Varislerin bir oyun peşinde olduklarına emindim, bunu beraber planlamadıklarına da. Çünkü tüm varisler birbirlerine ölesiye düşmandır ve beraber iş birliği kurmazlar.
Yanımdaki kadına çevirdim bakışlarımı.
‘’ Magnus, varisler gidene kadar dışarı çıkmayacak ve kehanetlerin askerleri artırılacak.’’ Kadın bana başıyla selam verdikten sonra çıktı ve bende kendime aynadan baktım.
Üzerime bordo ve kadifenden yapılmış bir elbise giymiştim. Gövdesi bir korse gibi vücudumu sarıyordu. Üzerinde dantel ve kırmızı taşlarla özel işlemeler yapılmıştı ve bu işlemeler göğsüme doğru akıyordu. Omuzlarımdan başlayan siyah ince dantel örümcek ağı misali akıyordu ve bileklerimde bitiyordu. Etek kısmında ise aralanmış yerden gece gibi siyah parça görünüyordu.
Kafama ise siyah ve üzerinde bordo küçük taşlarda bulunan bir taç takmıştım.
Saçlarımı geriye doğru savurduktan sonra içeri Teriyos girdi. O da çok güzel olmuştu. Üzerinde koyu lacivert kadife dokulu uzun bir ceket vardı. Ceket geniş ve sivri yakalıydı omuz kısımlarında ve göğsünde altın broşlar vardı. İçine de yüksek yakalı siyah bir gömlek giymişti ve belinde siyah tokalı bir kemer vardı.
Teriyos beni baştan aşağı süzdükten sonra tuttuğunu fark edemediği nefesini verdi.
‘’ Nefes kesici olduğunu daha önceden söylemiş miydim ?’’ Hafifçe güldüm ve omzuna vurdum. Onun da dudakları kıvrıldığında kapıyı benim için açtı ve bende geçtim. O ise yine bir adım arkamdan beni takip ediyordu.
Varislerin kaç tanesi şimdi gelecekti bilmiyordum çünkü hepsi farklı zamanlarda yazmışlardı mektupları. Bu yüzden her birinin gelmesini beklemem gerekiyordu. Büyük salondan içeri girdiğim gibi gelen üç varisinde yüzü bana döndü.
Norlacs Krallığının varisi Seraphine Virellia
Loffertan Krallığın varisi Alaric Vornhart
Berriten Krallığının varisi Cedric Morwyn
Sert kalkanımı kuşanarak varislerin yanına doğru ilerlediğimde Alaric bana doğru bir adım attı, kendi gri gözlerini benim buz mavisi gözlerime kilitlemişti.
‘’ Gözleriniz, karakterinize göre fazla masum.’’ Bakışlarımı hafifçe ona çevirdim. Üzerinde siyah bir pelerin vardı ve içinde de beyaz bir gömlek, ayrıca krallıklarını simgeleyen bir ejderha sembolü de hemen yakasındaydı. Gri ve beyazın karışımı kısa saçları parlıyordu.
‘’ Senin içinde aynısı söylemek isterdim ama lanetini kapatmaya hiçbir şeyin gücü yetmemiş Vornhart.’’ Çenesi kasılırken hala gülmeye çalışıyordu ama sinirlendiği açıktı.
‘’ Sivri dilini asla kaybetmemişsin, Draven!’’ Dudaklarım yukarı doğru kıvrılırken Seraphine’nin sesi geldi.
‘’ Ama farklı şeyleri kaybetmiş ve kaybetmeye devam edecek.’’ Bakışlarımı ona çevirdim.
Seraphine’nin koyu mor saçları vardı saçlarının arasında ise küçük siyah teller vardı ve gözleri de çok kapalı bir mor renkti. Üzerinde ise mor bir tuvalet vardı. Tuvaletin kolları yarasa koldu ve göğüs kısmı açıktı ayrıca yer yer mor parlak taşlarla süslenmişti.
Yavaşça ona doğru bir adım attım tam söze girecektim ki arkadan Teriyos’un buz gibi sesi duyuldu.
‘’ Kastettiğin şey ölümse evet kaybetmeye devam edeceğiz, hepimiz. Ama kastettiğin şey savaş ise iki defa düşün, Leydim asla kaybetmez.’’ Seraphine çenesini kaldırdı
‘’ Varislerin arasında senin ne işin var, Teriyos ?’’ Teriyos’un dudakları yukarı doğru kıvrıldı
‘’ İstediğim yerde istediğim zaman bulunurum. Ayrıca Keylis bu duruma karşı gelmiyorken sen kimsin ?’’ Seraphine sakin olmaya çalışır gibi bir nefes verdi ve bende bakışlarımı Cedric’e çevirdim.
