~Bıçak Sırtında Bir Umut~
Gece, eski tren bakım istasyonunun üzerinde devasa bir karartı gibi duruyordu. Artık kullanılmayan rayların arasında biten yabani otlar, rüzgarda ıslık çalarak sallanıyordu. Paslanmış vagonların arkasında, hafif bir ışık sızıyordu.
Eren ve Leyla, bakım hangarının dışındaki çalıların arasına gizlenmişlerdi. Eren’in elinde bir dürbün vardı. Hangarın etrafında ellerinde otomatik silahlarla devriye gezen en az altı adam saydı.
"İçerisi mühimmat dolu olmalı," dedi Eren fısıltıyla. "Eğer bir çatışma çıkarsa patlama riski çok yüksek."
Leyla, Eren’in bacağındaki kanı fark etti. "Eren, bacağın kanıyor! Vuruldun mu?"
"Sadece sıyrık," dedi Eren kestirip atarak. "Önemli değil."
"Önemli!" dedi Leyla, cebinden çıkardığı sargı bezini Eren’in bacağına sarmaya çalışarak. "Kan kaybından bayılacaksın! Kendine biraz dikkat et gözünü seveyim!"
Eren, Leyla’nın titreyen ellerine baktı. Yaşadığı o büyük kayıptan sonra bile hâlâ başkalarını korumaya çalışan bu kadına karşı içindeki saygı ve derin duygu daha da büyüdü.
"Teşekkür ederim," dedi Eren kısık bir sesle.
Tam o sırada hangardan siyah bir minibüs çıktı. Araçtan inen adam Nadir’di. Yanında da omzu sargılı olan Kaan duruyordu.
Eren’in gözleri Nadir’i gördüğü an nefretle parladı: "İşte orada... Kardeşimin azmettiricisi."
"Çok korumalılar Eren," dedi Leyla dürbünle bakarak. "Bile bile ölüme gidemezsin."
"Gitmeyeceğim," dedi Eren. "Plan değiştireceğiz. Onları vurmayacağız... Depoyu patlatacağız. Tüm mühimmatlarını yok edersek Nadir kapana kısılır."
Eren arka taraftaki havalandırma bacasına doğru sürünmeye başladı. Leyla da onu takip etti. Bacanın ızgarasını sessizce söküp içeri sızdılar. Hangarın tavanındaki demir kirişlerin üzerinde yürüyorlardı.
Aşağıda Nadir ve Kaan tartışıyorlardı. Sesleri yukarıya kadar geliyordu.
"Bana söz verdin Nadir!" diyordu Kaan öfkeyle. "Eren Komiser’in ailesine dokunmayacaktık! Hakimi de vurdun! Şehir ayağa kalktı!"
Nadir soğukkanlılıkla sigarasını yaktı: "Ayağa kalksalar ne olur Kaan? Polis elimizde, bürokrasi elimizde. Eren Komiser yalnız. Onu ruhen bitirmeden bedenini öldürmeyeceğim. O her gün sevdiklerinin acısıyla kavrulacak."
Kaan yumruklarını sıktı: "Sen bir canavarsın."
"Ben bu şehrin gerçeğiyim Kaan!" diye bağırdı Nadir. "Şimdi kes sesini ve yüklemeyi tamamlayın. Bu mühimmatlar bu gece limana gidecek."
Yukarıda Eren, cebinden çıkardığı iki adet el bombasını hazırladı. Püf noktası, bombaları tam da benzin varillerinin olduğu yere atmaktı.
Eren, Leyla’ya döndü: "Bombaları attığım an merdivenlerden aşağı koşup arka kapıdan çıkacağız. Anlaşıldı mı?"
Leyla başıyla onayladı.
Eren bombaların pimini çekti. Üç saniye bekledi ve varillerin olduğu noktaya fırlattı.
"BOMBA!" diye bağırdı Kaan aşağıda.
BUMMMMM!
Devasa bir patlama hangarda yankılandı. Alev topu tavanı kapladı. Demir kirişler sarsılmaya başladı. Eren ve Leyla dengelerini kaybedip kirişlerden aşağı, paslı bir vagonun üzerine düştüler.
Eren sert bir şekilde vagonun tepesine çarptı. Omzundaki eski yara tekrar açıldı, ağzından kan geldi.
"Eren!" diye bağırdı Leyla.
Depo alev alev yanıyordu. İkincil patlamalar ardı ardına gerçekleşiyordu. Duman her yeri kaplamıştı.
Nadir ve adamları panik içinde dışarı kaçmaya başladılar. Kaan ise dumanın ortasında kalan Eren ve Leyla’yı gördü. Silahını kaldırdı, Eren’e doğrulttu.
Eren yerde acı içinde kıvranırken, Kaan ile göz göze geldi. Katil ve kurbanın abisi... İki adam dumanın ve alevlerin arasında birbirlerine baktılar.
Kaan’ın parmağı tetikteydi. Tek bir tıkla Eren’i öldürebilirdi. Ama yapmadı. Kaan gözlerini kapattı, silahını indirdi ve alevlerin arasından koşarak dışarı kaçtı.
"Eren! Kalkman lazım! Depo çökecek!" Leyla, Eren’i kolundan tutup kaldırmaya çalıştı.
Eren güçlükle ayağa kalktı. Birlikte alevlerin ve patlamaların arasından kendilerini dışarı attılar. Arka kapıdan çıkıp çalıların arasına yuvarlandılar.
Arka planda koca hangar büyük bir gürültüyle çöktü. Alevler gökyüzünü aydınlatıyordu.
Eren sırtüstı toprağa uzandı. Ağzından süzülen kanı sildi. Ağır yaralıydı ama yaşıyordu. Ve Nadir’in en büyük cephaneliği kül olmuştu.
Leyla, Eren’in başını kucağına aldı, gözyaşları içinde gülümsedi: "Başardık Eren... Yaşıyoruz."
Eren, gökyüzündeki alevlerin kızıllığına bakarak fısıldadı: "Bu daha başlangıç Leyla... Sadece bir umut kıvılcımı."