Bölüm 4
O gün Kemal evden fazla çıkmadı.
Polislerin gidişinden sonra kahvesi soğumuştu ama yine de içti. Bardak elinde, uzun süre mutfak masasının başında oturdu.
Karşı evin olduğu pencereye baktı.
Sarı şeritler rüzgârda hafifçe sallanıyordu.
Mahalle dışarıdan yine aynıydı.
Çocuk sesleri.
Uzaktan geçen bir araba.
Birinin bahçeyi sulama sesi…
Sanki hiçbir şey olmamış gibiydi.
Ama Kemal için öyle değildi.
Öğlene doğru markete çıktı.
Süt, ekmek, birkaç basit şey aldı.
Kasiyer kadın gülümseyerek “Yeni taşındınız galiba” dedi.
Kemal kısa bir şekilde “Evet” dedi.
Mahallede insanlar hâlâ onu tanımıyordu.
Bu iyi bir şeydi.
Eve döndüğünde gün yavaş yavaş akşam oluyordu.
Kemal pencereleri açtı.
Hava serindi.
Ceviz ağacının yaprakları hafifçe sallanıyordu.
Bir süre koltuğa oturdu.
Televizyonu açtı ama izlemiyordu.
Sadece ses olsun diye açık bırakmıştı.
Sonra kapattı.
Sessizlik geri geldi.
Akşam saatlerinde mutfağa geçti.
Kendine basit bir yemek yaptı.
Yemek sırasında iki kez kaşığı elinden düşürdü ama aldırmadı.
Zihni başka yerdeydi.
Karşı evde.
O şeritlerin arkasında.
Bir şeylerin yanlış olduğu hissi onu bırakmıyordu.
Ama kanıt yoktu.
Polisler bile yok demişti.
Gece olduğunda ışıkları kısmıştı.
Sadece salonda küçük bir lamba yanıyordu.
Kemal koltuğa oturdu.
Elinde eski bir kitap vardı ama okumuyordu.
Arada bir gözleri kapıya ve pencereye gidiyordu.
Sonra saat ilerledi.
Ev tamamen karardı.
Sadece dışarıdan gelen sokak lambasının ışığı içeriyi hafifçe aydınlatıyordu.
Kemal bir süre sonra uykuya yakın bir hale geldi.
Başını koltuğa yasladı.
Gözleri yarı kapalıydı.
Dışarıdan rüzgâr sesi geliyordu.
Ceviz ağacı yine sallanıyordu.
Tam o sırada…
Bir şey dikkatini çekti.
Perdede bir hareket.
Kemal gözlerini açtı.
Yavaşça pencereye baktı.
Sokak lambasının ışığı perdeye vuruyordu.
Ama o ışığın içinde…
Bir anlık bir gölge geçti.
Sanki biri oradaydı.
Ama çok hızlıydı.
Kemal doğruldu.
Bir süre kıpırdamadan bekledi.
Kalbi normalden biraz daha hızlı atıyordu.
“Hayal gördüm…” dedi kendi kendine.
Ama gözlerini ayıramıyordu.
Perde tekrar hareket etti.
Bu kez daha netti.
Bir insan silueti gibi.
Ama dışarıda kimse yoktu.
Kemal yavaşça ayağa kalktı.
Perdeye yaklaştı.
Elini kaldırdı ama dokunmadı.
Dışarıya baktı.
Sokak boştu.
Lambalar yanıyordu.
Hiçbir şey yoktu.
Hiç kimse.
Kemal birkaç saniye daha baktı.
Sonra perdeyi biraz araladı.
Dışarıyı iyice kontrol etti.
Sessizlik.
Sadece rüzgâr.
Geri çekildi.
Derin bir nefes aldı.
“Yorgunluk…”
Ama içindeki o küçük ses aynı şeyi söylemiyordu.
Bu mahallede bir şey vardı.
Ve o şey, yavaş yavaş kendini göstermeye başlamıştı.