~
.
.
.
Kapının kolu bir kez daha aşağı indi.
Maya nefesini tuttu.
George parmağını dudaklarına götürerek sessiz olmasını işaret etti.
Kapının önündeki kişi birkaç saniye bekledi.
Sonra kapıya üç kez vurdu.
Tak
Tak
Tak
Maya’nın kalbi hızla atıyordu.
George masanın üzerindeki dosyaları aldı ve çekmecenin içine koydu.
Maya fısıldadı:
“Kim o?”
George başını iki yana salladı.
“Bilmiyorum.”
“Az önce bana Emily’nin kaybolduğu gece yanında olduğunu söyledin.”
George ona baktı.
“Evet.”
“Ne oldu o gece?”
George cevap vermedi.
Kapıya yeniden vuruldu.
Bu kez daha sertti.
George Maya’nın yanına geldi.
“Arka kapıdan çıkacağız.”
Maya başını salladı.
“Hayır.”
George şaşkınlıkla ona baktı.
“Ne?”
“Artık kaçmak istemiyorum.”
“Maya...”
“Bana gerçeği söyle.”
George birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonunda başını eğdi.
“Emily o gece benden yardım istedi.”
“Niye?”
“Birinden kaçıyordu.”
“Kimden?”
George’un yüzü gerildi.
“Daniel’den.”
Maya’nın gözleri büyüdü.
“Kuzenin?”
George başını salladı.
“Emily, Daniel’in ailesiyle ilgili bir şey öğrendiğini söylemişti.”
“Ne öğrenmişti?”
“Babamın yıllar önce yaptığı bir şey.”
Maya sessizce onu dinledi.
George devam etti:
“Babam bazı insanlara para karşılığında bilgi satıyordu. Emily bunu öğrenince onu susturmaya çalıştılar.”
“Peki sen?”
“Emily’yi binaya götürdüm. Orada güvende olacağını düşündüm.”
Maya’nın sesi titredi.
“Ama değildi.”
George gözlerini kapattı.
“Hayır.”
O anda dışarıdan bir cam kırılma sesi geldi.
Maya irkildi.
George hemen ışıkları kapattı.
“Şimdi gitmeliyiz.”
Arka kapıya yöneldiler.
Tam çıkacakları sırada Maya yerde bir şey gördü.
Küçük, gümüş bir kolye.
Kolye Emily’nin fotoğrafındaki kolyenin aynısıydı.
Maya onu eline aldı.
“George...”
George kolyeyi görünce olduğu yerde kaldı.
“Bu Emily’nin.”
Maya şaşkınlıkla ona baktı.
“Bunu nereden biliyorsun?”
“Çünkü onu ben vermiştim.”
Maya’nın aklına bir şey geldi.
“Demek Emily buradaydı.”
George kolyeyi elinden aldı.
“Ya da biri buraya bilerek bıraktı.”
Arka kapı açıldı.
İkisi de dışarı çıktı.
Fakat bahçeye adım attıkları anda bir araba hızla uzaklaştı.
George peşinden baktı.
Arabanın plakası görünmüyordu.
Ama arka camda bir çıkartma vardı.
Maya onu fark etti.
“George.”
“Ne?”
“Bu araba... okulda gördüğümüz arabaydı.”
George ona baktı.
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Sonunda George telefonunu çıkardı.
Ekranda yeni bir mesaj vardı.
“Hâlâ geç değil.”
Altında ise bir adres bulunuyordu.
Eski hastane.
Maya ekrana baktı.
George da aynı şeyi düşünüyordu.
Emily orada olabilirdi.
Ama ikisi de bunun bir tuzak olduğunu biliyordu.
Yine de gitmeye karar verdiler.
Çünkü bazı cevaplar, insanı korkutsa bile peşinden gitmekten başka çare bırakmazdı.
Eski hastane yıllardır kullanılmıyordu.
Binanın önünde durduklarında Maya arabadan inmedi.
“Burada gerçekten biri olabilir mi?”
George hastaneye baktı.
“Bilmiyorum.”
“Bu cevapların hiçbiri içimi rahatlatmıyor.”
George ona baktı.