Cedric’in sarı parlak gözleri vardı keskin yüz hatlarının yanında kısa kesim siyah saçları dağınıktı. Üzerinde siyah bir gömlek vardı ve onun üzerinde de bir pelerin vardı. Pelerinin omuzlarında sarı renkte işlemeler vardı. Çok şık görünüyordu.
Benim ona baktığımı görünce o da bakışlarını bana çevirdi ve sert bir şekilde bakmaya devam etti. Onun gözleri her zaman soğuk bakardı. Bir süre sonra bakışlarını anne ve babamın tablosuna çevirdi.
Alaric derin bir nefes verdi ve bakışlarını bana çevirdi.
‘’ Skarth nerede Keylis ? Uzun zamandır göremiyoruz kendilerini.’’ Sert bakışlarımı ona çevirdim. Amaçları hepsinin farklıydı bu çok açıktı ama sesimi çıkartmadım.
‘’ Skarth’ın seni görmek istemeyeceğinden eminim Vornhart.’’ Alaric tam bir şey söyleyecekti ki büyük salonun kapıları açıldı ve içeri kalan üç varis girdi.
Silverwood Krallığının varisi Thalia Moravin
Rhonzos Krallığının varisi Nyx Elowen
Solkareth Krallığının varisi Cian Morlawe
Hepsi tüm sertlikleriyle bu tarafa doğru gelirken Nyx gülümsedi ve gözlerini bana dikti.
‘’ Tüm varisleri böylesine barış içinde görmek gözlerimi yaşarttı. ‘’ Hala sert bakıyordum. Varislere güvenmek yapabileceğim en büyük hatalardan birisi olurdu. Nyx’de şuan kendi söylediğine inanmıyordu. Hepimizin tepkileri yapmacıktı. Eğer gerçek tepkileri verseydik bu büyük salon şuan kan gölüne dönerdi.
Nyx’in yemyeşil dalgalı saçları vardı. Saçları ise gözleriyle aynı renkteydi üzerinde ise çok şık yeşil bir elbise vardı. Elbisenin sırtı açıkken belinde eteklerinde ve omuzlarında parlak taşlar vardı.
Nyx aşağıya inip diğer varislerin yanına geldiğinde Thalia onun arkasından seslendi
‘’ Tüm varisler burada değil Nyx, Nostern Krallığının varisi yok.’’ Herkes ona anlamsızca bakarken Cedric’in sesi işitildi
‘’ Kızıl Ay gecesinde kayboldu o Nyx, o gece kaybolan hiçbir şey geri dönemez.’’ Alaric’in mutlulukla dolu sesi geldi.
‘’ Biri gitti kaldı 6.’’ Tüm varisler dönüp Alaric’e bakarken Alaric susmak zorunda kalmıştı. Bakışlarımı tekrar Thalia’ya çevirdim.
Gece kadar karanlık saçları ve gözleri vardı onun. Dudağındaki kan kırmızısı ruj parlarken üzerine giydiği siyah elbise ona çok yakışmıştı. Elbisenin göğüs kısmı açıktı ve belinden sonra hafifçe kabarıyordu. Omuzlarından başlayıp yere kadar sürünen tül siyah bir pelerini vardı.
Cian, Teriyos’u daha önceden görmemişti ona ters ters bakarken bakışlarını bana çevirdi
‘’ Keylis, görmeyeli yeni arkadaşlar mı edindin ?’’ Teriyos benden önce davrandı
‘’ Teriyos Noxvale. Evet, ben Leydimin dostuyum.’’ Cian kafasıyla Teriyos’a onay verdikten sonra ilerledi.
Siyah kıvırcık saçları ve esmer teni vardı onun. Gözleri de saçları kadar parlak ve siyahtı üzerinde ise siyah bir takım vardı.
Hepimiz büyük salonun masasına otururken ben de en başa geçtim ve bakışlarımı diğer varislere çevirdim.
Hepimiz aslında birbirimize ne kadar düşmandık ? İnanıyordum ki burada oturan hiç kimse herhangi birine sevgiyle yaklaşmıyordu.
Masanın üzerinde şuan için sadece dolu bir şekilde şarap kadehleri vardı. Alaric şarabından bir yudum aldıktan sonra tek tek hepimize baktı
‘’ Duvarla karşılıklı şarap içsem daha çok eğlenirdim yemin ederim.’’ Seraphine de şarabını içerken onu doğrulayarak kafasını salladı.
‘’ Anladığıma göre Keylis’in savaşmak dışında pek bir marifeti yokmuş.’’ Çenemi kaldırdım.
‘’ Cenaze için geldiğinizi söylediğinizi hatırlatmak isterim.’’ Alaric şarabını tekrar içtikten sonra bana çevirdi bakışlarını
‘’ Unutmuşum biliyor musun ?’’ Tek kaşımı kaldırdım.
