İçeriğe geç

Sessiz Takıntı (Tamamlandı)

Bölüm 14 · 6 dk okuma

Sessiz Takıntı (Tamamlandı)

Bölüm 14

14. Bölüm

Bölüm-XIV

İhlal..

Ölümün en garip yanı, insanın bir gün öleceğini bilmesi değildi. Asıl garip olan, bazı şeylerin öldükten sonra bile yaşamaya devam etmesiydi. Bir yalan, gerçeğin kendisinden daha uzun yaşayabilirdi bazen; yeterince kez tekrarlanırsa hatıraya, hatıra gerçeğe, gerçek de insanın taşıdığı bir ağırlığa dönüşürdü. İnsan gerçeği değiştiremezdi belki, ama ona inanma biçimini değiştirebilirdi.

Belki de en ağır olan, gerçeğin varlığından değil, ona ne zaman inanması gerektiğinden emin olamamaktı.

Hare gözlerini açtığında önce hareketi hissetti, ardından soğuğu. Bedeni kendi ağırlığını taşımıyordu; birinin kollarının arasında, göğsüne yaslanmış hâlde ilerliyordu. Başını hafifçe oynattığında ensesinden başlayıp boynunun yanına yayılan ağrı yüzünü buruşturmasına yetti. Gözlerini tam olarak açamadı. Kirpiklerinin arasından yalnızca karanlığın içinden geçen soluk ışıkları seçebiliyordu; beyaz zeminin üzerinde birbirinden kopuk hâlde uzanan ayak izleri, ağaçların arasından sızan sarı bir parıltı, sonra yeniden karanlık.

Bir kalp atışı duydu. Düzenli, ağır ve çok yakından.

Bir süre bunun kendi kalbi olduğunu sandı, fakat ritim kulağının hemen altında, onu taşıyan göğsün içinden geliyordu. Hare nefesini tuttuğunda bile o ses devam etti. Araz'ın kalbiydi.

Başını kaldırmaya çalıştı, başaramadı. Yorgunluğu yeniden üzerine çökerken birkaç adım geriden Karel'in sesi duyuldu.

“Şanzıman zaten tekliyordu, şimdi de alternatör sıçtı. Kayış gevşemiş, motor sıcaklığı da olması gerekenden yüksek. Birkaç kilometre daha zorlasak komple yolda kalacaktık.”

Kısa bir sessizlik oldu. “Hay sikeyim böyle yolu.”

Karın altında ezilen adımların sesi devam etti. Araz hiçbir şey söylemedi. Karel de birkaç saniye sonra yeniden konuşmadı.

Hare gözlerini aralamaya çalıştı. Araz'ın omzunun üzerinden bir şeyler gördü. İlk anda yalnızca ışıklardı bunlar; karanlığın içinde titreyen kırmızı ve mavi renkler, sonra sarıya dönen küçük bir tabela, karın üzerine vuran solgun neonlar. Gözlerini kırptığında görüntü dağıldı. Araz dar bir geçide girdi.

İki yanında yükselen duvarlar karanlığı daha da sıkıştırıyor, ayaklarının altında biriken kar yerini sert ve ıslak bir zemine bırakıyordu. Dışarıdaki rüzgârın sesi birkaç adım içinde kesildi. Araz'ın omzunun üzerinden gördüğü ışıklar artık daha yakındı; eski bir neon tabelanın bazı harfleri yanıyor, bazıları karanlıkta kalıyordu. Camın ardındaki sarı ışık karla kaplı zemine vuruyor, tabelanın kırmızı parıltısı duvarın üzerinde titriyordu. Hare istemsizce inledi, Araz durmadı.

Yalnızca başını eğip kollarındaki ağırlığa baktı. Hare'nin yüzü solgundu, saçlarının birkaç tutamı yanağına yapışmıştı. Gözleri yeniden kapanırken Araz'ın bakışları üzerinde birkaç saniye daha kaldı.

“Şş.” Ses neredeyse bir nefes kadar hafifti.

Hare'nin gözleri tekrar kapandı.

