İçeriğe geç

Serüven Başlasın

Bölüm 5 · 12 dk okuma

Serüven Başlasın

Bölüm 5

3. Bölüm

Günlerden perşembeydi, Ecrin ile son görüşmemizin üzerinden 5 gün geçmiş bu süre zarfında görüntülü konuşarak hocanın istediği ürünler ve bizim ihtiyacımız olabilecek ürünlerin listesini çıkarmış, elimizde olup olmadığını kontrol etmiş, olmayanlar için ayrı bir liste hazırlayıp alışveriş merkezine gitmek için sözleşmiştik. Bu sefer onu ekmeyecektim.

Evimize yakın, ihtiyacımız olan her şeyi bulabileceğimiz bir alışveriş merkezi seçmiştik. Hafta içi olduğundan çok kalabalık değildi. İçeride dolaşan insanlar da çoğunlukla çocuklarına kıyafet almaya gelmiş annelerdi. Çocuklar oyuncak dükkanına gitmek için ağlarken, anneleri onları giyim mağazasına sürüklüyordu. Eskiden ne kadar çok yaşardım bu durumu.

Ecrin’in annesi bizi arabayla alışveriş merkezinin tam önüne bırakmıştı. Ne yazık ki bıraktığı yer öyle bir güneş alıyordu ki yüzümüze yaptığımız hafif makyajın eridiğini hissetmeye başlamıştım. Ecrin’de benimle aynı hissi paylaşmış olacak ki aynı anda yarı koşarak alışveriş merkezinin devasa dönen kapılarından geçtik ve yüzümüze çarpan klimanın soğukluğuyla rahatladık.

Çantalarımızı X-Ray cihazından geçirdik ve yürüyen merdivenlere yöneldik. Merdivenlerin sağ tarafında dururken yavaşça yukarı çıkıyorduk. “Önce nereye gitmeliyiz?” Ecrin’in sorusu ile telefonumdan alışveriş listesini açtım ve alacaklarımıza baktım.

“Bence önce 1. kattaki alacaklarımıza bakalım sonra üst katlara sırayla çıkıp her katta mağazalardan istediklerimize girelim. Böylelikle çok dolanmış olmayız.” Ben sözümü tamamladıktan sonra Ecrin kafasını sallayarak beni onayladı. Onun bir üst merdiveninde olduğumdan az daha merdivenlerin bitiminde düşüyordum. Şu şeylere hep takılıyordum. Ecrin kolumdan tutmasa acayip rezil olurdum.

İlk katta giyim mağazaları vardı. Önce mayo almaya karar vermiştik. Pentiye girip yeni sezon mayolara baktık. Hem herkesin önünde giymeye uygun olmadıklarından hem de uçuk fiyatlarından dolayı mağazadan çıkıp diğer mağazaları gezdik. Uygun bir şeylerin olduğuna karar verdiğimiz mağazaya girip dolaştık, mayolarımızı seçtik ve giyinme kabinleri için sıraya girdik.

Nedenini anlayamadığım bir sebepten dolayı kabin sırası çok uzundu. İnsanların deneyip almaktan vazgeçtiklerinde bıraktıkları kıyafetleri toparlayan kadın sürekli bağırıyordu, “Kabinlerde kıyafet bırakmayalım,” veya “Kabinlerde çok uzun süre vakit geçirmeyelim lütfen.” Önümüzdeki 15 kişiye bakıp iç çektik. Herkesin bocalama üzerlerine sıktıkları parfümler karışmış mağazanın kokusuyla beraber çekilmez bir hal almıştı.

