2. BÖLÜM
Dün akşam babam eve gelince ondan da izin almıştım. Gruba katılan diğer herkesin yaptığı gibi izin belgemin fotoğrafını çekip atmıştım. Daha sadece bir gün olmasına rağmen şimdilik 15 kişi katılacağını yazmıştı. Aralarında bazılarını tam olarak tanımıyordum. Birkaçını alan seçmeden önce aynı sınıfta 2 sene geçirmemizden tanıyordum ve yeteri kadar samimiydik. Birkaçını sadece kantin sıraları tuvaletler gibi yerlerden tanıyordum. Okulumuz zaten az kişi olduğundan herkese aşinaydım. Bizim sınıftan -toplam 12 kişiydik- katılacağını söyleyen 5 kişi vardı. Bunlar ben, Ecrin, gıcık Sinem, onun ortağı Nazlı son olarak da Deniz adında bir yıl boyunca iki kelam etmediğim çocuktu.
Yatağımda uzanmış telefonu kafamın üstünde tutarak yüzümü, telefonu düşürmek gibi bir riske sokuyordum. Geçmişte çok fazla yüzüme telefonu düşürmüştüm. Okulun öğrenci kayıtlarından 11. sınıfları inceliyordum. Tanımadığım öğrenci sayısı bir elin parmağı kadardı. Aralarından hiçbiri katılmıyordu. Zaten içlerinden biri kafayı sadece dersle sıyırmış bir kızdı. Art arda 3 yıl okul birincisi olup, hiçbir karne gününe gelmemişti. Ders çalışma zamanından çaldığını düşünüyordu. Eğer o kız ülkenin en iyi üniversitesini kazanamazsa ben de saçlarımı kazıtırdım.
Ben herkesi yüzlerindeki bütün izleri ezberleyene kadar incelerken telefonuma bildirim geldi. Yukarı doğru ittirip incelemeye devam ettim. Can Yalçın adında çocuğa dikkatli bir şekilde bakarken bir bildirim, daha sonra bir tane daha geldi. Telefonu sessize alıp yataktan kalktım ve telefonumu da yatağımda bırakıp gardırobuma ilerledim. Arkadan telefonumun titreme seslerini umursamadım ve kampta ne giyebileceğime baktım.
Kesinlikle yanıma her çeşit şort alacaktım. Birkaç kısa kollu tişörte baktım ama hiçbiri artık giyebileceğim tişörtler değildi. Hepsi geçen yazdan kalma ve yakmak istediğim tişörtlerdi. Atletlere ve croplara geçip aralarından giyebileceklerimi ve üstüme olanları seçtim. Kışın kilo almıştım anlaşılan geçen seneki kıyafetlerimin çoğu küçük geliyordu.
Aradan kaç saat geçti bilmiyorum ama sadece kıyafetlerimi incelemekle kalmamış odamdaki kitaplığı da düzenlemek istemiş sonra yarım bırakmış ardından içine ıvır zıvır koyduğum 5’li çekmecemi boşaltmış ve sadece yarısını toparlayabilmiştim. Oda şu an savaş alanı gibiydi. Odamdan iki poşet çöp çıkmıştı.
Annem ıslık çalarak odanın kapısından etrafa baktı. Neyse ki hiç laf etmedi. “Sanırım bu karmaşadan dolayı telefonunu kaybettin tatlım?” Kaşımı çatıp şortumun cebine baktım ama telefonum orada değildi. Komidinimde de değildi.
“Yatağına baktın mı?”
“Ahh doğru, yatak. Yatağa koymuştum,” kafamı çevirip yatağa bakınca telefonsuz ölmeyeceğimi düşündüm. Yatağın üzerinde bir yığın kitap ve kıyafet vardı. Anneme dönüp “Telefonsuz yaşayabilirim.” dedim.
“Belki ama birileri sana ulaşmak için evdeki bütün telefonları da arayabilir.”
