Birkaç gün geçtikten sonra...
Ofisin ışıkları loştu, bilgisayar ekranlarından gelen ışıklar dışında sessizlik hakimdi. Ayhan gözlerini ekrana kilitlemiş, son cinayet vakasına dair verileri inceliyordu. Klavyesine hızla dokunuyor, birkaç pencereyi birden açıp kapatıyordu. Demir, dosyaları gözden geçirmekle meşguldü, Sara ise eski dosyaları karıştırıyor, ara ara kağıtlara göz atıyordu.
Bir anda Ayhan'ın parmakları durdu. Ekranda gördüğü bir şey, onu şaşkına çevirmişti. Gözleri genişledi, derin bir nefes aldı.
Ayhan: (şaşkın) "Ne... bu da ne?"
Demir ve Sara hemen başlarını kaldırdılar; Ayhan'ın rahatsız edici bir durum fark ettiğini anlamışlardı.
Sara: "Ne oldu Ayhan? Bir şey mi fark ettin?"
Ayhan, ekrandaki dosyaya bakarken yüzündeki ifade karışık bir şaşkınlığa dönüştü. Fareyi ekrandaki bir dosya simgesine götürdü ve derin bir nefes alıp Sara'yı yanına çağırdı.
Ayhan: (kendi kendine fısıldar gibi) "Olmaz... Ama nasıl?"
Sara: (hızla yaklaşarak) "Ayhan? Ne oldu? Beni çağırdın."
Ayhan, Sara'nın yanında ekrandaki dosyayı işaret etti. Dosya, daha önce buldukları kritik kanıtla ilgiliydi ve şimdi gizemli bir şekilde kaybolmuştu.
Ayhan: (tedirgin) "Sara... hatırlıyor musun? Daha önce sana göstermiştim, bazı veriler eksikti... o kanıtın bölümleri kaybolmuştu."
Sara: (başını sallayarak) "Evet... hatırlıyorum. O zaman çözmeye çalışmıştık ama başarılı olamamıştık."
Ayhan, dosyanın kaybolan kısmını bir süre inceledi, sonra kafasını kaldırıp Sara'ya baktı.
Ayhan: (ciddiyetle) "Şimdi bak, dosyalar kurcalanmış... Ama biz hep buradaydık. O zaman... nasıl oldu da bu kanıt eksik oldu? Kimse dışarıdan girmedi."
Sara: (şaşkın) "Evet, hatırlıyorum... Ama belki gözden kaçırdık, ya da teknik bir sorun olmuştur."
Sara'nın sesi biraz titriyordu. İkisi de sessizce birbirine baktı. O an fark ettiler ki, birileri dosyalarla oynayarak işleri karıştırmıştı. Hacker yoktu; karmaşa ve belki de katilin planlı hareketleri işleri daha da gizemli hâle getiriyordu.
Demir: (şaşkın) "Yani... birisi dosyaları kasıtlı olarak mı karıştırdı? Ama... kim ve neden?"
Ayhan başını salladı, düşünceli bir şekilde bilgisayara döndü: "Belki de yanlışlıkla bir dosya yer değiştirdi ya da eksik kaydedildi. Ama dikkat etmeliyiz. Bu, katilin bir sonraki hamlesiyle ilgili bir ipucu olabilir."
Sara, derin bir nefes aldı: "Evet... o geceki olaylarla, kaybolan kanıtlarla bir bağ olabilir. Ama panik yok; önce tüm verileri tekrar kontrol edeceğiz, eksik parçaları birleştireceğiz."
Demir, masanın etrafında dolaşarak sessizce onlara bakıyordu. Gözlerinde hâlâ belirsizlik vardı ama bir çözüm arayışı başlamıştı.
Ayhan, ekranı tekrar incelemeye başladı ve birden aklına yeni bir detay geldi. Sara'ya dönerek konuştu:
Ayhan: (düşünceli) "Sara... senin hastanede olduğun gece vardı ya... hatırlıyor musun? Biri seni tehdit etmişti."
Sara durakladı, gözleri donuk bir şekilde Ayhan'a baktı.
Sara: "Evet... ama niye bunu şimdi soruyorsun?"
