İçeriğe geç

Sessiz Çığlık

Bölüm 4 · 11 dk okuma

Sessiz Çığlık

Bölüm 4

Yitirilmiş.

Eve geçince üzerimdeki okul formasından kurtulup odamda yatağıma kuruldum. Odamda da tek bir büyük pencere vardı. Pencerenin önünde yana dönük yatak, yatağın baş ucundaki komidin, onun yanındaki çalışma masası ve karşılarında da dolabım vardı. Kapıyı açar açmaz yan köşede duvara yaslanmış gitarım ile göz göze gelirdim. Gitarın üstünde olan duvar raflarında birbirinden alakasız kitaplar vardı. "Tutunamayanlar", "Bin dokuz yüz seksen dört" gibi alakasız klasiklerin yanında cep boy futbol ansiklopedisi, Nutuk, babamın tevcidli din kitabı vardı. Evet, gerçekten çorba gibi bir raftı. Hemen yanında polaroid, geçen sene kampa gittiğimizde bizimkilerle sırıttığım fotoğraf vardı. Seviyordum bu anıyı. Çalışma masam, TYT - AYT kitapları ile donanılmıştı ve diz üstü bilgisayarım vardı. Birkaç ıvır zıvırın olduğu kutular ve annemin halılarını katmazsak klasik bir ergen odasıydı.

WhatsApp'dan Nihal'e mesaj attım.

Cem Altay —

⟶Erdal karataş dedin çekip gittin

⟶Alooo

⟶Gözünü seviyim adamın zaten elimizde tek telefon numarası var neyi arastiracaz ne planliyosun gene

⟶Ayrıca şimdiye kadar senin yerinde olsam çoktan bakmıştım o numaraya ne diye yarını bekliyoruz ki

Filozof hanım —

⟶salak misin cemile

⟶ben zaten bu dosyada yazan numarasini aramayı dusunuyordum ama önce polise gidecektik ve ihtiyacimiz kalmaz diye dusundum bi sen akilli degilsin yani

⟶yarin beraber arayacaz numarayi. herseyi beraber yapicaz dedik unuttuysan

Cem Altay —

⟶Adam açmassa ya da numara kullanilmiyorsa bok buluruz Tuğbayla ilgili birşey

⟶Adamın numarasinida çarptırmış olabilirler sen de unuttuysan gazetede kayboldu haberi vardı kızın ama dosyası ayrılanlar bolumundeydi ve sebebi dahi yazmıyordu dosyada bunu da çarptırmış olabilirler

Filozof hanım —

⟶emin ol senden daha cok farkindayim numarayi aramamizin olabilecek sonuclarinin o yuzden bos yapma cemile

⟶yarin benim apartmanin onune gel orda bi deneyelim olmazsa artık bi yazilimciya gidip numaranin sahibine falan mı ulasiriz, yoksa panel kullanarak adami bulmalarini mi isteriz bilmiyorum hersey duruma gore

Cem Altay —

⟶Papatya çayı öneririm mesajlaşırken bile sinir seviyeni hissedebiliyorum korkunç

Filozof hanım —

⟶puahaha cok komik bir daha olmasın

Mesajlaşmaya odaklanmışken kapı açıldı. Annem Güler Altay. Hiçbir zaman kapımı tıklatıp odama girmezdi. Yüzünde bakım maskesi, koyu siyah saçlarını dağınık topuz yapmış yeşil kaplumbağa gibi görünüyordu. Düz bir ifadeyle yanıma oturdu.

"Oğlum... artık odandan çık, lütfen. Okul açıldı diye mi böyle oldun bilmiyorum ama gel biraz bizimle konuş. Bir sıkıntın varsa anlat. Böyle kabuğuna çekiliyorsun kaç gündür bir an ne oldu sana canımın içi? Böyle yapma lütfen. Babanı da beni de üzüyorsun."

Kendimi gülümsemeye zorlayıp annemin elini tuttum. "Birşeyim yok valide sultanım, siz boşuna yormayın kendinizi. Benim için ziyadesiyle kıymetlisiniz. Sadece dersler biraz sıktı şimdiden. Sıkıntı yok."

Annem elini çekip gözlerini kısıp komik görünmeye çalışarak "Hiç öyle durmuyor ama öyle olsun bakalım. Beni kandırabileceğini sanıyorsan çok yanılıyorsun. Seni ciğerimin içi gibi bilirim ben. Öyle bir şeye niyetleneyim deme." ayağa kalktı ve tatlı tatlı "Mandalina soydum, yiyeceksen mutfağa gel." dedi. Annem beni bebek gibi severdi, babam montaj ustasıydı ve çok sık vakit geçirmiyorduk ama annem bana çok düşkündü. Bu yüzden ondan da saklamam zor oluyordu.