“Ne?”
“Ecrin. Evdeki her telefonu aradı. Ben mutfağa su içmeye gidince ev telefonundan aradığını duydum. Açınca bağırmaya başladı tabii, sana çok kızgın. Alışveriş merkezine gideceğinizi söyledi ama sen hiçbir aramasına cevap vermemişsin”
Ayağa fırladım. Ecrin’e söz vermiştim ve her zamanki gibi unutmuştum. Yatağın üzerindeki kitap yığınını kenara ittirmeye çalıştım ve kıyafetleri de pencerenin önüne attım. telefonumu bulur bulmaz Ecrin’in 15 cevapsız çağrısını ve 568 WhatsApp mesajını gördüm. Bu mesajların çoğu hey-hey-hey şeklinde ve kimsenin saymaya uğraşmayacağı kadar etiket içeriyordu. Geri araya tıklayıp bekledim. Her zamanki gibi tekte açıldı.
“Ne istiyorsun?” Aaoo galiba bana sinirliydi.
“Şey sadece benim salaklığımdan dolayı oldu, aramalarını ya da mesajlarını bilerek görmemezlikten gelmedim. Yatağımın üzerinde bir yığın eşya var. O eşyaların altında kalmış telefonum ve sessiz modundaydı.” Tırnaklarımın üzerindeki dün akşam sürdüğüm sarı ojeleri kazıyordum.
“Peki neden telefonun sessizdeydi? Sen genelde sessize almazsın.”
Daha sert kazıdım. “Şeyy, birinin yazdığı şeyleri görmek ve duymak istemedim.”
“Ooo hayır, yine mi yazmaya başladı?” Sesi birden eski merhametli haline dönmüştü.
“Hı hı,” Baş parmağımdaki oje gitmiş geriye 9 parmak kalmıştı. İşaret parmağımı kazımaya başladım. Bir an annemin odada olduğunu hatırlayıp korkuyla arkamı döndüm ama belli ki ben eşyalarımın arasından telefonumu ararken gitmişti. Beni sürekli arayan birinin olduğunu bilmemeliydi.
“Tatlım sana söyledim, o beyni olgunlaşmamışı engelle.”
“Engellemedim mi sanıyorsun? Engelledim. Hem de yazdığı her telefondan. Sürekli arkadaşlarının telefonlarından bana yazıyor.”
“Tamam kahve içmeye çıkmalıyız.” Ah tanrım, çok cazip bir teklifti. Şu sıcak havalarda bir frappuccinoya asla hayır demezdim. Ancak annem odamı böyle bırakıp gitmeme asla izin vermezdi. Ayrıca ben de böyle bırakmak istemezdim. Sonuçta akşam gelip yatacağım oda burasıydı.
“Üzgünüm, odanın içine ettim. Bu halde bırakıp gidersem annem de beni keser. O yüzden evden çıkamam.”
“O zaman ben size geliyorum.”
İşte bu güzel haberdi hem etrafı toparlamama yardım ederdi hem de dedikodu yapardık. “Çok iyi olur aşkım sen gel, ben de bize içecek hazırlayayım.” Aramayı sonlandırıp etrafa bir göz attım. Kitapları kesinlikle ben toparlamalıydım çünkü Ecrin kesin düzenlerini bozardı. Önce yatağımdaki kitapları yatağımın karşısındaki kitaplığa dizdim. Sonra toz aldım. Şimdi odada oturacak yer açılmıştı.
***
“Peki, nasıldı?”
“Ah, mükemmeldi. Uyandığım zaman bir saat kafamda döndürüp durdum. En son günlüğüme yazdım ki hatırlamak istediğimde daha kolay hatırlayayım.”
“Çok akıllıca, bu tekniği bende kullanmalıyım,” dedim. “Ama bana biraz daha detay ver. Nasıl yaklaştı? Ne hissettin o seni öperken? Ve en önemlisi öpüşmek nasıl bir şey?”