Bir kadın kaynak yapmaya çalıştığı an kargaşa kopmuştu. Kadın, ‘Kardeşime yardıma gidiyorum.’ diye önden geçip ilk çıkan kişinin ardından girmeye çalışmış, ancak beklemekten sıkılmış kadınlar onun kabine girmesine izin vermeyerek kavga çıkarmışlardı. Önce kaba sözlerle sataşmışlar ardından da kadının arkasından kabinin kapısına siper olup ‘Giremezsin!’ diye bağırmışlardı. Tamam, bu kadınlar kesinlikle karışık parfüm kokusu yüzünden akıllarını kaçırmışlardı. Hafifçe uyarıp, yapmamasını söyleyebilirlerdi. Kaba sözler arttıkça saçlar da çekilmeye başladı. Kendi saçı çekilecek diye korkan kadınlar geriye doğru kuyruktan çıkmaya çalıştılar ama etraf öyle kalabalıktı ki kimse bir yere doğru düzgün gidemiyordu. Olayı merak eden diğer müşteriler kabine doğru gelmiş, burayı daha da kalabalıklaştırmışlardı. Telefonlar bu anı sosyal medyada paylaşmak için çoktan kayıt altına almaya başlamıştı. Herkes telefonlarını en yukarı kaldırmaya çalışırken biz de az daha iri yarı bir kadın yüzünden eziliyorduk.

“Hey! Irmak, Ecrin. Buraya.” Kalabalıktan sıyrılmayı başarmış iki tanıdık yüz görünce rahatlamıştım. Ecrin elimi tutmuş beni onlara doğru sürüklüyordu. Telefonuyla çekim yapmaya çalışan kadınlara çarparak bizi çıkarmaya çalışan Ecrin hızla ilerliyordu ve beni de peşinde sürüklüyordu. Sürüklenmekten pişman değildim. Şu kalabalıktan çıkalım bana yeterdi.

En az 50 insanın olduğu kabin kısmından çıkmayı başarmıştık. Biz derin nefesler alırken aynı anda kahkahalara boğulduk. Ecrin, “Kadının bağırırken ki yüz ifadesini gördün mü?” diye kahkaha atarken ben de ‘Döv! Döv! Döv!’ diye bağıran insanlara gülüyordum.

“Hey! Irmak, buraya gelin.” Mağazanın hamile kısmından ismimi duyunca gözümdeki gülmekten akmış yaşı silip o tarafa döndüm. Geçen sene aynı sınıfta olduğumuz iki arkadaşımızı gördüm. Bizden daha uzun ve balık etli olan, eskiden önümde oturan arkadaşım İlayda bize el sallıyordu. Yanında ondan daha kısa ve zayıf olan, en yakın arkadaşı Merve vardı. Merve bize bakarak sırıtıyordu. Az önce kabinde olanları onun da komik bulduğuna emindim. Ecrin ile yanlarına gidip sarıldık.

“Sizin burada ne işiniz var?” diye soran Ecrin’in aynı anda yüzü gülüyordu. Onlarla karşılaştığı için memnun olduğunu anladım.

“Tatil için eksiklerini gidermeye gelen tek kişi siz mi olacaksınız sandınız?” Merve’nin hafif iğneleyici cevabını duymazdan gelen İlayda ikisinin yerine cevap verdi. “Tatilde giymek için kıyafet almaya geldik. Ayrıca almam gereken makyaj malzemeleri vardı.”

“İyi ki karşılaştık.” dedim. Gerçekten mutluydum. Ne kadar çok kişi o kadar eğlenceli olurdu. Tabii yanımızdaki kişilerle uyumlu olursak eğlenceli olurdu. Sinem gibi bir kızla alışverişe çıktığınızı düşünsenize. Kız her şeye, çok ucuz alamam der ondan sonra bizi kendi pahalı mağazalarına sürükler poşetlerini taşıttırırdı.

“Siz buradan neler alıyordunuz?”

Merve’ye dönüp, “Mayo bakıyorduk.” dedim. İlayda burnundan kayan gözlüğünü yukarı itip, “Ayy, Merve biz de mayo baksak mı? Geçen sene aldıklarımızın rengi solmamış mıydı?” dedi. Başını sallayarak arkadaşını onaylayan Merve, “Ama bu mağazadan artık bir şey alamayız baksanıza etraf darmadağın oldu.” dedi. Gerçekten etraf çok dağılmıştı. Burayı toparlayacak çalışanlara üzülüyordum. İnsanlar kavgaya bakmak için ellerindeki ürünleri yerlere atmış, üzerlerine basmışlardı. Bu arada kabinin oradaki kalabalık dağılmıştı. Belli ki biz sohbet ederken güvenlik gelip ayırmıştı. Yoksa kolay kolay bitebilecek bir kavgaya benzemiyordu.

