İçeriğe geç

Sessiz Hanedan

Bölüm 9 · 10 dk okuma

Sessiz Hanedan

Bölüm 9

Balo

Çenemi kaldırdım ve kendime aynadan bir kere daha baktım.

Kan kırmızısı etekler siyahla sarmalanmıştı, kat kat inen kumaşlar karanlık bir çiçeğin açılışı gibi dalgalanıyordu. Göğüs kısmımdaki siyah işlemeler ve yakut taşlar, zarafetin içindeki tehlikeyi fısıldıyordu. İnci ve taş zincirler etek boyunca süzülerek kraliçeye yaraşır bir ihtişam katıyor. Siyah dantel eldivenler ve boynumdaki kan damlası kolye ile de çok şıktım. Kızıl saçlarımı açık bırakmıştım, dudağıma koyu kırmızı bir ruj sürmüş ve gece siyahı metalden ince dokunuşlarla işlenmiş, ortasında kan kırmızısı bir yakut yanan bir kalp gibi parlıyor. İncecik zincirler şakaklarıma doğru süzülüyor, ucundaki küçük taşlar her adımda ışığı hapsediyordu.

Hazır olduğumu hissettiğimde odadan çıktım. Bu davete amcam da gelecekti ama ona karşı herhangi bir korkum yoktu dün zaten ona gerekli uyarıyı yapmıştım. Sarayın altın işlemeli krem rengi duvarları arasında gezerken Orien’ı gördüm. Hızla yanına yaklaştığımda beni görünce yüzünde derin bir tebessüm yerleşti ve derin bir iç çekti. Ardından elini burun kemerine attı ve ağlama takliti yapmaya başladı.

‘’ Sen bu kadar büyüdün mü ya ?’’ Şuh bir kahkaha attığımda o da elini çekti ve bana yüzünde derin bir tebessümle bakmaya başladı.

‘’ Sen gelmek ister misin ?’’ Sorum onu şaşırtmıştı, beklemiyordu büyük ihtimalle. Bir anda yüzü ışıldadı resmen.

‘’ Orada güzel kızlarında olduğunu düşünerekten geliyorum.’’ Güldüğümde o da güldü ve hızla yanımdan ayrılıp benim geldiğim yönün tersine ilerledi. Amacı tabiî ki kızlar değildi ben istediğim için geliyordu.

Mireya odasından çıktı ve bana doğru gelmeye başladı. Zümrüt yeşili ipek elbise, ışıkta parlayan beyaz saçlarına büyüleyici bir zıtlık katıyor. Göğüs kısmında altın işlemeler var, ince omuz askılarından dökülen tül ise zarafeti tamamlıyor. Belinde ince bir yeşil taş kemer var, gözlerinin tonuyla birebir aynıydı. Çok güzel görünüyordu. Hızla yanıma geldi gergin hissettiği her halinden belliydi. Etrafa hızlıca bir baktı ve elini anlına vurdu.

‘’ Teriyos ne halt ediyor acaba ?’’ demesiyle beraber Teriyos arkasında belirdi. Üzerinde yeşil renkte bir pelerin vardı ve pelerinin omuzlarında ise beyaz bir kürk, içine giydiği yeşil gömleğin üzerinde bir ejderha broşu vardı. Beyaz saçları ve mavi gözleri ışıldıyordu. Onun arkasından ise Orien geldi. Üzerinde siyah bir pelerin vardı ve içinde de beyaz bir gömlek. Ellerinde yüzükleri vardı ve gömleğin üzerinde gümüş ince işlemeler görünüyordu.

Teriyos ve Orien birbirlerinden nefret ederlerdi ve ben bu detayı tamamen unutmuştum. Teriyos, Orien’a baktı ve yüz ifadesi anında sertleşti

‘’ Bunun burada ne işi var ?’’ Orien benim yanıma geldi ve aynı nefretle Teriyos’a baktı. Çok karizmatik göründüklerinden haberleri yoktu.

