Dedektif Ayhan, odanın içinde yavaşça adımlar atarken derin ve karmaşık düşüncelere dalmıştı. Sara'nın hayatı her geçen saniye daha büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalıyordu. Ancak onu bu tehditlerden nasıl koruyacağı veya ona nasıl etkili bir şekilde yardımcı olacağı konusunda zihninde net bir yol haritası yoktu. Bir zamanlar Sara'dan daha suçlu bir insan yokken, şimdi Sara ona suçsuz geliyordu; çünkü artık onu seviyordu.İçini saran yoğun kaygı, yaptığı her hareketin sonuçsuz kalacağı hissine yol açıyordu. Bir an önce bu duruma bir çözüm bulması gerektiğini biliyordu fakat bu çözümün ne olacağı henüz tamamen belirsizdi. Sara, yatağında hafifçe doğruldu ve başını yastıktan kaldırdı. Gözleri doğrudan Ayhan'ın endişeyle gerginleşmiş yüz ifadesine odaklanmıştı. Sesi kararlılıkla doluydu.
"Ayhan, yarın olay yerine gideceğiz, değil mi?"
Ayhan derin bir nefes alarak zihnindeki yoğun düşünce yumağından sıyrılmaya çalıştı ve Sara'ya baktı. Yavaşça yürüyüp yatağın yanına yaklaştı. Sesi yumuşak ama kesin bir tondaydı. "Sara, senin hâlâ tam olarak toparlanman gerekiyor. Büyük bir şok geçirdin. Bu kadar aceleci davranmanın ne gereği var? Olay yerine ben tek başıma bakarım." Ayhan'ın kafasında yüzlerce düşünce dönerken, sözlerindeki bariz endişe kolayca fark ediliyordu. Sara, Ayhan'ın gözlerine dikkatli bir şekilde bakarak itiraz etti. Sesinde hafif bir sitem vardı.
"Bunu yapmalıyım Ayhan. Gitmek zorundayım. Eğer ben bizzat gidip bakmazsam, kimse gerçeği tam olarak ortaya çıkaramaz. Hem bana bunu yapan kişinin kim olduğunu bilmek en doğal hakkım." Ayhan birkaç adım atarak Sara'ya daha da yaklaştı ve gözleriyle onu baştan aşağı dikkatle inceledi. İçindeki koruma güdüsünü ve kaygıyı kontrol altına alarak konuştu. "Bunu tek başına yapmanı kesinlikle istemiyorum. Ve buna şu anda gerek de yok. Hâlâ iyileşme sürecindesin, Sara. Olay yerine gitmek şu an için alınacak en doğru karar değil. Biraz daha dinlenmen gerekiyor."
Sara birkaç saniye boyunca sessiz kaldı. Gözlerinde bir kararsızlık ve içsel bir çatışma okunuyordu. Ayhan'ın açıkça belli olan kaygısı onu derinden etkilemiş, içindeki o anki kararlılığı bir anlığına sarsmıştı. Yine de bu düşünceden vazgeçmedi. Başını hafifçe eğerek dirençli bir ses tonuyla konuştu. "Ama kendimi oldukça güçlü hissediyorum Ayhan. Yardıma ihtiyacım yok."
Ayhan derin bir nefes alıp ses tonunu biraz yumuşattı. "Biliyorum Sara. Ama şu an için hâlâ yalnız kalman doğru olmaz. Bundan sonra bir süre benim yanımda olman gerekiyor. Evim benim ve benim kurallarım geçerli olacak. Bu senin güvenliğin için de daha iyi bir çözüm."
Sara başını çevirerek dışarıdaki pencereye doğru baktı. Bir süre sessiz kalarak, dışarıdaki karanlık dünyaya bakıp içindeki karmaşık duyguları yatıştırmaya çalıştı. Ardından kalan tüm direncini toplayarak konuştu."Hadi ama Ayhan. Benim ne kadar güçlü bir insan olduğumu görmüyor musun?" Ancak sözlerinin arkasındaki gizli hüzün, aslında ne kadar kırılgan bir durumda olduğunu açığa vuruyordu.
