İçeriğe geç

Sessiz Hanedan

Bölüm 3 · 9 dk okuma

Sessiz Hanedan

Bölüm 3

Kanın Hatırası

Bazen kendimizi yapayalnız hissederiz ve hiçbir şey yapmak istemeyiz ya, ben şuan tam o haldeydim.

Babam bana arkasında koca bir krallık, bulmam gereken bir küre, sahip çıkmam gereken kehanetleri bırakmıştı ve göçüp gitmişti. Bir de koca bir yalnızlık bırakmıştı annemin ölümünden sonra.

Babam benim her zaman oyun arkadaşım olmuştu küçükken. Öyle ki bazen ciddi bir meselesini hallederken katı, merhametsiz, duygusuz bir krallık lorduyken benim yanıma gelince ponçik bir adama dönüşüveriyordu. Ben onunla çay partisi yaptığımı bile az çok hatırlıyordum. Çünkü ben çocukken hiçbir çocuk benimle oynamak istemezdi. Ben çocuktum ama bir yandan da ölüm makinesi gibi yetiştiriliyordum. Bir kişi dahi canımı sıksa rahatlıkla öldürebilirdim o zamanda bile. Sırf bu yüzden çocuklar benden hep kaçarlardı onlara da bir şey yaparım diye. Ben o zamanda yalnızdım ve yalnızlığa gölge olan bir annem bir de babam vardı. Teriyos da vardı tabi ama o sürekli yanımda olamıyordu.

‘’ Keylis!’’ kulağıma gelen sesle irkilip bir anda dikleştiğimde hala babamın odasında olduğumu karşımda üzgün bir halde duran amcamı ve hemen yanında Teriyos’u gördüm. Derin bir nefes alarak diklendim. Düşüncelere dalmış olduğumdan onları duymamış olmam normaldi.

Amcamın üzerinde siyah bir pelerin vardı. Pelerinin omuz kısımlarında şuan tam olarak seçemediğim motifler vardı. İçinde ise siyah bir gömlek vardı ve altında ise aynı renk kumaş bir pantolon vardı. Kılıcı yerli yerinde durarken parmaklarında yüzükler vardı. Siyah saçlarının içine ağarmış teller karışmıştı ve kahverengi gözleri yorgun bakıyordu.

Omuzlarımı dikleştirdim ve silkelenip kendime geldim. Bakışlarımı tamamen amcama kilitledim.

‘’ Amca, az önce babam öldü. Krallığı ise bana ve Teriyos’a emanet etti.’’ Durdum ve nefes aldım. ‘’ Ancak Teriyos’un başa geçmesi demek isyan çıkması demektir. Çünkü kralın kendi kanından insanlar varken Teriyos biraz sıkıntılı olur.’’ Teriyos normalde kalbimi kırıyorsun Keylis diye söylenirdi ama şuan şaka yapacak hali yoktu.

‘’ Ben de geçemem çünkü zaten bulmam gereken bir küre var. Bu yüzden başa sen geçeceksin ve genel işlerle sen uğraşacaksın. Ama senin tek bir adımından bile ikimizin de haber olacak. Anladın mı ?’’ Amcam önce bir süre düşündü. O abisine yani babama çok bağlı bir insandı ve onun uygun gördüğü hiçbir işe karşı çıkmazdı bu sebepten dolayı buna da karşı çıkacağını zannetmiyordum.

Teriyos araya girdi

‘’ Ayrıca senin tahta geçmen halkı sevindirir çünkü sende her zaman bir liderlik vasfı vardı.’’ Kafamla Teriyos’a hak verdim. Amcam ise bakışlarını bana çevirdi

‘’ Tamam, abim uygun görmüşse bize zaten söz söylemek düşmez.’’ Hafifçe gülümsedim ama bu gülüş mutluluktan öylesine uzak bir gülüştü ki…

Teriyos hafifçe gülümsedi

‘’ Ben halkı zaten toparlamıştım Keylis. Senin şimdi çıkıp onlarla konuşman gerek, hepsi yıkılmış halde.’’ Kara haber tez yayılırmış dedikleri şey bu olsa gerekti. Babamın ölümünü şimdiden tüm halk biliyordu. Yavaşça kapıya doğru ilerledim ev ardından da konuşma balkonuna. Tüm halk göz yaşları içinde bana bakıyordu ortamdaki tek ses hıçkırıkların sesiydi. Sesimi yükselttim.

‘’ Sevgili Vintovka halkı,’’ derin bir nefes aldım ‘’ Bugün hepimiz büyük bir acı ve kederle karşı karşıyayız. Lordumuz Rowan Draven’ın ölümü hepimizi içten sarsan bir olaydı. ‘’ Gözlerim dolmamalıydı, halk beni bu şekilde güçsüz görmemeliydi.