Ertesi sabah öğle vakti çıkıp Nihal'in apartmanının önüne geldim. Babam bugün izinliydi ve biraz izin almam zorlaşmıştı, bir tık daha disiplinli davranıyordu ve sürekli evden çıkmaktansa derslere iyice kendimi vermem taraftarıydı. Malum son senemdi. Dış kapının açılma sesini duyduğumda düşüncelerimden ayrıldım.

"Günaydın, bir selam yok mu ya?" dedim.

"Sana yok. Arka bahçeye önce."

Arka bahçede telefonumdan Nihal'in bana attığı ss'i açtım. Nihal'e gösterdim ve o da dosyada görünen 'veli iletişim' yerinden telefon numarasını tuşladı.

"Hazır mısın?" dedim.

"Arayalım. En fazla ne kaybederiz?"

"Sen mi konuşacaksın? Bak utanıyorsan, ankastren falan tutuyorsa ben konuşabilirim sıkıntı değil." dedim alayla. Nihal'i sinir etmek çok hoşuma gidiyordu.

Gözlerini büyüterek sessizce dudak haraketiyle 'bi sus' dedi. Bu sırada telefon açılmıştı. Nihal hoparlörü açtı.

Boğuk bir erkek sesi işitttik. "Alo?"

"Erdal Karataş'la mı görüşüyoruz?" Geleneksel olarak yine Nihal söze girmişti.

"Siz kimsiniz ve numaramı nerden buldunuz?" dedi tedirginlikle.

"Biz (...) Anadolu lisesi öğrencileriyiz. Ben Nihal Ece..." Telefonu bana daha çok yaklaştırıp konuşmam için işaret etti. "Bende Cem." ve Nihal devam etti. "Erdal amca, biz seninle Tuğba hakkında görüşmek için aradık. Numaranı da Tuğba'nın öğrenci dosyasından bulduk. Bizim okulda okumuş ve sanırım kaybolmuş, daha yeni öğrendik. Bu pazartesi ikimizde defterimizde isminin Tuğba olduğunu söyleyen ve yardım isteyen bir not bulduk. Ardındanda kütüphanede ne tesadüfse Tuğba hakkında bir kaybolma haberi. Sonra da işin aslını öğrenelim derken olaylar olaylar... böyle telefonda olmaz, size anlatmamız gerekenler var."

"Tuğba mı dediniz? Sesin net gelmiyor. kızımla ilgili birşeyler mi biliyorsunuz?"

"Sayılır. Size herşeyi anlatmamız lazım bu yüzden yüz yüze görüşmeliyiz."

Adam bir nefes verip "Dediklerinizden birşey anlamıyorum bakın eğer telefon şakası gibi salak oyunlar yapıyorsanız beni rahatsız etmeyin. Bunca zaman gitmediğim yer kalmadı. Kızımla alakalı hiç birşey bulamadım. Polisler delil yetersizliği nedeniyle kızımı aramayı bıraktılar. Yarama tuz basmayın ve ciddiyetsiz oyunları bırakın." dedi.

"Biz size yardımcı olmak istiyoruz. Lütfen sözlerimize kulak verin. Tuğba hâlâ yaşıyor veya birilerinin elinde olabilir. Okulumuzda bu konuda garip çelişkiler farkettik. Sizin de bilmeniz gerektiğini düşünüyoruz. Ayrıca sizden Tuğba hakkında bilgiler ve soruşturma sürecini öğrenmemiz de yararımıza." Nihal yine tüm ikna edici özelliğini masaya yatırmıştı, hayır demek zordu.

Bir süre sessizlik oldu ve adam "Çocuklar, tamam. Eğer kızımla alakalı bir bildiğiniz varsa gelin ziyarete yüz yüze görüşelim ve ne biliyorsanız anlatın o halde. Adresim: ..." dedi.

"Çok teşekkürler Erdal amca. Tuğba'ya ne olduğunu beraber bulacağız söz veriyoruz." diyerek ilk ve son kez konuştum.

"Gelebiliyorsanız şimdi gelin. Adresi bulamayacaksanız ben size konum atarım."

Adamla heyecanlı konuşmamızın ardından adamın dediği adrese giden bir otobüs gözetip yola revan olmuştuk.

