Bölüm 3
Göl kenarında zaman yavaş akıyordu.
Arda oltayı her çektiğinde heyecanlanıyor, Kemal ise sessizce suyu izliyordu. Arada hafif bir rüzgâr esiyor, suyun yüzeyinde küçük dalgalar oluşuyordu.
Bir süre sonra Arda sonunda bir balık yakaladı.
“Dede! Yakaladım!”
Kemal başını kaldırdı, hafifçe gülümsedi.
“Güzel. Çok büyük değil ama ilk balık her zaman özeldir.”
Arda gururla balığa baktı.
“Senin gibi olmak istiyorum.”
Kemal bir an sustu.
“Benim gibi olunmaz,” dedi yumuşak bir sesle.
“Neden?”
“Çünkü herkes kendi yolunu bulur.”
Arda bunu tam anlamasa da başını salladı.
Gün ilerledikçe birkaç balık daha tuttular.
Sonra Kemal oltaları topladı.
“Yeter. Bugünlük bu kadar.”
Arda itiraz etmedi.
Eve döndüklerinde güneş batmak üzereydi.
Arka bahçeye geçtiler.
Kemal eski mangalı çıkardı.
Kömürleri hazırladı.
Arda odunları dizerken heyecanlıydı.
“Kokusu çok güzel olacak!”
“Henüz yanmadı bile,” dedi Kemal gülerek.
Bir süre sonra kömürler kor haline geldi.
Balıkları mangala koydular.
Kısa süre sonra hava duman ve kızarmış balık kokusuyla doldu.
Arda mutluydu.
Kemal ise ilk defa uzun zamandır gerçekten sessiz değildi.
Çünkü yanında biri vardı.
Akşam olduğunda Arda’nın annesi geldi.
“Arda, hazır mısın?”
Arda biraz üzgün baktı.
“Daha kalabilirim…”
“Yarın okul var,” dedi annesi.
Arda istemeyerek toparlandı.
Kemal torununu kapıya kadar uğurladı.
“Güzel gün oldu dede.”
“Evet,” dedi Kemal.
“Yine gelir misin?”
Kemal hafifçe gülümsedi.
“Kapım her zaman açık.”
Arda giderken bir kez daha arkasına baktı.
Sonra kayboldu.
Gece sessizdi.
Kemal eve girdi.
Işıkları açmadı.
Sadece mutfağa gidip bir bardak su içti.
Ardından koltuğa oturdu.
Bir süre öyle kaldı.
Sonra gözleri kapandı.
Uyku ağır ağır geldi.
Sabah olduğunda güneş yeni doğuyordu.
Kemal mutfakta kahve hazırlıyordu.
Ev sessizdi.
Kupayı eline aldı.
Tam o sırada kapı çaldı.
Bir kez.
Sonra bir kez daha.
Kemal kaşığını bıraktı.
Kapıya yöneldi.
Kapıyı açtığında iki polis memuru karşısındaydı.
Ciddiydiler.
“Günaydın,” dedi biri.
“Günaydın,” dedi Kemal.
“Rahatsız ediyoruz, birkaç soru soracağız.”
“Buyurun.”
Polisler içeri bakmadan konuştu.
“Karşı sokaktaki ev hakkında.”
Kemal kaşlarını çattı.
“Hangi ev?”
Sarı şeritlerle çevrili olan,” dedi polis.
Kemal hafifçe başını salladı.
“Yeni taşındım. Çok bilmiyorum.”
Polislerden biri notlarına baktı.
“O evin sahibi dün gece ölü bulundu.”
Kemal bir an sessiz kaldı.
“Kötü… peki nasıl?”
Diğer polis kısa bir nefes aldı.
“Bileklerinde kesik izleri var.”
Kemal gözlerini kısmadan dinledi.
“Kanıt bulabildiniz mi?”
“Şimdilik hayır.”
“İntihar mı diyorsunuz?”
Polis başını salladı.
“Büyük ihtimalle. Olay yeri kapalıydı. Zorla giriş yok. İz yok. Başka biri olduğuna dair bir delil yok.”
Kemal pencereden dışarı baktı.
Karşı ev hâlâ sarı şeritlerle çevriliydi.
Sessizdi.
Fazla sessiz.
“Mahalleye yeni taşındığınızı söylediniz,” dedi polis.
“Evet.”
“O eve girip çıkan biri gördünüz mü?”
“Hayır.”
“Hiç dikkat çeken bir şey?”
Kemal bir an düşündü.
Sonra kısa cevap verdi.
“Hayır.”
Polis not aldı.
“Teşekkür ederiz. Gerekirse tekrar uğrayabiliriz.”
“Tabii.”
Kapı kapandı.
Kemal mutfağa geri döndü.
Kahvesini aldı ama içmedi.
Sadece pencereye baktı.
Karşı ev…
Dışarıdan bakınca sıradan görünüyordu.
Ama Kemal yıllarca öğrenmişti:
En sessiz yerler, en çok şeyi saklayan yerlerdi.
Ve polisler kanıt bulamadık diyorsa…
Bu her zaman gerçeğin bu olduğu anlamına gelmezdi.