İçeriğe geç

Sessiz Küller

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Sessiz Küller

Bölüm 3

3. Bölüm

~Maskelerin Ardındaki Yüzler~

Şehrin en tekin olmayan, terk edilmiş sanayi bölgesinde, eski bir döküm fabrikasının üst katındaki karanlık bir odada tek bir ampul sallanıyordu. Sarı ışık, odadaki toz bulutunu ve masanın üzerindeki kanlı sargı bezlerini aydınlatıyordu.

Masanın başında, sol omzundan vurulmuş olan katil Kaan oturuyordu. Dişlerinin arasında sıktığı deri kematla, kendi imkanlarıyla omzundaki kurşunu çıkarmaya çalışıyordu. Yanındaki paslı cımbızla eti yardığında alnından soğuk terler döküldü, acıdan boğuk bir çığlık attı.

Tık. Tık. Tık.

Kurşun metal kap kacağın içine düştü. Kaan derin derin nefes alırken, odanın gölgede kalan köşesinden bir alkış sesi yükseldi.

"Etkileyici..." dedi gölgedeki figür. Yüzü tamamen karanlıkta kalıyordu ama elindeki gümüş gümüş tespihin tıkırtısı odayı dolduruyordu. "Sancıya dayanıklılığın her zamanki gibi takdire şayan Kaan."

Kaan yarasına alkollü pamuk basarken başını kaldırdı. Gözlerinde derin bir vicdan azabı ve öfke çalkalanıyordu.

"Bana masum bir polisin cezasını keseceğimizi söylemiştiniz," dedi Kaan, sesi acıdan ve öfkeden titreyerek. "Gelinlikli bir kızın vurulması planlarımız arasında yoktu! O kız masumdu! Bir hiç uğruna öldü!"

Gölgedeki adam yavaşça öne doğru yürüdü. Işığın hüzmesine giren yüzünde, sol gözünün altındaki derin bir bıçak izi belirdi. Bu adam, yeraltı dünyasının tetikçi ağını yöneten Nadir’di.

"Masumiyet mi?" dedi Nadir, hafifçe gülümseyerek. "Bu şehirde kimse masum değildir Kaan. Eren Komiser, beş yıl önce bizim bütün ağımızı çökerdirken kaç kişinin ocağını söndürdü biliyor musun? Onun o yetim bıraktığı çocukların ahı ne olacak?"

"O adam suçluları yakaladı Nadir!" diye kükredi Kaan ayağa kalkarak. "Ama biz gece bir düğünü bastık! Bir kadının gelinliğini kanla boyadık! Ben bir askerim, tetikçi değilim! Bir çocuğun, bir kadının katili olmak için imzalamadım ben bu anlaşmayı!"

Nadir cebinden siyah bir zarf çıkardı ve masaya bıraktı.

"Sen neysen o'sun Kaan. Geçmişini silip sana yeni bir kimlik ve para veren biziz. Eğer bu işten çekilmek istiyorsan, bedelini biliyorsun. Ayrıca..." Nadir yaklaşarak Kaan’ın yaralı omzuna parmağıyla bastırdı. Kaan acıdan dişlerini sıktı. "...Eren Komiser şu an senin peşinde. Seni bulduğunda 'Ben yapmak istememiştim' demene fırsat vermeden kafana sıkacak. Ya onu yok edersin ya da o seni yok eder."

Kaan gözlerini kapattı. Zihninde, vurulduğu an Ceylan’ın ağabeyine bakarkenki o son çaresiz bakışı canlandı. İçindeki vicdan azabı bir canavar gibi organlarını kemiriyordu.

"Bana son hedefi ver," dedi Kaan soğuk bir sesle. "Bu iş bittiğinde, aramızdaki her şey bitecek."

Nadir zarfı daha da yakına itti: "Son hedef değil Kaan. İkinci adım. Eren Komiser’in hayatındaki bir sonraki en değerli şeyi ortadan kaldıracaksın. Leyla..."

Aynı saatlerde Eren ve Leyla, Eren’in şehir dışındaki mütevazı dağ evinde bulunuyorlardı. Evin her yeri cinayet bürodan çalınan veya gizlice kopyalanan dosyalarla doluydu. Duvara asılmış devasa bir şehir haritasının üzerinde kırmızı iplerle bağlanmış fotoğraflar ve isimler duruyordu.

Eren elindeki alkol şişesini masaya bıraktı. Masanın üzerinde Ceylan’ın çocukluk resmi duruyordu. Eren parmağıyla resmin üzerindeki tozu sildi.

"Sana bir şey sormak istiyorum Leyla," dedi Eren, gözlerini resimden ayırmadan. "İnsan ne zaman tamamen ölür?"

Leyla oturduğu koltuktan kalkıp Eren’in yanına geldi. Elindeki sıcak çay bardağını masaya bıraktı.

"Tıbben kalbi durduğunda... Ama ruhen, umudunu kaybettiği an ölür Eren."

"Ben dün gece öldüm o zaman," dedi Eren. "Şu an karşında duran şey sadece bir ceset. Ve bu ceset, Ceylan’ın katillerini cehenneme sürüklemeden mezara girmeyecek."

"Bu seni tüketiyor," dedi Leyla, sesinde çaresiz bir haykırışla. "Gözlerinin arkasındaki o ışığın söndüğünü görebiliyorum Eren. İntikam sana Ceylan’ı geri getirmeyecek! Onu geri getirmeyecek..."

"Ama adaleti getirecek!" diye bağırdı Eren birden masaya vurarak. Bardağın içindeki çay etrafa saçıldı. "Kanunların durduğu yerde adalet devreye girer Leyla! Eğer o köstebek emniyetin içinde rahatça dolaşıyorsa, ben kendi kanunumu yazarım!"

Eren derin derin nefes alarak sakinleşmeye çalıştı. Leyla’nın ürktüğünü görünce sesini yumuşattı:

"Özür dilerim... Sana bağırmamalıydım. Sen burada olmak zorunda değilsin. Lütfen evine dön. Bu tehlikeli."

Leyla yaşlı gözlerini sildi, başını iki yana salladı:

"Hayır. Hiçbir yere gitmiyorum. Ceylan benim ellerimde can verdi Eren. O son nefesini verirken yanında ben vardım. Eğer sen bu karanlığa batacaksan, elini tutup seni çekmek için yanından bir an bile ayrılmayacağım."

Eren, Leyla’nın bu sarsılmaz sadakati karşısında sessiz kaldı. İki insanın acısı, oda içindeki karanlığı daha da derinleştiriyordu.

Tam o sırada Eren’in takip cihazı olarak kullandığı gizli bilgisayardan bir uyarı sesi geldi. Eren hızla masaya yaklaştı.

"Bu ne?" diye sordu Leyla.

"Emniyetin sistemine kurduğum bir yazılım," dedi Eren ekrana bakarak. "Düğün gecesi öldürdüğüm katil Kaan’ın telefondaki son sinyal verdiği yeri tespit ettim. Eski sanayi bölgesi... Bir döküm fabrikası."

Eren hemen belindeki kılıfı kontrol etti, şarjörü silaha taktı.

"Nereye gidiyorsun?" dedi Leyla dehşetle.

"İz sürmeye," dedi Eren. "Kardeşimin kanını dökenlerin yuvasına."

"Yalnız gidemezsin, bu bir pusu olabilir!"

"Pusu olsun ya da olmasın Leyla... Gece daha yeni başlıyor."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.