‘’ Leydimiz davet edince bize de icabet etmek düşerdi.’’ Teriyos’un bakışları bana döndüğünde ciğerlerimi havayla doldurdum ve sert bir bakış attım her ikisine de

‘’ Gidip gelene kadar birbirinize bulaşmayacaksınız!’’ İkisi de kafalarıyla onaylarken çıkışa doğru ilerledik ve bizim için ayrılmış geniş at arabasına bindik. Arabayı iki tane siyah at çekiyordu ve içi genişti. Karşılıklı koltuklara oturduğumuzda, Orien benim yanıma oturdu ve diğerleri tam karşıma oturdu.

Magnus bizden daha sonra gelecekti.

Ortamda derin bir sessizlik vardı. Bugün ben sarayda olmayacaktım, sarayda güvendiğim insanlar da sarayda değildi. Yani saray savunmasızdı.

Bu yüzden Eryon’u özellikle uyarmıştım tüm güvenliklerin artırılması konusunda. Çünkü o varislerden her şey beklenirdi.

Bir süre daha ilerledikten sonra Silverwood krallığına giriş yapmıştık.

Arabadan indiğimde etrafı inceledim saray büyüktü ve duvarları kirli beyaz renkteydi. Tam ortada ise büyük bir ejderha çeşmesi vardı. Çeşmenin ortasında Thalia’nın ejderhasının, Naytherion’un, bir heykeli vardı ve ağzından su akıyordu. Adımlarımı biraz daha hızlandırıp saraya girdim. Sarayın duvarları kirli beyaz renkteydi ve üzerinde çeşitli işlemler, yer yer tablolar vardı.

Sağ tarafa döndüğümdeyse büyük salonun kapısına geldim ve kapılar bana iki muhafız tarafından ardına kadar açıldı. Diğerleri bir adım arkamdan gelirken büyük salona girdim.

Yüksek kemerli tavanlardan sarkan devasa kristal avizeler, altın ışıklarla salonu büyülü bir parıltıya boğuyor. Mermer zemin, her adımı yankılatan soğuk bir ihtişam taşıyor; üzerinde altın ve gümüş desenli halılar yumuşakça uzanıyor. Duvarlarda krallığın arması işlenmiş dev aynalar ve zarif sütunlar yükseliyor. Köşelerdeki orkestranın çaldığı hafif müzik, salonu bir rüya gibi sarıyor. Her şey, gecenin bir masala dönüşmesi için hazırlanmıştı. Ama bu gece mutlu sonla biten bir masal gibi olmayacaktı.

Birkaç adım daha atıp salonun daha da içine girdiğimde karşımda Thalia ile karşılaştım. Yüzünde samimiyetsiz bir gülüşle bana bakıyordu. Gerçekten birbirlerinden bu kadar nefret eden insanları bir araya getirmek ne kadar mantıklıydı ? Hiç mantıklı değildi. Her an birimize suikast düzenlenebilirdi. Düşman evinde kendimizi asla güvende hissetmezdik.

‘’ Leydi Keylis Draven, hoş geldiniz.’’ Dudaklarım samimiyetsizce kıvrıldı.

‘’ Hoş bulduk, Leydi Thalia Moravin.’’ Bakışlarını arkama çevirdi ve kafa hareketiyle onlara da selam verdikten sonra tekrar bana döndü. Eliyle bir masayı işaret ettiğinde oraya doğru ilerledim ve gelince de bakışlarımı ona kilitledim. Omuzları açık, vücuda tam oturan siyah ipek elbise belden aşağı genişleyerek dalgalanıyor. Kumaşı hafif ışıltılı, her adımda gölge gibi kıpırdıyor. Etek ucunda zarif siyah taşlar belli belirsiz parlıyordu. Belindeki siyah taşlı kemerle de şık görünüyordu kafasına taktığı siyah tacı ve açık bıraktığı saçlarıyla da.

Mireya derin bir nefes aldı ve masaya hafifçe yaklaştı. Masanın üzerinde sevimli bir dantelli örtü vardı ve yerden yüksekte olduğu için ayaktaydık. Zaten oturmaya gelmemiştik.

