ın zihnindeki o korumacı dürtü, bir saniyeden daha kısa bir sürede hastalıklı bir mülkiyet arzusuna evrildi.

Araz'ın bakışları aniden değişti. Hiçbir uyarı yapmadan, Hare'yi kolundan kavradı. Hare daha ne olduğunu anlayamadan Araz'ın cüssesi ve durdurulamayan gücü karşısında savruldu.

"Hayır! Dur, ne yapıyorsun?!" diye bağırdı Hare, ama sesi Araz'ın kulaklarında sadece bir gürültüden ibaretti.

Araz onu yatağa fırlattı. Yatak gıcırdadı ve Hare'nin sırtı sertçe çarptı. Hare tam doğrulmaya çalışırken, Araz'ın o ağır, kaslı vücudu bir balyoz gibi üzerine çöktü. Hareket edemiyordu; Araz'ın kütlesi ve bacaklarının arasına giren sert dizleri onu tamamen hapsetmişti. Hare'nin ince beli, Araz'ın geniş omuzları ve göğsü altında eziliyordu.

"Bırak beni! Ne yapıyorsun?! Dur!" Hare'nin sesi panikle yükseldi, elleriyle Araz'ın göğsünü itmeye çalıştı ama sanki bir kaya parçasını itmeye çalışıyordu. "Araz, canımı yakıyorsun! Dur!"

Araz cevap vermedi. Boğazından gelen o hırıltılı, nefes Hare'nin boynuna çarpıyordu. Araz'ın elleri Hare'nin bileklerini yakalayıp yatağa sabitledi; parmakları birer kelepçe gibiydi.

Araz başını Hare'nin boynuna gömdü. Sertçe ısırdı; sanki tenini içine çekip yok etmek istiyormuş gibi. Hare'nin boğazından bir inilti ve acı dolu bir çığlık koptu.

"Dur! Yapma! Lütfen!" Ama Araz durmadı.

Aksine, daha da dişlerini Hare'nin tenine geçirdi. O sert, can yakıcı ısırık teni delip geçerken Hare'nin vücudu sarsıldı. Acı, saf ve yakıcıydı. Hare'nin gözlerinden yaşlar boşalırken, öfke ve korku birbirine karıştı.

"Dokunma bana! Bırak beni! Bırak!" Hare küfrediyor, bedeniyle üstündeki bu devasa kütleyi sarsmaya çalışıyordu. Isırığın yerini, dilinin yayıştırıcı ıslaklığı aldı ve ilk acının aksine yumuşak şekilde dilini gezdirdi.

"Yalvarırım... Araz, dur... Lütfen dur..."

Araz'ın tek bir tepkisi bile yoktu; ne bir pişmanlık ne de bir duraksama. Sadece o takıntılı, saplantılı hareketine devam ediyordu. Boynun sol tarafını emiyor, dişlerini deriye gömüyor ve o bölgeyi mor bir mühürle, bir etiketle donatıyordu.

Bu bir sevgi gösterisi değildi; bu bir savaş ilanıydı.

Hare'nin çığlıkları odanın duvarlarında yankılanırken, Araz'ın tek odak noktası Hare'nin boynunda bıraktığı o koyu, mor ve sarsılmaz izdi. Araz, Hare'yi sadece bedeniyle değil, ruhuyla da kendi karanlığına hapsetmişti.

Ve bu iz, o hapishanenin kapısındaki kilit olacaktı.

Araz, Hare'nin boynunda yarattığı o taze, mor ve sarsıcı mühre bakarken durdu. Hareketleri bir saniye bile duraksamamıştı; sanki bir sanat eserini tamamlamış bir zanaatkarın soğukkanlılığıyla, yarattığı yıkımı izliyordu. Yüzünde ne bir pişmanlık ne de bir suçluluk belirtisi vardı.

Hare'nin boğuk hıçkırıkları ve bitkin düşmüş bedeni altındayken, Araz sanki az önce bir fırtına koparmamış gibi sarsılmaz bir sakinlikle üzerinden kalktı. Hareketleri ağır ve kontrollüydü.

Hare'nin bedeni yatakta bir enkaz gibi duruyordu. Araz sessizdi. Sadece sessizliği vardı; o ağır, baskıcı ve her şeyi yutan sessizlik.

Yavaş adımlarla, sanki sadece bir görevini tamamlamış gibi odadan çıktı. Kapı kapandı. Ayak sesleri koridorda yankılanırken, Hare'nin yorgun nefesleri duyuluyordu.

