1. BÖLÜM
Tak tak tak. “ANNEE” Evimizin kapısını bilmem kaçıncı defa tıklatıyordum. Heyecandan yerimde duramıyordum. Annemin kapıyı açmasını beklerken omzuma asılı bez çantamın dikişleri ile oynuyordum. Yakında çantamın kolu bu yüzden kopacaktı. Okulda öğrendiğim şeyi anneme söylemek için eve resmen koşmuştum. Tabii ayağımdaki Converselerle çok da koşabildiğim söylenemez. Maalesef bu ayakkabılar hiç rahat değil.
Gelelim habere, okulumuz 12. Sınıfa geçmemizin şerefine bize tatil ayarlamıştı! Aslında yaşayacağımız sınav stresinden önce birazcık -fazla değil- gevşememizi istiyorlardı. En yakın arkadaşım Ecrin ile elimizde karnemizle güneşin altında müdirenin sıkıcı konuşmasının bitmesini bekliyorduk ki birden müdire kamp tatili ayarladığını söylemişti. Okulca her zaman yaptığımız abartılı alkışımızı bu sefer iki kat fazla yapmıştık. Ellerim hala acıyordu.
Elimle yaslandığım kapı birden açılınca az daha annemin üzerine düşüyordum. “Geldim, geldim ne bu ısrar Irmak, tuvaletteydim.” Annem yerimde duramayışıma kısık gözlerle bakıp içeri geçti, ben de peşinden ayakkabılarımı çıkarıp girdim ve kapıyı kapattım.
Omzuma asılı bez çantamı Amerikan mutfağı evimizin gri İkea koltuğuna bıraktım ve mutfak kısmına geçtim. Annem kendini bir diğer koltuğa bırakıp uzandı. Ben de ada tezgâhtan klimanın kumandasını alıp kısık ölçekte açtım. Havalar cidden çok sıcaktı ve klimasız olmuyordu. Evet, doğaya zarar veren ve elektrik faturasını baya etkileyen bir cihaz ama şu anlık daha iyi bir çözümümüz de yoktu.
“Eee, karnemiz nasıl bakalım? Takdir mi teşekkür mü?”
Ben tam su içecekken annemin bu soruyu sorması bir saniye kadar kaskatı kesilmeme sebep oldu ama sonra cevap verebildim. Kısık bir sesle “Teşekkür geldi,” dedim ve yavaş yavaş suyu içmeye başladım. Annem oturduğu yerde doğruldu ama ben o sırada annemin gözlerine bakmamak için odada ki diğer her yere bakıyordum. Onun gözlerinin benim üzerimde olduğunu hissettim.
“Onca özel ders, seni çalıştırmalarım, hepsi boşa mı gitti yani yavrum?” dedi. “Peki hangi dersin düşük geldi?”
“Felsefe,” diye mırıldandım. Bardağı tezgâha bırakıp tırnaklarımdaki pembe-yeşil ojelere baktım. Ne kadar da güzel sürmüştüm oysaki, şimdi anneme bakmamak için kazıyordum onları.
“Peki neden felsefeden düşük aldın?”
“Hoca, derse yeteri kadar katılmadığımı söyledi. Ona, ‘Biraz daha yükseltirseniz takdir alacağım’ dedim o da notumu düşürdü ki bir daha yalvarmayayım” Felsefe hocam Fatma Hanıma artık resmi olarak düşman kesilmiştim. Saçma sapan ders anlatıyordu. Bir düzeni bile yoktu. Art arta 3 hafta aynı konuyu ödev veriyordu sırf onun istediği şekilde yapmadığımız için. Neyse ki 12. sınıfta felsefe dersi görmüyorduk.
“Hocanın yaptığı çok kaba bir hareket ama sen çalışarak da o notu alabilirdin,” dedi annem. “Bunu biliyordun değil mi?”
“Evet anne anladım.” Sinirim bozulmuştu. Gözlerimi devirip oflayarak mutfaktan çıkıp üst kata odama gitmek için merdivenleri çıkıyordum ki annem seslendi. “Eve geldiğinde neden o kadar heyecanlı görünüyordun?”
