İçeriğe geç

Seri Katilim

Bölüm 4 · 6 dk okuma

Seri Katilim

Bölüm 4

Hastanedeki Adam

Adam, o ağır ve hesaplanmış adımlarıyla ezilmiş metal yığınının dibine kadar geldi. Ayhan'ın bilinci bulanık olsa da adamın her hareketini bir avcıyı izler gibi takip ediyordu. Siyahlı figür önce Sara'ya baktı; onu öyle bir dikkatle süzdü ki, kontrol ediyordu.Tam o tekinsiz sessizliğin içinde arkasını dönüp sislerin arasında kaybolacaktı ki, Ayhan içindeki o son yaşam kırıntısıyla, öfkeyle haykırdı:"Hey! Dur! Ne oldu? Kazayı gördün mü?"

Adam duraksadı. Eli gayriihtiyari ağzına gitti, ses tellerindeki o insani tınıyı gizlemek istercesine yapay ve buz gibi bir fısıltıyla cevap verdi:"Hayır," dedi gölgedeki o soğuk ses. "Hiçbir şey görmedim. Sadece buradan geçiyordum." Sokaktaki hava bir anda birkaç derece daha soğudu. Ayhan, karşısındaki bu maskeli figürün her hareketinin bir matematik profesörü kadar titiz olduğunu seziyordu. Bu kadar dar bir sokakta, bu kadar büyük bir gürültüyü "duymamak" imkansızdı.

"Yani bu kadar ciddi bir kazayı," dedi Ayhan, sesi acıyla çatallanırken. "Bu daracık sokakta, sadece buradan geçerken görmemen mümkün mü? Kimsin sen?" Adamın gözleri maskenin ardında hızla etrafı taradı. Birkaç saniye sonra, dudaklarında o buz gibi, sahte gülümseme belirdi. "Görmedim. Nasıl olduysa, tam burada olmana rağmen bir şey görmemişsin hayret.Kaza olduğunu görünce yardım etmek için buraya geldim. Ama sanırım her şey kontrol altında. Geçmiş olsun."Ayhan'ın sinirden gözü döndü. "Sence bu durum kontrol altında mı görünüyor!" diye bağırdı ama adam, bu sözleri duymamış gibi arkasını dönüp sisin içinde bir hayalet gibi eriyip gitti. Ayhan, arkasından bakarken dişlerinin arasından homurdandı: "Deli mi ne?"

Ancak o an, asıl büyük yıkım dalgası Ayhan'ın üzerine çöktü. Bakışlarını tekrar Sara'nın o solgun ve kanlı yüzüne çevirdi. Az önceki o oyuncu, şaka yapan adam gitmiş; yerine vicdan azabıyla kavrulan bir ruh gelmişti.

"Sadece... Sadece şaka için yapmıştım Sara," diye inledi Ayhan. Sesi tamamen kırılmıştı, boğazından çıkan hıçkırıkla karışık bir itiraftı bu. "Seni... Seni göremedim. Benim yüzümden oldu. Lütfen... Uyan..." Sara hâlâ tepkisizdi, başı direksiyonun üzerinde öylece duruyordu. Ayhan, panikle araçtaki telefonunu aramaya başladı. Pantolonunun cepleri boştu. "Ceket!" diye geçirdi içinden. Hemen yan koltuktaki ceketini telaşla karıştırdı ve nihayet telefonu buldu. Elleri, korkudan ve kanın yapışkanlığından dolayı öyle şiddetli titriyordu ki, tuşlara basmakta zorlanıyordu.

"Alo? Hemen ambulans gönderin!" diye bağırdı telefona. Sesi dar sokakta bir imdat çığlığı gibi yankılanıyordu. "Kaza oldu! Şehrin kıyısındaki dar sokak! Bir kadın ağır yaralı! Hızlanın, ne olur hızlanın!"

Ambulanslar olay yerine siren sesleriyle hızla geldi. Sedye çıkarıldı, Sara dikkatlice üzerine yerleştirildi. Ayhan, kendini unutarak sedyeyi takip edip ambulansa bindi.Ambulansın kapakları kapanırken, Ayhan bir an için daha derin bir nefes aldı. Sara'nın durumu gözlerinin önünden silinmiyordu. O an içindeki bir his daha da güçlendi; bu sadece bir kaza değildi. Gözdeki soğukluk ve o kayıp parmak... Sanki her şey, büyük bir tehlikenin parçasıydı.Sara, doktorların hızla müdahale ettiği acil servisten çıktıktan sonra, başı sıkıca sarılı olarak tek kişilik bir odaya alındı. Kapı kapandığında, gözetleme nöbeti tutan hemşire Ayhan'a yaklaştı.