“Benim cevaplarım hiçbir zaman rahatlatıcı olmadı.”
Maya istemsizce gülümsedi.
“En azından bunun farkındasın.”
George da hafifçe gülümsedi.
Sonra ikisi arabadan indi.
Hastanenin kapısı açıktı.
İçeri girdiklerinde koridorun sonunda çalışan tek bir ışık vardı.
Maya George’un yanından ayrılmadı.
Bir kapının üzerinde numara vardı.
217
George durdu.
“Bu oda.”
“Ney?”
“Emily’nin kaybolduğu gece bulunduğu oda.”
Maya’nın yüzü değişti.
George kapıyı açtı.
Oda boştu.
Yalnızca ortada eski bir sandalye vardı.
Sandalyenin üzerinde bir kasetçalar duruyordu.
Maya yaklaştı.
George cihazı eline aldı.
Üzerinde bir not vardı.
“Dinle.”
George düğmeye bastı.
Önce birkaç saniye boyunca sessizlik duyuldu.
Sonra bir kızın sesi geldi.
Maya’nın tüyleri diken diken oldu.
Emily.
“George, eğer bunu dinliyorsan beni bulmaya çok yaklaşmışsın demektir.”
George gözlerini kapattı.
Emily’nin sesi devam etti.
“Bana ne olduğunu öğrenmek istiyorsan, önce sana yalan söyleyen kişiyi bul.”
Kayıt birkaç saniye kesildi.
Sonra Emily tekrar konuştu.
“Ve George...”
Sesindeki korku açıkça hissediliyordu.
“Bana yardım etmeye çalışan kişiye güvenme.”
Kayıt bitti.
Maya George’a baktı.
“Ne demek istedi?”
George cevap vermedi.
Çünkü odanın diğer tarafında bir şey fark etmişti.
Duvarın üzerinde eski bir fotoğraf asılıydı.
Fotoğrafta Emily vardı.
Yanında ise George.
Ama fotoğrafın en arkasında bir kişi daha görünüyordu.
Maya fotoğrafa yaklaştı.
“Bu kim?”
George fotoğrafa baktı.
Yüzündeki ifade değişti.
“Bu...”
“Kim George?”
George cevap vermekte zorlandı.
“Annem.”
Maya şaşkınlıkla ona baktı.
“Annen mi?”
George başını salladı.
“Annem yıllar önce öldü.”
Maya fotoğrafa tekrar baktı.
“Peki neden Emily’nin yanında?”
George cevap veremeden koridordan bir ses geldi.
Bir kapı kapanmıştı.
İkisi de aynı anda dışarı baktı.
George hemen Maya’nın önüne geçti.
Koridor boştu.
Ama birkaç saniye sonra yerde bir zarf gördüler.
Zarfın üzerinde iki isim vardı.
George Walker
Maya
George zarfı açtı.
İçinden tek bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta Emily vardı.
Ama bu kez fotoğraf eski değildi.
Emily kameraya bakıyordu.
Ve fotoğrafın arkasında bir tarih vardı.
10 Mayıs 2026
Maya’nın gözleri büyüdü.
“Bu bugün çekilmiş.”
George fotoğrafı elinden düşürdü.
İlk kez gerçekten ne yapacağını bilmiyor gibiydi.
Sonra Maya’nın telefonu çaldı.
Ekranda bilinmeyen bir numara vardı.
Maya telefonu açtı.
Karşıdan birkaç saniye boyunca hiçbir ses gelmedi.
Sonra bir kadın fısıldadı:
“Maya...”
Maya’nın yüzü bembeyaz oldu.
“Emily?”
Karşıdaki kişi birkaç saniye sustu.
Sonra tek bir cümle söyledi:
“George’a güvenme.”
Telefon kapandı.
Maya yavaşça George’a baktı.
George da ona bakıyordu.
İkisinin arasında ağır bir sessizlik oluştu.
Çünkü artık soru Emily’nin hayatta olup olmadığı değildi.
Asıl soru şuydu:
Emily neden George’a güvenmemelerini istiyordu?
.
.
.
.
Okuduğunuz için teşekkür ecderim.
Yazım hataları varsa lütfen mazur görün.
Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın.🫶🏻