Kamp. Kampı unutmuştum. Çıktığım 5 basamağı da geri zıplayarak geçtim ve mutfağımıza koşarak -ve biraz yerde kayarak- girdim. Heyecanla zıplayarak konuya girdim. “Anne hayır deme. Bakarız deme. Babana sorayım deme. Kesin net cevap istiyorum. İşte o cevapta evet.” Durdum ve nefes aldım, “Okul sınav stresinden önce Balıkesir/Edremit’te bir doğa kampı düzenliyor. Toplam 25 öğrenci sınırı varmış ve mükemmel olacakmış. Ne olur bak ne olur, ben de katılayım. Ecrin kesin katılacağını söyledi. Lütfen izin ver, ne olur. Zaten sınav yüzünden çok stresli olacağız. Yaz tatili bile yapamayacağız doğru düzgün en azından arkadaşlarımla eğlenceli bir tatil yapayım. Ne oluuurr.”
O kadar hızlı konuşmuştum ki nefes nefese kaldım. Ben ayakta zıplayarak annemi izlerken o kaşlarını çatmış bir şekilde koltukta bacak bacak üstüne atarak oturuyordu. Mutfak tezgahına uzandım ve klimanın kumandasını alıp sıcaklık derecesini biraz daha düşürdüm. Hava normalden çok daha sıcaktı. Üzerimdeki kısa kollu tişörtün koltuk altlarının terden sırılsıklam olduğunu hissedebiliyordum.
Annem ağzını açtı, sonra kapadı. Kaşlarını çattı, tekrar ağzını açtı ve biraz bekledi sonra tekrar kapadı. Ben o her açtığında sessizce evet, evet, evet diye fısıldarken o ise ses çıkarmıyordu. Bana kafa sallasa bile yeterdi. Annem 4. defa ağzını açıp kapatınca irademe yenik düştüm ve “Anne evet mi hayır mı?” diye sordum. Dudağını bükerek biraz düşündü ve sonunda konuşmaya karar vermiş olacak ki “Bu güzel bir fikir Irmak. Benim açımdan sorun yok ama babana da sormam lazım tamam mı? Babanın görüşü benim için önemli.” Bu cevap bana yetmişti. Üç defa zıplayıp koltukta oturan annemin boynuna sıkıca sarıldım. Beni sıcaktan dolayı bırakana kadar onu boğmuş olabilirdim. Ama ne yapayım çok mutlu oldum. Boynunu bırakınca yanağını 3 defa öpüp “Teşekkür ederim,” dedim ve odadan çıkıp merdivenleri bu sefer teker teker değil, dörder dörder çıktım. Merdivenler bitince kot şortumun arka cebinden telefonumu çıkarıp hızlı aramalardan Ecrin’i aradım. Saniyesinde açtı, ben de o sırada koridorun sonundaki odama girmiştim. Kapımı kapatıp arkadaşımla aynı anda çığlık attık.
“İzin verdiler mi?”
“İzin verdiler mi?” dedik aynı anda, ardından kıkırdayarak cevap verdik.
“Evet!!”
“Evet!!” bir çığlık daha. “İnanabiliyor musun okulca kampa gidiyoruz. Bu tatil benim rüyalarımdan bile daha güzel!” dedi Ecrin. Sinsice sırıtıp, “Geçen gece rüyanda Caner’i öpmüyor muydun sen? O rüyadan da mı daha güzel?” dedim. Cevabı beni şaşırtmadı, “Salak. O rüya kadar güzel olmasa da onun bir tık altında güzelliği.”
“Ayy düşünsene, Caner’de kampa gelirmiş -ki bence kesin gelir- ve onunla otobüste yan yana otururmuşsunuz” buna izin vermezdim çünkü ben kesinlikle Ecrin’den başka kimse ile oturamazdım. “Sonra kampta hep birlikte iş yaparsınız. Hatta belki sana açılır.” sonra bir çığlık attım. Yatakta sırt üstü uzanmış Ecrin’in itirazlarını kahkaha atarak dinliyordum. Alt kattan annemin epik müziklerinin sesleri gelmeye başladı. Belli ki alt kattaki çalışma odasında yeni romanını yazıyordu.
