İçeriğe geç

Sessiz Gece

Bölüm 7 · 6 dk okuma

Sessiz Gece

Bölüm 7

Bölüm 7: Hayatta Kalma Oyunu

"İtiraz etme, benimle geliyorsun," dedi Murat, sesi odayı donduracak kadar buz gibiydi ve güçlü parmakları kolumu mengene gibi sıkıca kavramıştı. Ayşe'nin köşeye sinmiş, şaşkın ve korku dolu bakışları arasında beni zorla koridora çıkarıp sürüklerken, kalbim korkudan göğüs kafesimi parçalayacakmış gibi deli gibi atıyordu. (Acaba ne yapacak? Ayşe'yle konuştuklarımızı, her şeyi anlamış, duymuş olabilir mi?) diye çığlık atıyordu iç sesim.

"Bırak kolumu, canımı yakıyorsun, psikopat!" diye tısladım öfkeyle; çaresizce onun o demir gibi sert tutuşundan kurtulmaya, debelenmeye çalışırken. "Hemen odama geliyorsun, Aylin. İkimizin arasında konuşmamız, halletmemiz gereken çok ama çok önemli şeyler var." Sesindeki o ağır, karanlık tehdit ve gözlerinde yanan o tekinsiz ateş, içimde büyüyen saf korkuyu daha da körüklüyordu. (Senin gibi bir canavarla konuşacak neyimiz olabilir ki? Yoksa... yoksa annemle ilgili başka iğrenç sırlar mı biliyor?) diye düşündüm dehşetle.

Sürüklenerek onun o steril odasına girdiğimizde, beni içeri itip kapıyı hızla ve sertçe arkasından kilitledi. Kilit sesinin o metalik yankısı, içimdeki hapis ve panik duygusunu kat be kat artırdı. Oda, sahibinin o soğuk ruhunu yansıtırcasına her zamanki gibi kusursuz, düzenli ve ameliyathane gibi sterildi. Kalın tıp kitapları raflarda milimetrik bir sırayla duruyor, o düzenli ceviz masasının üzerinde sadece birkaç gri dosya ve bir de loş ışık yayan antika görünümlü bir masa lambası bulunuyordu. Ama odaya adım attığımız an sinen o ağır, boğucu gerilim; burayı sıradan bir profesör odasından çıkarıp adeta karanlık bir sorgu, bir işkence odasına çevirmişti.

"Otur," dedi kesin bir emirle; eliyle masasının karşısındaki siyah deri koltuğu işaret ederek. Sesindeki o baskın otoriteye isyan edip karşı koymak istesem de, korkudan titreyen bacaklarım beni dinlemedi ve bedenim ona itaat edercesine, çaresizce o soğuk koltuğa çöktü. "Neler oluyor, Murat? Neden bir deli gibi bu kadar gergin ve kaba davranıyorsun?" diye sordum, sesimin titremesine engel olamayarak. (Burada gergin olan sadece sen değilsin, Aylin. Kalbim az sonra korkudan yerinden fırlayacak gibi,) diyordu iç sesim.

"Gergin olan ben miyim?" diye dudak kıvırarak alaycı, ürkütücü bir şekilde güldü. "Asıl sen fazlasıyla gerginsin, Aylin. Yalan söyleme, o titreyen gözlerinden okunuyor korkun. Söyle bana, yoksa... benden gizlice sakladığın, arkamdan çevirdiğin bir şeyler mi var?". Nefesim korkuyla kesildi. (Senden sakladığım çok şey var canavar. Ama hiçbirini, asla sana söylemeyeceğim,) diye geçirdim içimden. "Senin gibi birinden ne saklayabilirim ki? Sadece... laboratuvarda annemle ilgili o kadar rahatça söylediklerin beni çok şaşırttı ve yaraladı," dedim savunmaya geçerek.