Adamın apartmanı dört katlı mor renkteydi. Adamın kapısını ismimizi söyleyip tıklattık ve açıldığı anda karşımızda gördüğümüz adam resmen bir binanın enkazı veya çöküntüsünü andırıyordu. Zayıftı ve göz altları mosmordu. Yüzündeki kırışıklıklar belirgindi. Saçları ufak ufak kırlaşmıştı. Bir lacivert eşofman ve eskimiş, ter kalıntıları görünen gri bir tişört giymişti. Adamın haline üzülmeden edemedim.

"İçeriye geçin ayakta kalmayın."

İçeriye salona girdiğimizde gri renklerle dolu bir oda bizi karşılamıştı. Büyük bir koltuk ve iki tekli koltuk, karşılarında küçük bir tv vardı. Odanın farklı köşelerinde üzerine örtü örtülmüş koliler bulunuyordu. Perdeler beyaz ve eskiydi. Büyük koltuğun arkasında vitrin vardı. Vitrin de eski birkaç bardak ve çanak takımı ve fotoğraflar vardı. incelemeden duramadım. Elime ilk gelen çerçeveyi aldım. Ayasofya camii olduğunu tahmin ettiğim camii girişinde üç kişi vardı. Erdal Karataş ve kucağında küçük bir kız, yanlarında da tesettürlü bir kadın.

"Eşim Selma Nur Karataş. Tuğba'nın annesi. Onu henüz Tuğba yedi yaşındayken böbrek yetmezliği nedeniyle kaybettik... küçük yaşta öksüz, annesiz kaldı yavrum..." adam ben kadını incelerken yanıma gelmiş, gözlerinden yaşlar süzülmüştü. Konuşurken sesi titriyordu. Nihal bu sırada tekli koltuğa yerleşmiş bizi bekliyordu. Ben de diğer tekli koltuğa geçtim. Adam büyük koltuğa geçmeden önce "Çay alır mısınız?" dedi. Ne kadar istemesek de ısrarından dolayı evet dedik. Bize tepsi ile çay ikram ederken elleri titriyordu. Koltuğuna yerleşti ve söze girmesini bekledik.

"Şimdi çocuklar, görünen o ki güvenilirsiniz, temizsiniz. Sizi sırf Tuğba dediniz diye evime davet ettim. Kızımla alakalı ne varsa bilmek istiyorum. Ona ne oldu? Nerde? Hayatta mı?" dedi. Sesi yorgundu ama bir umudu var gibiydi.

Ve biz Erdal Karataş'a başımızdan geçen olayları konuşarak, bulduğumuz bulguları göstererek anlattık. Adam bizi dikkatle dinlemiş, duyduklarıyla şaşkınlığını belli etmişti. Şimdi Nihal'in telefonundan kızının dosyasının resmine bakakalmıştı. Kızı kayıtlara 'Ayrıldı' diye yazılmıştı ve adam henüz kızının durumunun belirsizlik içerisinde olduğunu ve bunu yazmaya haklarının olmadığı konusunda hemfikirdik. Adama saygımdan tek kelime edemiyordum.

Kederli kederli ayağa kalkıp vitrini biraz karıştırdı. Eline bir klasör aldı ve koltuğa geri oturdu. Kapağında 'Soruşturma Dosyası - 2023' yazıyordu. İçinde birkaç sayfa ve bir resim vardı. En alttaki belgede büyük harflerle 'KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR KARAR' yazılıydı. Nutkum tutuldu.

Adam dosyadan savcının mührü ile yazılmış yazıyı okudu. "TCK 234 Kapsamında soruşturulmaya başlanmış ancak olayın faili tespit edilemediğinden ve suça ilişkin yeterli delil elde edilemediğinden 5271 sayılı CMK'nın 172. maddesi uyaranca kovuşturulmaya yer olmadığına karar verilmiştir." 'Kovuşturulmaya yer olmadığına' kısmını bastırarak söylemişti. Öfkesi ve hüznü birleşmiş olmalıydı. Elindeki dosyayı titreyen elleriyle masaya bıraktı ve gözleri uzaklara daldı.

FLASHBACK...