‘’ Şuan içinde olduğumuz durum bana çok saçma geliyor. Neden bir düşmanın evinde balo yaparsın ki ? Sanki eğelenecek olan var.’’ Arkadan Cedric’in sesi duyuldu. Mireya’nın tam arkasında durmuş onu izliyordu. Aralarında ki mesafe çok azdı

‘’ Bazı maskeler bu balolarda düşer, bu düşen maskeyi izlemekse diğerlerini keyiflendirir.’’ Mireya bir anda arkasına döndüğünde Cedric’le burun burna gelmişti. Cedric hafifçe tebessüm etti

‘’ Demek ki eğeleniliyormuş, öyle değil mi ?’’ Mireya sertçe yutkundu ne hissetiğini bilmiyordum ama korkuyordum. Cedric ölecekti, ya ben ya da başka biri öldürecekti ama ölecekti. Mireya’nın ona aşık olması isteyeceğim son şey bile olamazdı. Hala bakışmaya devam ederlerken olaya Orien el attı. O, Cedric’ten en az Teriyos kadar nefret ederdi.

‘’ Solucan! Hoş geldin.’’ Dudaklarım kıvrılırken Cedric’in yüzündeki minik tebessüm anında silindi ve Mireya’dan bir adım uzaklaşarak bakışlarını Orien’a dikti.

‘’ Orien.’’ Sesi tehditkar çıkmıştı. Orien ise aşırı rahattı ağzına bir kurabiye atarken ona döndü

‘’ Dinliyorum, solucan.’’ Cedric kendini tutamayarak bir adım öne atılınca benden önce Mireya dahil oldu ve tek adımla Orien’ın önüne geçti. Susuyordum çünkü onlar ben olmadan da güçlüydüler. Benimse varlığım yeterdi. Cedric’in üzerindeki siyah altın işlemeleri pelerini havalanırken üzerindeki siyah gömlek de hareketlendi. Mireya, Cedric’in gözlerine tehditkar bir şekilde bakarken, Cedric onu görünce durdu.

‘’ Gittiğin yere dikkat et, seninde maskeni tüm kafanla beraber düşürmeyeyim.’’ Dudaklarım daha da kıvrıldı. Bu kıza bakınca bazen kendimi görüyordum. Cedric derin bir iç çekti ve bir adım geriledi. Bakışlarını bu sefer bana çevirdi ama bir şey söyleyemedi ve uzaklaştı.

Teriyos masanın üzerinden kadehini aldı ve içkisini kafaya dikti.

‘’ Keşke bıraksaydınız da, minik ejderha bunu yeseydi.’’ Orien bakışlarını Teriyos’a çevirdi ona iğrenir gibi bakıyordu ama Teriyos’a dönüp cevap vermedi çünkü ben emir vermiştim. O da emrime uydu, Teriyos’un aksine. Gelen tüm varisler önce buraya uğruyordu, daha sonra gidiyorlardı. Bu sefer masaya yaklaşan Nyx’di. Yüzünde ki gülümseme ise herkesinki kadar sahteydi. Onun üzerinde yeşil uzun bir elbise vardı, elbisenin göğüs kısmı açıktı ve omuzları düşüktü. Elbisenin etek uçlarında ve eteğinde yer yer taşlar varken belindeki kemer de de zümrüt yeşili taşlar vardı. Saçlarını ensesinden topuz yapmıştı ve kafasında zümrütlerden oluşan bir taç vardı.

Yanımıza tam olarak geldiğinde Orien’ı baştan aşağıya süzdü ardından bana döndü

‘’ Balo içinde direk fark ediliyorsun Keylis, bu kadar karanlık giyinen senden başkası olamaz diyor herkes.’’ Hafifçe gülümsedim ve masaya doğru yaklaştım.

‘’ Siz de fark ediliyorsunuz Nyx.’’ Gülüşüm derinleştiğinde onun ki solmuştu

‘’ Aydınlık giyiminiz içinize öylesine zıt ki, hemen görünüyorsunuz.’’ Onların iki yüzlü şeytanlar olduğunu alttan vurgulamıştım. Ben her neysem oydum ama onlar aydınlık görünen karanlıktılar. Çenemi kaldırdığımda derin bir nefes aldı ve gözlerini Orien’a çevirdi.

