İçeriğe geç

Sessiz Çığlık

Bölüm 2 · 10 dk okuma

Sessiz Çığlık

Bölüm 2

Arşivin ötesi.

Nihal ile sınıftan çıktıktan sonra fikirlerimizi danışıyorduk.

"Müdürün dediği ile Rojin'in dediği çelişiyor, ama bence Rojin'e güvenmeliyiz, yalan söyleyecek hali yok ne de olsa. Ama o koca burunlu Necati'den herşeyi beklerim bak. Bizi hiç tınlamadı bile." dedi Nihal.

"Doğru ama bu Tuğba isimli kızın izini nasıl süreriz en fazla? Yapabileceğimiz maksimum şey çıkışta karakola gidip durumu bildirmek. Polislere de güvenmeyeceksek yani." diye yanıt verdim. Nihal bana göre fazla detaycı davranıyordu.

Bu sırada koridorlarda ilerlerken cam kenarına yaslanıp düşünmek için durdu. Bende hemen yanındaki öğrenci dolabına yaslandım.

Nihal bir an aklına gelen fikirle heyecanla bana döndü.

"Arşiv?"

"Ne arşivi?"

"Arşiv odası işte. Geçmiş yılların mezunlarından tut şimdiki mevcut öğrencilerin de kayıtlarının bulunduğu oda. Her türlü resmi evrak orada muhafaza ediliyor."

Omuz silktim. "Sakın böyle bir delilik yapalım deme bana Ece."

"Yapacağız öyle bir delilik! Ne kadar pasif kalıyorsun ya. Biraz maceraperest ol, Fatihler senin kuyruğuna takılmadan önce bitirelim şu işi."

"Fatihler dışında daha önemli bir sorunumuz var öncelikle. Orası kilitli. Nasıl gireceğiz?"

Nihal biraz düşündükten sonra elini pileli okul eteğinin ceplerine götürüp yaslanmaya devam etti. Ben de koridordan geçen öğrencileri izliyordum.

Nihal'in eli cebinde bir şey hissetmiş olmalı ki biraz salındı ve üzerinde yazılar yazılı ve Nihal'in vesikalığının bulunduğu bir kart çıkardı.

"Bu benim öğrenci kartım. Otobüsle okula gidip gelmek için kullanıyorum... Bir şey dicem lan, bunu kullanabiliriz."

"Sen nasıl bir dahisin öyle! öncelikle filozof hanım o sadece dizilerde olan bir şey, bizim gibi koyun sürüsü kalabalıklığındaki bir okulda arşive giderken nasıl dikkat çekmeyeceğiz? Hocalar görürse daha ilk günden disiplin istemiyorum."

"Hayır gerçekten işe yarıyor. Bir ara anahtarımı unutmuştum ve eve girerken bunu kullandım. Ayrıca arşiv en alt katta, çok nadir girilen kuytu köşede var olan bir yer. Orada pek kimse takılmıyor. Şuan çoğu kişi kantinde veya bahçede. Karşısında hizmetli odası falan var ama mühim değil. Bunları da ben mi sana söyleyeceğim? Eşşek kadar okulumuz var işte ve bu bizim işimize yarayacak."

Nihal gözlerime kenetlenip bana kaş göz işareti yaptı. Beni her seferinde ikna etmeyi başarıyordu. Yapacak bir şey yok.

Beraber merdivenlerden aşağı indik. Kafeterya gibi görünen masalarla donatılmış tıklım tıklım olan kantini geçtik. Geniş koridorların duvarlarında etkinlik panoları ve süslemeler, dünya haritası gibi şeyler vardı. En ortada yani girişin önünde, masa tenisi oynamak için iki yan yana olan masa ve tenis oynayan öğrenciler vardı. Yan duvar cam kaplamalıydı ve Mustafa Kemal Atatürk'ün resmi en ortada, gençliğe hitabe ve istiklal marşı da yanlarda yazılıydı. Atamın gözlerine bakıp 'bütün ümidim gençliktedir' sözü aklıma geldi. Eğer kaybolan genç bir kız varsa, onu bulmak zorundaydık. İkna olmuştum. Öğretmenler odası, spor odası, özel eğitim odası, kütüphane, herşey buradaydı. Ama arşiv odası o kadar geride kalıyordu ki hiç dikkat çekici bir yerde değildi. Yine de korkuyordum.