"Annen..." dediği an, o sert ve buz gibi sesi birden şaşırtıcı bir şekilde yumuşadı. Gözlerinin derinliklerindeki o tehlikeli karanlık, yerini sadece bir anlığına garip bir hüzne bırakır gibi oldu. "İnan bana Aylin, annen gerçekten çok ama çok özel, farklı bir kadındı. Hayatım boyunca onu tanıdığım için kendimi hep çok şanslı hissediyorum," dedi samimi gibi görünen bir tonda.

"O zaman neden..." diye bağırdım, sesimdeki acıyı ve yıllanmış öfkeyi bastırmakta zorlanarak. "Madem onun o kadar özel olduğunu biliyordun, madem onu tanıdıysan, neden o masada ona yardım etmedin? Neden onun o korkunç ölümüne engel olmadın?". Murat gözlerini kaçırarak bir an duraksadı. Okyanus mavisi gözleri, garip bir şekilde hüzünle dolmuştu. "Aylin, hayatta bazı şeyler, ne kadar çabalarsan çabala bizim elimizde, kontrolümüzde değildir. Bazen, ölümü engellemek için ne kadar çabalarsak çabalayalım, o acı sonuç asla değişmez".

"Bana masal okuma, saçmalama!" diye bağırdım oturduğum yerden doğrularak. "Eğer o gece, o masada zamanında ve doğru tıbbi müdahale yapılsaydı, benim annem şu an hala yanımda, hayatta olabilirdi! Sen... Sen koca bir cerrahsın, bir doktorsun! Nasıl bu kadar ruhsuz, böyle soğukkanlı konuşabilirsin?". "Evet, o konuda haklısın," dedi ağır ağır, başını hafifçe öne eğerek. "Ama o zamanlar... O ameliyat masasında ben henüz çok gençtim, Aylin. Çok tecrübesizdim. Seni temin ederim elimden gelenin en iyisini yaptım, ama...". "Yeter artık, kes sesini!" diye sözünü bıçak gibi kestim. "Yalan söylüyorsun! Gözlerimin ta içine baka baka, utanmadan bana yalan söylüyorsun!".

O an, az önce Ayşe'nin odamda titreyerek söylediği o korkunç kelimeler zihnimde yankılanmaya başladı: (Fakültede yasadışı organ ticareti yapılıyormuş. Bazı gencecik öğrenciler kayboluyor, sonra da organları alınmış cesetleri bulunuyormuş...). Gözlerimi, ondan iğrenircesine Murat'ın o sahte hüzün dolu gözlerine diktim. "Sen... Sen sadece tecrübesiz olduğun için değil; sen bile isteye annemin ölümüne neden oldun, değil mi? Belki de... o kirli şebeken için, belki de onu o masada bir deney faresi gibi kullandın! Ya da organlarını sattın!".

"Aylin, sen aklını mı kaçırdın, ne saçmalıyorsun?" dedi; sesi anında o yumuşaklığını kaybedip ölümcül bir tonda sertleşti. "Senin kendi annenle ilgili benim hakkımda böyle iğrenç şeyler düşünmene nasıl cüret edersin?". "Cüret ederim, çünkü senin gibi karanlık birinden her iğrençliği beklerim!" diye haykırdım avazım çıktığı kadar. "Bana masum rolü yapma; bu fakültenin bodrumlarında ne kanlı işler döndüğünü, ne haltlar karıştırdığınızı çok iyi biliyorum. Yasadışı karanlık işler, morgda kaybolan cesetler, kaybolan öğrenciler... Ve sen Dr. Aslan, tüm bu vahşetin arkasındaki o adamsın!".

Murat'ın yüzü taş kesildi; bir an ölümcül bir sessizliğe büründü. Yüzünde o an beliren karanlık ifadeyi, o tehlikeli seğirmeyi çözmekte zorlanıyordum. Sanki yıllardır ustalıkla taktığı o saygın profesör maskesi, büyük bir gürültüyle yere düşüp parçalanmış gibiydi. Gözlerinin dibindeki o zifiri karanlık, odayı yutacak kadar yoğunlaşmıştı. "Demek... demek ki her şeyi arkamdan kurcalayıp öğrendin, biliyorsun," dedi sonunda, sesi odada yankılanan tüyler ürpertici bir fısıltı gibiydi. "O zaman, madem bu masaya oturdun, bu tehlikeli oyunun kanlı kurallarını da çok iyi biliyor olmalısın.".