‘’ Siz kimsiniz acaba ?’’ Orien derin bir şekilde gülümsedi

‘’ Orien Kaelith.’’ Nyx de ona karşı saf bir tebessüm etti ve uzaklaştı. Orien önündeki kadehten koca bir yudum aldıktan sonra etrafa bakındı ve tekrar bana baktı

‘’ Karşıda ki iki kişi, az önce kehanetlerden söz ediyorlardı. Sahi kırılan kehanetler kimlere ait acaba ?’’ Bakışlarım onlara döndüğünde üzerlerindeki geniş cübbelerin şapkalarını kapattıklarını gördüm. Ben neden daha önce kırılan kehanetlerin kimlerin olduğunu sorgulamamıştım ki? Teriyos birden araya girdi

‘’ Alaric, Thalia ve Nyx’in kehanetlerini kırmış Kaen.’’ Gözlerim kocaman açıldı. Bu üçü gerçekten güçlü bir üçlüydü. Kaen kehanetleri kırmayı nasıl başardı bilmiyordum.

Her ne olursa olsun benim kehanetimi kıramamıştı. Diğerlerinin kırılması sadece önümü açardı.

Bu sefer masaya gelen Cian’dı. Üzerinde yerlere kadar uzana siyah bir pelerin vardı. Pelerinin içinde de siyah bir gömlek vardı ve üzerinde gümüş takılar vardı. Gülümseyerek bize doğru gelirken esmer teni parlıyordu.

‘’ Merhabalar sevgili ölüm makinesi ve onun dostları!’’ Gülerek ona baktığımda onun bakışları Orien’a takılmıştı. Bir anda ciddileşti ve boğazını temizledi. Onda gördüğü bir şey Cian’ı rahatsız etmişti. Nefes almakta güçlük çekiyor gibiydi. Bakışlarım ikisi arasında gezinirken Cian nefretle Orien’a baktı.

‘’ Senin burada ne işin var ?’’ Orien ne olduğunu anlamamıştı ve hiç birimiz anlamamıştık. Cian birden kılıcını çıkarttı ve Orien’ın boğazına yasladı

‘’ Yarım kalan işimi tamamlayayım.’’ Orien olayın şokunu atlatamamışken bir adım yaklaştım ve elimin tersiyle kılıcı geri iteledim.

‘’ O kılıcı yerine sok Morlowe!’’ Cian kılıcını indirdiğinde ona bir adım yaklaştım.

‘’ O kılıç bir daha çıkarsa, zaman mekan dinlemem keserim nefesini!’’ Cian derin bir nefes vererek gittiğinde ben de tekrar bir adım geriledim. Teriyos bakışlarını Orien’a çevirdi

‘’ Az önce ne yaşandı ?’’ Orien kafasnı sağa sola salladı

‘’ Bilmiyorum.’’ Cian ve Orien’ın bir geçmişleri vardı ama Orien bunu hatırlamıyordu. Cian ise ona ziyadesiyle öfkeliydi. Bunları sonra düşünürüz kutusuna attım çünkü gerçekten sonra düşünmem gerekiyordu. Şu an kafam fazla doluydu.

Orien ensesini kaşırken Mireya ona yaklaştı ve elini omzuna atarken gülümsedi. Orien’da az önceki ruh halinden çıkıp ona gülümsedi.

Önümdeki içkiden bir yudum aldığımda gerçekten kalitesiz bir şey olduğunu fark ettim ve bir daha içmedim. İçeri bu sefer Alaric ve Seraphine beraber girdi. Arkalarında da onların saraylarından gelenler vardı. İkisi de ayrı ayrı yürürken Alaric hızla bizim yanımıza geldi. Üzerinde gözleriyle uyumlu gri bir pelerin vardı ve pelerin gümüş işlemelerle doluydu. İçindeki gümüşi renkteki gömleğin üzerindeki takılarla da çok şıktı.