‘’ Sizlerle beraber bende yalnızlık hissini iliklerime kadar hissediyorum. Leydimiz Ophelia Draven öldüğünde de aynı hisleri hepimiz birlikte yaşamıştık, Lordumuzun ölümünde de tekrar beraberce yaşıyoruz.’’ Gözlerim yanıyor ve boğazıma bıçak saplıyorlar gibi hissediyordum. Derin bir nefes aldım ama ben konuşmaya başlamadan önce Teriyos’un gür sesi halkın kulaklarına gitti.

‘’ Ölüm bir gün hepimizin kapısını çalacaktır Vintovka halkı! Bizim yapmamız gereken şey ise her ölümle beraber daha fazla güçlenmek. Rowan Draven ve Ophelia Draven bedenen öldüler ancak ruhları her zaman için kalbimizin içinde, bu topraklarda yaşamaya devam edecektir!’’ Halktan ona tezahüratlar gelirken bir adım öne çıktım ve sesimi daha fazla yükselttim

‘’ Çocukluğumuzdan beri hepimize aynı şey öğretildi; vazgeçmemek ve ne olursa olsun direnmek. Biz bugün vazgeçersek düşmanlarımız veya diğer krallıklar üstlere ulaşmak için bizi birer basamak olarak kullanırlar. Bu yüzden asla pes etmeden savaşmaya her daim devam edeceğiz!’’ Herkesten güçlü tezahüratlar yükseliyordu.

‘’ Leydi Keylis, çok yaşa!’’

Boğazımda oluşan yumru varlığını sürdürürken çenemi kaldırdım.

‘’ Sevgili Vintovka halkı, huzurlarınızda yeni Lordunuz Magnus Draven.’’ Çok güçlü bağırışlar yükseldi ama bu bağırışlar isyan bağırışları değildi. Sevinç sesleriydi…

Amcam bir adım öne çıktı ve bana kafasıyla selam verdikten sonra halka yöneldi

‘’ Savaşacağız sevgili halkımız, bir saniye bile durmadan savaşacağız. Yüzyıllardır kimseye boyun eğmeyen Vintovka Krallığının halkısınız siz. Topraklarımızı canımız pahasına koruyacağız!’’ Bağırışlar devam ederken yavaşça içeri geri döndüm. Teriyos bir adım arkamdaydı, o hiçbir zaman benim önümde yürümezdi her daim ya bir adım arkamda olurdu ya da hemen yanımda.

Odama girip kapıyı kapattığımda o da hemen arkamdan gelmişti. Üzerindeki pelerini tekrar çıkarttı ve yatağımın üzerine attı. Şu an sarayın gerçek Lord ve Leydisi biz olsak da amcam bizim için kukla görevi görüyordu.

Bu ise herkes için en sağlıklı olanıydı.

Teriyos elini anlına koydu ve sonra bakışlarını bana çevirdi.

‘’ Magnus’tan korkuyorum Keylis. Bizi hiç umursamayacak belki gün gelince.’’ Kaşlarım havalandı, bir yere kadar haklıydı ama sadece bir yere kadar.

‘’ Amcam benim sözümden çıktığı anda o güzel kafasından kurtulacağımı biliyorsun, Teriyos.’’ Teriyos elini anlından çekti ve gülümseyerek bana baktı. Yatakta oturuyordum o ise ayaktaydı bir anda önümde tek dizinin üzerine çöktü ve ellerimi tuttu

‘’ Sen benim hayatımda tanıdığım en güçlü kadınsın.’’ Hafifçe gülümsediğimde diz çöktüğü yerden kalktı ve kendini yanıma bıraktı. Bakışlarımı ona çevirdim

‘’ Daha güçlüsünü göremeyeceğinin garantisini sana veriyorum Teriyos.’’ Teriyos tekrar bana gülümseyerek bakarken oturduğum yerde hafifçe ona doğru döndüm.

‘’ Teriyos ?’’ Teriyos bir bana bakmadan bakışları halıya odaklanmışken

‘’ Hımm ?’’ dedi. Yavaşça boğazımı temizledim

‘’ Ailene ne oldu ?’’ Belki bu soruyu şuan sormam gerçekten çok yanlıştı, belki hiç anlatmak bile istemezdi ama çok merak ettiğim bir soruydu.

Teriyos ailesinden bana hiç söz etmemişti küçükken sorduğumda da hepsi öldü demişti ve konuyu her açmaya çalıştığımda kaçmıştı. Ailesiyle yüzleşmeye korkuyor gibi hissetmiştim ama gerçeğini asla öğrenememiştim.

