~Gölge Şehrin İnfazcıları~
Ahmet Bey’in cenazesinden iki gün sonra, şehrin altındaki eski kanalizasyon tünellerinde ve terk edilmiş sığınaklarda "Karanlık Çember" örgütü yeniden yapılanıyordu. Nadir, şehrin kontrolünü tamamen eline almak için harekete geçmişti.
Eren ise iki gündür uyumamıştı. Gözlerinin altı morarmış, yüzü çökmüştü. Leyla’yı güvende tutmak için onu şehir dışındaki eski bir dostunun korumalı çiftlik evine yerleştirmiş, kapıya da güvendiği iki emekli polisi nöbetçi koymuştu. Ama kendisi için durmak yoktu.
Eren, şehrin en alt tabakasının toplandığı yeraltı kulüplerinden birinin kapısındaydı. "Kızıl Mahzen" isimli bu mekan, mafyanın, tetikçilerin ve uyuşturucu tüccarlarının cirit attığı bir yuvaydı.
Eren, deri ceketinin fermuarını çekti, belindeki iki tabancayı kontrol etti ve kulübün ağır demir kapısını tekmeleyerek içeri girdi.
İçerideki yüksek sesli müzik ve yoğun sigara dumanı havayı kaplamıştı. Eren’in içeri girmesiyle birlikte korumalar hemen hareketlendi.
"Hey! Sen de kimsin lan? Giriş yasak!" diye bağırdı iri yarı bir koruma.
Eren cevap vermedi. Koruma üzerine doğru yürürken, Eren adamın boğazına yapıştı, onu yakındaki ahşap masaya sertçe çarptı. Masa tuzla buz oldu. Odadaki müzik aniden kesildi. Herkes silahlarına sarıldı.
Eren, cebinden çıkardığı Nadir’in fotoğrafını masanın üzerine fırlattı.
"Nadir nerede?" dedi Eren, sesi bir kurdun hırıltısı gibiydi. "Bana Nadir’in yerini söyleyen buradan canlı çıkar. Söylemeyen..." Eren silahının emniyetini açtı. "...bu gece toprağa girer."
Mekanın sahibi olan mafya babası Cezmi, korumalarının arkasından öne çıktı. Elindeki puroyu üfleyerek gülümsedi:
"Bak sen... Şu bizim meşhur Komiser Eren değil mi? Kardeşini ve kayınpederini koruyamayan aciz komiser. Buraya ölmek için mi geldin Eren?"
Eren tek bir kelime bile etmedi. Sağ elindeki silahı kaldırdı ve Cezmi’nin sağındaki korumanın kafasına tek el ateş etti. Adam anında yere yığıldı.
Mekanda büyük bir panik koptu. Korumalar ateş etmeye başladı. Eren bir kolonun arkasına siper aldı. Mermiler betonu delip geçiyordu. Eren soğukkanlılıkla siperden çıktı.
Ateş. Ateş. Ateş.
Her kurşun bir hedefi buluyordu. Eren adeta bir ölüm makinesine dönüşmüştü. Kurşunları bittiğinde şarjörü bir saniye içinde değiştiriyor, ilerlemeye devam ediyordu. Bacağından sıyıran bir kurşun canını yaktı ama adımlarını yavaşlatmadı.
Beş dakika içinde mekandaki sekiz koruma da kanlar içinde yere serilmişti. Cezmi panikle masanın altına saklanmaya çalışıyordu.
Eren yavaş adımlarla Cezmi’ye yaklaştı. Masayı kenara fırlattı. Cezmi’yi saçlarından tutarak havaya kaldırdı ve bar tezgahına yapıştırdı.
"Lütfen... Lütfen vurma!" diye yalvarmaya başladı Cezmi. "Ben sadece aracıyım! Nadir’le bir alakam yok!"
Eren silahın soğuk namlusunu Cezmi’nin ağzına soktu:
"Nadir’in hücresi nerede Cezmi? Son defa soruyorum."
Cezmi’nin gözleri korkudan patlayacak gibiydi. Kekeleyerek mırıldandı:
"Eski... Eski tren bakım istasyonu... Şehrin dışındaki terk edilmiş hat... Nadir orada bir mühimmat deposu kurdu! Vurma beni ne olur!"
Eren silahı Cezmi’nin ağzından çıkardı. Cezmi derin bir nefes aldı tam teşekkür edecekken, Eren silahın kabzasıyla Cezmi’nin eline sertçe vurdu. Cezmi’nin çığlığı kulüpte yankılandı.
"Eğer Nadir’e haber uçurursan, geri gelir kalan kemiklerini de kırarım," dedi Eren.
Eren kulüpten çıktı. Gece havası ciğerlerini doldururken, cebindeki telefon çaldı. Arayan Leyla’ydı.
"Eren..." dedi Leyla, sesi hıçkırıklarla boğulmuştu. "Neredesin? İyisin değil mi?"
"İyiyim Leyla," dedi Eren, sesini yumuşatmaya çalışarak. "Sana kalmanı söylemiştim. Neden aradın?"
"Evde duramıyorum Eren," dedi Leyla. "Babamın kokusu her yerde... Ceylan’ın sesi kulağımda. Bir iz buldun mu? Lütfen bana yalan söyleme."
Eren duraksadı. Leyla’yı bu kanlı intikama daha fazla dahil etmek istemiyordu ama onun da acısının büyüklüğünü biliyordu.
"Bir adres buldum," dedi Eren. "Nadir’in ana mühimmat deposu. Bu gece orayı basacağım."
"Geleceğim," dedi Leyla kararlılıkla.
"Hayır! Çok tehlikeli Leyla! Orası bir savaş alanı olacak!"
"Eren, beni dinle!" diye bağırdı Leyla telefonda. "Babamı gözlerimin önünde vurdular! Ben artık sadece bir psikolog değilim. Ben de o katillerin sonunu görmek istiyorum. Eğer beni almazsan tek başıma giderim!"
Eren derin bir iç çekti. Leyla’nın gözlerindeki o kırılmış ama sarsılmaz ateşi biliyordu.
"Tamam," dedi Eren. "Beş dakika sonra seni alıyorum. Ama dediklerimden bir adım bile dışarı çıkmayacaksın."
Eren telefonu kapattı. Şehir ışıklarına baktı. Karanlık Çember’in ilk büyük hücresine yapılan bu operasyon, ya onların sonu olacaktı ya da kendilerinin.