İçeriğe geç

Seri Katilim

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Seri Katilim

Bölüm 3

Ağır Kaza

Ayhan, not defterine hızlıca bir şeyler karalarken Sara'nın yaptığı psikolojik analizi satır aralarına yerleştirdi. Kaleminin kağıt üzerindeki sesi, odadaki sessizlikte yankılanıyordu.

"Bu, katilin duygusal açıdan dengesiz olduğunu gösterir," dedi Ayhan, başını defterden kaldırmadan. "Ancak asıl gizem olay yerindeki o parmak. O, başka birine ait. Bu kişi kim? Katil, Onur'la buluşmadan önce başka bir kurbanla mı görüşmüştü? Yoksa bu, katilin eski hayatından getirdiği bir nevi intikam yemini mi?"

Sara, masanın üzerindeki haritaya parmağını bastırarak Ayhan'ın teorisini derinleştirdi. "Bence de öyle olmalı. Bu parmak; Onur'un gizlediği bir suçu ya da yaptığı büyük bir ihaneti temsil ediyor olabilir. O yüzden yarın olay yerine giderken sadece çatıya değil, etraftaki bütün sığınaklara ve gizli buluşma yerlerine bakmalıyız. Katilin rotasını, o kanlı izleri bırakmadan önceki adımlarını çözmemiz gerek."

Ayhan, kolundaki saate kısa bir bakış fırlattı. Dışarıdaki sis, karakolun pencerelerine çarparak içeri girmeye çalışıyor gibiydi. Akşam karanlığı artık şehrin üzerine tamamen çökmüştü.

"Kesinlikle gideceğiz," dedi Ayhan, defterini kapatırken. "Ancak bugün vakanın ilk resmi günü, beynimizi biraz dinlendirmeliyiz. Bence çabuk çıkalım. Sabah erkenden olay yerine ilk varan biz olmalıyız."

Sara, önündeki dosyaları yavaşça toparlayıp kapaklarını kapattı. Dudaklarında alaycı bir gülümseme belirdi, gözlerini Ayhan'ın üzerinden ayırmıyordu. "Tamam," dedi başını hafifçe yana eğerek. "Ama daha şimdiden kaçmaya başlıyorsunuz bile. Sizi ilk kez masanızdan bu kadar hızlı kalkarken görüyorum Dedektif."

Ayhan, ceketini askıdan alıp üzerine geçirirken hafifçe tebessüm etti. "Hayır, ben kaçmıyorum. Sadece iş-yaşam dengesine önem veriyorum diyelim. Benim de iş dışında halletmem gereken... hayati işlerim var." Ayhan bu son cümleyi söylerken gözlerinde yine o çözülmesi zor, tekinsiz parıltı belirdi.

Sara sadece gülümsemekle yetindi ve kendi ceketine uzandı.

"İstersen seni bırakayım," dedi Ayhan, sesi birden ciddileşerek. "Gece geç oldu, bu saatlerde yalnız yürümen pek içime sinmiyor. Özellikle böyle bir dosyanın ardından... İnsan her gölgeden şüphelenir hale geliyor."

Sara'nın bakışlarında gururlu bir ifade parladı. "Gerek yok, kendi aracımla geldim."

Ayhan'ın kaşları hayretle yukarı kalktı, gözleri ilk kez bu kadar korumasız bir şaşkınlıkla açılmıştı. "Gerçekten mi? Ne zaman aldın? Hiç bahsetmedin."

"Geçen ay," dedi Sara, zafer kazanmış bir edayla. "İşlerin yoğunluğundan bahsetmeye fırsat olmadı. Sürpriz mi oldu? Belki artık sadece dosyaları değil, çevrendeki detayları da daha dikkatli incelersin Ayhan Bey." Sara, tatlı bir alayla gülerek devam etti: "Israr ediyorum, isterseniz ben sizi eve bırakayım. Ne var bunda utanacak? Sonuçta aynı ekipteyiz, birbirimizi kollamalıyız."

Ayhan, o an omuzlarını dikleştirip ciddiyetini korumaya çalıştı. Erkeklik gururunun bu ince iğnelemelerle zedelenmesine izin vermek istemiyordu. "Gerek yok," dedi kestirip atarak. "Ben erkeğim, kendi başımın çaresine bakarım. Fazla abartıyorsun Sara."

"Ben erkeğim" sözü ofiste buz gibi bir hava estirdi. Sara'nın yüzündeki o yumuşak ifade anında yerini sinirli ve küçümseyici bir tınıya bıraktı.

"Aa, ne demezsin!" dedi Sara, sesi keskin bir bıçak gibi Ayhan'ın gururuna saplanırken. "Ben de ne yapsam diye karalar bağlıyordum... Emin olun, ben kendimi sizden çok daha iyi korurum. Gerçekten iyi niyetle söylüyorum; sizi ben bırakayım, aman yolda başınıza bir şey gelmesin."