Annem Türkiye’de popüler kitapları olan bir yazardı. Daha 14 yaşında 3. romanını bitirip, yepyeni kurgular yazmaya devam etmiş. Şu ana kadar 20’den fazla kitabı çıktı, o yüzden çoğunlukla evde olmuyordu ve imzalara katılıyordu. Doğrusunu söylemek gerekirse annemin kitaplarını ben de çok seviyordum. Annemin yazar olmasının yanında aynı zamanda çok okuyan bir okurdu. Büyük ihtimalle yazılmış çoğu fantastik kitabı okumuştur. O yüzden ben de küçüklüğümden beri çok okurdum. Annem fantastik aşığıyken, ben daha çok romantik kitaplar seviyordum. Özellikle yaz aşkı kitapları. Ahh, o erkek karakterlere ölünürdü.
“Irmak, orada mısın?”
“Kusura bakma en son ne dediğini duymadım. Kampta ne giyeceğimizi düşünüyordum.” Birden ayağa kalktım ki bu gözümün kararmasına sebep olmuştu. Komodinime tutunup geçmesini bekledim, sonra odada volta atmaya başladım. “Kanka alışverişe çıkmalıyız. Güneş kremi, güneş gözlüğü, yeni mayo -sonuçta okuldaki öküzlerin önünde düzgün şeyler giymeliyiz- hmm, başka ne almalıyız?” ben yine heyecanlanmış minik minik zıplıyordum.
“Şapka, plaj malzemelerimizi koymak için birer çanta, saç açıcısı almalıyız ben bu sene azıcık açmak istiyorum saçımın rengini” Ecrin de bunları düşünürken odasında yürüyor olacak ki, telefonun diğer ucundan adım sesleri geliyordu. “Aaa, kanka bizim kamp malzemelerimiz var mı ki? Yani orada mı verecekler yoksa biz kendimiz mi getireceğiz?”
“Bunu hiç düşünmemiştim. Verecekleri izin kağıdında kesin yazıyordur kanka merak etme onu sonra düşünürüz.” dedim. Sonra ekledim, “Eğer biz getiriyorsak ve sizde yoksa bizimkini alırız. Eskiden çok fazla kampa giderdik.”
Ecrin, “Bu da tamam o zaman. Başka ne kaldı düşünecek?”
Çığlık attım. Kendimi yatağa atıp tepindim -bazen delice hareketlerim olabiliyordu- Ecrin telefondan “Ne oldu?!” diye bağırırken, ben de yatakta ayağa kalkıp zıplamaya başladım. Favori aktivitem zıplamaktı. Anlamışsınızdır büyük ihtimalle.
“Irmak, insan gibi davran ve cevap ver!”
Durdum. “Eşek şakaları hazırlamalıyız.” Nefesimi tuttum ve tepkisini bekledim. Bir sessizlik oldu. Aramızdaki tek ses benim yatakta zıplamamdan dolayı hızlanan nefes seslerimdi. Sonra konuştu. “Bu biraz garip bir istek,” dedi Ecrin. “Neden şaka hazırlayalım ki?”
“Çünkü herkes hazırlamış olacak ve biz de hazırlıksız olmayalım.” Bu doğruydu, “Hasan Ali’nin müdire kampı açıkladığı sırada yanındaki arkadaşına ‘İyi ki hazırda birkaç şakam var’ dediğini duydum.” Eğer Hasan Ali’nin şakalarına karşılıksız yakalanırsak... Umarım neler olabileceğini düşünmemize gerek kalmaz.
“Şey... Tamam o zaman. Alışverişe gittiğimizde bir dükkan bulup birkaç şaka alırız o zaman.” Sesinden tedirginlik seziyordum.
“Merak etme Ecrin, ben bir dükkan biliyorum. Oradan mükemmel şeyler alacağız. Aaa, acaba zararsız sis bombası falan var mıdır? Otobüste patlatırız.”
“Saçmalama Irmak, o zaman otobüs kaza yapar” Ecrin mantıklı konuşuyordu, riske değmeyecek bir şeydi. O zaman ne yapmalıydık. Galiba internetten birkaç şey araştırmam gerekiyordu.
