İçeriğe geç

Seri Katilim

Bölüm 9 · 6 dk okuma

Seri Katilim

Bölüm 9

Kahvaltı

Sara, kendini yabancı olduğu bu yatakta derin bir uykuya bırakmıştı. Ancak gördüğü rüya inanılmaz derecede gerçek ve dokunulabilir hissettiriyordu. Rüyasında, keskin soğukluğun hakim olduğu bir kış günü yaşanıyordu. Etraf tamamen ıssız ve terk edilmişti. Hemen yan tarafta ise eski, metruk bir kulübe dikkat çekiyordu. Birdenbire etraftan boğuk bağırış sesleri duyulmaya başlandı. Kısa bir süre sonra, kana bulanmış eller görüş alanına girdi. Şaşırtıcı bir şekilde, bu eller Sara'nın kendi elleriydi ve ellerinde büyük, keskin bir bıçak tutuyorlardı.

Sara, yüzünü acıyla buruşturarak dehşet içinde çığlık attı."Hayır, ben yapmadım... Lütfen kulübeye gitme!" Sara'nın uykusu tam bu noktada, o çaresiz çığlıkla birlikte aniden kesildi. Hızla yerinden doğrulup, "Hayır!" diye bağırarak uyandı. Gözleri artık uyanık olsa da zihni o kabusun etkisinden kolayca ayrılamıyordu. Sürekli aynı korkunç kabusu görmeye devam ediyordu. Ancak bu rüyanın ardında saklı olan gerçekler yüzünden, yaşadıklarını kimseye anlatamıyordu.

Sara, aklını dağıtmak için mutfağa gidip bir bardak su içti. Ardından aynanın karşısına geçti. Kaza sargısının hemen yanında, saçını yavaşça kenara çektiğinde fark ettiği o eski yara izi duruyordu. "Bu rüyalar... Neden her gece aynı sahneyi görüyorum? Kimseye anlatamıyorum ki... Peki bu yara nereden çıktı? Hiçbir şey anlayamıyorum..." diye mırıldandı.

Sabah olduğunda dışarıdan gelen kuş sesleriyle uyandı. Mutfağa yöneldiğinde Ayhan'ı kapıda görüp irkilmişti. Ancak mutfak kapısında Ayhan'ı görünce, bir refleksle kapıyı hızla kapattı ve arkasına yaslanarak derin bir nefes aldı. Yavaşça, elleriyle saçlarını düzelterek kendi kendine söylendi."Ah, Sara, ah... Bu ne hal, bu ne dağınık bir görünüm? Sen uykudan bu halde mi çıktın?"

Ayaklarını yere vura vura, sinirle mırıldandı. "Offf..." Hemen ardından derin bir nefes alıp kendini hızla toparlamaya çalıştı. Birkaç saniye boyunca odanın ortasında öylece sessiz kaldı; sanki az önce yaşananları zihninde temize çekiyordu. Ardından aceleyle ellerini saçlarına atıp düzeltmeye başladı ama sabahın o uykulu ve az önceki şokun sersemliğinden kurtulmak hiç de kolay değildi. Sonunda kesin bir karar verdi: Ne yapıp edip dışarı çıkmalıydı, hem de bir an önce. Aynadaki o telaşlı, yanakları hâlâ pembe haline bakıp hafifçe gülümsedi.

Tam kapıyı açacakken, Ayhan'ı kapının hemen dibinde, kendisini bekler vaziyette dikilirken gördü. Ansızın göğsü Ayhan'ın sert gövdesine çarptı. Sara'nın gözleri, bir anlık refleksle adamın tenindeki kas baklalarında gezindi. Başını kaldırmak istese de yoğun bir utanç dalgası buna engel oluyordu. İçinden, "Saraaa! Ne yaptın?!" diye geçirdi; bir anlık başı döndü, bayılacak gibi hissetti.

Başını hafifçe yukarı kaldırdığında gözleri kenetlendi. Ayhan'ın yüzündeki sakin ve muzip gülümseme, sabahın o dinginliğinde duruyordu. Sara, hızla geri adım atarak ne yapacağını bilemez bir halde kalakaldı. Karşısındaki adamın bedenini böylesine apaçık görmek onu şoka uğratmıştı; gözlerini kapatmak istiyor ama bir yandan da baka kalmaktan kendini alamıyordu. Bakışları gayriihtiyari yeniden kaslarında gezindi. Bu haliyle kesinlikle çok daha çekici görünüyordu. Sara, yavaşça ve kalbinin güm güm atışını gizlemeye çalışan, biraz ürkek bir ses tonuyla, "Ayhan, beni fena hâlde korkuttun! Neden kapının dibinde duruyorsun?" dedi ve ekledi. "Hem de bu çıplak halinle..." Yanaklarına hücum eden sıcaklığı ve kızarıklığı gizlemesi imkansızdı.