“Şey... Önce uzun zamandır bana açılmak istediğini ama bir türlü cesaretini toparlayamadığını söyledi.”
Burnumu kırıştırdım. Ben birinden hoşlanacak olsam kesin gidip ona söylerdim. Gerçi söylediğim zamanlar da olmuştu. Ama çoğunda daha çok küçük olduğum söylenip saçlarımı kırıştırmışlardı. Yanlış anlamayın ben şey değilim... Sadece sorduğum yaşlar 6-7 yaşlarımdı ve sorduğum kişilerde benden 8 yaş büyük erkek kuzenimin arkadaşlarıydı. Kuzenim okulu dolayısıyla birkaç yıl bizde kalmış, bana abi olmuştu. Ben de onun arkadaşlarına abayı yakmıştım. Onları Barbienin sevgilisi Ken sanıyordum.
“Ne hissettiğime gelirsek, sanırım karnımda kelebekler uçuşuyormuş gibi hissettim. Ama aynı zamanda canım da acıyordu. Yani sanki istemiyormuşum gibi de hissediyordum. Sanki doğru kişi değil gibi.”
“Hayır! Siz çok yakışıyorsunuz. Hem sen lise başladığından beri Caner’den hoşlanmıyor muydun?”
“Evet ama...”
“Aması maması yok. Sen bana nasıl bir şey olduğunu anlat.”
“Islakt...” Ecrin sözünü bitiremeden annem odanın kapısına gelmiş bize bakıyordu. Büyük ihtimal Ecrin’in suratının neden kıpkırmızı olduğunu ve benim yatakta otururken bir ileri bir geri sallanışıma ayrıca yüzümdeki değişik sırıtmayı merak ediyordu.
“Hadi mutfağa gelin kızlar yemek hazırladım.” dedi annem sonra arkasını dönüp odadan çıkıyordu ki tekrar bize döndü, “Ecrin iyi misin canım? Sanki yüzün biraz kızarmış da.”
“Ah hayır, hayır Rüya teyze ben iyiyim. Gerçekten, burası biraz sıcak oldu da.” Kız anlatacağı şeyden utandığından mıdır nedir eli ayağı dolanmıştı. Önce saçını sıcak oldu dedikten sonra toplamaya çalışmış, çok kötü görünen bir at kuyruğu yapıp tokası olmadığını fark edince vazgeçmiş, saçını kulağının arkasına sıkıştırmıştı. Ardından üzerindeki tişörtün yakasını çekiştirip durmuştu. Annem bir şey olduğunu anlasa da bozuntuya vermeden içeri gidip bize biraz da olsa mahremiyet verdi.
Annemin arkasından yeteri kadar uzaklaşıp uzaklaşmadığına bakıp yatağa geri zıpladım. Ecrin verdiğim toka ile saçına tepeden bir topuz yapmıştı ve şu an tişörtünün eteklerini bağlayıp crop hale getiriyordu.
“Evet anlatmaya devam et.” dedim. “En son sanki ıslaktı diyordun değil mi?” sinsice sırıttım. Sohbetimizin bölünmesinin üzerinden geçen 5 dakikada kankamın suratı normal rengine dönebilmişti ancak ben tekrar sohbeti açınca kıpkırmızı olup yataktan yere düştü. Hızla ayağa kalkıp odanın çıkışına ilerledi. Ben de yataktan yere zıplayıp peşinden giderken o benden kaçıyordu. O merdivenleri hızla inerken ben daha odadan yeni çıkmıştım.
“Hey gitme anlatmaya devam et!”
“Hayır asla bir daha asla. Anladın mı?” bana dönüp baktı sonra merdivenin son 6 basamağında yere atladı. Nasıl atladıysa artık bir sonraki birkaç adımını yalpalayarak, duvara çarparak attı. Ben tabii o sırada yalvarmakla meşguldüm. O mutfağa girdiğinde ben de artık pes etmiştim. Belli ki anlatmaya acayip utanıyordu.
