İçeriğe geç

Seri Katilim

Bölüm 11 · 6 dk okuma

Seri Katilim

Bölüm 11

Mülakat

"Tamam, biraz daha bekleyelim," dedi Sara. "Eğer yarım saate kadar aramazsa, bir ulaş istersen. Boşa vakit kaybetmeyelim." Masanın üzerindeki dosyalara göz ucuyla bakarken sordu: "Peki, ben evdeyken sen olay yerine gittin mi? Bir ipucu, küçük bir ayrıntı... Herhangi bir şey bulabildin mi?"

Ayhan'ın yüzündeki ifade aniden ciddileşti. "Gittim," dedi ve cebinden telefonunu çıkarıp ekranı kaydırdı. "Orada çok garip, anlam veremediğim bir not buldum." Telefonu Sara'ya uzattı. Ekranda, bir kanıt torbası içinde duran o küçük kağıt parçasının fotoğrafı vardı. Üzerinde titrek harflerle şunlar yazılıydı: "28-03-2022-(00) "

Sara kaşlarını çatarak ekrana yaklaştı. "Bu çok karmaşık... Bir koordinat mı yoksa bir arşiv numarası mı? Anlam vermek imkansız gibi." Sonra baştaki harfi işaret ederek acı bir tebessümle ekledi: "Hatta bu baştaki 'S' harfi... Beni hatırlatıyor."

Ayhan, Sara'nın bu şakasına buruk bir gülümsemeyle karşılık verdi. "Gerçekten de öyle..." Tam o sırada Ayhan'ın telefonu masanın üzerinde titreyerek çalmaya başladı. Ayhan ekrana bakıp hızla Sara'ya döndü. "Diğer aday arıyor. Sanırım gelmek üzere." Aramayı kabul edip telefonu kulağına götürdü: "Evet... Sanırım Demir Bey'le görüşüyorum? Evet, ofisteyiz. Geliyor musunuz? Ofisin bahçesinde misiniz? Tamam, yukarı çıkın. 7. kat, 9 numaralı oda. Bekliyoruz."

Ayhan ve Sara, masanın etrafında oturmuş Demir'in gelmesini beklerken sessizliği Ayhan bozdu. "Sara, sence nasıl biri bekliyorsun?"

Sara biraz düşündü, ardından hafifçe gülümsedi. "Bence ismi gibi... Dayanıklı ve sağlam biridir."

Ayhan kaşlarını hafifçe kaldırdı. "Bence o, bizim tempomuza dayanamaz," dedi.

Sara kendinden emin bir şekilde sandalyesine yaslandı. "O zaman iddiaya girelim mi? Bu mülakatta ne kadar iddialı ve dayanıklı olduğunu görelim. Dayanırsa ben kazanırım, dayanamazsa sen. Anlaştık mı?"

Ayhan gülerek başını salladı. "Tamam. Peki, kazanırsan benden ne istersin?"

Sara göz kırptı. "Şimdi söylemeyeceğim. Kazandığım zaman öğrenirsin."

On dakikalık bekleyişin ardından kapı nihayet açıldı ve içeriye Demir girdi. Üzerindeki bembeyaz gömleği ve mavi kanvas pantolonuyla sade ama son derece özenli görünüyordu.

"Merhabalar," dedi sesi net ve güven doluydu. "Mümkün olan en kısa sürede burada olmaya çalıştım. Umarım planlarınızı aksatmamışımdır."

Sara masanın arkasından ona samimi bir şekilde gülümsedi. "Hiç sorun değil Demir, tam vaktinde geldin. Hatta biz de tam senin dosyan üzerine konuşuyorduk."

Ayhan eliyle karşısındaki sandalyeyi işaret etti. "Buyur, oturabilirsin. Eğer mülakatımız her iki taraf için de olumlu geçerse, burası senin çalışma masan olacak."

Demir sandalyeye yerleşirken Ayhan sordu: "Bize biraz kendinden bahseder misin?"

Demir, çantasından özgeçmişini çıkarıp iki eliyle saygıyla uzattı. Ayhan dosyayı inceledikçe şaşkınlığı artıyordu. "Bu... Gerçekten etkileyici bir özgeçmiş. Açıkçası bu kadar dolu bir dosya ile karşılaşmayı beklemiyordum."