Kafasını bana çevirmedi, derin bir nefes aldı ve bir anda içine giydiği gömleğin düğmelerini çözmeye başladı. Ardından gömleği kollarından sıyırdı ve bana sırtını döndü. Dudağımdan tiz bir çığlık kaçtı çünkü sırtı hiç iyi bir durumda değildi.

Yer yer derin kesikler vardı, kırbaç izleri her yanı kaplamıştı, yakıldığı çok belli olan yerlerde vardı. Çok korkunç görünüyordu sonra bir gerçekle daha yüzleştim, boynunda ip izleri vardı. O çok acı çekmişti ve sırtı en büyük kanıtıydı. Gömleğini tekrar giydi düğmelerde bir kaçını bağladı ve gerisini açık bıraktı. Bu sefer bakışlarını keserle bana çevirdi. Her zamanki canlılığından eser yoktu. Derin bir nefes aldı

‘’ Annem beni kendi babamla değil babamı aldatarak hiç tanımadığım bir adamla yapmıştı. Sonrasında gelip babama durumu anlatmış, babam o kadar öfkelenmiş ki anneme… Ama ona bir şey yapmamış çünkü ne kadar öfkelenirse öfkelensin onu canından bile çok seviyormuş.’’ Derin bir nefes aldı

‘’ Sonra ben doğmuşum, babam o günden beri benden ölesiye nefret ediyordu. İlk doğduğum zamanlarda ben çok ağlıyormuşum ama her ağladığımda babam bana bir tane vuruyormuş. Bu yüzden ben ilk aylarım haricinde hiç ağlamamışım.’’ Bu kadarı bir çocuğun taşıyabilmesi için çok ağır bir yük değil miydi ?

‘’ 7 yaşımda beni dövmesi daha da arttı. Artık sadece tekme ve tokat değildi onun işi. Eve kırbaçla geliyordu sırtıma vuruyordu, şömineden aldığı o yanmış odunları sırtıma fırlatıyordu, göğsüme bastırıyordu. Ağzımı bile açamıyordum Keylis korkudan. Ağlayamıyordum sadece bitmesini bekliyordum. Annem geliyordu sonra onun da babamdan pek bir farkı yoktu o da dövüyordu, hakaret ediyordu. ‘’ sesi titremeye başlamıştı.

‘’ Bu bayağı böyle devam etti ben 16 yaşıma gelene kadar her gün beni boğmaya da çalıştılar, öldürmeye çalıştılar, kendi büyü gücümü elimden almaya çalıştılar, kehanetimi parçalamaya çalıştılar. Sonra ben dayanamadım bir gün babam elinde kılıcıyla geldi ve beni ciddi ciddi öldürmeye çalıştı. Ben de susmadım artık karşı çıktım ve babamın elinden kılıcı aldım ve babamı öldürdüm. Sonra anneme dönüp onu öldürdüm.’’ Sesi çatallaşmıştı

‘’ Sonra sabaha kadar ağladım, ellerimdeki kana baktım ve ağladım her gün ağladım. Yıkıyordum ama o kan lekeleri geçmiyordu, bak ellerime hala kan var. Geçmiyor Keylis.’’ Teriyos ellerine bakarken elleri titriyordu. Omzunu tuttum ve yavaşça kendime çekip sıkıca sarıldım. O ise benim omzumda soluklanmaya çalıştı

Bir çocuğa neden böyle davranırdı bir insan? Onun suçumuydu bu karanlık dünyada doğmak? İnsanlar hep böyleydiler, bir suç işledikleri zaman sırf kendi rahatları olsun diye o suçun acısını başka insanlardan çıkartırlar. Sadece kendi vicdanları rahat olsun diye.

Teriyos’un elindeki ilk kan kendi anne ve babasınındı. O ikisi Teriyos’tan belki nefret ediyorlardı ama o şuan bunun acısını çekiyordu.

Kafasını yavaşça kaldırdığında ağlamadığı halde gözleri kıpkırmızı olmuştu. Yavaşça ayağa kalktı ve pelerinini aldı. Ellerine tekrar tekrar bakıyorken ban döndü.

‘’ Ben ellerimi yıkamaya gidiyorum.’’ İçim sızlıyordu. Ona sadece çok hafif bir tebessümle baktım ama bu tebessüm mutluluktan çok uzaktaydı, sadece hüznün ağırlığını taşıyordu.

Teriyos kapıdan çıktığında derin bir nefes aldım. O şuan benim yanımda çok çocuksuydu çünkü çocukluğunu hiç yaşayamamıştı.