Ayhan'ın gülümsemesi daha da büyüdü. "Biliyor musun, şu an ne düşündüm? Seni ilk korkuttuğumda da bunu aniden yapmıştım. Ama şu an yanakların kıpkırmızı... Utanıyorsun," dedi, bu durumun fazlasıyla hoşuna gittiğini gizlemeyerek. Sara kaşlarını kaldırıp, utancını saklamak adına küçümseyici ve yapmacık bir tavır takındı. "Çünkü çıplaksın!" Ayhan kıkırdamaya devam etti. "Değilim. Sadece üstüm yok." dedi Ayhan. Sara gözlerini devirdi, kalbinin ritmi hâlâ normale dönmemişti. "Çıplaksın işte! Çık dışarı!" dedi ama bir yandan odada kalmasını da istiyordu.

Ayhan'ın gözleri parladı, ses tonuna biraz daha ciddi ama sıcak bir ifade yerleşti. "Hayır, asıl mesele şu ki, sana özel bir kahvaltı hazırladım. Gel, beraberce keyifli bir kahvaltı yapalım." dedi Ayhan bu sefer daha normal gülümseyerek.

Sara, Ayhan'a kısa bir bakış atıp biraz düşündü."Yemekte çıplak olmayacaksan olur," dedi ve başını onaylar anlamdasallayarak mutfağa gitmek üzere adamın arkasından ilerledi. Utancı hâlâ taze,yüzü sıcacıktı. Ayhan koltuğun üzerindeki siyah tişörtünü alıp üzerinegeçirirken masaya doğru ilerledi. Sara'nın aklından ise adamın az önceki görüntüsübir türlü çıkmıyordu. "Çok kaslı," diye geçirdi içinden. Merakına yenikdüşerek sordu. "Sen neden çıplaktın? Yoksa evde hep böyle mi dolaşıyorsun?"

Ayhan, Sara'nın sorusuyla birdendurdu ve arkasına döndü. Sara, soruyu sorduğu an pişmanlığın pençesine düşmüştübile. Ayhan, "İstersen çıkarabilirim," dedi, dudaklarının kenarındamuzip bir kıvrımla. Sara panikle hemen başını 'hayır' anlamında salladı.

Ayhan'ın gülümsemesi genişledi."Senin meyve suyunu koyarken üzerime döktüm." Dedi ve açıklayıcı bir şekildeekledi. "Hem, erkeklerin üzerinde tişört olmaması onların tamamen çıplak olduğuanlamına gelmez." Sara yine gözlerini devirdi. "Ben de sadece üzerimiçıkarırsam..." dedi aniden.

Sara cümlenin nereye gittiğinifark ettiği an kelimeler boğazına dizildi, devamını getiremedi. Bu seferortamdaki hava öyle bir değişti ki, Ayhan bile bir anlık afalladı ve utandı.Sara sözünü bitirir bitirmez, Ayhan hemen yönünü mutfak tezgahına doğruçevirdi. Odada birkaç saniyelik yoğun bir sessizlik oldu. Ayhan, havayıdağıtmak adına, "Gel mutfağa geçelim artık. Sohbet pek tekin bir yerevarmıyor," dedi konuyu hızla değiştirerek. Sara ise utançtan artık bir domatesgibi kıpkırmızı olmuştu.

Mutfakta Ayhan, Sara'ya oturması için uygun şekilde bir sandalyeyi çekerek nazikçe davet etti. Sara, bir an garip bir şekilde ona baktı. Ayhan'ın bir dedektif olmasına rağmen bu kadar düşünceli ve incelikli davranması, garip bir şekilde içindeki gerginliği yumuşatmıştı. Yine de, bu karmaşık hislerini tam olarak nasıl adlandıracağını bilemiyordu.

