İşaGülümseyerek etrafı seyrettiğim sırada yanımıza Nyx geldi. Yanakları kızarmıştı. Şaşkınlıkla ona bakarken yavaşça Orien’a yaklaştı.
‘’ Dans edelim mi ?’’ Keşke onu tanımasaydım. O kadar masum, öylesine saf ve güzeldi ki şuan. Ama içindeki karanlığı bilmem ona karşı hislerimi çok karıştırıyordu. Aslında herkesin içinde bir yerlerde karanlık vardı. Gerçekten Nyx’den sırf bu yüzden mi nefret ediyordum? Benimde karanlığım vardı, o zaman diğerleri benden neden nefret etmiyordu ki? Tuttuğumu fark etmediğim nefesimi verirken Orien’ın bakışları bana döndü. Onay bekliyordu, netice de öldürmem gereken biriyle dansa kalkacaktı.
Bu kararı ona bırakarak omuz silktiğimde bana gülümsedi ve bakışlarını Nyx’e çevirdi.
‘’ Neden olmasın Orman Güzeli ?’’ Nyx’in yanakları daha çok kızardığında, Orien onun elini tuttu ve beraber pistin en ortasına doğru ilerlediler. Umarım aşık olmamıştır…
İkisi beraber tutkuyla dans ettikleri sırada benim göğsümde derin bir korku vardı. Teriyos bana gülümseyerek baktı
‘’ Bizim oğlan düşman ellerinde.’’ Gülerken kafamı sağa sola salladığımda içki bardağından bir yudum daha alacaktım ki tadının ne kadar kötü olduğu aklıma geldi ve bardağı yerine bıraktım.
Kısa bir süre sonra bir hizmetli önüme bir kadeh bıraktı. İçerisinde de şarap vardı. Gülerek bardağa baktıktan sonra kadehi aldım ve kafama diktim.
Dans müziği sesi arttıkça, dansçıların coşkusu da arttı. İçimde hem korku hem de mutlulukla dans edenleri izliyordum. Korkuyordum; Orien’ın aşık olmasından, mutluydum; savaş bizden çok uzaktı. Aynı zamanda ensemizdeydi.
Birden bacağıma sıkıca sarılan birine karşın elimde şarap bardağıyla dona kaldım. Burada çocuk mu vardı ? Kafamı yavaşça yere eğdiğimde on siyah saçlar ve yeşil gözlerden bunun Lysara olduğunu anladım. Bana sıkıca sarılmış gülümsüyordu. Yüzüme derin bir gülüş otururken yere eğildim ve onu kucağıma aldım. Bana hala gülerek bakarken ben de ona güldüm.
Evet, bu minik Kaen’in kardeşiydi ama bizim yanımızda su kadar temizdi, saftı. Onun suçu değildi Kaen’in kardeşi olmak. Bu yüzden ona karşı duyacağım nefret benim ayıbım olurdu. Birden Kaen’in sesini arkamda işittim
‘’ Güzelim, gel bakalım.’’ Lysara’nın minik ve parlak yeşil gözleri abisine döndü sonra hızla tekrar boynuma sarıldı. Gülerek ona baktığımda bakışlarımı Kaen’e çevirdim.
‘’ Sana gelmek istemiyor Virelith.’’ Kaen güldüğünde kollarını göğsünde birleştirdi. Çok iri ve heybetli olduğu için üzerindeki elbiseler gerilmişti.
‘’ Kardeşimi düşman ellerde bırakamam Gölge Prenses.’’ Sert bakışlarımı ona çevirdim. Hadi ama ona zarar vereceğimi düşünmüyordu değil mi? Lysara kafasını gömdüğü yerden kaldırdı ve en az benim kadar sertçe abisine baktı
‘’ O bana zarar vermez abi! Ben dans edeceğim onunla.’’ Kocaman gözlerle ona baktığımda bana gülümsüyordu. Bana bu kadar bağlanmış olması içimde kelebekler uçuruyordu. Bir adım atacağım sırada Kaen kolumdan yakaladı ve beni hafifçe geri çekti
‘’ Gölge Prenses, kardeşimi indirir misin ?’’ Korkuyordu. Gerçekten ona zarar vereceğimden korkuyordu. Bu kadar acımasız mı görünüyordum ben dışarıdan? Bir çocuğa zarar verecek kadar.
