~Aynadaki Hain~
Gece yaşanan yangın felaketinin ardından sabahın ilk ışıkları şehri griye boyamıştı. Eren, acil serviste omzunu yerine oturtturduktan sonra askısıyla birlikte emniyet binasının arka kapısından içeri girdi. Yanında Leyla vardı. Kurtardıkları küçük kız, çocuk esirgeme kurumuna teslim edilmiş, güvenceye alınmıştı.
Emniyetin uzun ve soğuk koridorlarında yürürken herkes Eren’e acıyan ve aynı zamanda korkan gözlerle bakıyordu. O artık eski saygın komiser değil, kaybedecek bir şeyi kalmamış öfkeli bir bombaydı.
Eren, Cinayet Büro’nun kapısını sertçe iterak içeri girdi. İçerideki polis memurları bir anda sessizliğe büründü. Masasında oturan genç ve hırslı komiser Tarik, Eren’i görünce hemen ayağa kalktı. Tarık, Eren’in meslek hayatı boyunca kendi eliyle yetiştirdiği, kardeş gibi gördüğü en yakın mesai arkadaşıydı.
"Eren Abi?" dedi Tarık, şaşkınlıkla. "Senin burada ne işin var? Hastanede olman gerekiyordu! Ceylan’ın... Ceylan’ın cenazesinden sonra kendini harap ettin!"
Eren Tarık’a doğru yürüdü. Yüzünde hiçbir mimik yoktu.
"Cenaze yarın Tarık," dedi Eren soğuk bir sesle. "Kardeşimi toprağa vermeden önce tamamlamam gereken işler var."
Tarık, Leyla’ya baktı: "Leyla Hanım, lütfen onu buradan götürün. Müfettişler her yerde. Eren’in dosyaları incelemesi yasaklandı. Musa Müdürün kesin talimatı var."
"Musa Müdürün talimatları umurumda değil Tarık," dedi Eren. Tarık’ın masasına yaklaştı, masadaki cinayet yeri fotoğraflarına baktı. "Gece döküm fabrikasındaydım. Bir pusuya düşürüldük."
Tarık’ın yüzü bir anlığına kasıldı, gözleri seğirdi. Sadece bir saniyelik bir hareketti ama Leyla’nın gözlemci gözlerinden kaçmadı.
"Ne pusu mu?" dedi Tarık, ses tonunu ayarlamaya çalışarak. "Orada ne işiniz vardı Eren Abi?"
"Sinyal takibi," dedi Eren. "Ama garip olan ne biliyor musun? O fabrikanın konumunu sadece emniyetin iç sunucusuna kaydetmiştim. Başka kimsenin bilmesi imkansızdı."
Odadaki hava bir anda ağırlaştı. Diğer polisler kendi aralarında fısıldaşmaya başladı.
Tarık hafifçe güldü, ama gülüşü oldukça gergindi: "Ne demek istiyorsun Abi? İçimizden birinin seni tuzağa düşürdüğünü mü ima ediyorsun? Biz senin kardeşleriniz! Ceylan bizim de kardeşimiz sayılır!"
Eren Tarık’ın gözlerinin tam içine baktı. Ardından cebinden çıkardığı bir flaş belleği masaya bıraktı.
"Bu bellek, Döküm Fabrikası’na girmeden önce emniyet sunucusuna giren ip adreslerinin dökümü. Leyla gece boyunca bu verileri analiz etti. Düğün gecesi katiller emniyetin silah deposundan silahları alırken, sisteme giren tek bir kullanıcı adı var."
Tarık bir adım geri çekildi. Elini refleks olarak belindeki silaha doğru götürdü.
"Eren Abi, saçmalıyorsun..."
"Kullanıcı adı: T_KORUCI," dedi Eren. "Yani Tarık Korucu."
Odadaki tüm polisler bir anda silahlarına davranır gibi hamle yaptılar ama kimse kime silah doğrultacağını bilemedi. Büyük bir şok dalgası odayı sardı.
"Yalan!" diye bağırdı Tarık. "Bu bir komplo! Benim bilgisayarıma sızmışlar!"
"Sana güvendim Tarık!" diye kükredi Eren, sağlam eliyle Tarık’ın yakasından tutup onu duvara çarparak. "Seni bu teşkilata ben soktum! Ceylan’ın düğününde davetliydin sen! Kardeşimin katillerine kapıyı sen mi açtın?!"
"Ben yapmak zorunda kaldım!" diye haykırdı Tarık, gözlerinden yaşlar boşanarak. Duvara sıkışmış halde çaresizce çırpınıyordu. "Ailemi tehdit ettiler Eren! Kızımı... Beş yaşındaki kızımı kaçıracaklardı! Başka şansım yoktu!"
Leyla araya girdi: "Tarık... Ceylan’ın ölmesine izin verdin! Bir çocuğu kurtarmak için başka bir çocuğu feda mı ettin?!"
Tarık ağlayarak başını salladı: "Nadir... Nadir beni aradı. 'Eren’in kız kardeşinin düğün konumunu ve silah deposunun şifresini vermezsen kızının cesedini çöplükten toplarsın' dedi! Ne yapaydım Eren?! Ne yapaydım?!"
Eren’in gözlerinden bir damla yaş aktı. İhanetin acısı, göğsüne saplanan bir bıçaktan daha keskindi. Yetiştirdiği, kardeş bildiği adam, ailesinin katillerine yardım etmişti.
Eren yavaşça belindeki silahı çıkardı. Namluyu Tarık’ın alnına dayadı.
Odadaki polisler bağırmaya başladı: "Komiserim yapmayın! Bırakın adalet versin cezasını! Silahı indirin!"
"Adalet mi?" dedi Eren, sesi titreyerek. "Adalet öldü Tarık. Kardeşim gelinliğiyle toprağa girerken adalet bitti."
Tarık gözlerini kapattı, ağlayarak mırıldandı: "Özür dilerim Abi... Vur beni. Hak ettim. Vur..."
Eren’in parmağı tetikte titredi. Leyla hemen Eren’in kolunu tuttu:
"Eren, yapma! Eğer onu vurursan tam olarak onların istediği şey olursun! Katil olursun! Ceylan senin bir katil olmanı istemezdi! Nadir’in yerini öğrenmemiz lazım, Tarık tek bağımız!"
Leyla’nın "Ceylan" demesiyle Eren’in parmağı gevşedi. Eren silahı indirdi, ardından silahın kabzasıyla Tarık’ın yüzüne sert bir darbe indirdi. Tarık kanlar içinde yere yığıldı.
"Onu kelepçeleyin," dedi Eren soğuk bir sesle diğer polislere. "Ve Musa Müdür’e söyleyin... Teşkilatındaki mikrop temizlendi. Ama asıl virüs hâlâ dışarıda."
Eren arkasını dönüp odadan çıktı. Leyla da hemen arkasından takip etti. Eren emniyet kapısından çıkarken gökyüzüne baktı. Yağmur çiselemeye başlamıştı.
"Nadir..." dedi Eren kendi kendine. "Sıra sende."