“Irmak, kızı rahat bırak. Ne anlatmasını istiyorsan belli ki istemiyor. Sen onu boş ver canım.”
“Anne ama anlatacağı şey çok önemliydi.” Sırıtıp işaret parmağımı salladım. Seni sinsi yılan. Anlatmamak için gide gide anneme mi gitmeyi akıl etmişti. Unutmuştu ki kampta, bir hafta boyunca aynı çadırı paylaşacaktık. Yani eninde sonunda anlatacaktı. Bu da birkaç gıdıklama savaşı olacak demekti.
“Siz bugün alışverişe gitmeyecek miydiniz?”
Ecrin hemen konuşmak için atıldı. “Evet, Rüya teyze. Ama bilin bakalım kim unuttu. Hem de gitmeyi en çok isteyen kişi kendisiydi!” Konuşurken bana dudak büküyordu. Sanki benim çok ezik biri olduğumu düşünüyor gibiydi.
“Sonra canım arkadaşım özrümü kabul edip, buraya odamı toparlamaya yardım etti.” Annemin ada tezgâha koyduğu iki tabak salçalı makarnayı kapıp televizyonun karşısına sehpaya tabakları koydum. Ellerim belimde onlara dönüp “Şimdi bu konu kapandı. Hadi kanka, dizi izleyelim.” dedim.
***
*Derya Nam (Müdire) grubun ismini Nam Lisesi Kamp Tatili 11. Sınıflar olarak değiştirdi
Derya Nam (Müdire)
- Evet arkadaşlar, dünden beri toplam 20 kişi katılacağını yazdı. Diğer herkes zaten gruptan çıktı. Bu da kesin olarak bu 20 kişi ile gideceğimiz anlamına geliyor.
- Gezimiz haftaya Pazar saat 23.30 itibari ile başlayacaktır.
- Saat 22.30’da tüm kampçıların alanda olması gerekmektedir.
- Yanında izin kağıtları olmayanlar geziye katılamayacaklar.
- Otobüsümüzün toplanma alanı okul bahçemizdir. Yolda dinlenme molalarımız olacaktır ancak restoran tarzı mekânlarda durulmayacaktır. Bu sebeple yanınıza otobüsü kokutmayacak gıdalar almanız tavsiye edilir.
- Zaten acıkacağınızı sanmıyorum bütün yolculuk gece olacağı için uyursunuz.
- Geziye benimle birlikte 3 öğretmeniniz daha katılmaktadır. Umarım sizi kontrol altında tutabiliriz ve bize zorluk çıkarmazsınız.
- Şu anlık aklıma gelenler bunlar.
- Sormak istediğiniz bir soru var mı?
Sinem Cirit
- Hocamm kaç bavul götürebiliyoruz?
Derya Nam (Müdire)
- Bavul getiremezsin çocuğum. Kampa gidiyoruz. Bir sırt çantasına ya da spor çantasına koy eşyalarını.
- Maksimum 3 çanta getirebilirsiniz çocuklar. Zaten çadırlar da olacak yanınızda. Bagaja sığmaz.
Nazlı Çetin
- Ama hocam benim fön setim ne olacak? Saç bakım ürünlerim zaten bir çanta ediyor.
Kaan Aydın
- Bu sebeple getirmeyeceksin kampın ne demek olduğunu bilmeyen cahil kız.
Derya Nam (Müdire)
- Kaan hemen özür dile. Ve evet Nazlı getiremezsin. Kaan bir yandan haklı. Kampta fön çekebileceğin bir yer olmayacak. Priz bile kısıtlıyken nerede kullanmayı düşünüyordun ki onları?
- Şimdi gerçekten önemli bir sorusu olan yoksa daha fazla yazmanızı istemiyorum gruba.
- İyi akşamlar.