Sonunda kapının önündeydik. Hızlıca Nihal'den kartı alıp öne atıldım. Nihal ise etrafı gözlüyordu. Çömeldim ve kapının aralığı, yani diline soktum. Nihal öğrenci kartını tehlikeye atmıştı buraya girebilmek için. Bir kaç kez yukarı-aşağı hareket ettirdim. Açılmadı. Pes edecektim ki Nihal yardım edebilmek için ben kapının dilinde kartı hareket ettirirken kapıyı ittirmeye başladı. Bu sayede kapı aralığından kartı yukarı-aşağı sürttüğümde, açmak daha kolay oldu. Kapı biraz sert açıldı ve girer girmez ince bir toz tabakası havaya kalktı. Biraz öksürük tuttu ve elimi duvara dayayarak öksürürken destek aldım. Nihal ise sırtıma vuruyordu. Öksürüğüm bittiğinde etrafa bakındım. Loş, havasız bir yerdi. 6 tane önlü arkalı koca metal raflar bulunuyordu. Kırmızı, mavi ve beyaz dosyalar vardı. Çoğu eski ve raflarla beraber tozluydu. Rafların içerikleri üstlerinde demirden bir parçaya siyah kalemle yazılıydı. 1. rafta mevcut öğrencilerin sınıf sırasına göre dosyaları vardı. 2. rafta mezun öğrencilerin yıl sırasına göre dosyaları vardı. Birde en alt kısmında ekstradan 'ayrılan öğrenciler' vardı. 3. rafta özel durum dosyaları vardı. Muhtemelen ya okuldan atılan, ya da devamsızlar gibi şeyler vardı. 4. rafta geçmişten şimdiye özel eğitim öğrencileri vardı. 5. rafta ise finansal kayıtlar, ve 6. rafta yönetim kayıtları bulunuyordu. Tavanda sarı cılız ve titrek bir floresan lamba vardı. Etrafı pek iyi aydınlatmıyordu ama göremeyecek kadar sıkıntı değildi. Nihal ile dosyaları incelemeye koyulduk. O önce mezun ve ayrılmış öğrencilere bakarken bende ilk raftaki mevcut öğrencilere bakmaya başlamıştım. Hepsine ne olur ne olmaz bakacaktık.

Nihal "2024 ve 2023 mezunları" ndan başlayıp her dosyanın içeriğine göz gezdirip seri bir şekilde okuyordu ve geri yerine yerleştiriyordu. En üst sıra için boyu yetmemişti ve parmak uçlarında uzanmaya çalışıyordu. Böyle çok komik görünmüştü.

"Cüce Filozof ya, bırak ben alırım sen kendini yorma cüce. Dağ gibi Cem abin var burda" diyerek arkasından uzandım ve onun yerine dosyaları incelemeye başladım. Nihal bana "Çok biliyorsun sen" bakışı attı.

Zaman daralıyordu ve 4,5 ve 6. raflara bakmaktan vazgeçmiştik. Zaten oralarda bulunmasının pek imkanı yoktu. Nihal ayrılan öğrencilere bakmayı unutmuştu ve özel durum öğrencilerine bakıyordu. Ben de en alt rafa uzanıp oradaki dosyaları kabaca inceliyordum ki, Rojin'in tarif ettiği dış görünüşe uyan, ve ismi T harfi ile başlayan birine denk gelmiş gibi oldum. Kendimi çok kaptırdığımdan o dosyayıda hemen yerine yerleştirmiştim ve idrak edince hemen elime aldım.

"Nihal koş! buldum galiba."

Nihal yanıma fırladı, nefes nefese kalmıştı.

Vesikalık fotoğrafındaki kişi diş telleri ile kocaman gülümsemişti. Ayrıca kahverengi gözlü, siyah dalgalı saçlıydı. Çok sevimli bir yüzü vardı. İsim yerinde ise gazetede "Tuğba K." şeklinde soy isimi tarif edildiğinden K ile başladığını biliyorduk. Tuğba Karataş. K harfi ile başlayan soy isimi de uyumluydu.