Ayhan, Sara'nın bu beklenmedik ve sert çıkışı karşısında afalladı. Elini savunma yapar gibi havaya kaldırdı, yüzündeki o tekinsiz hava bir anlığına yerini suçluluk duygusuna bıraktı.

"Tamam, tamam Sara, sinirlenme," dedi Ayhan sesi yumuşayarak. "Şakaydı sadece... Bu kadar hassas olmana gerek yok."

Ama ofisten çıktığımız an şaka için milyon yalanla bir şeyler yapabilirim.

Araba Sahnesi

Sara, Bakü'nün kıyısında, dar ve karanlık bir sokakta rüzgârı bile geride bırakırcasına hızla ilerliyordu. Farların yardığı o yoğun sisin içinde, yol kenarındaki gri duvarlar adeta geceye ait en karanlık sırları saklayan dilsiz şahitler gibi yanlarından akıp gidiyordu. Sokakta çıt çıkmıyordu; sessizliği sadece motorun o güçlü kükreyişi ve lastiklerin asfaltı hırsla tırmalayan çıtırtısı bozuyordu.

Yan koltukta oturan Ayhan, az önceki o özgüvenli dedektif duruşunu tamamen kaybetmişti. Utanç ve huzursuzluk karışımı bir duyguyla, adeta ceketinin içine gömülüp gizlenmeye çalışıyordu. Sara, keskin virajları ustalıkla alırken Ayhan korkusunu gizlemeye çalışsa da, koltuğun köşesine sımsıkı tutunan titreyen elleri ve doğru dürüst takamadığı emniyet kemeri her şeyi ele veriyordu.

Sara, ortağının bu çocukça halini fark edince istemsizce kıkırdadı. Arada bir göz ucuyla ona bakıyor, Ayhan'ın panik dolu halinden gizli bir keyif alıyordu. Dudaklarında oyuncu bir gülümsemeyle sordu:

"Ayhan, yoksa korktun mu? Yüzün bembeyaz olmuş."

Ayhan'ın cevabı, dişlerinin arasından titreyerek ve zor bela çıktı: "Yoo... Ne münasebet. Sadece... Manzarayı seyrediyorum."

"Kesin öyledir," dedi Sara alayla. Ancak bu gülümseme sadece bir saniye sürdü. Gözlerini tekrar yola çevirdiğinde, farlarını yakmamış simsiyah bir gölge tam karşılarında belirdi. Karanlığın kalbinden bir anda fırlamış gibiydi.

Sara'nın dudakları aralandı, boğazından kesik bir soluk çıktı. "A-Ayhan..." diyebildi sadece, sesi panikle boğazında düğümlenmişti. Hayatta kalma içgüdüsüyle direksiyonu son güçle sağa kırdı.

Fren sesleri, o dar sokakta can çekişen bir canlının çığlığı gibi yankılandı. Lastikler asfaltta vahşice kaydı ve ardından... Korkunç bir metal ezilme sesi geceyi parçaladı.

Araba savruldu, gövdesi yol kenarındaki beton direğe büyük bir şiddetle çarparak durdu. Sara'nın başı direksiyona hızla çarptı. Bir an için zaman durdu, her şey sustu. Ayhan öne savrulmuş, alnını ön panele vurmuştu. Başında keskin ve zonklayan bir sızı yükseliyordu.

Sessizlik... Sadece Ayhan'ın ağır ve düzensiz nefesleri dar sokakta yankılanıyordu. Ayhan, güçlükle başındaki ceketi sıyırdı. Alnından aşağı süzülen ılık sıcaklığı hissettiğinde elini oraya götürdü; parmakları yapışkan, koyu bir kanla kaplanmıştı. Ama kendi yarasını hissetmiyordu bile.

Tek düşüncesi Sara'ydı.

Yavaşça başını yana çevirdi. Sara'nın başı direksiyonun üzerine düşmüş, saçları alnına yapışmıştı. Yüzünden süzülen kan, direksiyonun üzerine damlıyordu. Ayhan, elleri kontrolsüzce titreyerek ortağına uzandı. Sesi çaresiz bir fısıltıydı:

"Sara... Lütfen... İyi olduğunu söyle. Sara! Ne olur uyan... Konuş benimle!"

Cevap gelmedi. Sara'nın hareketsiz bedeni, Ayhan'ın içindeki korkuyu körüklüyordu. Tam o anda, dışarıdan ağır ve ritmik ayak sesleri duyuldu. Sislerin arasından baştan aşağı siyahlar giymiş, yüzü kumaş bir maskeyle gizlenmiş bir gölge yaklaşıyordu. Yüzü görünmüyordu

Bölüm sonu

3 yorum