"Durumu stabil, Dedektif. En kötü kısmı atlattı. Şimdilik bilinci kapalı ama endişelenmeyin. Vücudunun şu an hiçbir tıbbi müdahaleye ihtiyacı yok.Vücudu iyileşmek için derin bir uykuya ihtiyaç duyuyor. Onu ziyaret edebilirsiniz fakat lütfen fazla uzun kalmamaya ve onu yormamaya dikkat edin." Ayhan bu sözleri duyduğunda, göğsüne çöken o tonlarca ağırlığın bir nebze olsun kalktığını hissetti. Yine de Sara'nın solgun yüzü ve "benim yüzümden" düşüncesi, rahatlamasına izin vermiyordu. Başka hiçbir şey düşünemediği için hemen Sara'nın odasına, kendi yarattığı trajedinin merkezine gitti.

Sara hâlâ tepkisizdi. Ayhan, odanın loş ışığında gözlerini ondan ayırmamaya yemin etmişçesine yanındaki koltuğa oturdu. Bacaklarını kıvırdı, başını ellerinin arasına aldı. Yorgunluktan ve pişmanlıktan göz kapakları kapanıyordu ama her an Sara'nın uyanacağını umarak direniyordu. Birkaç sessiz, işkence dolu saat geçti. Odada sadece hastane makinelerinin düşük ritimli tıkırtısı ve Ayhan'ın derinleşen, yorgun nefesleri yankılanıyordu. Tam o sırada, Ayhan'ın neredeyse kapanan gözlerinin önünde, Sara'nın parmağında belli belirsiz bir hareketlilik oldu. Ayhan bunu fark edemeyecek kadar tükenmişti, ta ki Sara yavaşça göz kapaklarını aralamaya başlayana dek.

O an Ayhan'ın gözleri sonuna kadar açıldı, yüzünde saf bir rahatlama ve sevinç ifadesi belirdi. Hemen ayağa fırladı, sesi heyecanla ve pişmanlıkla titriyordu: "Sara... Sara, gözlerini açtın! İyi misin? Sana bir şey oldu diye çok korktum!"

Sara başını hafifçe sallayarak, dudakları kurumuş bir şekilde zayıfça gülümsedi ama konuşmak için zorlanıyordu. Birkaç saniye sessizlik oldu, sadece gözleriyle Ayhan'ı yoğun bir şekilde takip ediyordu. "Konuşamıyorsun, değil mi? Boğazın kurumuş. Su ister misin? Hemen getiriyorum!"

Sara, gözlerini Ayhan'dan ayırıp göz ucuyla odanın köşesinde duran su şişesini işaret etti. Ayhan, Sara'nın isteğini anlayarak hızla kapıya yöneldi. "Bekle burada, hemen geliyorum. Sakın bir yere ayrılma. Sadece biraz bekle."

Koridorda hızla ilerlerken bir hemşireyi gördü ve panikle seslendi:

"Hemşire! Sara uyandı! Lütfen hemen kontrol edin, durumu kritik olabilir! Bir bakın!"

Hemşire hemen hızla Sara'nın odasına yöneldi. Ancak tam o sırada telefonu çaldı. Hemşire telefonu hızlıca açıp, kaşları çatılmış bir halde bir şeyler söyledi: "Alo?... Ne? Oğlum mu? Neden buraya getirmediniz?" Telefonda duyduğu haber üzerine, hemşire paniğe kapılarak oradan hızla ayrıldı.

Ayhan su şişesiyle geri döndüğünde, Sara'nın odasına başka bir doktorun girdiğini gördü. İçeriden Sara'nın boğuk sesleri geliyordu. Ayhan hızla içeri girdi. Bu doktorun elinde küçük bir metal tepsi vardı ve tepsinin üstünde sadece hazırlanmış tek bir iğne duruyordu. Ayhan durumu fark edince tüm dikkatiyle hemen o ana odaklandı. Sesi buz gibiydi:

"Ne oluyor burada? Kimsiniz siz? Bu saatte ne iğnesi? Az önceki hemşire iğneye gerek yok demişti!"