“Irmak, hadi.” Ecrin’in bana seslenmesi ile kabinlere bakmayı bırakmış sesin geldiği tarafa dönmüştüm. Benim dikkatimin dağıldığı sırada onlar mağazadan çıkmak üzerelerdi. “Geliyorum.” diye seslendim ve elimdeki mayoları bir askılığın üzerine bırakıp peşlerinden gittim.

Hep birlikte aynı kattaki başka bir mağazaya ilerledik. İlayda ve Merve ile alan seçmeden önce aynı sınıftaydık. O ikisi ilkokuldan beri aynı sınıfta olduklarından başka arkadaş bulmalarına gerek kalmamıştı. Ecrin ile benim oturduğum sıranın hemen önündeki sıraya oturmuşlar, sürekli sohbet etmişlerdi. 2 sene aynı sınıfta bulunduğumuzdan aramızda belli bir samimiyet oluşmuştu. Bazen birlikte bahçeye çıkıp dedikodu yapardık. Onlar sayısal seçip 11. sınıfta farklı sınıflara düşünce aramızdaki ilişki de zayıflamıştı. Artık tuvaletlerde ve kantin sıralarında selamlaşmalardan ibaretti.

İlayda’nın önerisi ile geldiğimiz mağaza ferah ve daha az insanın olduğu bir yerdi. Kullandıkları koku insanı yormuyordu. Yeni favori mağazamı bulmuştum. İlayda dikkatimizi ona vermemizi sağlayarak bir fikir ortaya attı. “Neden kombin oyunu oynamıyoruz?” bizim tepkilerimize bakarken aynı anda gözlüğünü burnunun ucundan yukarı itiyordu. “Bence bu çok eğlenceli olur.” diyerek fikrimi belli ettim.

“Olur ben daha önce hiç oynamadım. Nasıl bir oyun bu?” bu şekilde Ecrin’de kabul etmiş oldu. İlayda, en yakın arkadaşının onayına ihtiyaç duymamıştı anlaşılan çünkü Merve oyunu duyunca en ufak bir tepki dahi vermemişti. Kız hislerini çok iyi saklıyordu. Suratından ne düşündüğünü anlamamız imkansızdı.

“Şimdi, sırasıyla hepimiz şuradaki dinlenme koltuklarına oturacağız -gerçi orası ayakkabı deneme koltuğu ama boş verin- oturan kişi gözlerini kapatacak o sırada diğerleri de mağazanın içinde dolaşarak oturan kişiye uygun bir kombin hazırlayacak. Herkes hazır olduğunda oturan kişi gözlerini açacak ve arkadaşlarının hazırladığı kombinleri deneyecek. Bu sayede hepimiz farklı sitilleri denemiş olacağız, belki aralarından bize çok uyan bir şeyi keşfederiz. Ne dersiniz oynayalım mı?”

İlayda bize ümitle bakarak cevap bekledi. Kızın gözleri titriyor gibiydi. Galiba hep birlikte takılacak olmamız onu heyecanlandırmıştı. Ecrin’le birbirimize bakıp sözsüz bir şekilde aynı fikirlerde olduğumuzu anladık. Ben İlayda’ya döndüm ve “İlk kim oturuyor?” diye sordum. Merve’nin gönüllü olması ile hepimiz mağazanın etrafına dağıldık.

Merve’ye kombin yapmak o kadar da zor değildi. Bence. Kızın mükemmel yeşil gözleri, siyah saçları ve beyaz bir cildi vardı. Çoğu renk ona çok yakışıyordu ama ben en çok mavi ve yeşili yakıştırıyordum. Ha, birde mor rengini.

Eteklerin olduğu kısma gidip beyaz, pileli mini bir etek seçtim. Bluzların olduğu kısımdan da yeşil bir bluz seçip ayakkabı kısmına geçtim. İlayda yanımdan geçerken elindekileri gizleyip sırıttı, “Son 1 dakika.” Ne?! Süre tutuyor muyduk? Galiba İlayda bunu bilerek söylememişti.

Ayakkabı kısmından beyaz yüksek makosen ayakkabılar seçip, kasa kısmından da uzun yeşil çoraplar seçtim. İlayda el sallayıp kabinleri işaret etti. Kafamı sallayıp elimdeki ürünlerle kabinlere geçtim.