Gerçi korkusunda haklıydı, ben düşman taraftım.
Derin bir nefes alarak Lysara’yı indirdiğimde o da mecburen abisine doğru ilerledi. Kaen eğilip onun kulağına bir şeyler fısıldadıktan sonra bana döndü karanlık bakışları.
‘’ Ona zarar vermeyeceğini biliyordum. Sadece küçükken ona yapılan bir büyü sonucunda ciddi bir hasar aldığından dolayı fazla hareket etmek onu yoruyor ve hemen kötüleşiyor. ‘’ Tuttuğumu fark etmediğim nefesimi verdiğimde o da bir nefes aldı.
‘’ O kadar da buz değilsin Gölge Prenses… Suratını öyle yapma.’’ Şuan aşırı bir tebessüm edesim vardı ama yapamazdım, o düşmandı. Bana bir adım yaklaştı ve
‘’ Unutma seni ben öldüreceğim, kendi kendine ölmen hiç hoşuma gitmez.’’ Sert bakışlarımı gözlerine diktim.
‘’ Demek ki bazı şeyler hoşuna gitmeyecek Virelith, beni sen öldürmeyeceksin. ’’
‘’ Sonsuza kadar yürümeyeceksin Gölge Prenses… Duracağın yere gelirsek; onu ben belirleyeceğim.’’ Kaşlarım havalandığında tek bir söz söylememe izin vermeden arkasını döndü ve gitti.
Orada öylece kaldım çünkü ilk defa biri bana karşı böyle emrivaki konuşmuş ve gitmişti. Kendimi gerçekten garip hissediyordum.
‘’ Keylis.’’ Düşüncelerim yarıda kesilirken kafamı sesin geldiği yöne doğru, Mireya’ya doğru, çevirdim. Bana anlamsızca bakıyordu, Teriyos’da bana döndü ve gülümseyerek yanıma geldi.
‘’ Dans edelim mi Leydim ?’’ Kafamdaki düşünceleri tamamen silerek bana uzattığı elinin üstüne elimi koydum ve yavaşça piste doğru ilerleyip en ortaya geçtik. Onun eli benim belime giderken benim ki de omzuna gitti ve diğer ellerimiz de birleşti. Müziğin ritmi insanın içini okşarken, Teriyos belimi hafifçe geriye eğdiğinde o da üzerime eğildi. Bana hala gülümseyerek bakarken ben de gülümsedim ve hızla kalktı ve beni biraz kendinden uzaklaştırıp kendi etrafımda döndürdü. Sonra hızla belimden tutup kendisine çekti.
Tekrar sakince dans ederken kulağıma doğru eğildi
‘’ Varislerin amacı gerçekten sadece eğelenmek mi ?’’ Gülümserken kafamı sağa sola salladım
‘’ Değil, ama bırakalım bizim öyle düşündüğümüzü sansınlar.’’ Yüzündeki tebessüm derinleşti. Varisler belki şuan sadece bunu düşünmemizi istiyordu. Biz de sadece bunu düşünüyormuş gibi yapıyorduk. Ama adım kadar iyi biliyordum, bu gecenin sonunda kan dökülecekti.
Gözlerim etrafta gezinirken Nyx ve Orien’ın hala dans ettiklerini gördüm. İkisi de gerçekten mutlu görünüyorlardı. Gözlerim bu sefer Kaen’e takıldı. Dans edenlere bakıyordu bu çok netti hatta öldürecek gibi bakıyordu ama kime baktığını çözemiyordum çünkü biraz uzaktaydı. Bakışlarımı ondan çektim.
Teriyos bir anda elini ensesine attı. Yüzünde gerçekten acı çeker gibi bir ifade vardı. Diğer eli yumruk olmuştu ve var gücüyle sıkıyordu, dudaklarından bir inleme döküldü. Acı çekiyordu.
‘’ Teriyos!’’ Cevap vermiyordu. Derin derin nefesler alırken elini ensesine daha çok bastırdı ve artık dayanamadığından olsa gerek boğuk bir şekilde bağırdı. Müzik çalmaya devam ediyordu ama dans eden kimse yoktu.
Teriyos yanında ki bir sandalyeye kendini bıraktığında boğuk hırıltıları artmıştı. Bir süre sonra ise elini çekti. Hala derin nefesler alıyordu. Eteklerimi hafifçe kaldırdım ve arkasına geçip ensesine baktım.