Sara, yatağında Ayhan'ın varlığıyla bir anlık cesaret buldu ama doktorun hareketiyle gözlerini büyük bir korkuyla açtı. Boğazındaki kuruluk nedeniyle sesi zar zor duyuluyordu. Zayıf bir sesle fısıldadı: "Ayhan... Ne oluyor? Söylesene."

Doktor, Ayhan'ın buz gibi sesini duymamış gibi elindeki tepsiyi yatağın yanındaki komodine bıraktı. Yüzünde hiçbir ifade yoktu, gözleri ise o sisli sokaktaki maskeli adamı anımsatmıyordu.Doktor, iğneyi hazırlamayı bitirdikten sonra derin bir nefes aldı ve konuşmaya başladı. Sesi yapay bir şekilde kalın ve mekanikti, sanki gerçek tınısını gizlemek için boğazını zorluyordu.

"Sakin olun Dedektif," dedi doktor, sesi zorlama bir erkek sesi gibi tınlıyordu ama Ayhan, o sesin arkasındaki ince, neredeyse titrek tınıyı fark etti. Bu bir erkeğin sesi değildi; sesini kalınlaştırmaya çalışan bir kadının sesiydi. "Bu sadece hastanın travma sonrası yaşayabileceği nöbetleri engellemek için bir sakinleştirici. Rutin bir prosedür, sadece kontrol."

Ayhan, doktorun bu açıklamasını dinlerken gözlerini onun yaka cebine dikti. Orada, hastane logosunun hemen altında, gizlenmiş bir şekilde duran isim kartını fark etti. Kartın üzerindeki isim okunmuyordu ama fotoğraf kısmındaki kişinin kumral saçları saçları, maskenin arkasındaki bu figürün sarı saçlarından çok daha uzundu. Şüphe, bir zehir gibi damarlarında yayılmaya başladı. Hem renk farkı hem de uzunlukta bir tesadüf olamazdı, değil mi?

"Rutin prosedür mü?" diye sordu Ayhan, sesi şimdi daha da tehditkârdı. "Az önceki hemşire onun sadece uykuya ihtiyacı olduğunu söyledi. Üstelik yakanızdaki isim kartı neden gizlenmiş? Kimsiniz siz?"

Doktor duraksadı. Elindeki iğneyi yavaşça tepsiye geri bıraktı ve başını kaldırıp doğrudan Ayhan'ın gözlerinin içine baktı. O an Ayhan, karşısındaki adamın bir şifacı değil, bir infazcı olduğunu anladı. Doktorun gözlerindeki soğukluk, o sisli sokaktaki maskeli adamı anımsatacak kadar donuktu.

"Vücudunun hiçbir tıbbi maddeye ihtiyacı yok aslında," dedi adam, dudaklarında çarpık ve ürkürücü bir gülümseme belirirken. "Ama bazen... bazı uykuların hiç bitmemesi gerekir." Doktor, bu sözlerin ardından aniden Sara'ya doğru bir adım attı. Elindeki iğneyi tekrar kavradı ve Sara'nın koluna yaklaştırdı. Sara ise hiç birşey anlamadan dikkatle ikisini inceledi. Boğazından çıkan o zayıf, hırıltılı ses odayı doldurdu: "Ayhan sakin ol."

Ayhan, doktorun iğneye tekrar hamle yaptığını gördüğü an üzerine atıldı. Hiç düşünmeden ileri atıldı ve doktoru omzundan sertçe, sanki kemiklerini kıracakmışçasına yakaladı. Sesi koridorda yankılanacak kadar hiddetliydi: "Sen o sokağa gelen adam değilsin!" diye kükredi Ayhan. "Kim gönderdi seni? Konuş! Ve o yalanlarını kendine sakla, kim olduğunu biliyorum!"

Ayhan, adamı tutacaktı ki, adam inanılmaz bir çeviklikle Ayhan'dan sıyrılıp odadan çıktı. Bu, yalnızca sıradan bir doktorun yapacağı bir hareket değildi; eğitimli bir profesyonelin, belki de bir suikastçının hareketiydi. Ayhan, bir saniye bile tereddüt etmeden adamın peşine düştü.

Bölüm sonu

1 yorum