İçeriğe geç

Sessiz Küller

Bölüm 4 · 3 dk okuma

Sessiz Küller

Bölüm 4

4. Bölüm

~Alevler Arasında Bir Çocuk~

Gece yarısını çoktan geçmişti. Eski sanayi bölgesinin üzerini kaplayan yoğun sis, görüş mesafesini birkaç metreye kadar düşürüyordu. Eren’in siyah arabası, terk edilmiş fabrikaların arasında farları kapalı bir şekilde yavaşça ilerledi.

Yan koltukta oturan Leyla, torpido gözünden çıkardığı feneri sıkıca tutuyordu. Eren’in engellemelerine rağmen onunla gelmeyi başarmıştı.

"Burası tamamen terk edilmiş gibi duruyor," dedi Leyla fısıltıyla. "Emin misin sinyalin buradan geldiğine?"

"Sinyal yalan söylemez Leyla," dedi Eren, arabayı durdurup motoru kapatırken. "Burada bir hareketlilik var. Silahını kontrol et ve arkamdan ayrılma."

Arabadan indiklerinde genizleri yakan kükürt ve yanık plastik kokusu havaya hakimdi. Eren, silahını emniyetten çıkarıp önde, Leyla ise hemen arkasında, harabe haldeki döküm fabrikasının ana kapısına doğru ilerlediler.

İçerisi zifiri karanlıktı. Sadece yukarıdaki kırık cam tavanlardan içeri süzülen ay ışığı devasa paslı makinelerin gölgelerini yere düşürüyordu. Eren adımlarını tamamen sessiz atıyordu. Her köşe başını dönmeden önce silahının namlusunu doğrultuyor, çevreyi süzüyordu.

Ancak birden yukarıdaki kattan bir ağlama sesi duyuldu. İnce, titrek bir çocuk sesi...

Leyla duraksadı: "Eren... Bu bir çocuk sesi mi?"

Eren kaşlarını çattı. "Bu mantıksız. Bu saatte, bu harabede bir çocuğun ne işi var?"

"Yardım edin! Kimse yok mu? Lütfen!"

Çocuğun çığlığı fabrikanın yüksek tavanlarında yankılandı. Leyla dayanamayarak sesin geldiği merdivenlere doğru koşmaya başladı.

"Leyla, dur! Bu bir pusu olabilir!" diye bağırdı Eren ve onun peşinden fırladı.

İkinci kata çıktıklarında, odalardan birinin demir kapısının aralık olduğunu gördüler. İçeride sekiz yaşlarında, üstü başı kir içinde bir kız çocuğu, demir bir sandalyeye zincirlenmişti. Çocuğun gözleri korkudan büyümüştü.

Leyla hemen çocuğun yanına koştu, dizlerinin üzerine çöktü: "Korkma güzelim, korkma! Biz polisisiz... Yani sana yardım etmeye geldik. Kim yaptı bunu sana?"

Küçük kız titreyerek arkadaki karanlığı işaret etti: "Amca... Siyah maskeli amca beni buraya kilitledi. 'Ağabeyin gelecek' dedi..."

Eren’in beyninde bir şimşek çaktı. "Leyla, hemen çıkın buradan! Bu bir pusu!"

Eren daha sözünü bitiremeden, odanın dört bir yanındaki benzin bidonlarının üzerine yerleştirilmiş fünyelerin kırmızı ışıkları yanıp sönmeye başladı.

BİP. BİP. BİP.

"TUZAK!" diye kükredi Eren.

Aynı anda pencereden içeriye bir molotof kokteyli atıldı. Alevler bir anda odayı kapladı. Kuru ahşap zemin ve yerdeki benzin alev alarak kapı çıkışını bir yangın duvarına dönüştürdü.

Küçük kız çığlık atmaya başladı. Leyla panikle kızın zincirlerini çözmeye çalıştı ama kilit paslı ve sağlamdı.

"Açılmıyor Eren! Kilit açılmıyor!" diye bağırdı Leyla, duman yüzünden öksürerek.

Eren alevlerin arasından fırladı. Belinden çıkardığı çelik susturucu bıçağıyla kilidin mekanizmasına sertçe vurdu. Bir, iki, üç defa... Son darbede kilit kırıldı. Eren zinciri hızla çözdü ve küçük kızı kucağına aldı.

Ancak duman odayı tamamen kaplamıştı. Görüş mesafesi sıfıra inmişti ve döküm fabrikasının çatısı alevlerin sıcaklığına dayanamayarak çökmeye başladı. Devasa tahta ve demir parçaları tepelerine düşüyordu.

"Geri dönemeyiz, kapı tamamen alev aldı!" dedi Eren.

Leyla dumanın içinde boğulmak üzereydi, dizlerinin üzerine düştü: "Eren... Nefes alamıyorum..."

Eren bir eliyle çocuğu göğsüne bastırdı, diğer eliyle Leyla’yı belinden kavrayıp havaya kaldırdı.

"Bana bak Leyla! Gözlerime bak! Burada ölmeyeceğiz! Duydun mu beni? Ceylan için, adalet için ölmeyeceğiz!"

Eren, odanın dışarıya açılan yangın merdiveni penceresine doğru koştu. Camlar sıcaktan patlamıştı. Aşağıda, yaklaşık beş metre aşağıda bir hurda yığını ve çamurlu toprak vardı.

"Atlıyoruz!" dedi Eren.

"Çok yüksek!" diye bağırdı Leyla.

"Güven bana!"

Eren, Leyla’nın elini tuttu, kucağındaki çocuğu sıkıca sardı ve alevlerin arasından kendilerini boşluğa bıraktılar.

Büyük bir gürültüyle çamurlu toprağa çakıldılar. Eren düşerken vücudunu siper ederek hem çocuğu hem Leyla’yı korumuştu. Omzundan gelen çatırtı sesiyle acı içinde bir çığlık attı. Omzu çıkmıştı.

Fabrika arkalarında devasa bir alev topuna dönüşürken, patlamanın etkisiyle etrafa demir parçaları saçıldı.

Eren, çamurun içinde sırtüstü yatarken gökyüzüne çıkan siyah dumanlara baktı. Acıdan nefesi kesiliyordu ama kucağındaki küçük kızın yaşadığını, nefes aldığını hissetti. Leyla da yanında öksürerek ayağa kalkmaya çalışıyordu.

Tam o sırada, fabrikanın dış çitlerinin arkasında duran siyah bir cip gördü Eren. Cipin içindeki sürücü koltuğundaki adam maskesini çıkardı. Bu, katil Kaan’dı.

Kaan, alevlerin ortasından kurtulmayı başaran Eren’e ve kucağındaki çocuğa baktı. Gözlerinde nefrete dair hiçbir şey yoktu; sadece derin bir hüzün ve şaşkınlık vardı. Kaan gaza bastı ve cip gecenin içinde kayboldu.

Eren acıdan patlamak üzere olan omzunu diğer eliyle tutarak ayağa kalktı. Leyla’ya ve kurtardıkları küçük kıza baktı.

"Seni bulacağım Kaan..." dedi fısıltıyla. "Seni ve sana emri veren o köstebeği bu ateşte yakacağım."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.