Ayhan'ın hazırladığı kahvaltı masasına oturduğunda, aralarındaki o tuhaf ama yumuşak gerilim devam ediyordu. Ayhan, Sara'ya sandalyesini çekerken gülümseyerek konuştu."Hadi, rahatça otur. Bugün tamamen rahat olmanı istiyorum. Zaten seni pek sık görmüyorum böyle gevşemiş ve sakin bir halde."

Sara tereddütle, biraz da şaşkın bir merakla sordu: "'Böyle' derken neyi kastediyorsun? Ne demek istiyorsun?" Ayhan, masadaki kahvesinden derin bir yudum aldı ve buharı tüten fincanı yavaşça masaya bıraktı. "Yani," dedi gözlerini Sara'nınkilerden ayırmadan.

"Bakışlarındaki o savunma kalkanı biraz inmiş gibi. Ama hala bir yerlerde sakladığın o acıyı görebiliyorum. Anlatsana, en azından birbirimize karşı bir duygusal bağımız olsun."

Sara, önündeki tabaktan küçük bir lokma aldı ama yutmakta zorlandı. Boğazına bir yumru oturmuştu. Bakışlarını tabağına indirerek anlatmaya başladı.

"Eskiden benim bir acıklı hikayem vardı Ayhan. Daha çocuk sayılacak yaşlarda, on beş on altı yaşlarımdayken bir evimiz vardı. Küçük bir villaya benzerdi ama daha fakiriydi. Bir gece... her şey bir anda oldu. Evimiz yandı. Annem ve babam odalarındaydı, uyuyorlardı. Ev yanarken ben onları kurtarmak istedim, içeri girmeye çalıştım ama annem beni engelleyip önden çıkardı. Ben kurtuldum ama onlar yetişemediler. O yangınla beraber yanıp kül oldular."

Sara'nın sesi titredi, gözleri dolmuştu. Masadaki gümüş çatalın üzerindeki yansımasına bakarken devam etti: "Her şey o küllerin arasında bitti."

Ayhan, Sara'nın bu itirafı karşısında tabağını bir kenara itti. Uzandı ve Sara'nın masanın üzerinde titreyen elinin üzerine kendi elini nazikçe koydu. Sesi, bir fırtınadan sonraki dinginlik kadar sakindi.

"Yangına kızacak bir tarafı yok Sara. Talihsizlik yüzünden ailen ölmüş ama yangına kızamayız. Bir gün olacak şey o gün yangınla olmuş. Ve bu seni 'Kül Prensesi' yapar. Çünkü o yangında annenle babanın külleri gökyüzüne uçuşurken sen kurtuldun. Ama aslında en çok acı çeken, o külde ruhen yanıp kül olan da sensin. Bundan sonra sen benim için bir Kül Prensesisin." Sara, bu tanım karşısında hüzünlü bir gülümseme kondurdu dudaklarına. Gözündeki bir damla yaş yanağından süzülürken Ayhan'a baktı. "Herkesin bir acıklı hikayesi vardır," dedi sesi fısıltı gibi. "Peki seninki ne?"

Ayhan derin bir iç çekti, bakışları pencereden dışarıdaki uzak bir noktaya daldı. "Benimki çok büyük... Ben bazen kendimi filmlerde veya kitaplarda hissediyorum." Sara, Ayhan'ın bu dramatik tavrına hafifçe kıkırdadı. Ayhan hemen kaşlarını çattı ama gözlerinde bir muziplik vardı. "Gülme! Gerçekten çok kötü, kendimi o kadar kaptırdım ki çıkamıyorum. Çok trajik bir şey anlatıyorum burada. Bağımlılık yarattı. Çıkamıyorum."

Sara kıkırdamaya devam ederken önündeki kahveden bir yudum aldı ve Ayhan'a bakıp göz kırptı."Eğer ben Kül Prensesiysem, sen de Trajik Prenssin o zaman."

Sandalyeye oturdu, derinbir nefes aldı ve bir an durakladı. Gözlerini bir süre tavana dikerekdüşüncelere daldı. Ayhan, sessizce mutfaktan çıkıp tekrar ona doğru yürüdü veelindeki özenle hazırlanmış kahvaltı tabağını Sara'nın önüne koydu. YemeğiSara'ya uzatırken, Ayhan onun tabağa bakıp bir şey yemediğini fark etti. Bir anduraksadı, sonra sabırla ve hafif bir gülümseme ile."Hadi, yemeğini yesene. Soğuyacak." dedi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.