Araz onu kapıdan içeri taşıdı. İçerideki hava dışarıdaki kadar keskin değildi fakat uzun süredir kapalı kalmış bir yerin soğukluğunu taşıyordu; eski ahşap, metal, yağ ve belli belirsiz yanmış odun kokusu birbirine karışmıştı. Uzak bir yerden bir buzdolabının uğultusu geliyor, duvarların ardında boğuk sesler duyuluyordu. Araz dar bir merdivenin başına geldiğinde Hare'nin başı omzundan biraz daha aşağı kaydı. Merdivenleri ağır adımlarla çıktı. Her basamakta ahşap hafifçe gıcırdıyordu.

Üst kata ulaştığında koridor daha sessizdi. Duvarlarda eski çerçeveler, kapıların önünde karanlık gölgeler vardı. Araz koridorun sonundaki kapıyı omzuyla itti ve içeri girdi. Oda küçüktü.

Pencerenin kenarlarından soğuk sızıyor, dışarıdaki karın solgun ışığı perdenin arasından içeri düşüyordu. Eski ama temiz bir yatağın yanında küçük bir komodin, duvarın dibinde dar bir dolap ve köşede kullanılmamış bir soba duruyordu. Odanın içinde yeni bir yerin yabancılığı vardı; henüz hiçbir eşya kimseye aitmiş gibi görünmüyor, sessizlik bile sanki burada ne kadar kalacaklarını bilmiyordu.

Araz Hare'yi yatağın üzerine bıraktı. Başını yastığa yerleştirirken eli bir an saçlarının arasında kaldı. Hare artık hiçbir şey göremiyordu.

Yalnızca çok uzaktan gelen bir kapı sesi duydu. Sonra yine karanlık.

Hare gözlerini açtığında önce sesleri duydu. Metal bir şeyin sertçe yere bırakılması, uzaktan gelen boğuk konuşmalar, arada bir çalışan bir motorun derinden gelen homurtusu… Hepsi birbirine karışıyor, nereden geldiklerini anlamadığı bir uğultunun içinde kayboluyordu.

Bir süre gözlerini açmadı.

Vücudu ağırdı. Sanki saatlerce aynı yerde kalmış, bütün kasları tek tek sertleşmişti. Boynundaki ağrı hâlâ geçmemişti; ensesinden omuzlarına yayılan sızı, başını çevirmeyi bile zorlaştırıyordu. Parmaklarını oynattığında yatağın soğuk çarşafını hissetti.

Sonra hatırladı. Karel, iğne, mezar...Araz.

Gözlerini açtı.

Odanın içi kararmaya başlamıştı. Pencerenin ardından görünen gökyüzü, gündüzün son soluk rengini çoktan kaybediyordu. Kar hâlâ yağıyordu. Sokak lambalarının sarı ışıkları, camın ardından bulanık lekeler hâlinde görünüyordu.

Ne kadar zamandır uyuduğunu bilmiyordu. Doğrulmaya çalıştığında bütün bedeni itiraz etti. Kaburgalarının altında, kollarında, bacaklarında ayrı ayrı ağrılar vardı. Elindeki kesik zonkluyor, boynundaki iğne yeri dokunmadan bile kendini hatırlatıyordu.

Yatağın kenarında bir süre oturdu sonra ayağa kalktı. Kapıyı açtığında aşağıdan gelen sesler daha belirginleşti.

Bir kahkaha, bardakların birbirine çarpma sesi. Bir motorun kısa süreliğine çalışıp yeniden susması. Kızarmış yağın, kahvenin ve eski ahşabın birbirine karıştığı ağır bir koku merdiven boşluğuna kadar yükseliyordu.

Hare odadan çıktı dar kısa koridorun sonunda merdivene yöneldi ve birkaç basamak indi. Tam merdivenlerin ortasına geldiğinde durdu.

Araz oradaydı.

Duvara yaslanmış, bir elinde sigara tutuyordu. Başını hafifçe geriye yaslamıştı. Tavandaki eski sarı neon lamba yüzünün yalnızca bir tarafını aydınlatıyor, diğer yarısını gölgede bırakıyordu.

Hare onu gördüğünde istemsizce duraksadı. Araz ilk anda ona bakmadı. Sanki orada olduğunu biliyor fakat bunu önemsemiyormuş gibi sigarasından bir nefes daha çekti.