"Ayrılma nedeni ayrıldı derken? Burada bir şeyler eksik gibi" dedim. Nihal rastgele dosya aldı ve oradaki Mustafa isimli bir öğrencinin ayrılma sebebine baktı. Sporcu olmak için spor lisesine katılmak için ayrıldığı açıkça yazıyordu. Demek ki Tuğba'nın ayrılma nedeni buraya kasten yazılmamış, ya da silinmişti. Bir anda elini okul formasının yakasına atınca refleks olarak gözlerimi kapatmıştım.

"Gözünü kapatmana gerek yok. Maalesef cebime sığmayınca..." dedi alayla. Nihal sütyeninden telefonunu çıkartmıştı! Gülmemek için kendimi zor tutuyordum.

"Senin içinden neler çıktı böyle ya? Ben seni hanım hanımcık, kurabiyeye simite karışmayan bir şey sanırdım."

Nihal beni takmayıp dosyayı yere koyup küçük iphone markalı telefonunun kamerasını açtı ve fotoğrafını çekti. Bu sırada duyduğum uzaktan gelen ses ile irkildim. Ayak sesleri... Buraya birisi geliyordu!

"Nihal sıçtık!"

"Sessiz ol ve çabuk ışığı kapat!" Yerimden kalkıp hemen ışığı kapattım. O sırada o da yerinden çıkardığımız iki dosyayı yerine tekrar dik hâle getirip koydu ve bana el işareti yaptı. Onu takip ettim. Bana rafların arkasında kalan bir dolabı gösterdi. Burasını fark etmemiştim. Dolabın sıkıca zincirle kilitlenmiş çekmeceleri bulunuyordu. Dolabın yanında ise koli yığını vardı. Bunların ne anlama geldiğini sorgulayamadan bileğimi kavrayıp koli yığınlarının arkasına saklanmam için ittirdi. Ben de büyük bir kolinin arkasına geçip buz gibi fayansa oturdum. Nihal de yanıma yanaştı ve 3 tane küçük kolileri önümüze görünmemizi engellemek için üst üste koydu. Bu kolilerde ne olduğunu merak etmiştim. Duvara yaslanıp iyice yanaştım ve ona yer verdim. Yanıma oturup dibime sokuldu. Pek rahatsız bir haldeydik. Çok geçmeden ayak sesleri yaklaştı. Topuklu ayakkabı sesiydi bu. Kapı gıcırtısı ile kim olduğunu bilmediğimiz bu kişinin odaya girmiş olduğunu anladık. Kalbim yerinden fırlayacak gibi atıyordu. Kan ter içinde kalmıştım. Nihal de farklı değildi, nefesini hissediyordum.

Topuklu ayakkabılı kişi rafların arasında yavaş adımlarla dolaşmaya başladı. Bulunduğum noktadan yüzünü pek göremiyordum ve bu noktaya geldiğinde net bir şekilde gördüm. Kesinlikle tanıdık biri değildi. Gözlükleri kocamandı ve ağzına pahalı bir kumaştan maske yapıp bağlamıştı. Saçları kısaydı ve zayıftı. Bu sıcakta kürkten yaka takmış, uzun krem rengi bluz giymişti ve dar siyah etekle aynı renk uzun çoraplar giymişti. Çok otoriter ve güçlü bir kadın olduğu her halinden belliydi.

Kadın dolabın zincirli kilidine çantasından anahtarlıklarını çıkarıp geçirdi ve kapağı açtı. Dolabın kapağı bize dönük olduğundan sadece kapağını görebiliyorduk. Kadın orayı kurcalayıp eline yüklü miktarda para ve bir kaç evrak almasını beklemiyorduk. Çantasına sıkıştırdı ve bulunduğumuz yere yani kolilere döndü. Asıl şimdi sıçtık diye içimden geçirdim.