‘’ Merhaba, seri katiller!’’ Gülümsedim bu sefer gerçekti

‘’ Seri katil olmak için sınır ne Vornhart ?’’ Onun gülüşü de derinleşti dudaklarını büzdü ve sonra tekrar güldü

‘’ Kesinlikle 7.’’ Öldürmemiz gereken varis sayısı. Kahkaha attım

‘’ Ben kesinlikle bir seri katilim o zaman.’’ O da güldüğünde yavaşça uzaklaştı. Varislerin bazen insan olaları tutuyordu ama onda da alttan gönderme yapıyorlardı. Mesela az önce Alaric ile birbirimizi tehdit etmiştik.

Onun arkasından yanımıza Seraphine geldi. Üzerinde koyu mor renkte uzun bir tuvalet vardı. Tuvaletin derin bir göğüs dekoltesi ve yırtmacı vardı. Etrafı ise mor renkte taşlarla doluydu. Herkes saçları ve gözleriyle uyumlu giyinmişti. Bende dahil tabi ki.

Sadece bir varis gelmemişti o da; Kaen’di.

Ciğerlerimi havayla doldurduktan sonra boşalttım. Gözlerim etrafta gezinirken çok güçlü bir ses geldi. Tam karşımızda duran büyük cam parçalanmıştı. Bir iki adım gerilerken kafamı kaldırdım ve ne olduğuna baktım.

Kaen, simsiyah ejderhasıyla, Tenebron ile, uçarak içeri girmişti. Gözlerim fal taşı gibi açıldığında, Tenebron en aşağıya indi ve Kaen dikkatlice indikten sonra o geri çıktı. Sinir bozukluğundan olsa gerek beni ciddi bir gülme almıştı. Kaen alnından akan cam kesiği kanını sildi ve elini havada bir kez döndürdü. Kırılan pencere eski haline geri gelirken harap olan masalarda düzelmişti.

Kaen herkesin ona baktığını fark edince korkutucu bir sesle konuştu

‘’ Bakışmaya gelmedik varisler! Balo başlasın!’’ Onun emriyle köşedeki orkestra çalgıları çalmaya başlarken o da herkesin yaptığı gibi ilk bizim olduğumuz masaya geldi. Yüzü ifadesizdi. Masaya doğru yaklaştığında bakışları bana değdi ve gözlerindeki ateş harlandı. Ben de ona nefretle bakarken eline masada duran bıçaklardan bir tane aldı ve bana uzattı.

‘’ Tekrar kanımı akıtmak istersen, buyur.’’ Bakışlarım o ve bıçak arasında gitti geldi. Her karşılaştığımız da bir yerlerini kestiğimden dolayı söylemişti bu sözleri. Ne bekliyordu ki? Her karşılaştığımızda şefkatle gülümseme mi falan mı ? Derin bir nefes aldım ve buz mavisi gözlerimi onun karanlık bakışlarına diktim

‘’ İlla kanın akacaksa, al o bıçağı sol tarafına sapla Virelith. ’’ Tamamen soğuk bir şekilde güldüğünde onunda siyah ve kan kırmızısı giydiğini fark ettim. Simsiyah ceket vücuduna zırh gibi oturmuştu, yakut taşlı zincirlerle asilce süslenmişti. Omzundan dökülen kırmızı pelerin, alev gibi kıvrılıyor ve dantel etekleriyle karanlığı biçiyordu. Bordo gömlek ve siyah eldivenler görünümüne ölümcül bir zarafet katıyordu.

Nefesimi verdiğimde o da hızla diğerlerine dönmüştü. Onlara sadece kısaca baktıktan sonra ise kendi krallığı için ayrılan yere geçti. Thalia salonun tam ortasında durdu ve

‘’ Sevgili Varisler ve onların misafirleri, krallarımız ve kraliçelerimiz bu baloya katılamayacaklarını, sarayın başıboş kalacağından korktuklarını haber ettiler. Yani balomuz başlasın.’’ Dedi. Çalgıdan yükselen ağır ritimli müzikle bazıları ortaya dansa doğru ilerlediler ve dans etmeye başladılar. Müzik sanki vahşeti çağırmaya yarayan bir araçtan başka bir şey değildi…

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.