İçeriğe geç

Sessiz Küller

Bölüm 17 · 2 dk okuma

Sessiz Küller

Bölüm 17

17. Bölüm

~Gözyaşı Masası~

Bombanın etkisiz hale getirilmesinden üç gün sonra, emniyet teşkilatında devasa bir temizlik yapılmıştı. Musa Müdür tutuklanmış, onunla iş birliği yapan tüm yasadışı polisler cezaevine gönderilmişti.

Ancak Eren ve Leyla için asıl büyük sürpriz henüz yaşanmamıştı.

İçişleri Bakanlığı’ndan gelen özel izinle, Kartal’ın hapsedildiği yüksek güvenlikli cezaevindeki gizli arşiv deposu açılmıştı. Eren ve Leyla, Musa Müdür’ün geçmişteki gizli bağlantılarını araştırırken bir dosyaya ulaştılar.

Dosyanın üzerinde "PROJE: GÖLGE" yazıyordu.

Eren dosyayı açtığında içindeki fotoğraflarla donakaldı. Fotoğraflardan biri, otuz yıl önce kaybolduğu sanılan ve Eren’in öz ağabeyi olan Ömer’e aitti.

"Bu... Bu imkansız," dedi Eren, elleri titreyerek. "Benim ağabeyim Ömer, ben sekiz yaşındayken boğularak ölmüştü. Cesedi bulunamamıştı..."

Leyla dosyayı inceledi: "Eren... Boğulmamış. Musa Müdür o dönem çocuk esirgeme kurumundan yetenekli çocukları toplayıp yasadışı yetiştirmek için kaçırıyormuş! Ömer’i de kaçırmışlar!"

Eren’in beyni karıncalandı. "Peki Ömer şu an nerede? Yaşıyor mu?"

Leyla dosyanın son sayfasını çevirdi. Sayfada Ömer’in büyümüş halinin vesikalık fotoğrafı duruyordu. Yüzündeki kesik izi ve soğuk gözleri çok tanıdıktı.

Eren fotoğrafı görünce nefesi kesildi.

"Kaan..." dedi Eren dehşetle. "Kaan benim ağabeyim..."

Leyla şok içinde fotoğrafa baktı: "Tanrım... Düğünü basan, Ceylan’ın öldüğü gece orada olan tetikçi Kaan... Senin öz ağabeyin Ömer mi?!"

Eren masaya tutundu. Kaderin bu korkunç, tüyler ürpertici oyunu karşısında dizleri titredi. Ceylan’ı öldüren örgütün tetikçisi, kendi öz ağabeyi çıkmıştı. Musa Müdür iki kardeşi birbirine kırdırmış, Ceylan’ı kendi öz ağabeyinin gözleri önünde katlettirmişti.

"O cani..." dedi Eren, gözlerinden boşanarak akan yaşlarla. "Musa bizi birbirimize kırdırdı! Ömer’in hafızasını silip onu bir katile dönüştürmüş!"

Eren hemen ayağa kalktı. Hastanede polis gözetiminde yatan Kaan’ın—yani Ömer’in—yanına koştu.

Hastanenin özel odasına girdiğinde, Ömer kelepçeli bir şekilde yatakta oturuyordu. Eren’i görünce başını öne eğdi.

"Geldin mi Komiser..." dedi Ömer kısık bir sesle. "Beni öldürmek için mi geldin?"

Eren adımlarla yatağa yaklaştı. Cebinden çocukluk fotoğraflarını çıkardı. Kendisinin, Ceylan’ın ve küçük Ömer’in birlikte çekildiği o eski, sararmış fotoğrafı Ömer’in önüne koydu.

"Bu ne?" diye sordu Ömer kaşlarını çatarak.

"Bu sensin Ömer," dedi Eren, ağlayarak. "Senin adın Kaan değil. Senin adın Ömer. Sen benim ağabeyimsin!"

Ömer fotoğrafa baktı. Fotoğraftaki küçük çocuğun yüzüne dokundu. Aniden beyninde devasa bir şimşek çaktı. Unutturulan, ilaçlarla bastırılan çocukluk hatıraları birer birer su yüzüne çıkmaya başladı.

Sıcak bir yaz günü, bahçede koşan küçük kız kardeş Ceylan... Ona sarılan küçük Eren...

"Ceylan..." dedi Ömer fısıltıyla. "O küçük kız... Ceylan mıydı?"

"Evet!" diye haykırdı Eren. "Ceylan senin kız kardeşindi Ömer! Musa seni bizden çaldı! Seni kardeşinin katili yaptı!"

Ömer başını ellerinin arasına aldı. Göğsünden bir böğürtü yükseldi. Bir tetikçinin değil, gerçeği öğrenen bir ağabeyin kahredici feryadı hastane odasını inletti.

"HAYIRRRRRRR! BEN NE YAPTIM?! BEN NE YAPTIM?!"

Ömer yataktan fırlamak istedi ama kelepçeleri onu tuttu. Çıldırmış gibi çırpınıyordu, kendi kafasını duvara vurmaya başladı. Eren ağlayarak ağabeyine sarıldı, onu durdurmaya çalıştı.

"Tamam... Tamam Ömer! Senin bir suçun yok! Onlar yaptı! Musa yaptı!"

İki öz kardeş, yıllar sonra bir hastane odasında, kanlı bir geçmişin ve ölen kız kardeşlerinin gölgesinde birbirlerine sarılarak gözyaşlarına boğuldular. Bu masa, gözyaşlarının ve trajedinin en tepe noktasıydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.