Şanslıydık çünku önümüzdeki değilde sadece yanlarımızda ki kolilere gelip sadece elini sürdü ve parmağındaki toza baktı ve rafların arasından uzaklaştı. Biz tam gitti diye kalkacaktık ki ayakkabı sesi durdu. Ben ise kalkacakken Nihal'in eteğiyle beraber bacağına da basmıştım ve az daha acıdan çığlık atacaktı ki elimle ağzını kapattım. Nefesimi tutmaya ve bildiğim tüm duaları okumaya başladım. Kadın bir süre öylece durmuş olmalıydı ama sonra kapıyı çarparak gitti. Tuttuğum nefesi geri verdim ve iki büklüm olduğumuz yerden kalktık.

"Ölüyordum az daha" diye isyan ettim.

"Senin yüzünden az daha yakalanıyorduk lan!" diye sitem etti Nihal.

"Neyse o değilde bu kadın neyin nesi anlamadım, hiç bizim okulda görmedim böyle birini. Kesin burnu havada kokoş sosyete karılarındandır."

"Tek bu da değil. Şu dolaptan çıkardıkları ne öyle? Arşivde ne alakaydı onlar? Üstelik bu kolilerinde üstünde 'eğitim materyali' yazıyor. Ne diye gelip kolileri inceledi anlamadım. Ne dönüyor burada ya? Korkuyorum Cem."

Nihal konuşurken bende kolilere bakıyordum. Küçük bir kolinin üstüne, altına, yanlarına bakmıştım. Koliler sağlam bantlandığından açılmıyordu ve zaten açmakta tehlikeliydi. Ancak gözüme bir şey kestirmiştim. Bir sembol. Çarpı işaretinin üstünde kare kutucuk ve kutucuğun içinde kuru kafa işareti vardı. Bu sembolü kafama kazıdım.

"Nihal şuna bak."

"Yuh, nereye düştük böyle?"

"Bilmiyorum ama bunlar hiç hayra alamet değil. Önce bir kızin iki yardım talebi olan not kağıdı, —ve sadece ya da özellikle bizim defterimizden çıkması— ardından aynı isimli ve muhtemelen aynı kızın kaybolduğuyla ilgili gazetesi, ardından müdürün bunla ilgilenememesi ama Rojin'in bu kızı hatırlaması, arşivde dosyada, bulduğumuz verilere uyan kızın özel durumla değilde kendi isteğiyle ayrılan öğrencilerde olması çelişikliği, burada zincirli ve içi para, evrak veya bilmediğimiz başka şeyler barındıran bir dolap olması, hiç görmediğimiz bir kadının buraya gelip bu dolabı açması, kolinin üstündeki bir kuruma ait olamayacak garip sembol... Hepsi o kadar karmaşık ve anlamsızki. Hiçbir şeyi anlamıyorum. Ne yapıcaz bunlarla ciddi soruyorum?" Bunları söylerken arşivden bu sefer Nihal'in kartı kullanmasıyla çıkmıştık. Etrafta kimsenin olmadığından emin olduktan sonra ilerlemeye devam ettik. Neyse ki henüz zil çalmamıştı. Kol saatime baktım. 7 dakika kalmıştı. Arkadaşım olacak angutlar beni arıyor olabilirdi. Onların dikkatini, hatta sadece onların değil tüm sınıfın dikkatini çekecek şekilde bugünün çoğunu Nihal'in yanında geçirmiştim. Onlara nasıl bir bahane uyduracağımı bilmiyordum.

Nihal ile kantinden su alıp boş yuvarlak masalardan birine karşılıklı oturmuş kafamızı dinlendirmeye çalışıyorduk. Gerçi bu ses ve kalabalıkta ne kadar dinlendirebilirsek. Sonra Ateş Ali ve Fatih'i omuz omuza, arkalarında da Demir sarhoş gibi ilerleyip gülüşürken buraya yaklaştıklarını gördüm. Beni tüm teneffüs arıyor olmalarını bekliyordum ama beyfendilere yokluğum hiç hissettirmiyordu kendini galiba. Sonra Fatih'le göz göze geldik. Hemen yüz ifadesi yerini şaşkınlığa bıraktı ve yanıma geldiler.

