Sara ve Ayhan, kahvaltı masasında oturmuşlardı. Oda sakin ve sessizdi; yalnızca tabaklardaki çatal bıçak tıkırtıları bu sessizliği zaman zaman bölüyordu. Ayhan, bir anda başını kaldırarak Sara'ya baktı ve sesindeki hafif bir merakla sessizliği bozdu.
"Sara, ben dün gece senin odanın yakınından geçerken, kulağıma bir kulübe hakkında konuştuğun takıldı. Fark ettim ki, kendi kendine fısıldıyordun. Rüyanda tam olarak ne görmüştün ki?" Sara'nın gözleri bu cümle üzerine aniden büyüdü ve bir anlığına donup kaldı. Ne cevap vereceğini bilemeden, şüpheyle karışık bir ifadeyle Ayhan'a baktı.
"Nasıl? Ben seni görmedim ama odadan çıktıktan sonra... Sesimi nasıl duydun?" dedi, sesinde belirgin bir belirsizlik vardı.Ayhan gözlerini ondan ayırmadan, nazikçe gülümsedi. "Senin o gergin fısıltılarını duyunca, üzerine gitmemenin daha doğru olacağını düşündüm. Ama şimdi, biraz meraklandığımı itiraf etmeliyim." Sara, konuyu gergin bir şekilde geçiştirmeye çalıştı. "Çok önemli bir şey değildi Ayhan. Sadece sıradan bir rüyaydı," dedi, sesini iyice alçaltarak. Ayhan, kafasını yana eğip yemeği bıraktı ve gözlerini kararlılıkla Sara'ya dikti. "Hadi ama, Sara... Bir rüya senin o anki panik hâlini yaratamaz. Söylesene, ne gördün?" dedi, bu sefer sesi daha ısrarcıydı.
Sara gözlerini sımsıkı yumdu. O kabusun dehşeti, içini bir anda karanlık bir hisle dolduruyordu. Rüyanın anıları aniden gözlerinin önüne geldi, ancak başını hafifçe sallayarak o korkuyu reddetti. İçindeki sıkışan yoğun korkuyu Ayhan'a yansıtmak istemiyordu. Derin ama kısa bir nefes aldı. Sessizlik uzadıkça, içindeki gerginlik de artıyordu. Konuşmak istemişti ama... Tam "Aslında..." demeye çalışırken, Ayhan'ın telefonu çalmaya başladı. Sara, bu kesinti sayesinde içten içe büyük bir rahatlama hissetti. Ancak bu rahatlamayı dışarıya belli etmedi. İçindeki korkuyu sıkıca kontrol altında tutmaya devam etti.
"Bir dakika bekler misin, Sara?" dedi Ayhan, masadan telefonu alırken. Sara, Ayhan'ın konuşmasına odaklanarak, omuzlarını hafifçe kasarak gerildi ve gözlerini masanın üzerindeki tabağında gezdirdi.
Ayhan telefonu açtı."Efendim?" dedi, profesyonel ve soğuk bir tonda. Arayan kişi konuştu: "İş görüşmesi için aramıştım. Sizinle bugün görüşecektik. Saat kaçta ofiste olmanız müsait olur?" Ayhan saate baktı. "Aa, evet, tamamen unutmuşum," dedi, şaşkınlığını gizleyemeyerek. Saatin 10 olduğunu görünce, hemen ekledi: "Tamam, saat 12'de ofise gelirsiniz. Size konumu mesaj atacağım." "Tamamdır, efendim," dedi arayan kişi ve Ayhan telefonu kapattı.
Sara, bir yandan yaşadığı karmaşık anları düşünürken, Ayhan'la göz göze geldi. Ayhan derin bir nefes alıp durumu açıkladı. "Sara, ben bugün işe yeni bir asistan alacaktım. Ancak tüm bu olaylar yüzünden randevuyu ve her şeyi aklımdan çıkarmışım." Sara, bu duruma hiç endişelenmeden, kararlı bir şekilde cevap verdi. "Tamam, saat kaçta görüşme var? Ona göre ben de hazırlanmaya başlayayım."
Ayhan, yüzünde kararsız bir ifade ile gülümsedi. "Sara, sen gelmiyorsun. Daha yeni taburcu oldun, dinlenmen bitmedi ki..."
Sara, gözlerinde meydan okuyan bir ışıltıyla Ayhan'a gülümsedi. "Ayhan, beni yalnız bırakmamaktan bahsediyorsun ama sonunda beni burada bırakıp işe gidiyorsun. Lütfen, ben de geliyorum."
Ayhan, ellerini masanın üstüne koyarak bir an duraksadı, gözlerinde bir yumuşama vardı. "Sara, lütfen beni dinle. Stresli bir ortama girmen gerekmez. Hâlâ iyileşme sürecindesin." Sara, gözlerinde kararlılık ve inatçılıkla doluydu, sakin ama güçlü bir ses tonuyla cevap verdi. "Ayhan, ben bu işte tam altı yıldır çalışıyorum. Ne yapacağımı bana söylemene gerek yok, yani geliyorum."
Ayhan bir an duraksadı, ardından mecburen durumu kabul etti. "Tamam, ama bir şartla. Kendini kesinlikle yormayacaksın, anlaştık mı?" Sara hafifçe gülerek, gözlerinin içine bakarak söyledi. "Ayhan, bana hamileymişim gibi davranıyorsun," dedi, hafifçe neşelenerek. Ayhan, gözlerini hafifçe devirdi ve pes etti.
"Offf, tamam Sara... Demek ki beni dinlemeyeceksin. O zaman otur evde, sana ne diyeyim?" dedi, aslında yumuşamış bir ses tonuyla. Sara, başını yana eğip gülümseyerek. "Tamam Ayhan, sen ne dersen o," dedi, tatlı bir itaatkârlıkla. Ayhan sakin bir şekilde, ama biraz merakla."Tamam Sara, git hazırlan," dedi.
Sara ayağa kalktı, masadan uzaklaşırken, bir an için Ayhan'ın onu dikkatle süzdüğünü hissetti. Odasına doğru yürürken Ayhan'ın bakışlarının hissedilmesi onu rahatsız etmedi, aksine garip bir yakınlık hissi verdi. Geriye dönüp Ayhan'a hafifçe gülümsedi
Aradan bir saat geçtikten sonra Sara, sade ama özenli bir şekilde hazırlanmış olarak odasından çıktı. Üzerinde sade ama şık bir kıyafet vardı. Saçları doğal ve düzenli bir şekilde omuzlarına dökülüyordu. Ayhan, salonda koltuğa yaslanmıştı ve telefonunu karıştırıyordu. Kapının sesiyle başını kaldırıp ona baktı.
"Sara, hazırsan çıkabilir miyiz? Bir saat geçti, sanki baloya hazırlanıyorsun gibiydi," dedi, hafifçe takılarak gülümsedi. Sara omuzlarını silkerek. "Hazırlandım işte, abartma. Çıkabiliriz," dedi, neşeli bir ses tonuyla.