Ayhan: "O zaman bazı kayıtlar kaybolmuştu, kameralar çalışmıyordu... Şimdi ise eksik dosyalar birbiriyle bağlantılı gibi. Belki de o geceyle bu vakalar arasında bir bağ var."
Sara sessizce başını salladı. Durum karmaşıktı ama artık her şeyin bir mantığı olduğunu fark etmeye başlamıştı.
Ayhan, derin bir nefes alarak ekrana döndü.
Ayhan: "O kaybolan dosyalar... bütün bu parçalar birleşiyor. Şimdi sanırım birinin bize yardım eden ya da işleri manipüle eden bir iş birlikçisi olduğunu düşünüyorum."
Demir, kısa bir sessizlikten sonra başını salladı.
Demir: (kararlı) "Peki... ne yapmalıyız? Bu daha tehlikeli bir durum. Yavaş ve dikkatli ilerlemeliyiz."
Sara, etrafına bakıp derin bir sessizliğe gömüldü. Her şey birbirine bağlanıyordu ama çözüm hâlâ uzaktaydı. Bu sadece bir başlangıçtı.
Tam o sırada telefon çaldı. Ayhan istemsizce yerinden sıçradı, telefonu cebinden çıkardı ve ekrana bakmadan açtı.
Ayhan: "Alo, buyurun?"
Karşıdan gelen ses oldukça tanıdıktı. Soğukkanlı ama bir o kadar da tedirgindi. Ayhan, o tondan bir şeylerin ters gittiğini hemen anlamıştı.
İş arkadaşı: "Ayhan... Kötü bir haberim var."
Ayhan (ciddileşerek): "Ne oldu? Konuş hadi."
İş arkadaşı: "Yeni bir ceset bulundu. Görünüşe göre yalnız değilsin bu sabah..."
Ayhan: "Ne? Nerede bulunmuş?"
İş arkadaşı: "Bir apartmanın çatı katında. Görgü tanıkları gece yarısından sonra çığlık sesi duymuş. Polis sabah geldiğinde cesedi buldu."
Ayhan: "Kimliği belli mi?"
İş arkadaşı: "Hayır, kimliği henüz yok. Ama... Ayhan, bu cinayet—"
Ayhan (sözünü keserek): "Evet?"
İş arkadaşı (duraksayarak): "Bu cinayet, Vaka 404'teki kurbanınkiyle çok benzer."
Ayhan (kaşlarını çatarak): "Aynı yöntem mi kullanılmış?"
İş arkadaşı: "Aynı pozisyon... Aynı yara şekli... Yine parmağı kesilmiş.Bunu daha önce gördük."
Ayhan: "Lanet olsun... Bu bir tesadüf değil. Aynı kişi olabilir."
İş arkadaşı: "Aynen öyle düşünüyoruz. Şu anda olay yeri güvenlik çemberine alındı ama basın çoktan sızdı. Gelip kendin görmelisin."
Ayhan (derin bir nefes alarak): "Tamam. Yirmi dakikaya oradayım. Sakın bir şeye dokunmayın."diyip telefonu kapattı.
Telefonu kapattıktan sonra Ayhan bir an yerinden kalkmadı. Gözlerini sabit bir noktaya dikmiş, düşüncelerini toplamaya çalışıyordu. Sonra derin bir nefes alıp ağır adımlarla ayağa kalktı. Yüzündeki ifade ciddileşmişti. Sara'ya dönerek kararlı bir sesle konuştu:
Ayhan: "Sara, toparlan. Yeni bir ceset bulundu. Olay yerine gitmemiz gerekiyor."
Sara hemen sandalyeden doğrulup gözlerini Ayhan'a dikti.
Sara: "Ne zaman? Nerede bulunmuş?"
Ayhan: "Bir apartmanın çatı katında. Detaylar az ama... işin içinde bir tanıdık var gibi."
Sara hızla montunu alırken yüzü gerilmişti.
Sara: "Yine mi aynı yöntem?İki parmağıda kesilmiş, Hıncını çıkarak ölesiye dövmek,Boğazını kesimiş... O tarz bir şey mi?"