"Oğlum nerelerdesin lan Cemo? Kaç derstir Nihal ile berabersin gözümden kaçmadı değil. Tatilde hep birlikteydik ama okula gelince bir anda buz kesildin sanki." dedi. Onlara bu durumu açıklasam mı açıklamasam mı diye düşünmek için bir kaç saniyem vardı ve Nihal bana kaşlarını kaldırtarak 'Söyleme sakın' der gibi baktı. Sorgulamadan ona uydum ve aklıma gelen ilk yalanı söylemek zorunda kaldım. Daha fazla kaçamazdım. Bu durumu açıklayacak tek yalan buydu sanırım.

"Biz Nihal ile sevgiliyiz. Bundan dolayı onunla vakit geçiriyorum. Sizi sattığım falan yok yani. Kafanızı kırdırtmayın bana da biraz nefes aldırın." Bunu söylememle beraber üçüde çoşkuyla alkışlara ve kahkahalara tutuldular. Nihal ise yüzüme duvar gibi ciddiyetle bakıyordu.

"Ne zaman tanıştınız yengeyle?" Demir sırıtarak omuzlarıma elini koymuş beni sandalyemde sallıyordu. Bu durum onu sevindirmişti elbette. Ne de olsa edebiyat dersinde ikimizin sevgili olduğu tahminini yapmıştı.

"Çok romantik, ağlayacağım beyler" Ateş Ali'nin bunu dediği sırada zil sesi duyuldu. Beni Nihal'in yanında yerin dibine sokmuşlardı. Onlardan kendimi kurtarıp önden sınıfa gittim. Muhtemelen arkamdan Nihal'i darlayarak geliyor olmalılardı.

Önümüzdeki üç gün boyunca, yani cumaya kadar Nihalden trip yemiştim. Evet, doğruydu. O bana yalan söylememi bakışlarıyla istedi ama dediğini yapınca da ben suçlu olmuştum. Bulduğumuz verileri ve içinde bulunduğumuz durumu, yani Tuğba'yı paylaşmak istememesinin sebebini sorduğumda, olayı herkese açık bir şekilde söylemenin iyi sonuçlar vermeyeceğini, kötü dedikodular çıkabileceğini ve belkide okulun karanlık işler içerisinde olduğunu bu yüzden bunun herkesin bilmesinin tehlikeli sonuçlar getireceğini söyledi. Biz zaten ikimizinde defterinde bulduğu not ve gazeteyi sınıfla paylaşmıştık ama kimse ciddiye almadı Rojin dışında. Ama muhtemelen Tuğba'nın dosyasındaki eksik bilgi ve gazeteyle çelişkili olarak 'ayrıldı' olarak sayılması, arşivde gelen kadın, dolapta aldığı para ve kağıtlar, kolilerin üstündeki sembol gibi bulduğumuz garip ayrıntıları paylaşırsak ciddiye alırlardı. Nihal, okul yönetiminin gizli ve karanlık işler içerisinde bulunduğunu düşünüyordu ve belki de bu doğruydu bu kadar şeyden sonra. Bu yüzden bunları sınıfta herkesin bilmesi ve yayılması okulda bir iç karışıklığa yol açar, ve herkesin korku içerisinde bulunmasına vesile olup okul işlenişini bozabilirdi ve bu sorunu çözmezdi. Ayrıca sadece sınıfımız değil, ailelerimiz de dahil kimseye söylemeyecektik. Başta tüm bunların ağırlığını ikimize yüklediği için ona katılmadım. Ama biraz düşününce haklı sayılırdı. Tek başımıza bu gizemi çözmek dışında bir çaremiz yoktu. Bu üç günde bir sonraki adımımızı düşündük. Artık bu gizemin kesinlikle çözülmesi taraftarı olduğumuzdan, ne kadar sevgili taklidi yaparak birlikte takılarak zaman kazansakta, bunu sadece okulda yürütülemeyeceğini biliyorduk. Bu yüzden okuldan sonra ya da hafta sonları, dışarıda da çözüm yolları arayacaktık. Artık bu yolun geri dönüşü yoktu.

Bölüm sonu

13 yorum