Merve, 3. kabinin girişinde durmuş bizi bekliyordu. Ecrin ile bakışıp sırttık. Belli ki o da en az benim kadar oyundan keyif almıştı. Merve önce İlayda’nın, sonra benim en son Ecrin’in hazırladığı kombini denedi. Aralarından İlayda’nın hazırladığı kombini sevdi. Bu çok normaldi çünkü İlayda arkadaşının tarzını biliyordu. Benim hazırladığım kombinin eteğini sevmedi. Ecrin’in aldığı kumaş pantolonun da rengini sevmedi.

Merve’den sonra sırasıyla Ecrin, ben ve İlayda koltukta bekledi. Hepimiz bu oyundan çok keyif almış ama vaktimiz azaldığından bırakmak zorunda kalmıştık. Ben, Ecrin ile beraber mayo bölümüne geçip beğendiklerimizi alışveriş sepetine koyarken; İlayda ve Merve’de tişört bölümünden kendi sepetlerini dolduruyorlardı.

“Irmak, bak bu mayo tam sana göre.”

“Evet çok güzelmiş. Ama rengi yeşil olsa daha çok severdim.”

“O zaman bunu dene,” Ecrin’in elinde tuttuğu mayoyu elime alıp baktım. Diğeri ile aynı modeldi ama rengi farklıydı. Bu mayonun üzerindeki desen yeşil renkteydi. Mayo ile yapabileceğim kombin hemen kafamda oluştu. Alışveriş sepetine koyup bu sefer de ben kankama mayo seçtim.

“Ayy Ecrin, baksana buna çok güzel.”

“Bakayım.” Ona seçtiğim lacivert renk mayoyu eline aldı ve inceledi. Mayo tek kolluydu. Üzerinde beyaz şeritler vardı. Saçlarını dağınık bir topuzla toplayıp bu mayoyu giyerse, of çok güzel görünürdü. Deniz şortlarının arasından da beyaz bir şort seçip ona uzattım. Aldı ve ikisini üst üste koyup üzerine tuttu.

“Mükemmel oldu kanka. Kesinlikle almalısın. Saçını dağınık bir topuz yapıp, siyah güneş gözlüklerini takarsan eğer harika görünürsün.”

“O zaman bunu da sepete ekliyoruz.”

İkimizde seçtiklerimizi sepete eklemiş kampta giymeye uygun başka kıyafetler bakıyorduk. Bu sefer diğer kızlar mayo bakıyordu. Bakmadan önce bizim ne seçtiğimize bakmışlardı ki aynı şeyleri almayalım.

Ben biraz tişört seçmiş, Ecrin de o sırada şort bakmıştı. Birlikte kabinlere gidip beğendiklerimizi denedik. Kabin görevlisi kadın birkaç saattir sürekli bir şeyler deneyip durmamızdan bize gözünü kısmış bakıyordu. Sonra arkasını dönüp “Kabinlerde kıyafet bırakmayalım lütfen.” diye bağırdı.

***

Alışveriş merkezinin yemek katında oturmuş kızlarla büyük boy bir pizzayı paylaşıyorduk. Yaklaşık 4-5 saattir mağaza mağaza dolaşmış ihtiyacımız olan her şeyi almıştık. Giyim mağazasından sonra spor mağazasına gitmiş, kampta kullanacağımız ürünlerden elimizde olmayanları almıştık. Ardından makyaj malzemesi almaya Gratise gitmiştik. İlayda oradan bitirmiş olduğu ürünlerini alırken, Ecrin ve ben de ortak güneş kremi almıştık. Maalesef güneş kremleri çok pahalıydı. Hazırlayacağımız sağlık çantasına koymamız gereken ürünleri de son olarak eczaneden almış yemek yemeğe gelmiştik. Hep birlikte kampta yapmak istediklerimizi konuşuyorduk.

“En çok ateşte marshmallow yapmak için sabırsızlanıyorum.”