Ayhan, gözlerini ondan ayırmadan sakin ve kendinden emin bir şekilde yanıtladı. "Bunu sana söyleme gereği duyduysam, demek ki düşündüğün kadar güçlü değilsin. Ama gerçekten ne hissettiğini biliyorum Sara. Seni bu durumda yalnız bırakmak istemiyorum."
Sara gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı. Gözlerinde belirgin bir yorgunluk ve içsel bir teslimiyet vardı. Sonunda bir anlık yumuşamayla kabul etti. "Tamam... Ama bu sadece bir süreliğine olacak. En kısa zamanda kendi evime geri döneceğim." Hemen bunun ardından Sara'nın arkadaşları kapıdan içeri girdi. Sara'nın en yakın arkadaşı Zeynep, endişeyle önden Sara'ya doğru hızla ilerledi. Sara onları karşısında görünce şaşkınlığını gizleyemedi."Sizin burada ne işiniz var?"
Zeynep, Sara'nın yanına gelip elini tuttu. Yüzündeki telaş ve endişe açıkça görülüyordu
"Sara, duyduklarımız doğru mu? Gerçekten bir kaza mı geçirdin? Bize haber vermeden, bir anda... İyi misin, bir şey oldu mu? Lütfen çabuk anlat."
Sara hâlâ tam olarak olayın şokundan çıkamamıştı. "Evet, iyiyim... Merak etmeyin. Ama bunu size kim söyledi? Olayın bu kadar hızlı yayılmasına şaşkınım."
Herkes aynı anda başını çevirip kapıdan çıkmaya hazırlanan Ayhan'a baktı. Sara hafifçe başını sallayarak sinirli bir ifadeyle Ayhan'a döndü. "Öyle mi Ayhan? Neden bana sormadan arkadaşlarıma haber verdin?"
Ayhan omzunun üzerinden onlara bakarak hafifçe gülümsedi ama açıklama yapmadı. Bu sırada Ece, Ayhan'a aldırmadan Sara'nın yanına geldi. Gözleri hayret doluydu. "Sara, bunu nasıl yaptın? İnanamıyorum! Sen gerçekten çok iyi, hatasız bir sürücüsün. Bu kaza nasıl oldu, bize tam olarak anlatabilir misin?" Sara bu soruya cevap vermekten kaçındı, sadece başını hafifçe yana çevirdi. Can da yanlarına yaklaşarak endişeli bir sesle sordu. "Sara, o kadar çok endişelendik ki... Polisler ne dedi? Gerçekten sadece bir kaza mıydı?" Sara yorgun bir nefes aldı. "Polisler... Ayhan da burada zaten. O hallediyor. Ama ben... Ben de tam emin değilim." Zeynep, Sara'nın elini sıkıp teselli etmeye çalıştı. "Tamam, şimdi bunları düşünme. Sen sadece dinlenmeye odaklan. Biz her zaman yanındayız, biliyorsun. Seni bu halde görmek bizi çok üzdü."
Ayhan artık daha fazla durmanın gereksiz olduğunu fark etti. Gülümseyerek odadaki gergin havayı dağıtmak istedi "Tamam arkadaşlar, ben şimdi dışarı çıkıyorum. Siz de Sara ile hasret giderir, istediğiniz gibi uzun uzun konuşursunuz." Ayhan odadan çıktı. Hızla yürüyerek hastanenin çıkışına ulaştı, dışarıdaki boş bir banka oturdu ve sigarasını tüterken telefonunu çıkarıp elindeki soruşturma notlarına odaklanarak incelemeye başladı.
Uzun bir süre Zeynep, Sara'nın yatağının kenarına oturmuş, onunla özel olarak konuşmaya devam ediyordu. Tam bu sırada içeriye sert adımlarla bir hemşire girdi. "Arkadaşlar lütfen kalabalık yapmayın, hastanın dinlenmesi ve sağlığına kavuşması gerekiyor. Birkaç dakika sonra ayrılmanız lazım."
Zeynep hemen toparlandı ve elini havada sallayarak veda işareti yaptı. "Tamam, anladık. Daha sonra tekrar görüşmek üzere." Sara arkadaşlarına içten bir şekilde gülümsedi.