‘’ Gelme sebebini unutacak kadar bunak mısın Vornhart ?’’ Alaric hızla diklendi ve alev dolu bakışlarını bana çevirdi.
‘’ Söylediğin sözlere dikkat et Draven, karşında bir varis var uşağın değil!’’ Teriyos şarabını içtikten sonra kadehi sinir bozucu bir yavaşlıkla masaya bıraktı
‘’ Arada pek bir fark yok ama neyse.’’ Salonu Cian’ın kahkahası doldurdu
‘’ Ben bu çocuğu sevdim.’’ Bir anda büyük salonun kapıları ardına kadar açıldı ve içeri Mireya girdi. Üzerindeki siyah cübbeyi bir anda çıkarıp yanında ki muhafıza verirken bana doğru geldi ve tam yanımda boş olan sandalyeye oturdu, onun yanında Cedric oturuyordu.
Mireya benim 18 yaşımda tanıştığım biriydi. O zamandan beri ikimiz sanki iki kız kardeştik. Aramızda korkunç bir benzerlik vardı ama bunun fizikle bir alakası yoktu. O benim gibiydi, başı her zaman dikti.
Uzun dalgalı beyaz saçları yeşil gözleri vardı. Omuzları açık, gri-metal parıltılı kısa bir elbise giyiyordu. Kumaş, sis gibi hafifti ama zırh kadar tehditkârdı. Etek ucu asimetrikti, yürürken karanlığı yırtıyor gibiydi.
Thalia bakışlarını tamamen bana çevirdi
‘’ Misafirimiz kim acaba ?’’ Mireya’ya sözü bıraktım çünkü kendisinin yerine başkasının onun adına konuşmasından her zaman nefret etmişti. Mireya omuzlarını dikledi ve ölüm gibi bakan bakışlarını Thalia’ya çevirdi
‘’ Konuşmayı biliyorum Thalia, merak ettiğin bir şey varsa bana sor.’’ Thalia’nın tek kaşı kalktı.
‘’ Bir varisle nasıl konuşman gerektiğini sana öğretememişler anlaşılan.’’ Mireya’nın dudağının bir kenarı mutluluktan uzak bir şekilde kıvrıldı.
‘’ Kiminle nasıl konuşacağımı öğretecek son kişi bile değilsin.’’ Nyx kafasını hafifçe kaldırdı
‘’ Kim olduğunu açıklayacak mısın bugün ?’’ Mireya şarabını yudumladı
‘’ Mireya Blackvale.’’ Cedric bakışlarını Mireya’ya çevirdi.
‘’ Adından kim olduğunu çözemediğimizin farkındasındır umarım.’’ Mireya sert ve tehditkar bakışlarını Cedric’e çevirdi ve ona yaklaştı
‘’ Seni ilgilendiren kısmından bahsettim.’’ Durup diğerlerine baktı. ‘’ Gerisi hiç birinizi ilgilendirmez.’’ Gururla ona baktığımı söylemem gerekirdi. O an Cedric’te bir şey fark ettim. Gözlerinden kısa bir süreliğine de olsa sanki etkilenme bakışı geçmişti.
Bir varisin Mireya’ ya aşık olması veya ondan etkilenmesi isteyeceğim en son şeydi. Çünkü aşk böyle bir dünyada öldürmekten başka hiçbir şey yapmazdı. Evet, ben bu yolun sonunda Cedric’i öldürecektim ama eğer Mireya’da onu severse bu onunda ölümü olurdu.
Cedric kimseye Mireya’ya baktığı gibi bakmamıştı daha önce…
Mireya tekrar önüne döndüğünde Cian çenesini kaldırdı
‘’ Bakın sevgili ölüm çetesi üyeleri, birbirinizi yiyecekmiş gibi bakmaya sadece buradan ayrılıncaya kadar son verin.’’ Ardından rahatça arkasına yaslandı ‘’ Buradan sonra öldüreceğim ben sizi, zaten hiç şüpheniz olmasın.’’ Teriyos koca bir kahkaha attığında Seraphine’nin bakışları bana döndü
‘’ Rowan Draven nasıl öldü ?’’ Babam düşmanlarına ölümüne korku salan birisiydi, bu yüzden düşman olsun dost olsun herkes onun ismini saygıyla söylerdi.
Nefesimi verdim.