Demir mütevazı bir gülümsemeyle, "Teşekkür ederim Ayhan Bey," dedi.

Sara dosyayı yavaşça kapattı. "Burada iki yıl avukatlık yaptığın yazıyor. Ancak neden sadece ilk yılı tamamlayıp bıraktın?"

Demir'in bakışları bir anlığına masadaki evrakların üzerine indi; o an sanki oda sessizleşti. Gözlerinde, yıllar geçse de kapanmayan bir yaranın sızısı belirdi. Derin bir nefes alıp başını tekrar kaldırdığında, bakışları dürüstlüğün en yalın haliyle Sara'nın gözlerine kenetlendi.

"Evet Sara Hanım, doğru," dedi sesi hafifçe titreyerek ama kararlılığını bozmadan. "Avukatlık yaptığım dönemde her şey aslında yolunda gidiyordu. Kazandığım davalar, aldığım başarılar... Çoğunlukla girdiğim her vakayı lehime sonuçlandırabiliyordum. Ama bu iki yılın sonunda karşıma öyle bir vaka çıktı ki, bildiğim tüm doğruları yerle bir etti."

Boğazındaki düğümü yutkundu, ellerini dizlerinin üzerinde hafifçe sıktı. "Küçük bir çocuğun davasıydı. Hayatının baharında on bir yaşında tecavüze uğramış ve vahşice öldürülmüştü. Her şey gün gibi ortadaydı, yaptığı o iğrençlikler de... Ama mahkeme salonunda gerçeklerin bir önemi olmadığını o gün anladım. Kanıt yetersizliği dediler, prosedür dediler ve o caninin beraat etmesine izin verdiler. O gün orada adalet ölmedi Sara Hanım; adalet zaten hiç yoktu. O haksızlığın ağırlığına, o küçük çocuğun sessiz çığlığına dayanamadım. O gün o cübbeyi bir daha asla giymemek üzere çıkardım ve işten ayrıldım.Aslında bu bir yıl kadar öncesinde oldu. Ben o çocuğun isminden başka hiçbir şey hatırlamıyorum; katillerin yüzleri gözümün önüne gelmiyor."

Kısa bir sessizlik oldu, odadaki hava Demir'in öfkesiyle ağırlaşmıştı. Demir, ciğerlerine batan o havayı dışarı vererek ekledi:

"Fakat bu yıkım beni durdurmadı. Bilgisayar mühendisliğine yöneldim, kendimi bu dijital dünyada,verilerin arasında geliştirdim. Çünkü öğrendim ki avukatlık, adaleti savunmak demek değilmiş aslında O yüzden benim dünyamda adalet hiçbir zaman yerini bulmadı, hiçbir şey yolunda gitmedi. Gerçek... Evet, gerçek çoğu zaman adaletin gölgesinde kalıp çürümeye mahkûm edilirdi."

Sara'nın bakışlarındaki o sert sorgulama, yerini derin bir anlama çabasına bıraktı. Yavaşça sandalyesine yaslanıp Demir'in gözlerinin içine bakarak devam etti: "Anlıyorum... Peki, biz de sonuçta adalet için çalışan insanlarız; sen bu işi tam olarak neden istiyorsun?"

Demir'in yüzündeki o sert ifade yerini daha yumuşak ve vakur bir gülümsemeye bıraktı. "Çünkü dedektiflikte asıl olan kanıttır," dedi sesi derinleşerek. "Burada karşı tarafı koruyan duvarlar yok; biz yalnızca çıplak gerçeklerin peşindeyiz. Bir avukatın işi müvekkilini kurtarmaktır, haklıyı bulmak değil , kimin daha iyi savunma yapabildiğiyle, kimin kelimeleri daha iyi bükebildiğiyle ilgiliymiş. Ama bir dedektifin işi, yarım kalmış hikayeyi tamamlamaktır. Ben artık suçluları örten yasaların arasında boğulmak istemiyorum."

Gözlerini Sara'ya sabitleyerek devam etti: "O küçük kızın davasında şunu anladım: Mahkeme salonları adaletin değil, kimin daha iyi hikaye anlattığının yarıştığı bir sahneymiş. Ben o gün o cübbeyi çıkardığımda, sadece bir mesleği değil, insanların uydurduğu o sahte adaleti de bıraktım. Bir dedektif, suçun üzerini örtmek için boşluklar aramaz; o boşlukları sarsılmaz gerçeklerle doldurur."