Kısa bir süre sonra koridordan tekrar gelen ayak sesleri önce uzak bir uğultu gibi duyuldu. Hare başını kapıya çevirdiğinde adımların yaklaştığını fark etti. Ardından bir kadın sesi işitildi; alçak fakat öfkesi gizlenemeyecek kadar keskin bir ses. Koridorda biriyle tartışıyordu.

"Bu kadar ileri gitmek zorunda değildin Araz..."

Her şey duyulmuyordu ama arada geçen birkaç kelime, tartışmanın ne hakkında olduğunu anlamaya yetiyordu. Ses giderek yaklaştı. Kapı açıldığında kadın bir an eşikte durdu.

Hare'nin ilk fark ettiği şey teninin rengiydi. Esmer, buğday tenliydi. Koyu renk saçları omuzlarına dökülüyor, loş ışığın altında yüzünün çevresinde ağır bir gölge oluşturuyordu.

Yaşı Hare'den birkaç yıl büyüktü; yirmilerinin sonlarında görünüyordu. Yüzünde özenli bir makyaj vardı. Üzerindeki kıyafet, odanın soğuk havasına rağmen açık ve dikkat çekiciydi.

Buraya ait olmayan biri gibi değil, tam tersine buranın ne olduğunu çok iyi bilen biri gibi duruyordu.

Kadının bakışları odanın içinde dolaştıktan sonra Hare'de durdu. Hare istemsizce yatağın başına doğru çekildi. Çarşaf avuçlarının altında buruştu.

Kadın bunu gördüğü anda durdu. Birkaç saniye Hare'ye baktıktan sonra yüzündeki sert ifade yumuşadı. İçeriye doğru atacağı bir sonraki adımı bilinçli olarak geri aldı. “Tamam,” dedi sessizce.

Hare'nin gözleri hâlâ ondaydı.

Kadın ellerini görünür bir yerde tutarak ağır hareketlerle içeri girdi. Sanki en ufak ani hareketin Hare'yi yeniden korkutabileceğini biliyordu.

“Ben Vera.”

İsmini söyledikten sonra susup ona baktı. Hare cevap vermedi, kadın bunu zorlamadı. Birkaç saniye boyunca yalnızca odadaki sessizliği paylaştılar.

Aşağıdan barın sesleri yükseliyordu. Bir bardak sesi, ardından boğuk bir kahkaha ve yükselen müzik. Bunların arasında Hare'nin düzensiz nefesi duyuluyordu. Vera'nın bakışları kısa bir an Hare'nin boynunda kaldı.

“Ben onlarla beraber değilim,” dedi. “Sadece burada çalışıyorum ve onları..” Kadın duraksadı sonra devam etti. “..bir şekilde tanıyorum.”

Hare'nin kaşları hafifçe çatıldı.

Kadının sesinde diğerlerinde olmayan bir şey vardı. Emir yoktu. Tehdit yoktu. Bu yüzden Hare daha da şüphelendi.

Tam o sırada kapının önünde bir gölge belirdi. Vera'nın yüzü değişti. Karel kapı eşiğinde duruyordu. Kadın başını ona çevirdiğinde az önceki yumuşaklığın yerini öfke aldı. “Senin burada ne işin var?”

Karel cevap vermeden Hare'ye baktı. Ardından Vera'ya döndü. Vera'nın çenesi gerildi.

“Hâlâ kapı çalmadan giriyorsun.” dedi Vera. Karel'in bakışları odanın içine kaydı.

“Hâlâ kapıları kapatmanın bir şeyi değiştirdiğini sanıyorsun.” dedi Hare'ye bakarak ardından gözleri tekrar diğer kadını buldu.Vera'nın çenesi gerildi.

“Senin için değiştirmediğini biliyorum. Sınır diye bir şeyden hiç hoşlanmadın.”

Karel ona baktı. “Sen de sınır koymayı hiç beceremedin.”

“Senin yanında mı?” Vera kısa, soğuk bir gülümseme bıraktı. “Evet. O konuda haklısın.”

Karel'in bakışları bir an tekrar Hare'ye kaydı.Vera hemen fark etti. “Buraya onun için geldiysen çık.”

“Sana hesap vermiyorum.” dedi Karel.

“Vermiyorsun.” Vera'nın sesi sakindi. “Zaten hiçbir zaman vermedin. Sonra da neden senden uzaklaştığımı merak ettin.”