O sabah herşey normaldi. Erdal Karataş, kızı Tuğba Karataş ile kahvaltı yapıyordu. Akşamdan kalma çayı ısıtmış, yumurtalı ekmek yapmıştı. "Üflemeden yeme kızım, dilin yanacak." diyecek oldu. Ama çoktan son lokmayı da ağzına atan Tuğba "Baba ben çıkıyorum." diyerek masadan kalktı. "Biraz daha ye kızım önündekini bitirseydin bari." dedi. Tuğba ayakkabısını giyerken "Geç kalıyorum baba, fizikçiden laf yemeyeyim şimdi. Devamsızlıklarım da kol geziyor" diye kahvaltıdan kalkmasını izah etti. Babası kızının yanına gelip alnına bir öpücük kondurdu. "Akşam film gecesi yapalım mı?" dedi. Tuğba'nın gözleri parladı. "Evettt! Aslan babam!" dedi kapıdan çıkarken. Erdal ise gülümseyerek "İyi dersler kızıma Allah zihin açıklığı versin." dedi. O kapıdan gidişi hiç aklından çıkmamıştı.

İkindi vakti Tuğba hâlâ eve gelmemişti. Erdal belki bir arkadaşında kalmıştır, belki servisi gecikmiştir diye içinden geçiriyor, bahanelere sığınıyordu. Ama içindeki kurt git gide büyümüştü. Öğretmenlerini aramış, okuldan çıktığını söylemişlerdi. Akşam karakola koşmuş, kaybolma ihtimali demişlerdi. "Belki kendi isteğiyle gitmiştir." dediler. Adam bu cümleye fazla kendini kaptırmış, içi içine sığmamıştı. Okulu, okul çevresini ve yakın sokakları incelediler. Görünürde bir şey yoktu. Kamera kayıtları silinmiş ya da yoktu. Kimse şahit değildi. Gören duyan yoktu. İlk başta ufak bir haber olarak bazı gazete ve haber sayfaları paylaştı, ama gündem olmadı. Bir süre öğrencilerin bir kısmı garipsediği gibi bir kısmı da dedikodu yapmaya devam etti. "Zaten pısırığın tekiydi, ergen ergen triplere girip çekip gitmiştir." dediler. Okuldan zaten arkadaşı olmayan Tuğba, kısa zaman içinde unutulmuştu. Babası Erdal, haftalarca işe ara verip röportaj vermek istemiş, sosyal medyadan sesini duyurmak istemiş, heryere kızının kayıp ilanını asmış ama yinede bir sonuca varamamıştı. Önüne gelen yazı onun hayatını altüst etti. "Kovuşturmaya yer yoktur." Dosya takipsizlikle kapandı. Bu söz, kızının yokluğuna atılan resmi bir imzaydı... O gibi lanetli belgeleri sakladı. Günden güne umudu ve hayattaki tek varlığı olan kızının yokluğuyla sınandı.

FLASHBACK SON...

Adam, bize Tuğba'nın kaybolmasıyla ilgili ne varsa anlatıyordu. "Kızımla alakalı hiçbir gelişme olmayınca her yolu denedim. Üstünkörü davranan polislerle pek çok kez konuştum. Bana 'Bir dilekçe verin, dosya talep edin' diye geçiştirdiler. Bilgi edinme hakkımı kullanarak başvuru yapmıştım. Savcılık sadece olayla ilgili resmi dosyayı sadeleştirip bana verdi. O gündür bu gündür saklıyorum bu dosyayı. Hâlâ bu acı gerçeklerle yüzleşemiyorum... Peki siz çocuklar, siz neden polise başvurmayı reddediyorsunuz, birkaç densiz polis denk gelmiş oldu diye. Sizin elinizdekiler dikkate alınmanız için daha iyi değil mi?" "O polislerde bizi rahatsız eden birşeyler vardı evet. Bize çok saçma davrandılar. Şikayetçi olma, savcılığa ve yetkililerle görüşmekte var evet ama işte mesele şu: Kim gerçek, kim değil bilmiyoruz. Onların bizden bilgi koparmak ister gibi halleri vardı, normal polis gibi değillerdi. O an çok sinirlenmiştim ama şuan korkuyorum, her yerden fırlayabilirler bunlar gibi embesiller. Bu polisler neden öylece kestirip attı, hep mi öyleler cidden bilmiyorum. Hep öyle olmaları zor zaten karakoldaki diğer polisler çok büyük ciddiyet ve disiplinle çalışıyorlardı ve o danışmadaki kadın bize acımıştı. Ne için o polisler bir araya geldi bilmiyoruz muhtemelen araştırmamızdan haberdar olan birileriydi. Bir haftadır süren ufak çaplı araştırmamız duyulmuş gibi. Yani, tekrar yargıya başvurma cesaretimiz şuan büyük risk." uzun soluklu ve en az Nihal kadar mantıklı bir cümle kurmuştum.