Hafifçe öne eğilerek sözlerini noktaladı: "Bir katilin ya da bir tacizcinin, 'kanıt yetersizliği' bahanesiyle masadan süpürülmesini izlemekten yoruldum. Eğer ben o gerçeği gün yüzüne çıkarırsam, hiçbir avukatın kelime oyunu o caniyi kurtaramaz. Ben adaleti bir salonun içinde beklemekten vazgeçtim; burada karşı tarafın yalanlarını süsleyen kimse yok."

Ayhan memnuniyetle başını salladı. "Gerçekten bu cevabınızı çok beğendim. İşe girme isteğiniz ve bunu anlatım şekliniz oldukça etkileyici. Tamam... Peki, insanlarla iletişimin nasıldır? Bizim işimiz sadece ekran başında geçmiyor," derken, masada duran kahve bardağının yönünü küçük bir hareketle değiştirdi. Ardından işaret parmağındaki, metali hafifçe kararmış yüzüğüyle oynamaya başladı.

Demir sıcak bir gülümsemeyle karşılık verdi. "İnsanları dinlemeyi severim. Çoğu kişi sadece konuşmak için sırasını bekler ama ben gerçekten ne dediklerini duymaya çalışırım. İnsanlar gerçekten dinlendiklerini hissettiklerinde, anlatmadıkları detayları bile farkında olmadan paylaşırlar."

Sara bu cevaptan memnun kalmış gibi başını salladı. Ardından boğazını temizleyip sordu: "Peki Demir, içeri girdiğinden beri bu odada değişen tek bir şeyi söyle bana. Bir asistan her detayı kaydetmeli. Ne değişti?"

Demir önce burnundan hafifçe güldü ama gözleri son derece ciddi bakıyordu. "Girdiğimde Ayhan Bey'in masasındaki kahve fincanının kulpu saat iki yönüne bakıyordu, şimdi ise saat on yönünde. Ayrıca konuşurken sol elinizdeki yüzüğü çevirdiniz. İnsanlar genellikle gerildiklerinde ya da karşıdakini tarttıklarında eşyalarıyla oynarlar. Siz şu an beni tartıyorsunuz."

Sara bu cevap karşısında öylesine şaşırmıştı ki, aslında kendisine bakmadığı anlarda bile ne yaptığını fark etmemişti. Heyecanla bir soru daha sordu: "Bir şüpheliyle aynı masada oturuyorsun. Ondan o günü anlatmasını istedin ve o da sana her şeyi, her detayıyla kusursuz bir şekilde anlattı. Ona inanır mısın?"

Demir tebessüm ederek yanıtladı: "Bu çok bariz; tabii ki inanmam. Biz detaycı insanlarız ama işimiz gereği şunu biliriz: Eğer bir şüpheli her detayı ezbere anlatıyorsa, bu sadece inandırıcılığını artırmak içindir. Aksine, suçlu olmayan biri detaylarda bu kadar boğulmaz. Eğer bir hikaye fazla kusursuzsa, o hikaye yaşanmamış, sadece ezberlenmiştir."

Ayhan başını sallayarak son bir soru daha yöneltti: "Bir cinayet mahalline girdin. Maktul masada oturuyor, önünde yarım kalmış bir kahve ve açık bir kitap var. Katil sence tanıdık biri mi, yoksa maktul içeri girdiğinde yabancı biri zaten orada mıydı?"

Demir biraz düşündü. "Bir dakika," diyerek işaret parmağını şakağına yerleştirdi. Birkaç saniyelik sessizliğin ardından devam etti: "Kitabın hangi sayfasında olduğuna bakarım. Eğer maktul okuduğu sayfaya ayraç koymuşsa, kapı çalınmıştır ve misafirini karşılamak için hazırlanmıştır. Ama kitap yüzüstü, rastgele bırakılmışsa; katil zaten odadadır ve maktul aniden ayağa kalkmak zorunda kalmıştır."

Ayhan, aradığı cevabı bulmuş gibi hafifçe gülümsedi. "Senin bu iş için elinden geleni yapacağına inanıyoruz Demir. Ama az önce Sara'yla bir iddiaya girdik..."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.