En kusursuz cinayetti bana kalırsa birinin çocukluğunu vahşice öldürmek.

Kapım çaldığında kafamı kaldırdım ve omuzlarımı dikleştirdim. Komutumla kapı açılınca gelen kişi sarayın hizmetkarlarından birisiydi.

‘’ Efendim, akşam yemeği için büyük salona bekleniyorsunuz.’’

Gitmek istemiyordum ama gitmek zorunda olduğumun da farkındaydım. Üzerimi değiştirmeye üşenerek hizmetlinin ardından bende odamdan çıktım.

Büyük salona doğru ilerlerken sarayın altın işlemeli duvarlarının arasından geçtim ve büyük salonun kapısının önüne gelince iki muhafız bana kapıyı açtı ve bende içeri girdim hızlı adımlarla.

Büyük salonun duvarları krem rengindeydi ve duvarlarında altın işlemeler vardı, yer yer asılı ejderha tabloları vardı ve tam ortada ise annem ve babamın yan yana duran resimleri vardı. Gözüm ona takıldı ve uzunca bir süre resme baktım.

Babamın üzerinde siyah bir pelerin vardı ve pelerinin omuzlarında beyaz renkte ejderha motifleri çizilmişti. İçine giydiği siyah takımıyla da buz gibi mavi gözlerini ortaya çıkarmıştı. Annem ise kızıl saçlarıyla gülümsüyordu. Yanaklarında oluşan iki çukur vardı ve yeşil gözleri ortadaydı. Üzerinde krem rengi bir tuvalet vardı, tuvaletin göğsünde bir dekolte varken omuzlarında ve eteklerinde ince işlemeler vardı.

Gözlerim yine sızlamaya başlamıştı boğazımda ki yumru yerini alırken kafamı hafifçe salladım ve yerime doğru ilerledim. Babamın eski yerinin hemen sol yanıydı benim yerim. Amcam ise artık babamın koltuğundaydı. Masa da çeşit çeşit yemekler vardı; dolmalar, kızarmış tavuklar, pilavlar…

Hemen karşımda ise Teriyos yerini almıştı, bana gülümseyerek bakıyordu. Bende ona tebessüm ettikten sonra masanın devamına baktım ama Eryon’dan, tabur liderimizden, başka kimse yoktu. Şaşkınlıkla amcama baktım, normalde de fazla kalabalık olmazdık ama bu sefer gözüme daha az gelmişti. Belki de babamın yokluğuydu o azlık…

‘’ Keylis, yarın babanın cenazesi için diğer varisler buraya gelecekler haberin var değil mi ?’’ Beynimde resmen şimşekler çaktı. Diğer varislerin neden umurlarındaydı ki babamın ölümü. Oturup oynayacakları yerde hepsi cenazeye neden geliyordu ?

Teriyos benden önce davrandı

‘’ Diğer varisler neden gelsinler ki ?’’ Amcam omuz silkti.

‘’ Bilmiyorum bana bugün 6 tane mektup geldi mektupların hepsinde de yarın geleceklerini söylemişlerdi varisler.’’ Omuzlarımı dikleştirdim, ağzıma bir parça kızarmış tavuk atarken geriye yaslandım

‘’ En layığıyla karşılayacağım hepsini.’’ Amcam bana ateş saçan gözlerle baktı

‘’ Sakın, birini bile öldürmeye kalkma Keylis! Bu savaş sebebidir.’’ Hafifçe güldüm ve amcama biraz yaklaştım

‘’ Karşında kim olduğunu unutmadan konuş, Magnus. Ayrıca kaçınılmaz olan bir savaştan korkuyorsan söyle seni tahttan bizzat indireyim!’’ Teriyos’un dudakları kıvrılırken amcam sertçe yutkundu ve ağzını peçeteyle sildi. Ardından ayağa kalktı, onunla beraber Eryon’da kalkmıştı ama ben hiç umursamadım.

‘’ Pişman olacağın şeyler yapma Keylis!’’ Çatalla tavuktan tekrar yerken ağzım dolu bir şekilde amcama seslendim

‘’ Kelleni kapının önüne astıracağım işleri sende yapmasan iyi olur, Sevgili Amcacığım.’’ Amcam hızla uzaklaşırken Teriyos kocaman bir kahkaha attı. Tüm salon onun sesiyle doluyordu

Amcamın kapıdan çıkacağı sırada tekrar bağırdım.

‘’ Ben Vintovka Krallığının Leydisi, aynı zamanda tek varisiyim. Benim sözüme karşı gelenlerin hepsinin kemikleri çürüyor Magnus! Bana karşı gelirken iki defa düşün.’’

Bölüm sonu

1 yorum