Merve’ye “Hiç yapmadın mı?” diye sordum. Ailemle yaptığımız kamplarda birkaç defa yapmıştım. Her seferinde bir paket çöp olmuştu. Tadı hiç de göründüğü kadar güzel değildi. Ecrin’de benim dediğimi doğruladı. “Kuzenim ile beraber bir kere yapmıştık. Aman aman bir şeyi yoktu. Yalnız kuzenimin eli alerji olmuştu yedikten sonra. Kıpkırmızı nokta nokta kabarcıkları çıkmıştı.”

Yemeğimizi bitirmiş kahve içmek için Kahve Dünyasına gidiyorduk. Yolun ortasında şaka malzemeleri almam gerektiği aklıma geldi. “Kızlar siz kahveciye gidin yer tutun. Hatta kahvelerinizi alıp içmeye de başlayın. Benim aklım son baktığım güneş gözlüğünde kaldı, onu almaya gideceğim.” Gerçekten de o gözlük aklımda kalmıştı. Şakaları aldıktan sonra dönüşte gözlüğü de almalıydım. Ecrin’e dönüp, “Bana çilekli milkshake al aşkım, ben sana parasını Paparadan atarım.” deyip geldiğimiz yoldan aşağı inen yürüyen merdivene gittim. İki kat aşağıdaki oyuncakçıya tempolu yürüyerek ulaştım. Hızlı olmalıydım. Eğer yavaş olursam kızlar beni aramaya çıkabilirdi. Daha gözlükçüde kasa sırası bekleyecektim.

Oyuncakçı çok büyüktü. Etraf çocuklarla doluydu. Gözüm Barbie reyonuna kaysa da hedefimden vazgeçmeyerek oyuncakçının arka tarafında kalan şaka reyonuna gittim. Toplam 4 reyondan oluşan şaka kısmında çok kişi yoktu. Hepi topu 10 kişi şaka bakıyordu.

Önce birkaç zararsız toz almaya karar verdim. Hepsi güvenli olan bu tozlardan 3 çeşit vardı. Hapşırık tozu, kaşıntı tozu ve ishal tozu. İshal tozu mu? Iyy bu çok iğrençti. Beşer tane kaşıntı ve hapşırık tozu aldım. Sonra diğer reyonların arasında dolaşıp sakız paketinde örümcek olan bir oyuncak, içe geçen bıçak ve yere atınca patlayan şu paketlerden aldım. Doğrusu pek şakalardan anladığım söylenemezdi. Sadece sosyal medyada gördüklerimden az çok biliyordum. İshal tozunu alsa mıydım? Belki kullanırdım kimseye yapmak istemeyeceğim bir şey olsa da kampta her an her şey olabilirdi. Hazırlıklı olmalıydık. Tozların olduğu rafa geri döndüm.

Raftaki son ishal tozu da bir çocuğun elindeydi. Çocuk elindeki toza bakıp sırıtıyordu. Eminim arkadaşının içeceğine katarsa olacakları düşünüyordu. Ama o tozu almalıydım. Ona yaklaştım. Yaklaşır yaklaşmaz burnuma ferahlatıcı nane kokusu geldi. Bu çocuk ne kullanıyordu böyle de iyi hissettiriyordu.

“Hey! Rahatsız etmiyorumdur umarım ama o tozu alacak mısın?” çocuk bana dönüp ishal tozunu istememe şaşırdığını belli etti. Tek kaşını kaldırmış sırıtıyordu. Benim yaşıma yakın olan bu çocuk benden en az 10 santim uzundu. Belli ki okuldan sonra spor yapıyordu çünkü vücudu geniş ve yapılı duruyordu. Kumral saçlarına belli ki hiç dokunmamıştı. Karışık olan saçları taranmak için bekliyor gibiydi. Çocuğun sıfatı çok tanıdık geliyordu. Acaba hiçbir yerde karşılaşmış mıydık?

“Gerçekten bu tozu istiyor musun?” deyip kafasını inanmıyormuş gibi bir sağa bir sola salladı. Aynı anda yüzünde ona ilk bakışta çok yakıştırdığım sırıtması vardı. “Senin gibi bir kız böyle iğrenç bir şaka ile ne yapacak?”

“Benim gibi bir kız mı? Oradan bakınca şaka yapamayacak birine mi benziyorum?”

