~Karanlığın İçindeki Işık~
Kaan’ın fedakarlığı sayesinde küçük Elif koruma altına alınmış ve ameliyat için güvenli bir tıp merkezine sevk edilmişti. Şehirdeki fırtına ise her geçen gün daha da şiddetleniyordu.
Gece yarısı, Eren’in dağ evindeki küçük salonda sadece şöminenin çıtırtısı duyuluyordu. Dışarıda dondurucu bir soğuk ve kar yağışı vardı. Eren pencerenin kenarında durmuş, elindeki konyak bardağını sallıyordu. Yüzündeki yara izleri ve göz altındaki morluklar bir kat daha derinleşmişti.
Leyla elinde iki fincan sıcak çayla salona girdi. Fincanın birini Eren’e uzattı.
"Kaan’ın ameliyatı bitti," dedi Leyla fısıltıyla. "Hayati tehlikeyi atlatmış ama polis gözetiminde yoğun bakımda. Yaşayacak Eren."
Eren fincanı aldı, derin bir nefes verdi: "O adam bu gece kendi ruhunu kurtardı Leyla. Peki biz? Biz bu iş bittiğinde ne olacağız?"
Leyla şöminenin yanındaki koltuğa oturdu. Gözlerini alevlere dikti.
"Ben babamı kaybettim Eren... Sen Ceylan’ı kaybettin. İçimizdeki bu boşluk hiçbir zaman dolmayacak. Ama Kaan’ın kız kardeşini kurtardık. Bu karanlığın içinde küçük bir ışık yaktık."
Eren yavaş adımlarla geldi, Leyla’nın yanındaki koltuğa oturdu. İki insan, yaşadıkları devasa felaketlerin ortasında ilk defa bu kadar yakın ve savunmasızdı.
"Seni bu işe bulaştırmamalıydım," dedi Eren, sesi titreyerek. "Ahmet Amca’nın ölümü... Benim yüzümdendi. Eğer benim yanımda olmasaydın baban hâlâ hayatta olacaktı."
Leyla başını kaldırıp Eren’in gözlerinin içine baktı. Gözlerinde ne bir sitem ne de öfke vardı; sadece derin bir şefkat duruyordu.
"Sakın böyle söyleme Eren," dedi Leyla, elini Eren’in yanağına koyarak. "Babam adalete inanan bir adamdı. O katiller babamı vururken sen beni korumak için göğsünü siper ettin. Eğer sen olmasaydın ben de ölmüştüm. Sen benim suçlum değil, tek sığınağımsın."
Eren, Leyla’nın elini tuttu. Parmaklarını birbirine kenetlediler. O an, dışarıdaki dondurucu fırtınaya ve etraflarını saran katiller ağına rağmen, oda içindeki sıcaklık ikisinin de kalbindeki buzları eritmeye yetti.
"Ceylan gittikten sonra..." dedi Eren, gözlerinden bir damla yaş süzülerek. "...dünyadaki tüm sesler kesildi sanmıştım. Ama sen konuştukça, ben hâlâ nefes aldığımı hissediyorum Leyla."
Leyla öne doğru eğildi, alnını Eren’in alnına dayadı:
"Yalnız değilsin Eren. Nereye kadar gitmemiz gerekirse gereksin, sonuna kadar yanındayım."
Karanlığın ve kanın ortasında, iki yaralı ruh birbirlerinin yaralarını sarmak için sessiz bir yemin ettiler.
Tam o sırada Eren’in masadaki telefonu titreşti. Kaan’ın verdiği flaş bellekten çözülen veriler bilgisayar ekranında belirmeye başlamıştı.
Eren doğruldu, ekrana baktı. Ekranda Nadir’in ve "Karanlık Çember" örgütünün asıl işlettiği gizli bir mekânın haritası belirdi: Soğuk Mahzen.
Şehrin altındakieski bir cephanelik olan bu mahzen, örgütün insan ticareti yaptığı ve kurbanlarını infaz etmeden önce tuttuğu yer altı deposuydu.
"Nadir orada," dedi Eren, gözlerindeki o karanlık intikam ateşi yeniden yanarak. "Bütün güçlerini oraya toplamış."
Leyla çay bardağını bıraktı, ayağa kalktı: "Gidiyoruz."
Eren belindeki silahı çıkardı, şarjörünü doldurdu. "Bu gece o mahzeni Nadir’in mezarı yapacağız."