"Ağzına sağlık. Bir de şöyle derler; elimizdeki Tuğba'nın dosyasının fotoğrafına 'Shop yapmışsınız', ya da 'Bunlar sizin kurgunuz' diye geçiştirirler. İlla bir açığımızı bulurlar. O yüzden bu okulda birşeyler döndüğünün kesin kanıtını kendimiz bulmalıyız ve dikkatli olmalıyız. Maazallah bir bakmışız o tuvalet terliği yüzlü güya polis olacak kadın ve kaşı gözü ayrı oynayan erkeğin stalkındayız. Tabiri caizse acayip kıllandım şunlardan. Hele hele o kadın var ya, ağzına bir tane çarpasım geliyordu hâlâ geliyor. içimde kaldı." diyerek bana bu denli çoşkuyla katılmasına şaşırmıştım Nihal'in.

"Tamam anladım, benim sebebim yok ama sizin sebebiniz vardı yine akıllık etmişsiniz. İkinizde çok parlak çocuklarsınız, düşünme şeklinizden zekanız belli oluyor. Şimdi ne kadar kızımı bulmak istesem de sizi tehlikeye atmak istemiyorum. Aileleriniz, eğitim hayatınız var. Gerçekten emin misiniz bu yolda ilerleyeceğinize?"

Nihal gülümseyerek "Bir haftadır sınıfımdaki hiç bir ilgim alakam olmayan Cem'le olan serüvenimiz burda son buldu... çünkü artık üç kişiyiz!" dedi. adamı biraz olsun rahatlatmak istiyordu. Adam buruk bir şekilde gülümsedi. "Ben sizi bu konuda himaye eder ve emniyetinizi sağlarım. Ailelerinizin haberi olmayacak ne de olsa. Bana güvenebilirsiniz. Kızımdan sonra sizin gibi gençleri görünce kızıma karşı yarım kalan babalık sorumluluğumu onların üzerinde devam ettiresim geliyor, benim kızım gibi yalnız tüm yavruları bağrıma basasım geliyor..."

Adamın içinden kızına olan özlemini ikindiye vakti biz gidene kadar içinden hiç atamadı. Onu hâlâ bir umut olduğuna ikna etmeye çalıştık. Bizimle araştırmaya devam edecekti ve bir gelişme olursa haberleşecektik. Ayrıca tehlikeli bir işe kalkışmak durumunda olursak o devreye girecekti. Biz henüz reşit değildik ve elimizdeki somut olmayan delillerle birşey yapamasak da o yapabilirdi. Bu yüzden bir de o araştırmak istedi bizde bir süreliğine kendimiz için araştırmayı askıya aldık. O gün Erdal Karataş'ın hâline öyle bir paramparça olmuştum ki, Nihal'den ayrılıp eve gittiğimde sıcak yatağımda uyuyabildiğim için kendimden utandım. O adam bir senedir rahat uyku çekmiyordu. Tuğba kim bilir nerelerdeydi, bu okulumuz olacak korkunç yerde birinci dönemin sonlarında, tam deprem zamanından önce 15 aralıkta kaybolmuş ve hiç kimsenin umurunda olmamıştı. Okulda birilerinin, belki müdürün, belki o topuklu ayakkabılı kokoş kadının, içinde olduğu bir olaydı. Ama biri... mutlaka!

Birkaç gün sonra bir akşam, ailemle yemekteyken telefonumun çınlayan bildirim sesi ile elimdeki kaşığı masaya koyup pilavımı yarım bıraktım. Cebimden telefonumu çıkarıp esneyerek ekranı açtığımda, karşımdaki dağ gibi duran WhatsApp mesajı ile günün tüm yorgunluğunun yerini diken üstünde bir gerginliğe bıraktım.

Babam Kenan Altay, sıfatımda olan değişikliği fark etmiş olmalı ki tavuklu pilavını ağzına atmış çiğnerken boğazdan gelen sesi ile "Cem daldın yine, elindekini bırak da tabağını bitir." dedi. Annemde bunun üzerine bana döndü.

Ama ben şuan yemeği düşünecek durumda değildim. Çünkü bunun ne anlama geldiğini düşünmem hayati bir mesele taşıyordu.

Erdal Karataş —

⟶Birkaç kişiyle görüştüm. Çok önemli birşey buldum. Çok geçmeden görüşmemiz lazım. Ama dikkatli olun. Sanırım izleniyoruz...

Bölüm sonu

7 yorum