Hare'nin içinde biriken her şey o birkaç saniyelik sessizlikte yeniden hareketlendi.

Öfke. Korku. Kaçma isteği ve bütün bunların arasında, ne kadar istemese de ona karşı duyduğu o anlaşılmaz güven kırıntısı.

“Burası neresi?”

Araz cevap vermedi. Hare'nin kaşları çatıldı. Araz'ın sigarayı tutan parmakları hafifçe hareket etti. Hare birkaç basamak daha indi.

“Beni buraya getirmeye hakkın olduğunu hâlâ düşünüyor musun?”

Bu kez Araz başını eğdi sonra yavaşça kaldırdı. Gözleri Hare'nin gözlerine geldi. Araz kıpırdamadı.

“Beni koruduğunu sanıyorsan yanılıyorsun.” Hare'nin sesi alçaldı. “Beni hayatımdan kopardın.”

Sessizlik.

“Belki de en komik tarafı ne biliyor musun?” Hare acı bir gülümsemeyle başını yana eğdi.

“Senin korumak dediğin şey, insanların hayatından geriye ne kaldıysa onu da ellerinden almak.” Hare'nin bakışları sertleşti, bir basamak daha indi.

“Annene yaptığın gibi.”

Araz'ın sigarayı tutan parmakları yavaşça sıkılaştı. Kül, ucunda büyüyüp yere düşerken gözleri Hare'den ayrılmadı. Çenesinin bir yanında kısa bir kasılma oldu.

Sigarayı dudaklarından çekti, dumanı ağır ağır dışarı verdi. Sonra başını hafifçe eğdi. Gözleri tehlikeli şekilde bir an vücuduna kaydı; yalnızca bir an. Sigaradan son bir nefes aldı, yüzü yeniden ifadesizleşti.

Aşağıdan bir kahkaha daha yükseldi. Bir kapı kapandı. Hare gözlerini merdivenlerin aşağısına çevirdi. “Çekil.”

Araz cevap vermedi. Hare yanından geçmek için bir adım attı, tam önüne geldiğinde Araz duvardan ayrıldı. Bir anda dar merdivenin tamamını kapladı. Hare durdu. Araz'ın gölgesi üzerine düştü. Hare başını kaldırmak zorunda kaldı.

“Ne istiyorsun?” Araz bir şey söylemedi.

Yalnızca bir adım attı. Hare istemsizce geri çekildi. Bir basamak. Araz bir adım daha çıktı. Hare bir basamak daha geri gitti.

Aşağıdan gelen sesler uzaklaşırken sarı neon ışık ikisinin arasında titredi. Sigara dumanı merdiven boşluğunda ağır ağır yükseliyordu. Hare'nin bacakları bir sonraki basamağın kenarına değdi. Araz durmadı.

Hare bir basamak daha geri çekildi. Araz'ın ağır adımları aradaki mesafeyi kapatıyordu. Dar merdiven boşluğunda geri çekilebileceği yer kalmadıkça Hare'nin nefesi sıklaştı. “Yeter.”

Araz durmadı.

Hare bir basamak daha çıktı. Topuğu basamağın kenarına takıldığında dengesini kaybetti. Elini korkuluğa uzattı fakat Araz çoktan önüne gelmişti. Hare onu göğsünden itti, Araz kıpırdamadı. “Çekil önümden.”

Araz'ın bakışları yüzünde kaldı sonra kolunu sertçe kavradı. Hare'nin ağzından öfkeli bir nefes çıktı. “Bırak!”

Araz onu kendine doğru çekti. Hare bir an sendeledi; ardından Araz onu merdivenin sonundaki dar koridora doğru sürükledi. Hare kurtulmaya çalışıyor, boşta kalan eliyle kolunu itiyordu. “Bırak dedim!”

Araz kapının önüne geldi.

Kapıyı açtı. Hare'yi içeri soktuğunda adımları yatağın kenarına kadar geri geri sürüklendi. Araz kolunu bıraktı. Kapı sertçe kapandı.

Kilit sesi karanlık odada tek başına kaldı.

Hare henüz bilmiyordu, bu kapının ardında kaybedeceği şey yalnızca özgürlüğü olmayacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.