Baştan aşağı beni süzdü. Gözleri birkaç saniye daha fazla saçlarıma baksa da geri bakışlarıma karşılık verdi. Allah’ım o gözler neden bu kadar güzeldi. Kahvenin en güzel tonu olması göz temasını kesmemi engelliyordu. Gerçi pek de kesmek istemiyordum. Ne oluyordu bana böyle?

“Bir kere pembe ve yeşil tonlarının içerisinde masum bir kız gibi duruyorsun. Saçların örgü şeklinde iki yanından sarkıyor, örgülerine taktığın minik boncuklar seni daha da masum gösteriyor. Omzunda asılı olan çanta pembe ve tüylü. Ayrıca bakışların hiç de sinsice değil. Sen bu şakalardan keyif alacakmışsın gibi durmuyorsun. Sadece almak için alıyorsun değil mi?”

Doğru, hiç de bu iğrenç şakaları yapabilecek biri gibi görünmüyordum. Saçlarımın ucundaki kurdelelerden bu direkt anlaşılıyordu. “Acaba biz tanışıyor muyduk?” gözünü kısıp yüzümü inceledi. Bende onu bir tur daha inceledim. Saçları gizlese de alnının kenarında küçük bir ben vardı.

“Adın Irmak olabilir mi acaba?” dedi. Belli ki okuldan tanışıyorduk. “Evet ben Irmak. Galiba okulda karşılaşmıştık. Nam Lisesine mi gidiyorsun?” kafasını olumlu bir şekilde salladı.

“11/B Sayısal sınıftayım. Sen 11/D sınıfındaydın değil mi? Senin sınıfındaki Deniz adındaki çocuk ile eskiden aynı sınıftaydık.”

“Evet 11/D eşit ağırlık benimki. Sen beni tanıyorsun ama ben seni tanımıyorum.”

Yine o güzel gülümsemelerinden birini bana bahşetti, “Utku Alkan. Seni İlayda ve Merve ile sohbet ederken görmüştüm. O zaman ismini duymuştum. Bir de arada kantinde görüyorum.” dedi sonra ekledi, “Ayrıca sende kampa katılıyorsun değil mi? İzin belgeni gruba attığını gördüm.” Haa, demek oradan bana tanıdık gelmişti. Okuldaki öğrencileri incelerken Utku’yu da görmüştüm. Elini uzattı ben de sıktım. Elleri hafif nasırlıydı. Çok kısa süren tokalaşmamız yüzünden ellerimiz hemen ayrıldı. Ne oluyor be?

“Elinde tuttuğun o tozu almaya karar verdin mi şimdi?”

“Evet, hepsini kullanmam birazını sana ayırırım merak etme.” dedi ve göz kırptı. Göz kırpmanı yerim senin. Ayy, daha yeni tanıştım biraz sakin olmalıydım. Oyuncakçının iç taraflarından “Utku hadi seni bekliyorum.” diye bir erkek sesi geldi. Belli ki arkadaşı ile gelmişti. Ses bakışmamızı bozdu. O elindeki toza bakıp boştaki eli ile saçlarını gözünün önünden çekip geriye, “Geliyorum.” diye seslendi; ben de örgümden çıkmış saç tutamını kulağımın arkasına sıkıştırıp etrafa göz gezdirdim.

“Sanırım arkadaşın şaka malzemeleri aldığını bilmiyor.”

“Hayır, bilmiyor. Onu kız kardeşine Barbie almaya yolladım. Arabalara bakıyorum sanıyor.”

“Şey, o zaman sen arkadaşını bekletme.”

“Evet, bekletmeyeyim.” Aramızda sessizlik oldu. Tek ses oyuncakçının neşeli müziğiydi. Arkadaşı tekrar seslenince şaka kısmından ayrıldı. Sonra tekrar dönüp “Kampta görüşürüz değil mi?” dedi. Suratımın allık sürmüşüm gibi pembe olduğundan emindim. Kafamı salladım, “Evet, evet görüşürüz.” memnun bir şekilde sırıttı ve arkasını dönüp ilerledi. Peşinden “Tozu tamamen kullanma!” diye seslendim. Bir kahkaha ile cevap verdi. Belli ki kampta biri çok fena ishal olacaktı.

Bölüm sonu

13 yorum