Ayhan, doktoru yakalamaya çalışırken, Sara yatağında korku ve endişe içinde kalakaldı. Ayhan'ın o büyük tepkisine anlam veremedi. Koridorun sonunda Ayhan başka bir hemşireyi fark etti ve çaresizlik içinde yüksek sesle bağırdı:"HEMŞİRE! HEMEN SARA'NIN ODASINA GİDİN! Ben gelene kadar kimseyi içeri almayın!" Hemşire, Ayhan'ın sesindeki ciddiyeti, kanı ve aciliyeti anlayarak hiç vakit kaybetmeden koşarak odaya gitti. Ayhan ise hâlâ adamın peşinden hızla koşuyordu. Bu, tam anlamıyla bir koridor kovalamacasına dönmüştü. Öylesine öfkeli ve kararlıydı ki, sanki koridoru yerle bir ediyordu adımlarıyla.
Bu sırada güvenlik görevlileri durumu fark etmişti; sonuçta burası bir hastaneydi. Güvenlik görevlisi bağırarak araya girdi:"Hopp! Durun! Burası hastane!"
Ama Ayhan hiç umursamadı. Onun için tek gerçek, Sara'nın tehlikede olmasıydı. Kararlılıkla koşmaya devam etti. Güvenlik görevlisi kısa sürede yoruldu ve durdu. Ancak Ayhan'ın kovalamacası da uzun sürmedi. Adam, hastanenin kalabalık bir koridorunda inanılmaz bir ustalıkla kalabalığın arasına karışarak gözden kayboldu. Ayhan kalabalığın arasına daldı ama nafileydi; adamı kaybetmişti.O öfkeli enerji, şimdi yerini soğuk ve keskin bir kararlılığa bırakmıştı. Adamın izini tamamen kaybetmemek için hızla kamera odasına doğru ilerlemeye başladı. Kamera odasına daldığında, içerideki güvenlik görevlisini zorla uyandırdı. Görevli, uykunun ağırlığıyla gözlerini ovuşturarak, şaşkınlık ve huysuzluk karışımı bir ifadeyle ona baktı:"Sen... Sen kimsin? Burada ne işin var? Neden bağırıyorsun?!"
Ayhan cevabını buz gibi bir sakinlikle ama kararlı bir öfkeyle verdi. Cüzdanını çekip dedektif rozetini adamın gözüne sokarcasına gösterdi. Güvenlikçi hemen irkilerek toparlandı, uykusu anında dağılmıştı:"Affedersiniz... Dedektif Bey. Ne istemiştiniz? Bir sorun mu var?" Ayhan, gözleriyle odadaki tüm monitörleri ve cihazları tarayarak konuştu.
"Bu hastaneye bir adam girdi. Doktor kılığına girmişti. Odanın anahtarı olmadan, iğneyle bir hastaya saldırmaya çalıştı. Bunu fark etmedin mi?"
Güvenlikçi, olay anında yerinde olmadığı için ne diyeceğini bilemeyerek kekeledi:"Ben... Ben efendim... Hiçbir şeyden haberim yok." Ayhan, daha da sinirli ve tehditkâr bir tonda sormaya devam etti. "Öyle bir adam gördün mü diyorum sana?! Siyah giyinmiş, maskeli bir doktor. Konuş!"
Güvenlikçi korkuyla başını salladı."Hayır... Yemin ederim hiç görmedim efendim. Zaten buraya şüpheliler giremez.Ben... O sırada..."Ayhan gözlerini kısarak şüphesini bir adım daha ileri taşıdı."Sen o sırada burada mıydın?! Cevap ver!" Güvenlikçi bu sefer bir süre tereddütle bekledi, sonra pişman bir utançla başını önüne eğdi. "Hayır efendim... En son kantine içecek almak için inmiştim. Beş dakika falan sürdü."
Ayhan'ın siniri artık taşma noktasındaydı. Eli, masanın kenarındaki metal aksama öyle sertçe çarptı ki odada yankılanan ses güvenliğin yerinden sıçramasına yetti. Sesi tüm odayı dolduracak kadar gür ve öfkeliydi. "Nasıl yaparsınız bunu?! Sizin işiniz burada durmak, hastaların güvenliğini sağlamak! Ama siz görev yerinizi terk etmişsiniz! Bu ne ciddiyetsizlik, ne sorumsuzluk! Sizin yüzünüzden o adam az kalsın bir cana kastediyordu!"
Güvenlikçi, başını daha da öne eğip sessiz kaldı. Ayhan, kendi çaresizliğinin verdiği ağırlıkla bağırmayı kesti; artık öfkenin yerini buz gibi bir profesyonellik almalıydı. Sakinleşmeye çalışarak devam etti. "Tamam. Geçmiş kayıtlara bak. Hemen! Saldırganın yüzünü, hastaneye giriş ve çıkış anını bulmalıyız. Hızlan!"
Güvenlikçi hızlıca bilgisayarın başına oturdu ve titrek parmaklarla geçmiş görüntüleri aramaya başladı. Ancak birkaç saniye sonra ekran aniden koyu bir lacivertle karardı. Ekranın tam ortasında soğuk, teknik bir yazı belirdi: S#4D.W Tarafından ERİŞİM ENGELLENDİ.
Ayhan ekrana bakarken sinirini iliklerinde hissetti. Görüntülerin silinmiş olması, içini soğuk bir korkuyla doldurdu. Kendi kendine, "Ama nasıl?" diye düşündü.
Güvenlikçi de şok olmuş bir şekilde ekrana bakıyordu; rengi tamamen solmuştu. Odayı, başarısızlığın ağır kokusuyla dolu bir sessizlik kapladı. Ayhan bir an duraksadıktan sonra kesin ve kararlı bir emir verdi. "Hemen giriş çıkışları kapatın! Hastane içindeki ve dışındaki tüm kapıları ve asansörleri kilitleyin! Kimse girip çıkmasın!" Güvenlikçi panik içinde başını iki yana sallayarak cevap verdi. "Maalesef yapamam Dedektif Bey... Burası bir hastane. İçeride acil hastalar var, ambulanslar sürekli geliyor, gidiyor. Hangi birini durdurayım? Kaosa neden olurum!" Ayhan'ın sabır kırıntıları tamamen tükenmişti. Sesi keskin bir bıçak gibiydi. "Eğer işinizi düzgün yapsaydınız, şimdi kimse kaçamıyor olurdu! Burada hayatlar söz konusu! Ve ben ortağımın hayatından bahsediyorum!"
Güvenlikçi suçluluk içinde başını eğdi. Ayhan gözlerini hızla ondan ayırarak kapıya yöneldi. Bir an durdu ve güvenlikçiye kararlı, tehditkâr bir ifadeyle seslendi."Bundan sonra işinizi doğru yapın. Çünkü bir sonraki hatada sadece işinizi değil, vicdanınızı da kaybetme şansınız olmayabilir. O zaman sizi ben bulurum."Güvenlikçi neredeyse bir fısıltıyla cevap verdi. "Tamam efendim! Söz veriyorum."
Ayhan derin bir nefes aldı. Hızla kapıdan çıkıp hastane koridorlarına yöneldi. O odadan hiçbir bilgi alamamıştı. Zaman çok daralıyordu ve artık tek bir amacı vardı: Sara'yı korumak. Ne pahasına olursa olsun onu tek başına bırakmayacaktı. Adımları, Sara'nın odasına doğru koşarcasına hızlandı.