Ayhan gözlerini kaçırarak hafifçe başını salladı.
Ayhan (kısık sesle): "Muhtemelen... Henüz kesin değil ama şüpheleniyorum. Gidip görmemiz lazım."
Bu sırada Demir, ikilinin konuşmalarını gözleri faltaşı gibi açılmış bir şekilde izliyordu. Ayakta dikilmiş, adeta patlamaya hazır bir heyecan topu gibiydi.
Demir: "Ben de gelebilir miyim? Belki bir şey dikkatimi çeker! En azından not alırım, yardımcı olurum!"
Ayhan hafifçe gülümsedi ama sesi ciddi ve netti.
Ayhan: "Şimdilik hayır, Demir. Olay yeri hassas. Sadece uzmanlar girebilir. Ama sana söz, gelişmeleri ilk senden duyacaksın."
Demir başını öne eğdi, dudaklarını bükerek:
Demir: "Peki... Anladım. Ama dikkatli olun, olur mu?"
Sara (gülümseyerek): "Tabii ki "
Sara, montunu giyerken Ayhan'a göz ucuyla baktı. Sesi yavaş ama endişeliydi.
Sara: "Ayhan... Bu vaka sana önceki cinayetleri mi hatırlattı?"
Ayhan birkaç saniye düşündü. Gözleri bir noktaya kilitlenmişti.
Ayhan (düşünceli): "Evet. Hem de fazlasıyla. Bu sefer farklı bir şey var... Daha planlı, daha soğukkanlı."
Sara başını hafifçe sallayarak:
Sara: "Belki de katil mesaj veriyordur. Aynı yöntem, aynı yerler..."
Ayhan: "Olabilir. Ama o mesajı çözmeden durmayacağım."
İkisi de ceketlerini aynı anda alıp sessizce kapıya yöneldi. Adımlarında bir kararlılık, bakışlarında derin bir gerginlik vardı.
Ve birlikte odadan çıktılar.
Sara ve Ayhan, olayın işlendiği binaya vardıklarında bina neredeyse abluka altındaydı. Ambulanslar, polis şeritleri, kameralarla doluşmuş basın mensupları ve merakla bekleyen apartman sakinleri kalabalık bir atmosfer oluşturuyordu.
Ayhan, içgüdüsel olarak kalabalığı yarıp içeri girmeye çalıştı.
"Kenara çekilin, lütfen!" diye seslendi.
İnsanların arasında dikkatli adımlarla ilerlerken bir an durdu, arkaya dönüp Sara'yı aradı.
Kısa süre sonra Sara, sessizce kalabalığın arasından sıyrılarak yanına geldi. Göz göze geldiler. Konuşmaya gerek yoktu.
Binanın içine girdiler. İçerideki hava ağırdı, insanlar sessiz, ortam gergindi.
Asansör çalışmadığı için merdivenleri hızlıca çıktılar. Olay yeri binanın çatısındaydı.
Bu bina, birkaç ay önce işlenen 404 numaralı vakayla bağlantılı olan binanın tam karşısındaydı.
Ayhan bu detayı fark edince Sara'ya döndü:
Ayhan: "Burası... 404'ün işlendiği yerin karşısı. Belki de aynı sokak binlarından kurban seçiyor?"
Sara: "Çok mantıklı bir teori.Ama şimdi çatıya gidelim bunları sonra konuşuruz."
Çatı katına vardıklarında bir polis memuru onları karşıladı.
Memur: "Ceset hala yerinde. Adli tıp gelmeden kaldırmadık."
Ayhan: "Güzel. Biz göz atalım."
Çatının bir köşesinde genç bir erkek cesedi yatıyordu.Ceset Y harfinin ucunda duruyordu.Katil harfleri birleştirerek bir şey anlatmaya çalışıyordu.
Ayhan diz çöktü, Sara ise çevreye baktı. Olay yeri şeridi çekilmişti ama henüz teknik ekip incelemeye başlamamıştı.
Sara: "Elde ne var?"
Memur: "Kimlik üzerinde. Telefonuda üzerinde."
Ayhan'ın dikkatini yerdeki bir detay çekti. Yavaş-yavaş yere yakınlaştı.