‘’ Birisi onu zehirlemiş olmalı.’’ Alaric bir anda atıldı
‘’ Bizim zehirlemediğimizi biliyorsundur umarım ?’’ Hayır, asla emin değildim bundan. Çünkü Alaric’in krallığı, Loffertan Krallığı, zehirlerle de uğraşan bir saraydı. Çok gelişmiş zehirleri vardı. Babamda zehirlenerek ölmüştü. Çenemi kaldırdım
‘’ Umarım öyledir Vornhart.’’ Hafifçe masaya yaklaştım ‘’ Eğer aksi olursa, etini kemiklerinden ayırırım.’’ Alaric sertçe yutkundu. Bana karşı gelemezdi. Benim sarayımdaydı tek bir yanlış sözü onun ölümü demekti. Cian’ın sinir bozucu sesi tekrar geldi
‘’ Birileri yine ejderhaya dönüşüyor, lütfen Leydi Keylis.’’ Derin bir nefes aldım ve şarabımı tek seferde kafama diktim. Bir hizmetkar gelip kadehimi doldurduktan sonra geri çekildi.
Şuan tüm varisler olarak beklide dünyanın bir ilkini yapıyorduk çünkü hala kan dökülmemişti.
Nyx hafifçe öne doğru eğildi
‘’ Mireya bize kendinden hiç bahsetmedi. Hepimiz birbirimizi çok iyi tanıyoruz ama Mireya’yı ben ilk defa gördüm. Biraz kendini anlatsana, bize.’’ Mireya göz ucuyla bana baktığında kafamı silik bir şekilde salladım. O da hiç kimseye güvenmiyordu. Cian kollarını önünde birleştirdi.
‘’ Yani bende bu elemanı tanımıyorum.’’ Direkt Teriyos’a bakıyordu. Aslında onu herkes tanırdı ama Cian’ın neden böyle yaptığını anlayamıyordum. Mireya derin bir nefes aldı ve şarabından bir yudum aldı.
‘’ 17 yaşımdan beri bu saraydayım, Keylis’in ise sağ koluyum. O ne derse odur benim için. Onun dışında biri bana emir verirse pek de umursamam, kim olursa olsun. ‘’ Thalia derin bir nefes aldı
‘’ Kendini bu kadar kısa özetleyeceğini zannetmezdim.’’ Mireya derin bir nefes verdi
‘’ Az önce de söyledim şimdi de söylüyorum.’’ Parmakları kadehi daha sıkı kavradı.
‘’ Seni ilgilendiren kadarını anlatırım ben Thalia!’’ Cedric… Mireya konuştuğundan beri onu izliyordu ama gözlerindeki duyguyu aşırı iyi saklıyordu. Ne düşündüğünü kestirmek gerçekten zordu.
Cian göz ucuyla kolunda bir yere baktıktan sonra ayaklandı.
‘’ Tekrardan görüşmek dileğiyle, ama ölü bedenlerinizle.’’ Dedikten sonra ise hemen çıktı. O ölü bedeni ona gösterirdim ama şuan için sakin kalmam gerekiyordu. Sonra ise diğer tüm varisler yavaşça ayağa kalkıp çıktılar. Cedric en son kalktı ve son bir kez Mireya’ya baktıktan sonra o da çıktı.
Teriyos hepsi çıktıktan sonra elini anlına attı ardında alttan alttan bana baktı
‘’ Kendini nasıl sakin tuttuğunu sorabilir miyim ?’’ Hafifçe gülümsedim ama cevap vermedim. Varislerin bir planı olduğu açıktı bu planın ne olduğunu bilmesem de benim de elim armut toplamıyordu.
Dün gece
Mireya uyku sersemliğiyle bana bakıyordu üzerinde kırmızı bir gecelik vardı.
‘’ Beni neden gece gece çağırdığını sorabilir miyim Keylis ?’’ Ciddi duruşuma geçtim.
‘’ Yarın varisler gelecek. Bir planları oldukları kesin ama ben bu planı bilmiyorum. Bu yüzden biz de onlara karşı bir hamle yapacağız.’’ Durdum ve soğuk su dolu bardaktan koca bir yudum aldım. ‘’ Varisler krallıkları terk ettiğinde krallıkların savunması daha da azalacak. Yani içeri girişlerimiz çok kolay olacak. ‘’ Mireya kafasını salladı
‘’ Varisler yoksa krallıklar kendilerini daha fazla korur.’’ Hafifçe güldüm
‘’ Tüm varisler ir araya toplanmışken onlara kim ne zarar verebilir? ‘’ Mireya’nın gözleri parladı resmen.
‘’ Sen ve Eryon’da gidip krallıkları gezeceksiniz.’’ Mireya hafifçe gülümsedi.
‘’ Sonra onlar hakkında daha fazla bilgiye sahip olacağız.’’ Bende gülümsediğimde Mireya yerinde diklendi ve ayağa kalktı.
‘’ Tamam, yarın iş bende ama ben gelene kadar varisleri sarayda tutmalısın.’’ Kafamı salladığımda Mireya çıktı ve odasına doğru ilerledi.