“Tamam sen şaka işini bana bırak, ben bir şeyler bulacağım.”
“Umarım başımıza bir şey gelmez.”
Sırıttım. Ne olabilirdi ki? En kötü okuldan azıcık uzaklaştırma alırdık ya da başka bir şey. Ah, her neyse bize bir şey olmazdı. Hasan Ali ve arkadaşları varken hocalar bize mi kızacaktı. Aklıma izin kağıdını anneme imzalatmam gerektiği gelince aramayı sonlandırıp alt kata indim.
Annemin çalışma odasından tam savaş sahnesi okurken dinlenecek müzikler duyuluyordu. Kapıyı tıklatıp içeri girdim. Oda karartma perdeler sayesinde gün ışığından ıraktı. Sadece birkaç mum odayı aydınlatmaya yardımcı oluyordu. Annemin bilgisayarının klavyesinden ve ekranından ışık geliyordu bir de.
Kendisini pencerenin hemen önüne koyulmuş masasındaki bilgisayarına, şu rahat oyuncu koltuğuna yaslanmış boş gözlerle ekrana bakarken bulmuştum. Galiba yazma tıkanması gibi bir şey yaşıyordu ya da adı her neyse işte. yanına gidip koltuğunun arkasından omuzlarına masaj yapmaya başladım. Eliyle masaj yapan elimi okşadı ve kafasını kaldırıp bana yarım bir gülümseme bahşetti. Canım annem yazarken o kadar yoruluyordu ki bazen en küçük sevgi göstergesi onu çok mutlu ediyordu. Onu mutlu etmeliydim ki güzel kitaplar yazacak morali olsun ve ben de o kitapların evreninde kaybolabileyim. Yoksa neden omuzlarına masaj yapmak için ellerimi yorayım ki? Şaka şaka.
Yaptığım masajı bitirip masasına oturdum. Uzanıp yüzüne düşen perçemini kulağının arkasına sıkıştırdım. Bu hareketi sürekli kitaplarda okuyordum. Hep erkek karakterler bunu yapıyordu. Birçok kitapta bu yazıldığına göre gerçekten mükemmel hissettiren bir şeydi. Bir oğlan bana bunu yapsa heyecandan delirirdim. Anneme yapmam ise tamamen bir iç güdüydü. O benim çiçeğimdi.
“Evet, neden yazmak yerine ekrana baktığını sorabilir miyim annem?”
İç çekti ve sandalyesiyle biraz geri kayıp dönmeye başladı. Yavaş yavaş dönerken anlattı, “Kadın karakter, sevdiği erkeği öldürmek zorunda ama ben... Ben ilk defa yazdığım karakterlerden birini öldürtmek istemiyorum.” Oflayarak biraz daha kendi etrafında döndü. Annem normalde karakterleri öldürtmeye bayılırdı, özellikle vahşi bir şekilde bıçağı boyunlarına dayamalarını ve hafifçe kesişlerini anlatmak onun uzmanlık alanı gibi bir şeydi. Hatta bu yüzden çoğu kitabında yetişkin okurlar için diye uyarı olurdu. Benim bile yaşım 14 olana kadar okumama izin vermedi. Tabii ben o yaşımda da pembe hayallerle Barbielerimle oynadığımdan o vahşilik fazla gelmiş, okumayı bir sonraki yıla bırakmıştım.
Elini boş ver dercesine salladı ve sandalyesinden kalkıp perdeyi açtı. İçeri dolan güneş ışığı kör ediciydi. Karanlığa alıştıktan sonra gelen güneş rahatsız ettiğinden elimle gözümü siper ettim. Annem odasından çıkarken bana doğru “Hadi gel tatlım.” diye seslendi. Belli ki sonra yazmaya karar vermişti.
Peşinden mutfağa girdim ve ada tezgâhın taburelerine oturdum. Annem buzdolabından ikimize cool lime çıkardı. Dün marketten alıp soğuk suyla açarak buzdolabına koymuştum. İçecekteki nane tadını bayağı sevmiştim. Biz içeceklerimizi yudumlarken aklıma annemin odasına neden gittiğim geldi. Off bu unutkanlığı çözmem lazımdı. Yoksa ben böyle çok şeyi unutacaktım.