"Ne oyunu? Ne saçmalıyorsun?" diye sordum, kalbim korkudan deli gibi atarken ve bir adım geri çekilirken. "Hayatta kalma oyunu, küçük kız," dedi, kusursuz dudaklarında acımasız ve şeytani bir tebessüm belirdi. "Ve inan bana bu oyunda ortası yoktur; ya acımasız bir avcı olursun, ya da masada parçalanan bir av.".

Odanın içindeki o soğuk hava öylesine ağırlaşmıştı ki, görünmez bir el boğazımı sıkıyordu sanki. Aramızdaki o karanlık gerilim o kadar yoğun, o kadar elektrikliydi ki, nefes almakta bile zorlanıyordum. Murat'ın o uçurum gibi derin, karanlık gözleri, beni amansızca kendi cehenneminin içine çekiyordu. (Bu adam, ruhsuz ve soğukkanlı bir canavar,) diye düşündüm dehşetle. (Ve ben, aptal gibi onun o karanlık inine kendi ayaklarımla, kendi isteğimle gelip kapana kısıldım).

Bütün cesaretimi toplayıp çenemi havaya diktim; "Ben senden zerre kadar korkmuyorum," dedim, sesimdeki o aciz titremeyi ondan gizlemeye çalışarak. "Bana ne yaparsan yap, beni tehdit etsen de o kanlı gerçeği ortaya çıkaracağım, sizi bitireceğim.". Murat, beklediğimin aksine başını geriye atıp büyük bir kahkaha attı. O kahkaha o kadar ruhsuz, o kadar buz gibiydi ki, dalga dalga tüm odayı ve ruhumu dondurmuştu. "Gerçek mi? Zavallı Aylin... Sen daha o inandığın gerçeğin ne kadar kirli olduğunu, ne olduğunu bile bilmiyorsun. Ama hiç merak etme asistanım, madem bu kadar istiyorsun; sana o çok aradığın her şeyi kendi ellerimle göstereceğim".

Masasından yavaşça, bir yırtıcı gibi ayağa kalktı ve ağır, tehditkâr adımlarla üzerime doğru yaklaştı. Attığı her bir adımda, içimde büyüyen o saf korku bedenimi ele geçiriyordu. Geri geri giderken sırtım soğuk duvara yaslanmıştı ve artık kaçacak, saklanacak hiçbir yerim yoktu. "Gerçekleri gerçekten öğrenmek istediğinden, buna dayanabileceğinden emin misin, Aylin?" diye sordu; sesi bir yılanın tıslaması gibiydi ve sıcak nefesi doğrudan yüzüme çarpıyordu. "Çünkü o çok istediğin şeyleri öğrendikten sonra, hayatın boyunca asla eskisi gibi temiz ve masum olamayacaksın".

Gözlerimi acıyla sımsıkı kapattım. (Tanrım, gerçekten hazır mıyım? Tüm o kirli gerçeği, annemin sırlarını öğrenmeye gerçekten hazır mıyım?) diye sordum kendime. "Evet," diye fısıldadım dudaklarımdan dökülen tüm cesaretimle. "Ben hazırım. Söyle.".

Murat, uzun ve soğuk parmaklarını titreyen çenemde usulca gezdirdi ve başımı zorla yukarı kaldırıp ona bakmamı sağladı. Gözlerimiz o karanlıkta tehlikeli bir şekilde kesişti. O an, onun gözlerindeki acımasız gerçeği gördüğümde içimde, ruhumun en derinlerinde bir şeylerin geri dönülmez bir şekilde kırıldığını, parçalandığını hissettim. "O zaman, madem o kadar cesursun, sana aradığın ilk o büyük sırrı vereyim," dedi, sesi ölüm kadar buz gibi ve netti.

"Senin o çok sevdiğin, intikamı için yandığın annen... Annen aslında o ameliyat masasında hiç hasta değildi, Aylin.".

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.