Tam ense kökünde 8 köşeli bir yıldız vardı. Yıldızın ortasında ise bir daire vardı. Yıldızın içinde ve dairenin etrafında ise işlemeler vardı. Bu işaret Teriyos’un ensesine kazınmıştı.
Bakışlarımı varislere çevirdiğim de hepsinin gözlerinde şaşkınlık vardı. Biz daha bu olayın şokunu atlatamamıştık ki, Kaen’in az önce giriş yaptığı pencereden bir ejderha daha girdi. Bu ejderha siyah beyazdı. İki rengi de üzerinde taşıyordu. Çok kudretli bir şey olduğu ise her halinden belliydi. Hepimiz kenara çekilirken o ejderhanın üzerinden birisi indi.
Üzerinde siyah bir cübbe vardı, hiçbir yeri görünmüyordu ve cübbenin şapkası da kapalıydı. Kim olduğunu çözemediğimiz kişi yavaşça en ortaya geldi ve gür sesiyle seslendi
‘’ Sevgili Varisler; Yüzyıllardır sizin gibi tüm varislerin peşinde olduğu, hepinizin ulaşmak istediği ancak sadece bir varisin ulaşabileceği yeşil küreye ulaşmak için varislerin gerekli çabayı göstermediğini fark etmiş bulunduk. Sizleri bu konuda uyarmaya geldim. Unutmayın, yeşil küre sadece tüm varisleri öldürmekten geçmez, ona ulaşmak için bin bir farklı yoldan geçmeniz gerekir. Hatta bazen tüm varislerin orada olması gerekir o yolu geçebilmek için, kimi zaman birlik olmanız gerekir. Lakin siz bunların hiç birini umursamıyorsunuz!’’ Artık sesi sert çıkıyordu ve söylediklerinde kesinlikle haklıydı.
‘’ Yüzyıllardır biz hiçbir varisi bu konuda uyarmamıştık. Ama sizleri uyardık, bu yüzden artık yeni bir kural getirmemiz gerekiyordu.’’ Tüm varisler olarak soluğumuzu tutmuş onu izlerken siyah beyaz ejderha homurtular çıkartıyordu.
‘’ Yeşil Küre artık yalnızca siz doğmadan önce vücudunuza işlenen Yeminlerle açılacak.
Siz küreye yaklaştığınız anda yemin aktive olacak ve sizin o an bir seçim yapmanız gerekecektir. Ya en sevdiğinizin ölümü, ya da sizin. Bu en sevdiğiniz şey bir ejderha, insan veya farklı bir şey olabilir.
Her kişinin yemini o kişinin kendi karanlığı ile mühürlüdür.
Bu yolda aşk sizin için sadece bir zayıflık, merhamet sadece lanet güven ise ölüm olacaktır.
Küreye yaklaştığınız her bir adımda daha fazla acı çekeceksiniz.
Eğer bir varis kendi yeminini reddederse o an; krallığı yerle yeksan olur, gökten kan yağar, ejderhalar sadakatlerini kaybederler ve küre sonsuza kadar kendisini yok eder.’’ Kanım çekilirken o da geri geri adımlar atmaya başladı.
‘’ Yeşil Küre’ye ulaştığınızda görüşmek dileğiyle Varisler!’’ Ejderhasının yanına gelince elini sadece bir defa havada salladı ve tüm pencere yeniden sağlamlaştı sonrasında ise birden yok oldular.
Müzik durmuştu.
Kanım çekilmişti. Yeşil küreye ulaşmak önceden de zordu ama bu denli değildi. Şimdi ona ulaşmak imkansızdı. Ne getirdiğini bile tam olarak bilmediğimiz lanet olası bir kürenin peşindeydik, canımız pahasına hem de!