“Anne, hani kampa izin vermiştin ya,”
“Hı hı,”
“İşte izin belgesini sana imzalatmayı unutmuşum. İmzalar mısın?”
“Ben bana uygun dedim. Babana daha sormadım akşam soracağım.”
“Peki...” sesim biraz hüzünlü çıkmıştı çünkü mutsuzdum niye hemen imzalamıyordu. Kot şortumun arka cebine katlayarak koyduğum izin kağıdını çıkarıp bizden istenen şeyleri okudum.
-Çadır (minik)
-Mat ya da şişme yatak (şişme yatak getirenler pompa da getirsin)
-Yastık ve battaniye
-Fener
-Kişisel tabak, bardak, çatal bıçak vs.
-Mayo
-Uygun kıyafet (hırka almayı unutmasınlar)
-Terlik
-Sağlık çantası (orada olacak ama tedbiri elden bırakmayalım)
-Düdük (boynunuza asmaya uygun)
-Powerbank
-Güneş kremi
-Şapka
İstenenler bu kadardı. Anneme listeyi gösterip Ecrin ile yarın alışveriş merkezine bunları almaya gideceğimi söyledim. O da bana daha gideceğin kesin değil gibi şeyler söyledi. İçeceğim bitince ben televizyonun karşısına koltuğa oturup ayaklarımı sehpaya uzattım ve Netflixten yeni K-dramamı açtım. Annem de o sırada mutfakta akşam yemeği hazırlıyordu.
Dizinin 2. bölümüne geçmişken telefonum titredi. Sehpaya uzanıp telefonu aldım ve bildirime tıkladım.
*Geziye gidecekler WhatsApp grubuna alındınız
Grupta 52 kişiydik. Müdireyi çıkarırsak 51 kişi tam olarak bütün 11. sınıflar
-artık 12. sınıflar-
Derya Nam (Müdire)
- Arkadaşlar aranızda geziye katılmayacak olanlar varsa gruptan lütfen çıksınlar. Düşünenler ve kesin gelenler grupta kalsınlar.
Hasan Ali Laleli
- Hocam tatil ücretsiz mi
Derya Nam (Müdire)
- Bir zahmet paralı olsun oğlum. Cebimizden mi çıkaralım o parayı. Hem sen listeyi okumadın mı? Orada ücret yazıyordu.
Zeynep Çokalp
- Hocam sürekli bağış yapıyor ailelerimiz yine de para alacak mısınız
Sinem Cirit
- Benim için sorun değil hocamm arkadaşlarımız isterse onların da tatil ücretlerini karşılayabilirim
Berk Saklı
- Benimkini ödesene Sinem. Sana bir yıl boyunca kantin sırasında yer tutarım
Sinem Cirit
- Ayyy kalsın ben o sağlıksız kantinden bir şey yemem. Benim özel yemeğim her gün okula geliyor zaten. Hem biz Nazlı ile spor ve diyet yapıyoruz değil mi aşkım
Nazlı Çetin
- Evet aşkım merak etme 12. sınıfa bomba gibi bir vücutla başlayacaksın.
Yiğit Taş
- Oooo kızlarr neler oluyor 😉 Tatilde de yapacak mısınız spor. İsterseniz sizi ben çalıştırırım
Derya Nam (Müdire)
- Yiğit!
- Aşk olsun çocuklar siz kaynatın diye açmadım ben bu grubu. İki dakika telefonu bırakmışım hemen başlayın saçma sapan konuşmaya
- Ve Sinem hayır başkalarının ücretlerini ödeyemezsin
Sinem Cirit
- Eh siz bilirsiniz hocamm
Iyk bu kızı hiç sevmiyordum. Sürekli parası ile hava atan, ukalanın biriydi. En yakın arkadaşı Nazlı da az uyanık değildi. Sinem’in arkasına saklanıp herkesi birbirine düşürüyordu. Telefonu sehpaya tekrar bırakıp dizime geri göndüm. Annem masayı kurmam için çağırana kadar izledikten sonra kapatıp anneme yardıma gittim.