Karel'in yüzündeki ifade sertleşti. “Bunu şimdi konuşmayacağız.”

“Ben de seninle konuşmak istemiyorum.” Vera kapıya doğru bir adım attı.

“Ama kız senin yüzünden burada.” Bakışları Karel'in üzerinde sabitlendi. Karel birkaç saniye sessiz kaldı.

Karel'in bakışları yeniden Hare'ye kaydı; yüzündeki ifade, onu inceliyor değil de hâlâ bir tehdit oluşturup oluşturmadığını değerlendiriyor gibiydi.

Vera bunu görünce güldü. Kısa, öfkesiz ama küçümseyen bir gülüştü.

“Hâlâ kontrol altında mı diye bakıyorsun.”

Karel bakışlarını ondan ayırmadı. “Gerekirse—”

“Gerekmez.” Vera'nın sesi ilk kez sertleşti. Karel sustu.

“Kızı bayıltıp buraya getirdin. Sonra da Araz bütün gece başında bekledi. Hâlâ ne kadarını kaldırabileceğini hesaplıyorsan, gerçekten hiçbir şey öğrenmemişsin.” Karel'in çenesi gerildi. Vera onun üzerine doğru bir adım attı.

“Şimdi çık. Onu biraz olsun insan yerine koyacak biri kalsın yanında.”

Karel yerinden kıpırdamadı. Vera kapının kolunu tuttu. “Bunu ikinci kez söylemeyeceğim.”

Karel'in bakışları Hare'ye kaydı. O kısa bakış bile Vera'nın sabrını tüketmeye yetti.

“Siktir git, Karel.”

Ardından kapı sertçe kapandı. Hare sessizce ikisini izliyordu.

Odadaki sessizlik bir anda ağırlaştı. Vera birkaç saniye kapının önünde kaldı. Sonra omuzlarındaki gerginliği bırakarak Hare'ye döndü. Yüzündeki öfke tamamen kaybolmuştu. Yatağa yaklaşırken Hare yine gerildi. Vera bunu fark etti ve yatağın ucunda durdu.

“Dokunmayacağım.” Bir süre bekledi sonra yavaşça oturdu.

Yatak, ağırlığıyla hafifçe çöktü. Hare'nin bakışları Vera'nın ellerine kaydı. Kadın ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi.

“Şu anda sana söyleyeceğim hiçbir şeyin bana inanmanı sağlayacağını düşünmüyorum.” Hare'nin gözleri yeniden yüzüne çıktı Vera hafifçe başını eğdi. “Yine de anlatacağım.”

Dışarıda neon ışıkların biri titredi. Pencereden içeri sızan kırmızı parıltı, odanın duvarında kısa bir an hareket etti.

“Ben aşağıda çalışıyorum,” dedi Vera. “İçecekleri ben hazırlıyorum. Bazen mutfağa da yardım ediyorum. Burası yol üstünde olduğu için gece gündüz insan eksik olmaz. Tamirhaneye gelenler, yolda duranlar, birkaç saatliğine uğrayanlar…”

Kısa bir nefes aldı.

“Burası dışarıdan göründüğü kadar sakin değildir. Ama bazı insanlar için sakin kalmanın başka bir yolu yoktur.” Hare sessizce onu dinliyordu.

Vera'nın bakışları bir anlığına kapıya, ardından yeniden Hare'ye döndü.

“Karel'i uzun zamandır tanıyorum.” Dudaklarının kenarında belli belirsiz, yorgun bir ifade oluştu. “Bir dönem hayatımda olması büyük bir hataydı. Şimdi yalnızca geçmişten kalan bir alışkanlık.”

Hare ilk kez gözlerini biraz kıstı.

“Araz'ı da daha eskiden tanıyorum,” diye devam etti Vera. “O yüzden senin hakkında söylenenlere inanmıyorum.” Hare'nin yüzünde soru belirdi.

“Televizyonda adını gördüm,” dedi Vera. “Cinayetle ilgili..” Omuzlarını hafifçe indirdi bir an sustu. Sonra bakışları istemsizce Hare'nin boynuna kaydı.

Vera'nın yüzündeki ifade değişti. Az önceki sakinlik yerini kısa süreli bir rahatsızlığa bıraktı. Gözlerini hemen kaçırmadı; iz açıkça görülebiliyordu.

“Bunu sana açıklamam gerekecek,” dedi sonunda. Hare'nin eli istemsizce boynuna gitti.