Bakışlarımı diğer varislere çevirdiğimde onlarında benimle aynı durumda olduklarını gördüm; şaşkın. Cian çenesini hafifçe kaldırdı ve tuttuğunu fark etmediği nefesini verdi
‘’ Bu neydi şimdi ?’’ Hiç birimiz bilmiyorduk. Varislerin artık birlik mi olması gerekiyordu yoksa düşmanlığa tam gaz devam mı kestiremiyordum. Ama artık bana hiç de mantıklı gelmeyen şeyler olmaya başlamıştı. Bu ölümdü, sadece mutlak güç için 7 can almak gerçekten bu kadar basit olmamalıydı. Bu kürenin arkasında farklı şeyler vardı. Cedric tam yanımda belirdi
‘’ Ölümün her seferinde bize daha çok yaklaştığını ve yeşil kürenin bizden uzaklaştığını unuttuğumuz için ufak bir hatırlatma yaptılar.’’ Sıçtığımın küresi! Derin bir nefes verdiğimde Alaric kaşlarını kaldırdı ve dilini damağına vurdu
‘’ Bunu duygularımızı elimizden alarak mı yapıyorlar ?’’ Sesinde okunan en net duygu saf öfkeydi. Nyx’de ortaya doğru yaklaştı
‘’ Kesinlikle Alaric’e katılıyorum.’’ Cedric aşağılayıcı bir gülümsemeyle onlara baktı.
‘’ Evreni yönetenler size katılmıyor. Sözlerinize dikkat edin bence, felaketlere yol açmayın.’’ Şuan Cedric haklıydı. Eğer evreni yönetenlere karşı bir isyanda bulunursak bizi uyarmak için çeşitli şekillerde bize acı verirlerdi. Thalia derin bir nefes verdi
‘’ Balo devam ediyor!’’ sesi güçsüz çıkmıştı, belki de yorgun. Bakışlarımı oturan Teriyos’a çevirdim ve ayağa kalkması için elimi uzattığıma yavaşça tuttu ve kalktı. Kendi masamıza doğru ilerledik Orien’da gelmişti. Masama bırakılan yeni şarap bardağını direkt kafama diktim ve sertçe masaya bıraktım. Ardından bakışlarımı Mireya’ya çevirdim.
‘’ Yarın gideceğiz.’’ Kast ettiğim yer mezarlıktı; ölü mü diri mi çıkacağımızı bilmediğim mezarlıktı. Çenemi kaldırdım ve etrafa bakmaya devam ettim.
Oyunlar ve danslar devam ederken yine bacağıma sıkıca sarılan birisiyle göz göze geldim. Lysara’ydı bu. Ama onu kucağıma alamazdım veya dans edemezdim. O acı çekerdi ve bir çocuğun acı çekmesi en son isteyeceğim şeydi. Ona bakarken bana gülümsedi
‘’ Senin adın ne ?’’ Sesi çok tatlıydı. Saçlarını okşarken gülümsedim
‘’ Keylis.’’ Kaşlarını kaldırdı ve eteklerimle oynadı
‘’ Çok güzel bir prensessin sen.’’ Gülüşüm yüzüme daha çok yayılırken hafifçe eğildim ve onu kucağıma alarak bir sandalyeye oturttum. Ellerimle yüzündeki saçları geriye doğru iteledim ve ona gülümseyerek baktım.
‘’ Sen benden daha güzel bir prensessin ama.’’ Kocaman bir kahkaha attı ve kafasını sağa sola salladı
‘’ Hayır, ben çok çirkin bir prensesmişim, annem öyle söyledi. Aynı canavarlara benziyorum ben.’’ Yüzümdeki tebessüm donuklaştı. Annesi mi söylemişti? Bu nasıl bir vicdandı?
Hızla kafamı sağa sola salladım.
‘’ Sen benim hayatımda gördüğüm en güzel prensessin Lysara. Ayrıca canavarlara benzemiyorsun. Şu tatlılığa bak, nasıl canavar olabilirsin sen ?’’ Yüzünde gerçek bir tebessüm olduğunda ben de ona karşı gülümsedim ama içim yanıyordu. Bir süre yere baktı sonra tekrar bana baktı
‘’ Senden bir şey isteyebilir miyim ?’’ Gülerek ona baktım
‘’ Ne istersen.’’ Biraz utanıyordu bu belliydi.
‘’ Annemi çok uzak diyarlara götürür müsün? Abim bana öyle demişti. Sevmediğimiz ve gereksiz insanları siz çok uzak diyarlara götürüyormuşsunuz. Onu da götürür müsün lütfen?’’ Daha çok şaşkınlığa uğruyordum. Bu kız ne yaşamıştı? Ama Kaen’i tebrik etmek gerekirdi ölümü ancak bu şekilde anlatmıştı ona.
‘’ Neden öyle söyledin ?’’ Omuz silkti
‘’ Bana hiç güzel davranmıyor.’’ Kaşlarım havalandı
‘’ Nasıl davranıyor ?’’ Derin bir nefes aldı ve fısıltıyla konuştu
‘’ Abim gelmeden önce beni her akşam dövüyordu, evde sürekli başka tanımadığım adamlar vardı ve onlar da bana vuruyorlardı. Bana sürekli kötü sözler söylüyor. Abim geldikten sonra ise ondan korktuğu için gizlice yapmaya başladı Keylis Abla. Ama benim canım çok acıyor.’’ Nefesim tıkanmıştı.
‘’ Abinin haber var mı bundan ?’’ Kafasını sağa sola salladı, gözünden bir damla yaş döküldü. Bu yaşın hesabını soracaktım.
‘’ Ona söylersem de annem gibi bana kızar diye korkuyorum.’’ Annesi babasını aldatıyordu, yetmezmiş gibi el kadar çocuğu dövüyordu ve dövdürüyordu. Kafamı hızla sağa sola salladım.
‘’ Abin sana kızmaz benim minik prensesim. O sana kıyamaz, o seni çok seviyor.’’ Omuz silktiğinde daha fazla ağlamaya başladı. Onu kucağıma aldığımda ise omzumda ağlıyordu. Dişlerimi sıktım, bir çocuğun taşıyabileceğinden çok fazla bir yüktü. Kafamı çevirdiğimde Kaen’in bu tarafa doğru geldiğini gördüm. Benden üç adım uzakta olduğu anda kaşlarımı kaldırdım ve çenemle gitmesi için işaret verdim. Neden böyle yaptığımı anlamamıştı ama gitti.
Lysara’nın ağlaması durunca onu kucağımdan indirdim ve göz yaşlarını sildim.
‘’ Eğer bir daha böyle bir şey olursa ya abinin yanına git ya da benim yanıma gel tamam mı ?’’ Kafasını salladı ve hızla uzaklaştı. Kısa bir süre sonra ise Kaen yanıma geldi. Yüzünde sinirli bir ifade vardı.
‘’ Niye ağladı ?’’ Endişeliydi, kardeşini haddinden fazla seviyordu. Bense kelimeleri nasıl toparlayacağımı bilmeyerek başladım.
‘’ Sen kaybolduğunda, annesi Lysara’yı her gece dövüyormuş ve eve gelen ama onun tanımadığı adamlar da onu dövüyormuş. Şimdi sen varsın diye de gizlice yapıyormuş. Canının çok acıdığını ve annesini uzak diyarlara götürmemi istediğini söyledi.’’ Bunu bilmek belki de en çok Kaen’in hakkıydı. Yüzünde saf bir acı vardı. Belki de duygularını ilk defa bu kadar göstererek yaşıyordu. Çenesini kaldırdı ve bana baktı
‘’ Canı acıdığı için mi ağladı ?’’ Kafamı salladığımda gözlerini kapattı ve dudaklarını ıslattı. Keskin yüz hatları ve kasları gerilmişti. Sinirleniyordu. Elleri ise yumruk olmuştu. Bir anda gözlerini açtı
‘’ Bu gece onu sizin sarayınıza götürür müsün ?’’ Katliam çıkartacaktı gözlerinde parlayan alev bunun habercisiydi ve bunların hiç birinden kardeşinin haberinin olmasını istemiyordu. Bana güvenmesi işin cabasıydı. Kaşlarımı kaldırdım
‘’ Bana neden güveniyorsun ?’’ Derin bir nefes verdi
‘’ O sana güvenip bunları anlatmış Gölge Prenses, bana değil. Bir çocuğa zarar vermessin.’’ Kafamı salladım ama tam gidecekken kısık bir sesle seslendim
‘’ Senden korktuğunu söyledi Virelith, ona kızacağından korktuğunu söyledi. Korkuyu herkese hissettir ama ondan uzak tut.’’ Kaşları havalandı bu sefer emir veren bendim. Hızla yanımdan uzaklaştı.
Masaya döndüğümde onların bir sohbete daldığını gördüm.
Balo kanla bitmemişti ama keşke kanla bitseydi diyeceğim olaylara şahit olmuştum. Ve oyun bu gece bitmedi… sadece şekil değiştirdi.