Vera bunu görünce sesini biraz daha alçalttı. “Burada bazı şeyler… farklı işliyor.” Bakışları yeniden boynundaki ize indi.

“Böyle bir iz taşıdığında insanlar onun ne anlama geldiğini anlar. Kabaca…” Kelimeyi seçmek için kısa bir an durdu. “..Sahipli olduğunu.”

Hare'nin yüzü sertleşti.

“Barın kendi kuralları var. İnsanlar birbirlerinin sınırlarını böyle işaretlerden okuyor. Özellikle buraya gelen yabancılar…” Vera'nın sesi soğudu. “Kimsenin sana dokunmaması için bir etiket gibi kullanılıyor.” Hare elini boynundan çekti.

Vera gözlerini ondan ayırmadan ekledi: “Bunun doğru olduğunu söylemiyorum. Sadece burada ne anlama geldiğini söylüyorum.”

Vera daha fazla açıklama yapmadı. Sanki konu onun için kapanmış gibi ayağa kalktı ve yatağın kenarındaki Hare'ye elini uzattı.

“Tamam. Şimdi sana biraz kızsal şeyler giydirelim.”

Hare önce eline, sonra yüzüne baktı. Güvenmek istemiyordu. Fakat Vera'nın tavrında Karel'deki soğuk kontrol ya da Araz'daki ağır tehdit yoktu. Birkaç saniye tereddüt ettikten sonra elini uzattı.

Vera parmaklarını onun eline geçirdi ve onu ayağa kaldırdı.

Onu odada ki duvar boyunca uzanan eski bir dolabın önüne çekti ve kapaklarını açtı. İçeride farklı renklerde elbiseler, kazaklar ve birkaç mont asılıydı. Vera kıyafetleri karıştırırken Hare sessizce onu izledi.

Sonunda eline koyu renkli, vücudu zarif biçimde saran bir elbise aldı. Hare'nin bakışları kıyafete kaydı.

"Bu-" Dedi Hare, sesi itiraz edecek gibi yarım kaldı.

Vera elbiseyi ona uzatmadan önce tereddütünü anladı ve gözlerinin içine baktı.

“Ne kadar zorlanırsan zorlan, onlara bunu gösterme.” Hare'nin kaşları çatıldı.

Vera'nın yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.

“Onlara istediklerini verme. İstemediğini ver.” Elbiseyi Hare'nin ellerine bıraktı. “Seni sahiplendiklerine pişman olsunlar.”

Bu kez Hare'nin bakışlarında ilk defa çok hafif bir değişim oldu. Vera bunu görünce gülümsedi.

“İşte. O bakışı kaybetme.”

Birkaç dakika sonra kapı açıldığında Vera geriye çekildi.

Hare elbisenin içinde kendisine bile yabancı görünüyordu. Kıyafet iddialıydı fakat abartılı değildi; koyu kumaş vücudunun üzerinde düzgünce oturuyor, sade kesimi onu olduğundan daha dikkat çekici gösteriyordu. Uzun haftalar sonunda Araz'ın kıyafetlerinden kurtulmuştu. Vera saçlarını da hızlıca düzelttikten sonra aynadaki yansımalarına baktı. Boynunda ki morluk açık şekilde göze çarpıyordu.

“Gayet iyi.” Sonra kapıyı açtı.

İkisi birlikte koridora çıktılar. Merdivenlerden aşağı inerlerken aşağıdaki barın uğultusu giderek belirginleşti. Müzik, konuşmalar ve bardak sesleri birbirine karışıyordu. Neon ışıklar merdiven duvarlarında kırmızı ve sarı lekeler bırakıyordu.

Vera ilk basamağa indi, Hare arkasından geldi. Barın tamamı birkaç saniye içinde görüş alanlarına girdi.

Araz ve Karel arka taraftaki masalardan birinde oturuyordu. Masanın üzerinde iki bardak ve yarıya kadar boşalmış bir şişe vardı. Karel bir şey anlatıyordu. Araz ise sandalyesine yaslanmış, sessizce içiyordu.

Vera'nın merdivenlerden indiğini ilk Karel fark etti. Bakışları doğrudan ona yöneldi. Ardından Araz başını kaldırdı. Gözleri önce Vera'da durdu sonra Hare'yi gördü. Elindeki bardak havada kaldı. Yüzündeki ifade bir anda sertleşti.

Hare son basamağa geldiğinde iki çift göz hâlâ onun üzerindeydi.

Karel'in ağzının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.

“Siktir...”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.